Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Temsilî anlatım bağlamında Kur’an’da yağmur(Aksaray Üniversitesi, 2024) Karataş, ŞuayipKur’an dil üslûbunun belirgin niteliklerinden biri, mücerred kavram ve konuların duyulara hitap eden müşahhas temsil ve mesellerle anlatılmasıdır. Kur’an’da, özellikle gaybî konular, bir düşünceyi sembolik bir dil ve örneklendirmelerle açıklama anlamına gelen temsil üslûbuyla anlatılmıştır. Cennet, cehennem ve ahiret gibi soyut gerçekler, gerçek hayattan alınan somut örneklerle temsil edilerek, canlı tablolar halinde betimlenmiştir. Bu bağlamda, doğal bir olay olan yağmur, bazı soyut olgu ve olayların anlaşılmasında temsil aracı olarak kullanılmıştır. Bu çalışma, Kur’an’da temsil sanatı kullanılarak yağmurla ilgili örnekleri içeren âyetleri tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesiyle veriler elde edilerek, yağmur içerikli Kur’ân âyetleri analiz edilmiştir. Çalışmanın kuram/teori oluşturma aşaması, tümevarım metoduyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin tahlili ise içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Bu çerçevede, önce temsil kavramı ve Kur’an’daki temsilî anlatım ele alınmış; ardından yağmurun temsil aracı olarak kullanıldığı âyetler incelenmiştir. Çalışmada, dünya hayatının geçiciliği, öldükten sonra tekrar dirilme, hak-bâtıl ayrımı, münafıkların ve malını Allah yolunda harcayanların durumu gibi konularda, yağmurla yapılan teşbih ve temsillerle, ilâhî mesajların muhataplar için daha anlaşılır kılındığı tespit edilmiştir.Öğe Zemahşerî’nin el-keşşâf isimli tefsirinde takdîm-tehîr meselelerinin illetlendirilmesi: bazı ayet örnekleri üzerinde bir inceleme(ALİ KARATAŞ, 2024) Yıldırım, Esraİlk dönemlerden itibaren dilsel meseleleri illetleri ile açıklama prensibiyle hareket eden dil alimleri, her ne kadar nahiv ilmi üzerinde yoğunlaşsalar da nahiv ilminin bir uzantısı olarak belâğî meseleleri de illetleri ile açıklamaya özen göstermişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in üslubuna son derece dikkat eden müfessirlerin ayetleri açıklarken illetlere dayandıkları bilinen bir husustur. Bu çalışma, takdîm-tehîr meselelerindeki incelikleri ve delaletteki etkilerini anlama ve değerlendirmede önemli bir rol oynayan illetleri, takdîm-tehîr üslubunda yaratıcı ve yenilikçi bir yol izleyen Zemahşerî’nin tefsiri üzerinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu sebeple Zemahşerî’nin tefsirinden örnekler ele alınıp, Zemahşerî’nin bu üslubu ve delaletlerini açıklarken dayandığı illetler incelenmiştir. Bu minvalde öncelikle illet kavramı ve bu kavrama paralel olarak karîne kavramı üzerinde durulmuş ve Kurân-ı Kerîm’de kastedilen manayı belirlerken illetlerin zaruriyyeti açıklanmıştır. Daha sonra Zemahşerî’nin tefsirinde takdîm- tehîrin olduğuna dair zikrettiği açıklamaları yani karînetü’l- manialar ve takdîm-tehîrin maksadını belirlerken kullandığı karîneler yani karînetü'l-muayyineler incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda makalede analitik yöntem takip edilmiştir. Sonuç olarak takdîm-tehîr meseleleri özelinde karînetü’l-manianın, cümlenin ögelerinin birbirlerine göre konumuna binaen aralarındaki ilişki anlamına gelen rütbe olduğu ve Zemahşerî’nin genelde bu karîneleri açıkça zikretmeyip işaretle yetindiği, takdîmin delaletini belirlerken ise siyak ve makama dayandığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca takdîmden sonra i’rabı değişmeyen meselelerde takdîmin delaleti olarak ilk kez açıkça ihtisas delaletini zikreden kişi olması dikkat çeken bir husustur. Fakat onun bu çıkarımını kendinden önceki dil otoriteleri ile çelişen değil, bilakis onların verilerine dayalı makam ve siyakı da içine alarak ulaştığı bir sonuç olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.Öğe Mak?sıd-ı Şerîa bağlamında kur’ân ahkâmının değişmesi -muhammed tâhir b. Âşûr örneği-(Çorum Çağrı Eğitim Vakfı, 2024) Şola, HanefiSon iki yüzyılda Müslümanların Batı karşısında yaşadıkları mağlubiyetler sonucu İslam dünyasında dine karşı faklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda bir kesim İslam dünyasının mağlubiyetinin temel sebebi olarak dini görmüştür. Bir diğer kesim bunun nedenin dinden uzaklaşmak olduğunu söylemiştir. Bir grup ise bunun sebebini din ile geleneğin iç içe girmesiyle açıklamıştır. Mağlubiyetin gerekçesinin din ile geleneğin iç içe geçmesi olarak görenlerin bazıları dinin gelenekten tamamen arındırılması gerektiğini savunurken bazıları gelenekteki bazı imkanlardan faydalanılması gerektiğini düşünmüştür. Bu bağlamda gelenekteki var olan ve kendisinden faydalanılması gereken imkanların içinde en fazla öne çıkan düşüncenin makâsıd-maslahat olduğu görülmektedir. Geleneğin önemli bir konusu olan makâsıd-maslahat düşüncesinden faydalanılması gerektiğini düşünenler, bu düşünceden hareketle hakkında ayet bulunan bazı hükümlerin çağdaş dönemin ihtiyaçları doğrultusunda değişebileceği şeklinde yorumlamışlardır. Bu çalışmada da makâsıd-maslahat düşüncesini gündemine alan Muhammed Tâhir b. Âşûr’un (1879-1973) özellikle Kur’ân hükümlerinin değişip değişemeyeceği konusundaki yaklaşımının ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmada öncelikle İbn Âşûr’ûn makâsıd-maslahat düşüncesi ele alınmıştır. Ardından da çağdaş dönemde, farklı yorumlanması gerektiği düşünülen bazı Kur’an hükümlerine temas edilmiş ve İbn Âşur’un bu hükümler hakkındaki yaklaşımı ortaya konmaya çalışılmıştır.Öğe Beyond politics and economic development: The academic contextualization of the AK Party's rule in Turkiye(Research Center for Islamic Economics, 2024) Karlı, İhsan; Hassan, M. Kabir; Ahmed, Zobayer; Sarker, Jahidul Islam; Islam, Md. Nazmul; İslam, Muhammed TarıkThe study ventures into the intriguing divergence between academic discourse and the AK Party's political and economic strategies, which have been pivotal in its success in national elections. This research, through a meticulous bibliometric analysis of 116 articles on the AK Party's rule in Turkiye, uncovers this deviation. By analyzing the most frequent words, most cited articles, major areas of research, and thematic analyses, the study dissects scholarly narratives and identifies gaps, particularly in the economic domain. It underscores how the interplay between these elements shapes the electoral landscape and the AK Party's sustained success. Importantly, this study paves the way for future research, which holds the promise of further enlightening both academic and policy -making domains on the interplay between economics and politics in the Turkish context.Öğe Exemptions granted to women in islamic law: Examples of prayer and fasting(Anadolu İlahiyat Akademisi, 2024) Atcı, İsaGod created man in a special form and gave him reason and will. God, who created humans in two different genders, male and female, declared that superiority is not based on gender, but rather based on taqwa (piety). Accordingly, being a man is not a source of pride, nor is being a woman a degrading quality. While God has endowed man with many rights, especially the right to life, it also imposes some responsibilities. Although God considered men and women equal in creation, faith and servitude, established some different provisions regarding responsibility. One of these areas is worship. Islam does not hold women responsible for some practices related to worship. Essentially, this attitude of Islam towards women is not a devaluation or restriction, but rather a valuing and providing positive privileges over men. When we examine prayer and fasting practices closely, we see that women are not only on menstrual and puerperal days, but also on days when they have different obligations such as pregnancy and breastfeeding. Likewise, they were not obliged to perform Friday and Eid prayers by their obligations such as childcare etc. They were also excused from performing regular prayers in congregation in the mosque. It should be noted that Islam's approach to the issue is based on opportunity, need and necessity, not gender. In this context, discourses that Islam and Muslims exclude women and see them as second- class beings damage the image of Islam and Muslims. However, these accusations are baseless allegations based on distortions of the relevant provisions of Islamic law; These are baseless allegations. Our study is important in that it demonstrates that these accusations are unjustified by focusing on the positive privileges granted to women, whereas they are not granted to men. To reveal these privileges, only prayer and fasting practices have been examined within the limitation of these study and the relevant issues have been tried to be processed with evidence by making use of the basic sources of the sects. The content of the subject has been enriched within the framework of sectarian views, and current studies on the subject have been tried to be analysed. References have been to the views of the High Board of Religious Affairs. This study has refuted the unfair accusations of anti-Islamic discourses and contemporary feminist thoughts, which accuse Islam of not respecting women's rights and restricting women in the field of worship, as in many areas. Contrary to these claims, this study revealed that Islam gives women duties in accordance with their nature and exempts them from duties that would be burdensome for them.Öğe أبو طالب المكّي وآرَاؤُهُ الفقهيّة(Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, 2024) Abed, Adelتناول البحث حياة أبي طالب المكّي، العالِم الذي أَثَّر في معاصريه من شيوخه وتلاميذه، والذين جاؤوا من بعدهم أيضا، عاش المكّي بين أكناف المسجد الحرام، في مكّة ولذلك أخذ هذه النّسبة مع أن أصله من خُراسان، وقد فارق مكّة ورحل إلى بلاد مختلفة، حتى انتهى به المَطاف ببغداد، واستطاع من تأسيس مدرسة روحية في علم التصوف، بثَّ عبيرها من خلال كتابه قوت القلوب. الذي تأثر بها الكثير من العلماء وعلى رأسهم الإمام الغزالي، وقد ظهر أثر ذلك في كتابه الإحياء، ولم تكن عطاياه في مجال التّصوف فحسب، بل له آراء فقهيّة مبثوثة بين دفوف الكتب، فأراد الباحث تسليط الضوء على علمه وآرائه الفقهيّة، مع مناقشة هذه الآراء ومقارنتها بالمذاهب الإسلامية، من خلال دراسة الآراء، دراسة وصفية تحليلة، مع بيان الرأي الراجح في المسألة، وبعد التحري والبحث في بطون أمهات الكتب الإسلامية،استطعنا جمع الآراء الفقهيّة، وقد وافقت آراؤه في كثير من الأحيان الجمهور، وبحثنا مسائل مختلفة منها في العبادات، كاستقبال القبلة والخشوع في الصّلاة وتحيّة المسجد وغيرها، وذكر الباحث أيضا مسائل مُحدثة ذَكرها المكّي في العبادات وغيرهÖğe أثرُ القراءاتِ في التّفسيرِ عندَ التّبريزي: دراسة تحليليّة(Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, 2024) Karlı, Mehmetتناول هذا البحثُ أثر القراءات القرآنية في تفسير القرآن المجيد للتّبريزيّ من جوانب متعددة، فسلط الضّوء على متانة علم التّبريزيّ الثري في علم القراءات وأثرها في بيان معاني القرآن الكريم من خلال استقراء تفسيره واستخراج المواطن التي وظفَّ التّبريزيّ القراءات القرآنية لفهم النص من ناحية مدلولات الألفاظ في ضوء علوم اللّغة والبلاغة. وبَيَّنَّا مدى أثرها في توجيه الأقوال التّفسيريّة وتحليلها، مع ذكر بعض النّماذج لذلك، فاعتمدنا في هذه الدّراسة على المنهج التّحليلي بواسطة تحليل أقوال التّبريزيّ في القراءات القرآنية التي أشار إليها في تفسيره، وفي الوقت نفسه اعتمد على المنهج الاستدلالي؛ لبيان المعاني المستنبطة من اختلاف القراءات، والتي لم يُشر إليها التبريزي في بعض الأحيان. أما عن مشكلة البحث فهي تدور بين محاور متعددة؛ كمدى اعتناء التّبريزيّ بالقراءات، ومدى تأثيرها في تفسيره، فخلص الباحث إلى أنَّ عبد الباقي التبريزي اعتنى بالقراءات القرآنية اعتناءً كبيراً، واستفاد منها في قضايا متعددة كاللّغة، والبلاغة، والأحكام الاعتقادية، والأحكام الفقهيّة، ومن ثم شرع في نَقْدِ أقوال العلماء بناءً عليها.Öğe توجيه الآيات المتشابهة المتعلقة بهبوط آدم عليه السلام إلى الأرض: دراسة تحليلية(Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi, 2024) Yıldırım, Esraتحدثت الدراسة عن الآيات الثلاث المتشابهة التي تتناول هبوط آدم عليه السلام إلى الأرض، وقد وردت هذه الآيات في ثلاث سور من القرآن الكريم، سورتين مكيتين وسورة مدنية. وهدفت إلى توجيه الآيات الثلاث المتشابهة لفظيا بما فيها من اختلاف الصيغة، والذكر والإضمار، والزيادة والنقصان، واختلاف الألفاظ. وقد سعت الدراسة للإجابة عن سؤال رئيس، وهو: ما علة الاختلاف بين الآيات التي تتحدث عن هبوط آدم عليه السلام إلى الأرض؟ واقتضت طبيعة هذه الدراسة اتباع المنهج المقارن والمنهج التحليلي؛ إذ أبرزت أوجه الشبه والاختلاف بين الآيات الثلاث، ثم قامت بتحليل هذه الأوجه، إذ حدّدت لون الاختلاف، ثم حاولت الكشف عن علة الاختلاف، وذلك من خلال الإحاطة بسياق الآيات وتتبع المقاطع التي وردت فيها الآيات والبحث في المعاني العامة للسورة، كما استعانت بالمقام الذي نزلت فيه الآيات؛ لتحديد علة الاختلاف. وتوصلت إلى أن كل اختلاف لعلة، وكل عبارة في القرآن الكريم وردت في مكانها الأليق الذي يؤدي دورا في تجلية المعنى الذي أريد التركيز عليه في حدود السياق العام الذي يحيط يتلك الآيات، وأكّدت أن القرآن كتاب معجز لا يحوي أي تناقض كان، وأن الاختلافات الواردة بين الآيات المتشابهة ليست من قبيل التناقض، بل التنوع والتكامل والإعجاز.Öğe “Kelime-i Tevhîd”in Vahdet-i Vücûd yorumu: Hâce Muhammed Pârsâ’nın Risâle-i Keşfiyye’si bağlamında bir inceleme(Ali SEVER, 2024) Karacan, MelekHâce Muhammed Pârsâ (ö. 822/1420), Nakşibendiyye Tarîkatı’nın pîri Bahâeddin Nakşibend’in (ö. 791/1389) önde gelen halifelerindendir. Gençliğinde iyi bir medrese tahsili gören ve yine o dönemde Bahâeddin Nakşibend’e intisap eden Pârsâ hem kâbiliyetleri hem de istikametiyle şeyhinin türlü iltifatlarına mazhar olmuş, hatta dindar anlamına gelen “Pârsâ” lakabını da ondan almıştır. Şeyhi tarafından halife tayin edilmesine rağmen pîrdâşı Alâeddin Attâr’a (ö. 802/1400) intisap eden Pârsâ, daha çok ilmî faaliyetlerle ve eser telîfiyle iştigal etmiştir. Ancak Buhâra vakıf sicillerinde Pârsâ’nın adına kayıtlı bir medresenin yanında geniş kütüphanesi olan bir hankahtan da bahsedilmesi, onun ilim ve irşâd faaliyetlerini paralel olarak yürüttüğünü göstermektedir. Faaliyetleri ve eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla Pârsâ, ilim ve irfânı buluşturduğu gibi farklı neşvedeki irfân geleneklerini de bir araya getirmiş, bu minvalde eserler kaleme almıştır. Bunlardan birisi Nakşî ve Ekberî geleneği buluşturduğu “Risâle-i Keşfiyye” adındaki eseridir. “Kelime-i tevhîd” zikrinin anlamı, nasıl icrâ edileceği, zikrin hakikatine nasıl ulaşılacağı ve bu hakikatin nasıl muhafaza edileceği konularında Nakşî kimliğini izhâr eden Pârsâ, bu usûle riâyet etmenin neticesini veya mükâfâtını ise vahdet-i vücûd öğretisinin idrâkiyle açıklamaktadır. Böylelikle muayyen bir usûl ve erkânı olan Nakşî gelenek ile nazarî karakteriyle öne çıkan Ekberî geleneği kelime-i tevhîd zik-rinde buluşturan Pârsâ, eser boyunca aynı bahislerin önce Nakşî usûlündeki karşılığını, ardından vahdet-i vücûd nazariyesindeki karşılığını aktarmakta-dır. Bu çalışma, Nakşibendiyye’de vahdet-i vücûd düşüncesinin hüsn-i kabul görmesi yönündeki ilk teşebbüslerden olan “Risâle-i Keşfiyye”nin ana temasını oluşturan kelime-i tevhîd zikrinin Nakşî ve Ekberî açılımlarını tespit etmeyi ve Hâce Pârsâ’nın bu iki geleneği birbirine nasıl yaklaştırmaya çalıştığını tahlil etmeyi amaçlamaktadır.Öğe Hz. Peygamber’e yönelik “Mecnûn” İthâmının Câhiliye Dilinde Mânâsı(Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, 2023) Koçak, Zeynep CananHz. Peygamber’in tevhid mesajını dile getirmesi, kendisine inananların, etrafında kümelenmesiyle sonuçlanmışken muhataplarının çoğunluğundan da tepkiler almasına sebep olmuştur. O, öncelikle söz konusu mesajı ciddiye alınmayarak ya da aşağılanarak vazgeçirilmek istenmiş, zaman içerisinde taraftarının arttığı görülünce daha sert yöntemlerle engellenmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber’in, ağzından büyüleyici sözler dökülen bir sihirbaz, başkalarından öğrendiği haberleri kendisine vahyedilmiş gibi aktaran bir yalancı, akıl sağlığını yitirdiği için atalar dinine aykırı söylemlerde bulunan ve tedavi edilmesi gereken bir kimse olduğu müşriklerce iddia edilir olmuştur. İşbu makale, bu meyanda müşriklerin Hz. Peygamber’in bir “mecnûn” olduğu şeklindeki iftiralarını ele almakta ve onların bu iddialarıyla ne kastettiklerini anlamaya çalışmaktadır. Müşriklerin söz konusu iddialarını bize haber veren Kur’ân âyetlerinin Türkçeye tercümesi dikkate alındığında çoğu meâlin “mecnûn” kelimesine “delilik” anlamı verdiği görülmektedir. Söz konusu ifadeye câhiliye Araplarının ne anlam yüklediği incelendiğinde ise kelime bambaşka bir anlam kazanmakta, müşriklerin, “mecnûn” ithamıyla kasıtlarının “delilik” ile ifade edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu meyanda çalışmamız, söz konusu ithamın câhiliye Arapları nezdindeki mânâsından yola çıkarak nasıl anlamlandırılması gerektiğine dair bir teklif sunmaktadır.Öğe Cennet nimetlerine dair bir hadisin Yûnus Emre dilinden şerhi(Kilis 7 Aralık Üniversitesi, 2023) Koçak, Zeynep CananYûnus Emre Anadolu’da tasavvufî din yorumunun önemli isimlerinden biridir. Ahmet Yesevî, Hacı Bayram Velî, Hacı Bektaş Velî, Mevlâna Celâleddîn Rûmî gibi birçok isimde olduğu gibi o da tanrı, varlık, insan, din, hayat, ölüm, ahiret, aşk, ibadet vs. birçok konuda kendi döneminin birikiminden de faydalanarak söz söyler. Hz. Peygamber sonrasında teşekkül etmiş birçok ilmî disiplin kendisini inşa ederken nasıl Kitap ve Sünneti esas alan bir temel attıysa aynı şey tasavvuf için de geçerlidir ve bu geleneğe ait bir isim olarak, Yûnus Emre de eserlerinde bu iki asıl kaynağı kendisine dayanak olarak kabul eder. Yûnus Emre, şiirlerinden anladığımız üzere, direkt ya da dolaylı olarak birçok ayeti ya da hadisi referans almıştır. Onun, üzerine söz söylediği birçok hususta, çerçeveyi ve muhtevayı, konusuyla ilgili ayetleri veya hadisleri dikkate alarak kurduğu çok açık bir şekilde kendisini göstermektedir. O, kimi zaman ayet ve hadisleri bizzat zikrederek şiir inşat ederken kimi zaman da ayet ve hadislerden mülhem bazı ifadelerle beyitlerini sıralar. Böylece, onun söz konusu ayet ve hadisleri anlama biçimi şiirlerinde açığa çıkar. Biz her ne kadar kendisini bir müfessir ya da bir hadis şârihi olarak isimlendirmesek de Tasavvuf Edebiyatı’nın bir mensubu olarak o da kendi zaviyesinden, şiir diliyle ve aynı zamanda genç-yetişkin, eğitimli- eğitimsiz, köylü ya da kentli her bireyin anlayabileceği arı duru bir Türk Dili’yle ayet ve hadisleri anlamaya ve anlatmaya gayret eder. Yûnus Emre’nin üzerine söz söylediği birçok hususun tek tek ele alınması ve bu hususlarda, başta Kitap ve Sünnet olmak üzere, onun anlam dünyasını şekillendiren kaynakların tespit edilmesi gerek Yûnus Emre’yi gerekse onun dahil olduğu geleneği anlamak açısından önem arz etmektedir. Bununla beraber bu türlü çalışmalar, Kitap ve Sünnetin Yûnus Emre’yi nasıl şekillendirdiğini göstermesinin yanı sıra Yûnus Emre’nin Kitap ve Sünnet’i nasıl anlamlandırdığını da meydana çıkarması açısından gereklidir. İşbu makale, bu türlü bir düşünceden tevellüt etmiş, Hz. Peygamber’in, sahih hadis kaynaklarımızda yer alan “Yüce Allah, "Ben sâlih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal dahi etmediği birtakım nimetler hazırladım.” buyurdu.” şeklindeki hadisinin Yûnus Emre tarafından nasıl anlaşılmış olabileceğini ortaya koymaya çalışmıştır. Bu doğrultuda, öncelikli olarak Yûnus Emre’nin dahil olduğu tasavvuf geleneğinin Kitap ve Sünneti temel kaynak olarak kabul ettiklerine değinilmiş, devamında bizzat Yûnus Emre’nin bilgi birikimi ve söz konusu birikime katkı sağlayan kaynaklar kısaca ele alınmıştır. Daha sonra, konu edindiğimiz hadisin hadis literatürü içerisindeki yeri hakkında bilgi verilmiş ve sonrasında Yûnus Emre’nin bu hadisi nasıl anlamış olabileceği üzerinde durulmuştur. Bu meyanda Yûnus Emre’nin bize bıraktığı iki önemli eseri, Dîvân’ı ve Risâletü’n-Nushıyye’si incelenerek söz konusu hadis-i şerifteki bazı kavramların izdüşümlerini tespit etmek amaçlanmış, onun “sâlih kul” ifadesine nasıl anlam yüklediği ve “cennet nimeti”nin Yûnus Emre’nin zihin dünyasında nasıl karşılık bulduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu esnada Yûnus Emre’nin anlam dünyasını daha net görebilmemize imkân tanıyan eserlere de müracaat edilmiştir. Makalemizin konusu, yukarıda ifade ettiğimiz üzere, sadece mezkûr hadis-i şerif üzerinden Yûnus Emre’yi ya da -diğer bir açıdan- Yûnus Emre üzerinden sadece söz konusu hadis-i şerifi anlamak olarak sınırlandırılmış olsa da, netice itibariyle, Yûnus Emre şiirlerinin, bir bütün olarak, Peygamber sözlerinin bizim dilimizdeki birer izdüşümü olduğunu dile getirmek kanaatimizce yanlış olmayacaktır.Öğe Eternity As A Concept Determining The Purpose and Method of Sufism: The Idea of Human Eternity in Junayd al-Baghd?d?(Aksaray University, Faculty of Islamic Sciences, 2023) Karacan, MelekSufism, which has always been active with a complementary and all-encompassing mission in the Islamic thought tradition, has explained the contact between the world and Allah in a distinct purpose and method than other disciplines. There are certain higher principles on which the Sufis lean on, who offer broader and deeper meanings for almost every conception and affirmation that is practiced in the Islamic tradition. One of them is the “concept of eternity” or the “eternity of the human spirit”, which is the source of the belief that man does not exist as any member of the world, but as a special fiction of Allah. The Sufis, who interpret the concept of eternity in a manner that is far from the sensitivities of the normative tradition but nevertheless compatible with the understanding of Ahl al-Sunnah, have opened a capacity that can carry almost all the issues of Sufim to the term. Particularly Junayd al- Baghd?d? (d. 297/909), one of the founding thinkers of the history of Sufism, considered all the dimensions of the contact between man and Allah through the “soul” and made it the center of his thought system to turn to the soul, which is an element of divine origin in the human body, and to realize its subtleties. With these considerations, Junayd, seeking answers to two fundamental questions, “What is Allah to the man?” or “Where is man from?” has somehow been led to the idea of the eternity of the soul. His ideas on this subject enable us to state that the purpose of Sufism was renewed as “returning to eternity” and its method as “loyalty to the covenant”. The phenomenon of “mith?q”, which constitutes the main theme of Junayd’s tawheed narratives, and the experience of “fan?” which he presents as the method of true tawheed, are also of great importance in terms of comprehending his idea of eternity. This article aims to reveal the place and effectiveness of eternity as a carrier concept in Junayd’s thought system and to clarify how the concept is the source of determining the purpose and method of Sufi science based on conceptual references such as mith?q and fan?.Öğe Sûfîlerin Yol Âdâbından Âdâb-ı Muâşeret’e Bir Yolculuk Denemesi (Marmaravî’nin Hurde-i tarikat Adlı Eseri Örneği)(Kırıkkale Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi Başkanlığı, 2023) Ulu, MahmutBu çalışma, Ahmed Şemseddin Marmaravî’nin Hurde-i tarîkat adlı eseri temel alınmak suretiyle tasavvufî çevrelerin yol âdâplarının toplumsal düzlemde bir karşılığının olması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle tarikatların dışa dönük usul ve esaslarının toplum hayatında uygulanabilirliğini irdelemek amacına dönüktür. İslam’ın düşünce, anlayış ve yaşayış yönleri bakımından derûnî tarafını ifade eden tasavvufun usul ve esasları itibarıyla sadece tarikat ve tekke çevrelerine ait bir husus olarak kalmaması gerektiği bu düşünceyi somut davranışlara dönüştürmeyi gerekli kılmaktadır. Asıl gayesi iyi insan (insan-ı kâmil) ve bu insanlardan müteşekkil ahlaklı toplum meydana getirmek olan tasavvuf, sadece geçmişte ya da belli zümrelerin elinde kalmış bir düşünce ve amel sistemi olarak görülmemelidir. Böyle bir bakış, tasavvufun gerek çıkış gerekse süreç boyunca öncelediği amaçlarını heder etmek anlamına gelecektir. Bu anlamda tasavvufun maksadına uygun olan hedeflerinin günümüze taşınması ve günlük hayatın içinde etkin olması bu kadim geleneğin amacına hizmet etmesi bakımından önem arzetmektedir. İşte bu çalışma bir görevi de ahaliyi irşad etmek suretiyle topluma nizam vermek olan sûfîlerin ortaya koydukları ve yaşadıkları dönemde pratik hayata aksettirdikleri günlük hayatın bir parçası olan usul ve esasların tarihin geride bıraktığı zamanlarında kalan bir ütopya olarak algılanmasının bir nebze önüne geçmek için yapılmış bir yollar yakınlaştırması denemesidir.Öğe Nahvin Öncülerinden Sîbeveyh, Prof. Dr. Ali Bulut (İstanbul: İFAV Yayınları, 2022)(2023) Güzel, Mehmet EminBasra dil okulu öncülerinden olan Sîbeveyhi (ö. 180/796), günümüze ulaşan Arap dil gramerine dair yazılmış ilk hacimli eserin yazarıdır. Sîbeveyhi, el-Kitâb adlı bu eserinde kendi görüşlerinin yanı sıra hocası Halîl b. Ahmed (ö. 175/791) ve Yûnus b. Habîb (ö. 182/798) gibi dönemin önemli dilcilerinin görüşlerine yer vermiştir. Ayrıca eserde hem doğrudan hem de hocaları vasıtasıyla Sîbeveyhi’nin Araplardan yaptığı pek çok nakil yer almaktadır. Bu yönüyle de eser, Arap diline dair önemli bir arşivdir. Kendisi genç yaşta vefat etmesine rağmen alanda otorite kabul edilmiş, eseri asırlarca ders kitabı olarak okutulmuş ve Arap dili grameri alanında yazılan bütün kitaplara doğrudan veya dolaylı olarak kaynaklık etmiştir. Yazıldığı günden günümüze kadar eser ve yazarı üzerine onlarca çalışma yapılmasına rağmen ülkemizde Sîbeveyhi ve el-Kitâb’ı üzerine yeteri kadar çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada Prof. Dr. Ali Bulut’un Sîbeveyhi ve el-Kitâb adlı eserini tanıtmaya yönelik kaleme aldığı “Nahvin Öncülerinden Sîbeveyh” başlıklı kitabın kritiği yapılmıştır. Üç bölümden oluşan bu kitabın birinci bölümünde Sîbeveyhi’nin hayatı ve ilmi kişiliği, ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise el-Kitab adlı eseri tanıtılmıştır. Kitap 2022 yılında İFAV Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Eleştiriye açık yönleri bulunmakla beraber, Sîbeveyhi ve eseri hakkında derli toplu bilgilere yer vermesi açısından önemlidir. Öte yandan el-Kitâb okuyucularına kılavuzluk etmesi açısından esere giriş mahiyetinde okunmaya değer kıymetli bir çalışmadır.Öğe Nahiv İlletlerinin Arap Dili Öğretimindeki Rolü: Osmanlı Medrese Müfredatı Örneği(Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, 2023) Güzel, Mehmet EminThe need to protect Arabic, which was converted into a religious language with Islam, and to teach it to non-Arab individuals led to the early initiation of language studies. The studies of grammar did not limit themselves to the determination of grammar rules; they also encompassed the reasons behind linguistic phenomena. Since the first period, linguists have tried to place the rules of grammar on a rational basis with/FOR these reasons. Over time the ?illas, which have become a part of na?w science, have been used by linguists in language teaching. In this study firstly, the concept of ?illa and the role of ?illas in language teaching was focused on and then, the teaching language curriculum of Ottoman madrasas was examined in terms of ?illas. Because these madrasas, where scholars were trained with the capacity to write works in Arabic despite not being their mother tongue, were role models in Arabic teaching. As a result of the research, it has been seen that ?illas play a serious role in language teaching at intermediate and advanced level. The language teaching, which started with simple texts containing basic grammar rules in Ottoman madrasas, has been supplemented with advanced language teaching, which also covers the dialectical and philosophical ?illas.Öğe İmâm Mâtürîdî'nin Ribâyla İlgili Ayetlere Yaklaşımı(Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, 2023) Şola, Hanefiİslam geleneğinde ribâ genel olarak cahiliye ribâsı olarak bilinen ribe’n-nesîe/nesie ribâsı ve ribe’l-fazl/fazlalık ribâsı şeklinde iki başlıkta tasnif edilmektedir. Ribe’n-nesîe vade ribâsını ifade ederken, ribe’l-fazl alışveriş ribâsını ifade eder. Klasik dönemde ribânın her iki çeşidinin de haram olduğu fikri kabul görmüştür. Kur’an’da yer alan ribânın kapsamı hakkında ise iki farklı yaklaşım öne çıkmıştır. Bazı müfessirlerce söz konusu ribânın hem ribe’n-nesîeyi hem de ribe’l-fazlı beraber kapsadığı ileri sürülmüştür. Buna mukabil müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre Kur’an’daki ribânın anlam alanı sadece ribe’n-nesîe ile sınırlıdır. Bununla birlikte ribe’l-fazl da haram kabul edildiği için bu ribâ çeşidi ya hadislere istinaden ya da sedd-i zerâî ilkesi gereği haram kılındığı görüşü dile getirilmiştir. Klasik dönemde genel olarak durum böyleyken çağdaş döneme gelindiğinde bazı aydınlar ribâ kapsamında değerlendirilen faizi Kur’an’da sözü edilen ribâyla aynı manaya gelmediği görüşünde olmuşlardır. Bu çerçevede bugünkü bankacılık sisteminde işletilen faizin ribe’l-fazla tekabül ettiğini, Kur’an’daki ribânın ise ribe’n-nesîeye karşılık geldiğini ve Kur’an’da yasaklanan ribânın bugün cari olan faizi kapsamayacağını ileri sürmüşlerdir. Ribel’l-fazl ile eşitlenen bugünkü faizin, haram kılındığına ilişkin hükmün dayanağı olan hadislerin de problemli olduğuna kanaat getirmişlerdir. Ribe’l-fazl klasik dönemde her ne kadar hadislerden hareketle haram kılındığı görüşü hâkim olsa da sedd-i zerâî prensibi mücibince ribe’n-nesîeye giden yolun kapatılması için yasaklandığı görüşünü öne çıkartmışlardır. Öte yandan çağdaş dönemde İmâm Mâtürîdî’nin (ö. 333/944) bazı görüşlerinin, çağdaş dönemde ortaya çıkmış birçok kuramla ilişkilendirildiği görülmektedir. Söz gelimi laiklik ve çoğulculuk gibi çağdaş dönemde ortaya çıkan birçok olgunun meşruiyet kazanması için Mâtürîdî referans gösterilerek İslam geleneğinde bir kök bulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda Mâtürîdî’nin ribâyla ilgili görüşlerinin, çağdaş dönemde ortaya çıkan ribâ-faiz ayrımı hususundaki görüşlere bir meşruiyet imkânı sunup sunmadığı ortaya konmaya çalışılacaktır. Buna göre çalışmamız bu haliyle hem Mâtürîdî’nin ribâyla ilgili ayetlere getirdiği yorumları içerecek hem de çağdaş dönemde ortaya çıkan birçok sorunun çözümünde çokça referans gösterilen bu ismin ribâyla ilgili ortaya konan bu yaklaşımın temellendirilmesinde bir olanak sağlayıp sağlamadığı gösterilecektir. Bu çerçevede Mâtürîdî’nin ribâyla ilgili görüşleri, er-Rûm 30/39, en-Nisâ 4/160-161, el-Âl-i İmrân 3/130 ve el-Bakara 2/275-280 gibi ribâyla ilişkilendirilen ayetlere yaptığı açıklamalar üzerinden ele alınacaktır. Böylece Mâtürîdî’nin ribâ hakkındaki görüşleriyle çağdaş dönemde ortaya atılan ribâ-faiz ayrımı hakkındaki görüşlerin arasında bir örtüşme veya benzerlik bulunup bulunmadığı anlaşılmış olacaktır. Dolayısıyla da Mâtürîdî’nin ribâyla ilgili ayetlere yaptığı izahların yaşadığı dönemin anlayışını mı yansıttığı yoksa çağdaş dönemde ortaya çıkan sorunun çözümüne mi katkı sağladığı görülmüş olacaktır. Bu da bir yandan tefsir alanına katkı sunmuş olacak bir yandan da çağdaş dönemde Mâtürîdî’ye yüklenen misyonun gerçekliğinin sorgulanmasına kapı aralayacaktır.Öğe İmam Gazzâlî’nin Kimyâ-yı Sa‘âdet adlı eserinde kullandığı hadislerin manevi destek açısından değerlendirilmesi(Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023) Aydın, Garipİnsanların yaşamış oldukları ruhsal sıkıntılara yönelik manevi destek uygulamaları son yıllarda ülkemizde hem akademik hem diğer alanlarda hızla yayılmaktadır. Batı dünyasında bu alanla ilgili her geçen gün yeni yöntemler ortaya konmakta ve ülkemizdeki uygulamaları etkilemektedir. Ancak bu alanla ilgili İslâmî kaynaklarda var olan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Tarihi süreçte özellikle ahlâk âlimleri insanların ruhsal sıkıntılarını gidermek için çeşitli çözümler geliştirmişlerdir. İnsanların ruhsal olarak yaşamış oldukları sıkıntıların kaynağı ve bunların çözümüne yönelik eser yazan İslâm âlimlerinden biri İmam Gazzâlî’dir. Eserine huzurun formülü anlamına gelen Kimyâ-yı Sa?âdet ismini veren müellif eserinin dört unvan, dört rükün ve her rüknün kırk asıldan meydana geldiğini söylemiştir. Ona göre kişi burada işaret edilen hususlara riayet ettiği zaman dünya ve ahiret saadetine ulaşacaktır. Bu çalışmada Gazzâlî’nin dört unvanında zikrettiği hadisler ele alınacak, dört rükün ve kırk asıl başka çalışmalara havale edilecektir. Müellifin burada hadisleri nasıl yorumladığı ve manevi destekle ilişkisi tespit edilecek, hadislerin sıhhat dereceleri değerlendirilecektir.Öğe er-Riâye li-Hukûkillâh Bağlamında Bir Mütekebbir Âlim Portresi(Yasemin ÖZCAN, 2023) Ulu, Mahmutİlim sahipleri Kur’an’ı Kerim’de övülmüş, meleklerle birlikte Allah’ın ilahlığına şahit gösterilmek gibi yüce bir makama konmuştur. Allah’ın kendilerine bahşettiği bu büyük ikram karşısında bazı âlimler şükür ile minnet duyarken bazıları kibirlenmek suretiyle nankörlük edebilmiştir. İnsanların Allah’a, peygamberlere ve daha çok da diğer insanlara karşı kendilerini büyük, biricik ve eşsiz görmeleri kibir kavramıyla ifade edilmiştir. Bu durumda bir kimsenin kibirlenmesine tekebbür, kibirlenen kimselere mütekebbir denmiştir. Kibir tasavvufun üzerinde durduğu en önemli konularından biri olan nefs-i emmârenin temel hususiyetlerinden sayıldığı için sûfîlerin dikkatini çekmiş, müellif sûfîlerin bir kısmı teliflerinde kibir ve kibirlileri ele almıştır. Bunlardan biri Hâris el- Muhâsibî’dir. Bu çalışmada Muhâsibî’nin er-Riâye adlı eseri temel alınmak kaydıyla kısmen diğer sûfîlerin düşüncelerinden de istifade edilerek ilmiyle kibirlenen kimseyi ifade eden mütekebbir âlim portresi üzerinde durulmuştur.Öğe El-Âcurrûmiyye Üzerine Nazım Çalışmaları: Emir Burhaneddîn’in ed-Dürretü’l-Burhaniyye fî nazmi’l-Âcurrûmiyye Adlı Manzumesi Örneği(Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2023) Güzel, Mehmet Eminİbn Âcurrûm’un (ö. 723/1323) el-Mukaddimetü’l-Âcurrûmiyye adlı eseri, birçok dilci tarafından nazmedilmiştir. Bu çalışmada Âcurrûmiyye nâzımlarından Emîr Burhaneddin’in (ö. 960/1553) ed-Dürretü’l-burhâniye fî nazmi’l-Âcurrûmiyye adlı manzumesi incelenmiştir. Hicrî onuncu yüzyıla ait olan bu eser, günümüze ulaşabilen erken dönem Âcurrûmiye nazım örneklerinden olması hasebiyle önemi haizdir. Çalışmada öncelikle nahiv ilminde nazım geleneği ve Âcurrûmiyye metni üzerine yazılan manzum eserler hakkında kısaca bilgi verilmiş, ardından müellif ve eseri tanıtılmıştır. Manzumeye ait el yazmanın fiziksel özellikleri ve içerik analizi yapıldıktan sonra metnine yer verilmiştir. Eserin neşrinde günümüze ulaşan hicrî on üçüncü yüzyıla ait tek nüsha esas alınmıştır. Eserin, didaktik manzumelerde yaygın olduğu gibi recez bahrinin urcuze formunda nazmedildiği görülmüştür. Yüz elli sekiz beyitten oluşan eserde, mukaddime ve hatimenin yanı sıra otuz konu başlığı yer almaktadır. Bu başlıklarda kelime türleri, i’râb, i’râb alametleri ve mu’reb çeşitleri ele alınmıştır. Müellif, mukaddimede belirttiği üzere Âcurrumiyye’den farklı olarak az da olsa manzumede bazı ilave ve eksiltmeler yapmıştır.Öğe Tasavvufun Gâye ve Yöntemini Belirleyen Bir Kavram Olarak Ezeliyet: Cüneyd-i Bağdâdî’de İnsanın Ezelîliği Düşüncesi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Karacan, Melekİslâm düşünce geleneğinde daima ikmâl edici ve kuşatıcı bir misyonla faaliyet gösteren tasavvuf, âlem ile Allah irtibatını, diğer disiplinlerden farklı bir gâye ve farklı bir yöntemle izah etmektedir. İslâmî gelenekte tedâvül eden hemen her tasavvur ve tasdik için de daha geniş ve derin anlamlar teklif eden sûfîlerin dayandıkları bazı üst ilkeler vardır. Bunlardan biri de insanın âlemin herhangi bir ferdi olarak değil, Allah’ın husûsî bir kurgusu olarak var olduğu inancına kaynaklık eden “ezeliyet” kavramı veya ruhun ezelîliği düşüncesidir. Ezeliyet kavramını normatif geleneğin hassasiyetlerinden uzak ama yine de Ehl-i sünnet anlayışına muvâfık bir tarzda yorumlayan sûfîler, kavrama tasavvufun hemen hemen bütün meselelerini taşıyabilecek bir kapasite tanımışlardır. Husûsen tasavvuf tarihinin inşa edici simalarından Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 297/909), insan ve Allah arasındaki irtibatın boyutlarını “ruh” üzerinden ele alarak beşerî vücûdda ilahi bir unsur olan ruha yönelmeyi düşünce sisteminin merkezi haline getirmiştir. Bu konudaki mülahazalarıyla “Allah insanın nesi olur?” veya “İnsan nerelidir?” gibi çok temel iki soruya cevap arayan Cüneyd, bir şekilde “ruhun ezeliyeti” düşüncesine ulaşmıştır. Öyle ki bu konu hakkında öne sürdüğü fikirler, Cüneyd ile birlikte tasavvuf ilminin gâyesinin “ezeliyete vuslat”, yönteminin ise “ezelî ahde vefâ” olarak güncellendiğini söylememizi mümkün kılmaktadır. Cüneyd’in tevhîd anlatılarının ana temasını oluşturan “mîsâk” olgusu ile tevhîdin usûlü olarak takdîm ettiği “fenâ” tecrübesi bu noktada Cüneyd’in ezeliyet düşüncesini kavramak bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu makale, mîsâk ve fenâ gibi kavramsal referanslardan hareketle, taşıyıcı bir kavram olarak ezeliyetin, Cüneyd’in düşünce sistemindeki yerini ve etkinliğini ortaya koymayı, aynı zamanda kavramın tasavvuf ilminin gâyesi ve yönteminin belirlenmesine nasıl kaynaklık ettiğini açığa kavuşturmayı amaçlamaktadır.