Cilt 10, Sayı 19, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Kur’an-ı Kerim Öğretimi: Temel İlkeler Yeni Yöntem ve Teknikler, Nazif Yılmaz(Aksaray Üniversitesi, 2023) Kılıçaslan, ÜnalKur’an-ı Kerim, nazil olduğu dönemden kıyamete kadar geçerli olması bakımından insanların uygulayageldikleri talim ve terbiye faaliyetlerinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Özellikle Kur’an’a inanan mümin sıfatını haiz insanların, onu bütünüyle hayatlarının merkezine koymaları gerekmektedir. Şüphesiz ki bu gerekliliğin aşamalarından biri de Kur’an-ı Kerim öğretimindeki ilke, yöntem ve tekniklerin dikkatli ve isabetli biçimde analiz edilmesi ve uygulanmasıdır. Nazif Yılmaz, Kur’an-ı Kerim Öğretimi: Temel İlkeler Yeni Yöntem ve Teknikler başlığıyla telif ettiği çalışmasında, giriş bölümünde çalışmanın amaç ve kapsamını ortaya koyarken Kur’an-ı Kerim öğretiminin din eğitiminin temeli ve başlangıcı olduğunu ifade etmiştir (s. 15). Aslında bu tez, çalışmanın meydana gelmesinin temel saiki olarak kabul edilebilir. Çalışma, önsöz ve sonuç bölümleri haricinde giriş ve dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Kur’an’ın temel nitelikleri, muhtevası ve Müslümanlar için önemi üzerinde durulmuştur. Birinci bölüme geçildiğinde ise çerçevenin Kur’an öğretiminde temel ilkeler, geleneksel ve yaygın metotlar merkezinde oluştuğu görülmektedir. Yılmaz, bu bölümde temel ilkeleri sırasıyla inceledikten sonra “Sevgi temelli öğretimi esas almak” ilkesine dair hususi bir başlık tertip etmiştir. Eğitimde sevginin yerinin ve öneminin tartışılmaz olduğu gerçeğinden hareketle yazar, Allah’ın ilahi kelamının henüz başında “er-Rahmân” ve “er-Rahîm” sıfatlarını zikretmesinin sırlarından birinin de insanlara sevginin ve merhametin tartışmasız önemini vurgulamak olduğunu ifade etmiştir.Öğe Varoluşun Tınısı: Modernite ve Yaşama Sanatının Yitimi, Adem İnce(Aksaray Üniversitesi, 2023) Bayrak, Vahide Nurİnsan yaratılışı itibariyle hem çevresini etkileyen hem de çevresinden etkilenen bir varlık olmuştur. İnsanın çevresinden etkilenen bir varlık olması hasebiyle içinde yaşadığı ve içerisinden geçtiği dünyanın dönemlerinden de etkilenmesi kaçınılmazdır. Nitekim küreselleşme ile dünyayı etkisi altına alan modernite insanı merkezi bir konuma taşımış fakat bu esnada da insana has özelliklerin yitimine sebep olmuştur. İncelediğimiz kitabımız da insanın bu savruluşunu ele almaktadır. Yazar kitabın ortaya çıkış serüvenini; ‘‘modernite ile şekillenmiş olan geç modern dünyanın hâlihazırdaki sorunları karşında neleri yitirdiğimizi İslâmî bir yaklaşımla yeni bir kavramsallaştırma’’ üzerinden ele alma çalışması olarak ifade etmektedir. Aynı şekilde incelediğimiz kitapta tını kavramının yeni bir analizi yapılarak literatüre katkı sağlanmaktadır. Ayrıca ele alınan konular açıklanırken sık sık benzetmelere yer verilmektedir. Kitabın devamında ise tını yitimine bağlı 10 başlık altında farklı yitimlerden söz edilmektedir. Toplamda 231 sayfadan oluşan kitap açıklayıcı ve konuyu irdeleyici bir üsluba sahiptir. Nispeten kelime tahlillerine çok girilmiş olsa da okuyucuyu kitabın son sayfasına kadar sürüklemektedir.Öğe Ahlâk ve Demokrasi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Boutroux, Emile; Çiftçi, Osman ZahidAhlak nedir? Sokrates buna kendine hâkim olma ve kendini yönetme sanatı diyordu. Öğrettiği tek temel erdem egemenlikti (éyKpâTela): kendi üzerinde egemenlik. Demokrasi de halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelir; halkın halk tarafından yönetilmesi. Sonuç olarak, demokrasi ahlaki düşüncenin siyasete açık bir şekilde uygulanması değil midir? Demokratik yönetim ve ahlaka dayalı yönetim tek ve aynı şey gibi görünmektedir. Tarihsel gerçeklik etimolojiye dayanan bu çıkarımı doğruluyor mu? Gözümüze çarpan ilk şey, demokrasi olarak adlandırılan yönetimlerin aşırı çeşitliliğidir. Demokrasi kavramının iki unsuru iki kavramdan oluşur: halk ve hükümet. Bunların her birine çok farklı yorumlar getirilmiştir. Genel olarak konuşacak olursak, hükümet kelimesinin üç anlamını ayırt edebiliriz. İlkine göre, yönetmek mutlak otoriteyi kullanmaktır. Yönetici, kelimenin tam anlamıyla, bu egemenliğe atfedilen köken veya temel ne olursa olsun, egemenliği elinde tutar. Tüm haklara sahiptir ve eylemlerinden dolayı yönettiklerine karşı hiçbir şekilde sorumlu değildir. İkincisine göre, hükümet temelini yönetenler ve yönetilenler arasında açık ya da zımni bir sözleşmeden alır. Bu sözleşme, hükümetin yer alması gereken genel koşulları belirleyen ve her iki taraf için de eşit derecede bağlayıcı olan bir anayasa ile ifade edilir. Üçüncüsüne göre, herhangi bir sözleşmeden bağımsız olarak hükümet, ulusu temsil ederken, insan toplumlarının ve bireylerin doğasında var olduğu kabul edilen ve dolayısıyla devredilemez ve tüm kurumlardan üstün olan bazı hakları tanımalı ve bunlara saygı göstermelidir.Öğe Şûranın Yönetimdeki Yeri ve Önemi: Aksaray Belediyesi Örneği(Aksaray Üniversitesi, 2023) Dinçer, Evren; Bölükbaş, Vahitİnsanoğlu bir arada yaşamaya başladığı zamandan itibaren güvenlik, refah ve ihtiyaç temini gibi unsurları içeren toplumsal düzeni sağlamak adına yönetim kavramını hayata geçirmiştir. Değişen ve dönüşen toplum ile yönetim kavramı da yeniden tanımlanmıştır. Yönetim kavramı, günümüzde birliktelik, ortaklık ve paydaşlık gibi öğeleri kapsayan istişare merkezli bir forma dönüşmüştür. Bu yeni yönetim formu yönetişim olarak tanımlanmaktadır. Kadim kültürlerin yönetimlerinde var olan birliktelik, karşılıklı fikir alışverişi, ortak yönetim gibi kavramlar yönetişim kavramı ile yeniden gündeme gelmiş ve ön planda tutulmaya başlanmıştır. Yönetimin güçlü yanlarını içine alan ve eleştirilen yönlerini güncelleyerek tekrar etkin hale getirdiği düşünülen yönetişim anlayışı hem uluslararası boyutta hem de ulusal ve yerel boyutta uygulanmaya çalışılmaktadır. Yerel yönetimlerin halka en yakın hizmet sunan birimler olması sebebiyle vatandaşların karar alma mekanizmalarında istişare edilen paydaş aktör olarak yer aldıkları görülmektedir. Bu makalede karar alma süreçlerinde şûranın yeri ve önemi yerel yönetimler kapsamında Aksaray Belediyesi özelinde ele alınmakta ve Aksaray Belediyesinin şûra merkezli hizmetleri ve faaliyetlerine değinilmektedir. Aksaray Belediyesi tarafından sunulması önerilen şûra merkezli hizmetlere çalışmanın sonuç kısmında yer verilmektedir.Öğe Antik Mısır’da Tanrı ve Ölüm Tasavvurları(Aksaray Üniversitesi, 2023) Karagülle Çifçi, MeryemGünümüzde mensubu bulunsun ya da bulunmasın, yeryüzünde yaşamış olan her din kendine inananlar tarafından doğaüstü ve emsalsiz olarak algılanmıştır. Dinler, içlerinde kendilerinden bazen korkular bazense merhametine mazhar olabilmek adına çeşitli ritüellerle yaklaşılan mabut ya da mabutlar içerebilmiştir. Antik Mısırlılar, günümüzde mensubu bulunmamasına rağmen ortaya koydukları tanrı ve ölüm inancıyla nevi şahsına münhasır diyebileceğimiz, tamamen Mısırlılara mahsus bir dini sistem vücuda getirmiştir. Bu dinin merkez noktasını oluşturan tanrılar ve öte dünya tasvirleri ise gerek hiyeroglif metinlerinde gerekse mezar süslemelerinde kendilerine oldukça önemli bir zemin bulmuştur. Çalışmamızda tarihi süreç içerisinde değişen Mısır’da, öz nitelikleriyle değişmeyen iki unsur olan tanrı ve ölüm inancına Mısırlıların ne şekilde baktığı ele alınmıştır. Tanrı inancını oluşturan temel faktörler, bu inancın bir panteona dönüşme süreci, ölümün Mısırlı bireyde neler çağrıştırdığı ve bunun sonucunda ortaya çıkan öte dünya telakkileri irdelenmiştir. Sonuç olarak Mısır dininin diğer pek çok dine kıyasla tanrı ve ölüm kavramlarını neden daha fazla ön plana çıkardığı ele alınmış ve bu iki kavramın Mısırlıların dünyayı algılayış biçimine, dine ve ölüm sonrasına bakışına etkisinin nasıl olduğu tartışılmıştır.Öğe Hz. İbrâhim’in Kurbanlık Oğlu Meselesi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Efe, ZekeriyaHz. İbrâhim (as), tevhit inancını yaymak için başta Bâbil hükümdarı Nemrut olmak üzere pek çok kişiyle mücadele etmiş, hayatı bu mücadeleler içerisinde geçmiş, yaşamı boyunca nice imtihanlarla karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birisi, belki de en zor olanı da oğlunu kurban etme emrini alması, yani zebîh meselesiyle imtihan olmasıdır. Zebh, kurban etmek, kesmek anlamına gelirken zebîh ise kurbanlık, kurban edilen/kesilen anlamına gelmektedir. Zebîh (??????????/seni kurban ediyorum) ifadesi şeklinde Kur’ân’ı Kerim’de Hz. İbrâhim’in kurban etmek için kesim yerine götürülen oğlu için kullanılmaktadır. Bu olayın gerçekleşmiş olması şüphesiz bir hakikattir. Ancak oğlun kim olduğu ise tartışılmaktadır. Bu nedenle bu konu bu çalışmada araştırılarak kurbanlık oğlun hangi oğul olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kur’ân’ın Saffât sûresinde ifade edilen zebîh meselesinin öne çıkan iki adayı vardır. Adaylardan ilkini İsmâil (as) oluştururken diğer tarafını ise kardeşi İshak (as) oluşturmaktadır. Yine bu çalışmada aynı zamanda babaları tarafından kurban edilme emrini aldıktan sonra emre itaate önem veren, bu emre muhatap olduğu için annesinin üzülmesinden endişe duyan oğulun bu iki oğuldan hangisinin olduğunu ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Kur’ân’ın ilgili âyetleri incelenmiş ve konu ile ilgili literatür taraması yapılmış, bu tarama sonucu kaynaklar tespit edilmeye çalışılmıştır. Yaşanmış bu öykünün önemini vurgulayan muhaddis ve müfessirlerin yorumlarına başvurulmuş, tarama yapılırken sadece İslâmî kaynaklarla yetinilmemiş, bu konu hakkında Ehl-i Kitap dediğimiz diğer din mensuplarının kaynakları incelenerek bu konu hakkındaki görüşlerine de değinilmiştir.Öğe Muhammed Ziyâeddin Taşkesânî (Taşkesenli) ve Sarf Risâlesi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Esin, Mehmet NezirArapça, kelime hazinesi ve gramer açısından geniş bir dildir. Cahiliye döneminde Arapların şehir hayatından ziyade göçebe/bedevi bir hayat yaşamalarının bir sonucu olarak yazı geleneği tam anlamıyla gelişim göstermemiştir. Bu nedenle Arapça söz varlığı temelde sözlü (şifâhî) ve işitsel (semâî) kültüre dayanmaktaydı. Bu durum Arapçanın asli yapısını büyük ölçüde korumaya bir vesile teşkil etmekteydi. Ancak İslam fetihleriyle toprakların genişlemesi neticesinde bir taraftan diğer dillere karşı Arapçayı koruma öbür taraftan ise yeni Müslüman olan kavimlere Arapçayı öğretme gibi amillerden dolayı tedvin faaliyeti erken dönemlerde başlamıştır. Tedvin edilen kurallar, zamanla konularına göre müstakil birer ilim haline gelmeye başlamıştır. Bu ilimlerden biri de Arap dilinin kelime yapısını inceleyen sarf ilmidir. Sarf ilmi, dilin temel bileşenleri olan kelimeleri incelediğinden ilk dönemden itibaren dilcilerin ilgi odağı olmuş ve bu alanda birçok eser kaleme alınmıştır. Söz konusu eserlerden bir tanesi de son dönem Osmanlı ulemasından Muhammed Ziyâeddin Taşkesânî’nin (ö. 1914) Kitâbu sarfin sağîrin adlı risâlesidir. Bu çalışmada öncelikle sarf ilmi hakkında kısaca bilgi verildikten sonra müellifin hayatı, eserleri, Kitâbu sarfin sağîrin adlı risâlesi ve bu risâlede takip ettiği yöntemin yanı sıra risâlenin muhtevası ve sarf ilmine katkısı incelenmiştir. Çalışmanın sonunda da el yazması eserin tenkitli neşrine yer verilmiştir. Neşirde Diyanet Yazma Eser Kütüphanesi, nr. 6513-I’deki mecmua içerisinde bulunan mevcut tek nüshası esas alınmıştır.Öğe Tasavvufun Gâye ve Yöntemini Belirleyen Bir Kavram Olarak Ezeliyet: Cüneyd-i Bağdâdî’de İnsanın Ezelîliği Düşüncesi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Karacan, Melekİslâm düşünce geleneğinde daima ikmâl edici ve kuşatıcı bir misyonla faaliyet gösteren tasavvuf, âlem ile Allah irtibatını, diğer disiplinlerden farklı bir gâye ve farklı bir yöntemle izah etmektedir. İslâmî gelenekte tedâvül eden hemen her tasavvur ve tasdik için de daha geniş ve derin anlamlar teklif eden sûfîlerin dayandıkları bazı üst ilkeler vardır. Bunlardan biri de insanın âlemin herhangi bir ferdi olarak değil, Allah’ın husûsî bir kurgusu olarak var olduğu inancına kaynaklık eden “ezeliyet” kavramı veya ruhun ezelîliği düşüncesidir. Ezeliyet kavramını normatif geleneğin hassasiyetlerinden uzak ama yine de Ehl-i sünnet anlayışına muvâfık bir tarzda yorumlayan sûfîler, kavrama tasavvufun hemen hemen bütün meselelerini taşıyabilecek bir kapasite tanımışlardır. Husûsen tasavvuf tarihinin inşa edici simalarından Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 297/909), insan ve Allah arasındaki irtibatın boyutlarını “ruh” üzerinden ele alarak beşerî vücûdda ilahi bir unsur olan ruha yönelmeyi düşünce sisteminin merkezi haline getirmiştir. Bu konudaki mülahazalarıyla “Allah insanın nesi olur?” veya “İnsan nerelidir?” gibi çok temel iki soruya cevap arayan Cüneyd, bir şekilde “ruhun ezeliyeti” düşüncesine ulaşmıştır. Öyle ki bu konu hakkında öne sürdüğü fikirler, Cüneyd ile birlikte tasavvuf ilminin gâyesinin “ezeliyete vuslat”, yönteminin ise “ezelî ahde vefâ” olarak güncellendiğini söylememizi mümkün kılmaktadır. Cüneyd’in tevhîd anlatılarının ana temasını oluşturan “mîsâk” olgusu ile tevhîdin usûlü olarak takdîm ettiği “fenâ” tecrübesi bu noktada Cüneyd’in ezeliyet düşüncesini kavramak bakımından büyük önem arz etmektedir. Bu makale, mîsâk ve fenâ gibi kavramsal referanslardan hareketle, taşıyıcı bir kavram olarak ezeliyetin, Cüneyd’in düşünce sistemindeki yerini ve etkinliğini ortaya koymayı, aynı zamanda kavramın tasavvuf ilminin gâyesi ve yönteminin belirlenmesine nasıl kaynaklık ettiğini açığa kavuşturmayı amaçlamaktadır.Öğe Kudâme b. Ca‘fer’in Şiir Tenkidine Yapılan Eleştirilerin Değerlendirilmesi: Yunan Felsesefesi ve Mantık İlminden Etkilenmesi Örneği(Aksaray Üniversitesi, 2023) Kaplangöz, ZahitMantık, felsefe, kamu yönetimi ve edebiyat alanında eserleri bulunan Abbâsîler dönemi meşhur kâtiplerinden Kudâme b. Ca‘fer (ö. 337/948 [?]), Nakdü’ş-ş‘ir adlı eseriyle şiirin iyisinden kötüsünü ayırt etmeyi amaçlamış ve bunun için bazı ölçütler koymuştur. Bu ölçütleri açıklarken mantık ilmine ait ıstılahlara ve Yunan filozofların görüşlerine de yer vermiştir. Bu itibarla son dönem dil alimlerinden Ömer Ferruh (ö. 1987), Bedevî Tabâne (ö. 2000) ve İhsan Abbas (ö. 2003) onun, şiiri değerlendirirken Yunan felsefesi ve mantığından etkilendiğini ve mantık ilminin usulüne göre ölçütler belirlediğini iddia edip, şiirin duyguya hitap eden yönünü sınırlamaya çalıştığı için onu eleştirmişlerdir. Eseriyle Arap şiiri tenkidinin gelişmesinde büyük bir rolü olan Kudâme b. Cafer’in bu şekilde eleştirilmesi, üzerinde araştırma yapılmayı hak eden bir durumdur. Bu makaledeki temel amaç Kudâme b. Cafer’e yöneltilen eleştirilerin değerini ortaya çıkarmaktır. Bu itibarla yapılan eleştiriler belirli başlıklar altında toplanarak eleştirinin mahiyeti belirlenmiş, sonrasında Kudâme b. Cafer’in eleştiriye konu olan görüşlerine yer verilmiştir. Ancak eleştirinin değerlendirilmesini doğru bir şekilde yapabilmek için Kudâme b. Cafer’in diğer görüşlerine de yer verilmiş böylece onun konuya dair görüşleri tam olarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Kudâme b. Cafer öncesi şiir eleştirisindeki durumun geldiği seviye hakkında bilgiler verilmiştir. Böylece onun şiir tenkidinde kendisinden öncekilerden nasıl etkilendiği de anlaşılmıştır. Çalışmada Kudâme b. Ca‘fer’e yöneltilen eleştirilerin zayıf, konuyu ihata etmeyen sınırlı sayıdaki örnekler neticesinde meydana geldiği sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Küşâcim’in Şiirlerinde Dönemin Sosyal Hayatına Dair İzler(Aksaray Üniversitesi, 2023) Özel, HarunAbbâsîler döneminde kentleşmeyle birlikte pek çok câhilî özelliklerini kaybeden bedevî Araplar içki ve eğlencelere dalmışlardır. Yabancı unsurların özellikle de Abbâsî devletinin kurulmasında emeği geçen İranlıların günlük yaşantıda büyük tesiri olmuş ve bu tesir yemekler, içecekler, ev eşyası gibi hususlarda kendini göstermiş, satranç, tavla ve polo gibi oyunlar yaygınlaşmıştır. Bazı şairler çevrelerinde meydana gelen bu olayları, farklı hayal unsurları ve imgelerle tasavvur etmişler, bu tasavvurları şiirlerinde başarılı bir biçimde kullanmışlardır. Bu şairlerin başında Abbâsîler döneminin en meşhur edebiyatçıları arasında gösterilen Küşâcim (ö. 358/969[?]) gelmektedir. Küşâcim, medi?, hiciv ve mers?iye gibi klasik şiir temalarının yanı sıra tasvir şiirleriyle dikkat çekmektedir. Abbâsî toplumunun birçok âdetini, yaşayışını, oyunlarını usta bir şekilde şiirlerinde yansıtmıştır. Bu alanda söylediği şiirlerinin kalitesinden dolayı zamanının rey?ânetu’l-edeb’i diye isimlendirilmiştir. Bu çalışmada Küşâcim’in hayatı ve edebî kişiliği hakkında kısa bilgi verildikten sonra gündelik hayata dair pek çok görüntüleri barındırdığı düşünülen şiirlerinden örnekler sunulmaya çalışılmıştır. Şiir örnekleri; Yiyecekler, Meslekler, Eğlence Hayatı, İlim Meclisleri, Bayram Kutlamaları, Hediyeleşme ve Matem olmak üzere toplam yedi başlık altında incelenmiştir.Öğe İspirli Ömer Efendi’nin Ferâiz Risâlesi Bağlamında Zevi’l-Erhâm Meselesine Dair Çözümler(Aksaray Üniversitesi, 2023) Ekşi, AhmetTemel esasları naslarla belirlenen ferâiz ilmi, Peygamberimizden sonra fıkıh kitaplarında ayrı bir bölüm olarak ele alınmış ve zamanla geliştirilerek önemli çalışmalar ortaya konulmak suretiyle geniş bir literatür oluşturulmuştur. Bu çalışmalardan biri de Hanefî mezhebi bağlamında konuyu ele alan Sirâciyye’dir. Bu eser üzerine yapılan çok sayıda çalışmadan biri de sadece zevi’l-erhâm bölümü üzerine İspirli Ömer Efendi’nin yazmış olduğu şerhtir. Bu çalışmada öncelikle tabakat kitaplarından ve başta Hamdiyye risâlesi olmak üzere kendi risâlelerinden istifade edilerek Ömer Efendi’nin hayatı, ilmi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilecektir. Diğer alanlarda kaleme aldığı eserlerine ulaşılabilecek kaynaklara işaret edildikten sonra fıkıh alanındaki telifleri kısaca, bu çalışmanın konusu olan Ferâiz Risâlesi ise etraflıca tanıtılacaktır. Böylece, ferâiz ilminin şaheserlerinden biri olan Sirâciyye’nin zevi’l-erhâm bölümünün birinci sınıfına dair şerhini içeren Ferâiz Risâlesi’nin tenkitli neşri ile söz konusu eser bilim dünyasının dikkatine sunulacaktır. Bu risâle, aynı eser üzerine yazılan şerhlerden farklı olarak Sirâciyye’de yer alan problemlerin çözümüne dair getirdiği formül niteliğindeki izahlar bakımından önem arz etmektedir. Müellifin bu açıklamaları ve kısaca değindiği problemlerin çözüm aşamaları ise ayrı ayrı tablolar halinde izah edilerek mütevazı bir katkı hedeflenmektedir. Ayrıca yapılan bu çalışmayla, benzer meselelerin çözümünü kolaylaştıracak metotların geliştirilmesi ve konuyla ilgili pratik çözüm yollarının ortaya konulması amaçlanmaktadır.Öğe Müşriklerin Tevhide Aykırı Uygulamaları: Hac Örneği(Aksaray Üniversitesi 2023 Mütefekkir 10 19 2148-5631/ 2148-8134, 2023) Karabacak, MustafaHac, bütün ilâhi dinlerde benzerinin bulunduğu bir ibadettir. İslâm’ın da temel ibadetlerinden olup Mekke şehrinde icra edilmektedir. Kur’an’ın beyanına göre hacca çağıran ilk peygamber Hz. İbrâhim’dir. Hz. İbrâhim haccın ilkelerini ilk defa tespit ederek Kâbe’nin ziyaret edilmesini sağlamış ve kendisinden sonra gelen peygamberler ve ümmetleri de Kâbe’yi ziyaret etmişlerdir. Hz. İbrâhim’in hacla ilgili koyduğu bu ilkelerde süreç içerisinde tevhid, mekân, zaman ve şekil boyutunda değişiklikler olmuştur. İhtimal ki farklı boyutlu olması nedeniyle en fazla değişikliğe uğramış ibadet hacdır. Hac ile ilgili yapılan bu değişiklikleri İslâm’ın geldiği zamanda Mekkelilerin yaptığı ekonomik ve sınıfsal uygulamalarda görmek mümkündür. Makalenin sınırlılığı nedeniyle Mekkelilerin hac ibadetinde yaptıkları değişikliklerin tümü değerlendirilmemiş çalışmada konunun sadece tevhid boyutu ele alınmıştır. Tevhid ise genelde bütün dinlerin özelde de İslâm’ın en temel ilkesidir. Zira Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlerin gönderiliş amacı zamanla tahrif edilen tevhid bilincini yeniden düzenlemektir. Hz. İbrâhim’in koyduğu hac ile ilgili ilkelerinden de ilk ve en önemli sapmanın tevhid konusunda olduğunu söylemek mümkündür. Mekkelilerin haccın tevhid boyutunda yaptıkları bu değişiklikler âyet ve Hz. Peygamber’in uygulamalarıyla aslî şekline dönüştürülmüştür. Bu dönüştürmede aynı zamanda İslâm’ın önceki dinlerin uygulamalarına karşı takındığı duruş olan bazısını aynı ile devam ettirme, bazısını ret, bazısını değiştirerek kabul etmeyi bariz bir şekilde görmek mümkündür. Böylece âyet ve Hz. Peygamber’in uygulamaları ile hac, putperestlik ve şirkten arındırılmış, batıl itikatlar silinmiş ve tekrar Hz. İbrâhim dönemindeki orijinal şekline dönüştürülmüştür.Öğe Tevhidin Ulûhiyyet, Rubûbiyyet ve İsim-Sıfat Şeklinde Tasnifinin Tarihî Süreci ve Kritiği(Aksaray Üniversitesi, 2023) Akın, MuratKelâm ilmi kaynaklarında tevhid bahsi, Allah’ın varlığı ve birliği etrafında şekillenmektedir. Zamanla tevhidin ulûhiyyet, rubûbiyyet ve isim ve sıfat şeklinde kısımlara ayrılarak incelendiği; içerik bakımından ise klasik kaynaklardan farklılaştığı görülmektedir. Her ne kadar tevhid konusu izah edilirken ulûhiyet ve rubûbiyyet gibi kavramlar ilk dönemlerden itibaren kaynaklarda geçse de sistematik olarak söz konusu kavramları tevhidin alt başlıkları halinde ilk defa ele alan kişinin İbn Teymiyye (ö. 728/1328) olduğu ifade edilmektedir. Ondan sonra bu şekilde tasnifler yapılarak tevhidin incelenmesi özellikle Selefî anlayış tarafından devam ettirilmektedir. Tevhidin bu şekilde kısımlara ayrılarak izah edilmesi, teolojik açıdan aykırı fikirlerin doğmasına sebep olmuş ve tevhid, itikadî bir mesele olmaktan çıkıp sosyal hayatı etkilemiştir. Başka bir ifadeyle bu anlayış, tevhidin sınırlarını itikadî sahanın dışına çıkararak amelî boyutu da tevhidin içeriğine dâhil etmiştir. Böylelikle amelî yönden eksiklikler itikadî açıdan tekfir edilmeye sebep olmuştur. Öyle ki toplumda bazı insanları ve özellikle de inananları ayrıştırıcı, dışlayıcı ve ötekileştirici olumsuz tesirleri söz konusu olmuştur. Bu tür yaklaşımların dayandırıldığı teolojik zeminin ise tevhidin ulûhiyyet ve rubûbiyyet şeklinde kısımlara ayrılması olduğu görülmektedir. Oysa tevhid, Allah’ın varlığına ve birliğine imanı gerektirdiği gibi; barış, güven ve birlik temelinde tüm insanlara saygı ve merhametle davranmayı da gerektirmektedir. Bu düşünceler etrafında çalışmamızda öncelikle tevhidin ulûhiyyet, rubûbiyyet ve isim ve sıfat şeklinde tasnif edilmesinin tarihi süreci ele alınacak ve daha sonra kelâm ilmi açısından kritiği yapılmaya çalışılacaktır.Öğe İbn Rüşd’de İrade Teorisi ve İrade-Siyaset İlişkisi(Aksaray Üniversitesi, 2023) Akgün, Tuncayİbn Rüşd’ün irade kavramına yüklediği anlam teolojisini, ontolojisini, epistemolojisini, ahlâk felsefesini ve üzerinde duracağımız siyaset felsefesini etkilemiştir. İradenin kaynağının ne olduğu ya da özgürlükle olan ilişkisinin ne olduğu sorusundan sonra belki de onun en önemli boyutu pratik/eylem ile doğrudan ilişkili olmasıdır. Pratik boyut bireysel planda ve toplumsal planda karşımıza çıkmaktadır. Bireysel planda daha ziyade ahlâk temelinde tartışılan iradenin toplumsal boyutta ilişkili olduğu en önemli konu ise siyasettir. Gerek İslâm dünyasında gerek Batı’da filozofların siyaset ile ilgili felsefî yapıtlar ortaya koymaları felsefenin toplumdan kopuk bir alan olmadığını gösteren önemli bir işarettir. Aslında siyaset, değer alanının temel sorusu olan “Nasıl mutlu olabilirim?” sorusunun “Nasıl mutlu olabiliriz?” şeklinde toplumsal düzeyde sorulduğu ve cevabının arandığı bir alandır. Makalede İbn Rüşd’ün irade anlayışı, irade ile siyaset arasında kurduğu ilişki ve siyaset felsefesindeki temel görüşleri Siyasete Dair Temel Bilgiler isimli tercüme şerhi merkeze alınarak ortaya konulacaktır. İbn Rüşd genel metodolojisinin siyaset felsefesinde de uygulamıştır. Bu metodoloji de göze çarpan ilk şey hakikat olduğu iddia edilen bilginin ne tür bir bilgi olduğunun sorgulanmasıdır. Bu bilgi ‘burhanî’ (kesin kanıta dayalı) bilgi olmalıdır. Yine onun metodolojisinde öne çıkan diğer bir önemli unsur nedenselliktir. Gerek pozitif bilimlerde gerekse sosyal bilimlerde neden-sonuç ilişkisini gözeten İbn Rüşd, bu anlamda rasyonellik ve bilimsellik ilkesini sürekli göz önünde tutmuş ve siyaset felsefesini de bu temel ilkeler çerçevesinde oluşturmuştur. İbn Rüşd, metafizik temelli bir siyaset felsefesi benimsememiştir. Siyaset ona göre dünya ile ilgili olan ve insanların bu dünyada mutlu yaşayabilmelerini tayin ve temin eden bir bilimdir. Bu yüzden siyaset akıl ve irade temelinde oluşturulmalıdır.Öğe Hatîb el-Bağdâdî’ye Göre İctihad ve Taklid(Aksaray Üniversitesi, 2023) Eşit, YusufHatîb el-Bağdâdî (ö. 463/1071) hadis, usûl ve tarih alanında birçok eser telif eden; devrinin hadis otoriteleri arasında gösterilen önemli simalardan biridir. Kendisi Bağdat’ta doğmuş ve ilk ilim tahsiline burada başladıktan sonra ilim yolculuğuna çıkmış, İslam dünyasının farklı bölgelerine seyahat ederek birçok ilim merkezinden istifade etmiştir. Hatîb el-Bağdâdî muhaddis olması hasebiyle ehl-i hadis çizgisinde değerlendirilmektedir. Hatîb el-Bağdâdî aynı zamanda bir fakihtir ve usûl alanında yazdığı el-Fakîh ve’l-mütefakkîh adlı eserinde, muhaddis ve fakih kimliklerini uzlaştırmaya çalışmıştır. Çalışmamız bu eser özelinde onun ictihad ve taklide dair yaklaşımını konu almaktadır. Hatîb el-Bağdâdî’nin konuya dair yaklaşımı verilirken başta Şâfi‘î (ö. 204/820) olmak üzere özellikle de kendi çağdaşı Şâfiî usûlcülerinin yaklaşımlarına da yer verilecektir. Hatîb el-Bağdâdî’nin ictihad ve taklid konularında mensubu olduğu Şâfi‘î mezhebi çerçevesinde bir tavır takındığı usûlün kimi detay tartışmalarında ise net bir tavır sergilemediği görülmektedir. Onun ictihad ve taklid düşüncesinde başta Şâfi‘î olmak üzere Şâfiî usulcü ve fakihlerin etkisini görmek mümkündür. İctihadda hata ve isâbet konusunda kendilerini musîb kendilerine muhalif diğer ictihad veya görüşleri muhti olarak görmektedir. Hatîb el-Bağdâdî’ye göre hatalı olduğunu düşündüğü görüşle hüküm verilmesi engellenmelidir. O, fetvanın kabulü için müftüde ayrıca bülûğ şartını aramaktır. Onun muhti görüşle hüküm verilmesine karşı sergilediği engelleyici yaklaşımı ile müftüde buluğ şartını araması dikkat çekmektedir.