Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 94
  • Öğe
    İbn Sînâ ve Cüveynî'nin cevher anlayışlarının mukayesesi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Şimşek, Rumeysa Nur; Kahraman, Hüseyin
    İnsanoğlu dünyaya geldiğinden bu yana başta kendi varlığından yola çıkarak bir şekilde var olanlar üzerinden varlık hakkında düşünegelmiştir. Bu bakımdan düşünce tarihinde rasyonel ve metafizik hakikatler; tanrı, âlem ve insan ilişkilerini izah etmede önemli bir değere sahip olmuştur. Varlığı ve kaynağını kavrama, devamında da hayatı anlamlandırma gayesiyle ilk filozoflar gözlemlenebilir varlıkların ilk nedenleri hakkında bazı düşünce sistemleri oluşturmuşlardır. Bu bağlamda bir öz arayışıyla ortaya çıkan ve sonradan gelenek ve ekoller tarafından sistemleştirilen cevher düşüncesi, varlığa ilişkin ontolojik, epistemolojik, mantık, fizik ve metafizik yönleri de kapsayacak şekilde bu alanlara bütüncül cevaplar verme gayretinin bir sonucu olarak gelişmiştir. Antik çağdan gelen ve birçok aşamadan geçerek İslâm düşüncesine aktarılan bu mesele; barındırdığı problemler ve bu problemlere cevap arama derdiyle İslâm felsefesi ve kelâm geleneklerine cevherle irtibatlı olarak fizik ve kozmolojiye dair meseleleri bütüncül olarak tartışma imkânı sunmuştur. Bu hususlardan dolayı biz çalışmamızda birçok düşünce alanına hitap eden temel bir mesele olan ve ontolojik bağlamda varlığın özü (değişmeyen gerçek) olarak kabul edilen cevheri ele aldık. İbn Sînâ ve Cüveynî isimlerini ise; gelenekleri içinde mühim yerleri olduğundan ve gelenek içindeki düşünceye orijinal katkılar sağladıklarından dolayı seçmiş olduk. Dolayısıyla çalışmamızda cevherin bahsedilen iki geleneğe ve gelenek içinde de iki ayrı koldan İbn Sînâ ve Cüveynî isimlerine gelene kadarki seyrini ve bu iki ismin varlık analizlerinin yanında gerek fizik gerekse metafizik bakımdan cevhere yüklediği anlamları ele alma gayreti içinde olduk.
  • Öğe
    Ortaöğretim öğrencilerinin güncel inanç problemleri ile ilgili soru ve sorunları: Aksaray örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Solmaz, Seda; Kahraman, Hüseyin
    İnancın şekillenmesinde 14-18 yaş aralığına tekabül eden ortaöğretim dönemi, gençlerin pek çok açıdan değişim ve dönüşüm geçirdiği, kendilerine ait bir hayat görüşünün ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu çalışmanın konusu tam da bu dönemi kapsayan Aksaray ilindeki ortaöğretim öğrencilerinin güncel inanç problemleri ile ilgili soru ve sorunlarının araştırılmasıdır. Toplum bireye hazır inanç ve davranış kalıpları sunar. Birey de gelişim süreci içerisinde özelliklede ergenlik döneminde bu kalıplardan uygun gördüklerini benimser ve değişim sürecine girer. Bu büyük değişim öğrencilerin inanç gelişim ve değişimini de etkiler. Ayrıca bu yaş aralığı inanç gelişimi açısından şüphe dönemidir ve zihinsel dağılma evresidir. Her dönemde insanoğlu belli sorunlarla test edilir. Bu sorunlar her bir dönemin "ateş çukurlarıdır". Ne yazık ki dönemimizin ateş çukuru da inanç yoksunluğudur. Sosyal medyanın ve akran taklidinin de çepeçevre sardığı bu dönemde gençlerimiz, inançla alakalı pek çok soruyla karşılaşmaktadır. Ne yazık ki bu sorulara tatmin edici cevabı bulamamaları veya gereken cevabı yeterince araştırmamalarından dolayı inançla alakalı akıllarındaki pek çok soru cevapsız kalmaktadır. Bu sorular gençlerimizi inanç konusunda inkâra kadar sürüklemektedir. Bu soruların cevapsız kalmaması ve tatminkâr cevaplar verilmesi gerekmektedir. Çağımızda inanç yoksunluğunun tehdit ettiği gençlerimiz bu sorularını, liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve İmam Hatip Liselerinde Meslek dersleri öğretmenleri ile paylaşmaktadır. Bu sonuca dayanarak araştırmamızda gençlerin inanç sorunlarına ulaşmak için Aksaray ilinde liselerde görev yapan Din kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri ile İmam-Hatip Liselerinde görev yapan Meslek Dersleri öğretmenleri ile görüşmeler gerçekleştirdik. Öğretmenlerle önceden belirlenen mülakat soruları ile görüşmeler yaptık. Öğretmenlerin vermiş olduğu cevapların analizi ile öğrencilerin hangi konularda soru ve sorunlarının olduğu tespit etmeye çalıştık. Çalışma giriş ve iki bölüm şeklinde düzenlenmiştir. Giriş Bölümü'nde araştırmanın konusu ve amacı, problemi, araştırmada izlenilen yol, çalışmanın kapsamı ve sınırlılıkları ile araştırmamızla ilgili literatür çalışmalarına yer verilmiştir. Birinci Bölümde ise teorik ve kavramsal bakımdan ele alınan gençlik ve gençlik dönemi gelişim ve değişimleri ile inanç kavramı ve gençlerde inanç gelişimini etkileyen etmenler üzerinde durulmuştur. Gelişimin fiziksel, bilişsel, sosyal, ahlak ve kimlik, kişilik, benlik boyutları ele alınmıştır. İnanç başlığı altında, inanç kavramı açıklanmış ve gençlerde inanç ve din gelişimi, dini konularda sorgulamaları ve kabulleri ile beraber inanç gelişimini etkileyen faktörler incelenmiştir. Araştırmanın İkinci Bölümde ise gençlerin inanç konusundaki sorun alanları ele alınmıştır. Bu bölümde alt başlık olarak Allah'ın varlığına dair şüpheler, kader, din-bilim ilişkisi, evrenin yaratılması, ecel, ateizm, deizm ve ilahi adalet konuları yer almaktadır. Yine İkinci Bölümde bulgular ve analizler, öğretmenlerle yapılan mülakatlarda ulaşılan veriler değerlendirilmiş sorular kategorize edilerek analiz yapılmıştır. Sonuç ve öneriler bölümünde; ulaşılan sonuçlar ve ortaöğretim öğrencilerinin inançla ilgili soru ve sorunlarının cevaplamasında izlenmesi gereken yol hakkında birtakım önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    İslam inancının yorumlarında sosyolojik etkiler: M. Şerafeddin Yaltkaya örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Avan, Merve; Kahraman, Hüseyin
    İnanç ve toplumsal yapı arasında karşılıklı bir ilişki vardır. İnançların yorumları İlahî vahyin yorumlanmasıyla oluşmuş olup temelinde sosyal, siyasal, ekonomik vs. birçok alt neden bulunmaktadır. Bir inancı doğru konumlandırabilmek için içinden çıktığı toplumun özelliklerini bir başka deyişle kültürünü bilmek gerekir. Zira bir inancı ortaya çıktığı toplumdan ve toplumun sosyal, siyasal, ekonomik ve daha pek çok özelliğinden bağımsız değerlendirmek bizi doğru sonuçlara ulaştırmaz. Bu bağlamda öncelikle inançların sosyolojik boyutu derinlemesine irdelenecek ve konunun çok geniş kapsamlı olmasından dolayı 20. yy' ın başlarında yaşamış ve "İctima-i İlm-i Kelam" projesiyle ses getirmiş olan M. Şerafeddin Yaltkaya' nın konu ile alakalı görüşleri irdelenecektir. Burada bahsettiğimiz Durkheimvâri bir toplum kutsaması değil aksine ilahi otoritenin kabul edildiği bununla birlikte toplumsal yapının, tarihin her alanında olaylara yön vermesi realitesinin göz önünde bulundurulduğu bir yaklaşımdır.
  • Öğe
    Kalem Sûresi'nde bahsedilen müşrik toplumun karakterleri
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Yavaş, Esra Betül; Yıldız, Mehmet Sami
    "Kalem Sûresi'nde Bahsedilen Müşrik Toplumun Karakterleri" isimli araştırmada, İslâm'ın temeli olan "tevhîd" kavramının ihlali, inkârı ve ifsadı olan şirkin faili konumundaki müşrik kişinin karakter özellikleri Kalem Sûresi çerçevesinde ele alınmıştır. İlk olarak sûre genel anlamıyla tanıtılmış daha sonra şirk ve müşrik kavramlarına dair tespitlerde bulunulmuştur. İslâmiyet öncesi toplumun sosyal, dinî ve ahlâkî durumu hakkında bilgi verilmiştir. Kalem Sûresi, nâzil olan ilk sûrelerden olması hasebiyle vahyin indiği ortamı yansıtması açısından önemlidir ve bize müşriklerin vahyi inkârlarına sebep olan olumsuz tavırlarının müsebbibi olan karakter özelliklerini tanımamız için önemli nüveler sunmaktadır. Bu sebeple Kâlem Sûresi'nde bahsedilen müşrik toplumun karakterleri tespit edilmeye ve incelenmeye çalışılmıştır. Bu özelliklerin tespit edilmesi, onları tanıyıp uzak durmak açısından son derece önemlidir. Çalışmanın Kur'ân'ın bir sûresini, bir yönüyle inceleyen bir tür konulu tefsir çalışması olmasından dolayı modern ve klasik tefsirler taranmıştır. Yapılan bu araştırma ve analizler neticesinde Kalem Sûresi'nde bahsedilen müşrik toplumun özellikleri on dokuz madde halinde tasnif edilmiştir. Bu maddelerin de birbirleriyle iç içe olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Ömer Nasuhi Bilmen ve M. Sait Şimşek'in Muhkem-Müteşâbih ve Nâsih-Mensuh problemlerine yaklaşımları: mukayeseli bir inceleme
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ağır, Fatıma; Kahraman, Hüseyin
    Bu çalışmada, Ömer Nasuhi Bilmen ve Mehmet Sait Şimşek'in müteşâbih ve nesh konularına yaklaşımları mukayese edilerek incelenmiştir. Müteşâbih ve Nesih problemleri asırlardır tartışılan ve ne oldukları hususunda üzerinde uzlaşılamayan iki önemli meseledir. Kur'ân'daki mesajları doğru anlama çabasına giren her birey bu meselelerle karşılaşmıştır. Bu çalışma da Kur'ân'ı doğru anlama gayretinin bir neticesidir. Müteşâbih ve nesh hususlarını farklı pencerelerden bakarak ele almak, konuları daha da dikkat çekici hale getirmektedir. Bu sebeple, birbirine yakın dönemlerde yaşamış, biri gelenekçi diğeri çağdaş iki müfessirin görüşlerinden hareketle mevzu izah edilmiştir. Bu müfessirleri yakından tanımak için birinci bölümde hayatları ve ilmi şahsiyetleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın temel kavramları olan müteşâbih ve nesih kavramları hakkında tarih boyunca çeşitli tanımlar yapılmıştır. Bu tanımların bir kısmı birbirine yakın içeriklerden oluşurken bazıları da tamamen birbirinden alakasız olmuştur. Bu sebeple ikinci bölümde müteşâbih ve nesih kavramlarının neyi ifade ettiği izah edilmiş ve tarihsel süreçleri ele alınmıştır. Ayrıca müteşâbih konusunu yakından ilgilendiren muhkem ve te'vil kavramları açıklanmıştır. Nesih konusunda ise, neshi kabul edenlerin delilleri tek tek belirtilerek izah edilmiş, bunun karşılığında neshi kabul etmeyenlerin de bu delillere itirazları ayrı ayrı açıklanmıştır. Son bölümde ise, öncelikle Bilmen ve Şimşek'in müteşâbih yaklaşımları tespit edilerek mukayese edilmiştir. Bu mukayese, Kur'ân'da müteşâbih olarak kabul edilen âyetler üzerinden çeşitli örneklerle yapılmıştır. Bunun akabinde Bilmen ve Şimşek'in nesih anlayışları tespit edilmiş ve bu anlayışlarının mukayesesi yapılmıştır. Bu mukayese de, aynı şekilde Kur'ân'daki âyetler çerçevesinde yapılmıştır. Bu âyetlerden üç tanesi neshe delil olarak getirilen âyetlerdir. Bunun dışında ayrıca, mensuh olduğu iddia edilen birkaç âyet üzerinden de mukayese yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, ele alınan problemler hakkında oluşan kanaatimiz belirtilmiştir.
  • Öğe
    Fârâbî'nin nübüvvet anlayışının kelâmın vahiy anlayışı açısından değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Nomany, Sayed Orfan; Kahraman, Hüseyin
    Bu tez çalışmamızda İslâm'ın temel prensiplerinden biri olan nübüvvet meselesini incelemeye çalıştık. Konunun çok kapsamlı oluşu gereği İslâm filozoflarından olan Muallim-i Sânî ya da Hace-i sânî (İkinci Üstat / Magister secundus) olarak bilinen Ebu Nasr Muhammed el-Fârâbî'nin nübüvvet görüşünü kelâmın vahiy görüşü açısından incelemeye çalıştık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, kelâm ve İslâm felsefesinde nübüvvet konusunu ele alarak, kelâm alanından Selef, Mu'tezile, Eş'arî ve Mâtürîdî düşüncesinde peygamberlik başlıkları altında, kelâmî mezheplerin görüşlerini derlemeye çalıştık. İslâm felsefesinde ise kronolojik hiyerarşisini göz önünde bulundurarak sadece Kindi'nin nübüvve ile ilgili görüşlerini derlemeye çalıştık. İkinci bölümde ise Fârâbî'nin nübüvvet anlayışı incelenmiştir. Başta düşünürün nübüvvet anlayışının sistematikliği ele alınarak Fârâbî'nin nübüvvet sistematiğinin merkezini oluşturan "Faal akıl", "Münfa?il akıl", "Müstefad akıl" ve "Muhayyile" yetileri açıklanmıştır. Ardından insanın ulaşabildiği en yüksek seviye ve insanın ilahî bilgiyi edinebilecek makamı temsil eden Faal akıl üzerine durulmuştur. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'nin nübüvvet görüşünün kelâmın vahiy görüşü açısından değerlendirilmesi ele alınmış, filozoflardaki muhayyile gücü, Faal akıl (Cebrail) yorumları ile kelâmcıların bunlara karşı görüşleri derleyip değerlendirilmeye çalıştıktan sonra sonuca geçilmiştir.
  • Öğe
    الصلح العشائري في العراق دراسة فقهية تحليلية مقارنة بالقانون العراقي
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Aljabbari, Hussein Dershad Ali; Furkani, Mehterhan
    Aşiret barışı, başta Araplar olmak üzere Orta Doğu toplumlarında yaygın bir olgudur. Bu sebeple Irak kabileleri arasında da uygulanmakta ve hatta devlet yasalarının önüne geçebilmektedir. Bunun sebebi ise kabile yasalarına duyulan saygı geleneğidir. Diğer yandan, bu yasalar hızlı ve uzlaşmacı çözümler sunarak daha fazla esneklik sağlayabilmektedir. Nitekim devlet mahkemelerine intikal eden davaların uzaması, büyümesi ve hapisle sonuçlanması, sorunu daha da büyütebilir, kin ve nefreti körükleyebilir. Özellikle kamu güvenliğini ilgilendiren davalarda tarafların uzlaşması her zaman mümkün olmayabilir ve bu gibi durumlarda kanunun emrettiği cezalar uygulanacaktır. Bu sebeple, toplumda aşiret yasalarına başvurmak yaygın bir tercihtir. Bu çalışmada aşiret barışı konusu ele almıştır. Bu bağlamda öncelikle aşiret barışı (الصلح العشائري) kavramının tanımı yapılmış, şartları, unsurları, önemi, etkileri, hangi durumlarda geçerli olup olmadığı, gerçekleştirilme aşamaları, uzlaşma hakkına sahip olanlar ve uzlaştırma sürecinde rol alan kişilerin nitelikleri belirtilmiştir. Ardından tüm bu konular çerçevesinde aşiretlerin uzlaşma gelenekleri ile pozitif hukuk ve İslam hukuku arasında mukayese yapılmıştır. Yapılan bu mukayese sonucunda elde edilen bulgular, her konunun sonunda analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında ayrıca aşiretlerin belli suçlar için belirlediği uzlaşı geleneği örneklerine yer verilmiştir. Bu bağlamda bütün suçları incelemek çalışmanın sınırlarını zorlayacağından sadece cinayet, zina, hırsızlık ve yaralama gibi suçlarla sınırlı kalınmıştır. Bu suçlar önce aşiret yasaları açısından incelenmiş ardından İslam hukuku ve pozitif hukuk ile karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular arasında aşiret uzlaşmasının önemi ve geliştirilmesi gerektiği yer almaktadır. Zira Irak toplumunda önemli bir rol oynayan aşiret uzlaşması, kabileler arasındaki anlaşmazlıklarda sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Son olarak, aşiret barışının temel kurallarının ve çeşitli meselelerinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, aşiret barışı ile şer'i ve pozitif hukuk arasındaki bağlantının araştırılması için bu konuda daha fazla akademik çalışma yapılması önerilmektedir.
  • Öğe
    İYEP Öğrenci Belirleme Aracında Yer Alan Türkçe Dersi Sorularının Yenilenmiş Bloom Taksonomisine Göre İncelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Güneş, Ömer Faruk; Çakıroğlu, Ahmet
    Bu araştırma kapsamında 2023-2024 eğitim öğretim yılında İlkokullarda Yetiştirme Programı(İYEP) için hazırlanan öğrenci belirleme aracında (ÖBA) yer alan sorular değerlendirilmiştir. ÖBA' da bulunan Türkçe dersiyle ilgili 15, bu sorulara ait alt sorularla birlikte toplam 23 soru Yenilenmiş Bloom Taksonomisine göre incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmıştır. Toplamda 23 soru Yenilenmiş Bloom Taksonomisinin bilgi ve bilişsel süreç boyutlarına göre sınıflandırılıp, yüzde ve frekansları hesaplanmıştır. Araştırmanın sonucunda ÖBA'da yer alan Türkçe sorularının belirli bilişsel süreç ve bilgi boyutlarına yığıldığı anlaşılmıştır. ÖBA' da yer alan Türkçe soruları Yenilenmiş Bloom Taksonomisinin bilişsel süreç boyutlarına göre incelendiğinde %44' ünün anlama, %56'sının uygulama basamağında olduğu görülmektedir. Hatırlama, analiz etme, değerlendirme ve yaratma basamağında ise soru bulunmamaktadır. Aynı sorular Yenilenmiş Bloom Taksonomisinin bilgi boyutuna göre incelendiğinde ise %69' unun olgusal, %31'inin işlemsel bilgi boyutunda olduğu görülmektedir. Kavramsal ve üst bilişsel bilgi boyutunda ise soru bulunmamaktadır. İYEP' te yer alan beceriler (okuma, yazma, dinleme ve konuşma) öğrencilere etkili ve verimli bir şekilde verilmesi isteniyorsa bu becerilere uygun kazanımların ve etkinliklerin taksonomiye göre dengeli dağılımı sağlanmalıdır. Eğer okuduğunu anlayabilen ve yorumlayabilen bir neslin yetişmesi isteniyorsa programda yer alan becerilerin analiz, değerlendirme ve yaratma basamaklarına göre dağılımlarına dikkat edilmelidir.
  • Öğe
    المحسنات البديعية في شعر أبي تمام
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Hermuş, Emira; Al Hamad, Bozan
    Arapça dilbiliminde bedi' ilmi, dili ve metinleri güzelleştirmeyi amaçlayan önemli bir daldır. Abdullah bin Mu'tezz, bedi' ilminin temellerini atmış ve İbn Haldun, bedi'i sözü ve metinleri güzelleştiren bir sanat olarak tanımlamıştır. Bedi' ilmi, iki ana dala ayrılır: sözcüksel bedi' ve anlamsal bedi'. Sözcüksel bedi', teşbih, istiare ve mübalağa gibi üslupları içerir. Anlamsal bedi' ise metinlerdeki anlamları ve fikirleri güzelleştirmekle ilgilidir. Arap şairi Ebu Temmam'ın şiirinde bedi'e çokça yer verilmiştir. Şiirlerinde, şiire estetik değer katmak için birçok bedi' unsuru kullanmıştır. Ebu Temmam'da bedi', yenilikçi ve yaratıcı bir anlam taşır. Bu, onu eski bedi' anlayışından ayırır. Eski bedi' anlayışı, geleneksel dilbilim kuralları ve yaygın edebiyat üsluplarıyla ilişkilendirilirdi. Ebu Temmam, Arap şiirindeki yenilikçilik hareketinin önemli bir parçasıydı. Bu da onun hakkında farklı görüşlerin oluşmasına yol açtı. Gerçekten de, yenilikçilik yanlıları ve bedi' üslubunu destekleyenler ile bu üslubu şiir geleneğinden sapma olarak görenler arasında bir tartışma yaşandı. Bu fikri çatışma, Arap şiirinin tarih boyunca geçirdiği değişimleri ve çeşitliliği yansıtmaktadır. Arap edebiyatındaki bu çeşitliliği ve farklılığı, edebiyatın zaman içinde gelişimi ve yenilenmesi açısından anlamlı bir şekilde anlamak önemlidir.
  • Öğe
    آليات الفتوى والاجتهاد في المجامع الفقهية(المجمع الفقهي في الهند أنموذجاً)
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Alveys, Safa; Altaie, Adel Fadhil Abed
    İslam Fıkıh Kurulu, farklı İslam ülkelerinden fıkıh ve şeriat alimlerinden oluşan kapsamlı bir fıkıh kurumudur. Kurul, İslami hukukla ile lgili konuları ele almak, fetvalar ve İslami hukuki tavsiyeler yayınlamak için çalışır. Ayrıca, modern fıkhı konularını tartışmak ve fikir alışverişinde bulunmak için düzenli olarak toplantılar düzenler. Kurul üyeleri, güncel meselelerin İslami yönlerini açıklamaya ve Müslümanlara günlük yaşamlarında rehberlik ve danışmanlık sunmaya çalışırlar. Kurulun çalışmaları, alimler arasında anlayışı ve birliği geliştirmeyi ve insanları İslami konularda yönlendirmeyi amaçlamaktadır. İslam Fıkıh Kurulu, İslam dünyasındaki cemaatler ve bireyler İçin önemli bir dini danışmanlık ve rehberlik kaynağıdır. Kurulun temel işlevleri şunlardır: İslami hukuku ile ilgili konuları ele almak ve fetvalar yayınlamak Modern fıkıhı konuları tartışmak ve fikir alışverişinde bulunmak Güncel meselelerin İslami yönlerini açıklamak Müslümanlara günlük yaşamlarında rehberlik ve danışmanlık sunmak Alimler arasında anlayışı ve birliği geliştirmek İnsanları İslami konularda yönlendirmek Kurulun Çalışma Metodu İslami Fıkıh Kurulu, fetva ve içtihadın önemli bir yöntemi olan belirli bir çalışma metodu uygular. Bu yöntem, İslami fetvalar ve hukuki kararlar vermeyi amaçlar. Farklı fıkıh kurulları arasında fetva ve içtihad yöntemleri değişiklik gösterse de, bazı ortak temel unsurlar şunlardır: Referans: Bu, dini ve hukuki konularda danışılan ve rehberlik istenen alimleri ifade eder. Tartışma ve İstişare: Bu aşamada, fıkıh konuları tartışılır, fikirler ve İslami deliller alışverişinde bulunulur ve ardından uygun karar verilir. İçtihad: Bu, İslami kaynaklardan (Kur'an ve Sünnet) hukuki hükümleri çıkarmak ve bunları güncel meselelere uygulamaktır. Fetva: Fıkhi süreç tamamlandıktan ve hukuki kararlar verildikten sonra, sorulan soruya veya ele alınan konuya İslami hukukuna uyguni fetva verilir. Bu, İslam Fıkıh Kurulunun ve diğer İslami fıkıh kurullarının çalışmasında yer alabilecek temel yöntemlerden birkaçıdır. Unutulmamalıdır ki bu süreç, her bir İslam kurumu arasında bazı farklılıklar gösterebilir ve kullanılan yöntemlerde ve yaklaşımlarda bazı ayrıntılar ve değişiklikler olabilir.
  • Öğe
    الطقوس والعبادات في الديانة الميثرائية والزرادشتية والصابئة المندائية وأثرها على المجتمع في شمال العراق(دراسة تحليلية مقارنة)
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Ahmed, Shireen Mohammed Ahmed; Furkani, Mehterhan
    Mitraizm, Zerdüştlük ve Sâbiîlik, doğu kökenli dinler olarak kabul edilir. Bu dinlerin ortak noktası, tebliğ dini olmamalarıdır. Mitraizm ve Zerdüştlük, doğu kökenlidir (Hint-Fars). Zerdüştlük ortaya çıktıktan sonra Mitraizm zayıflasa da Fars krallarının dini hoşgörü politikaları sayesinde etkisi tamamen ortadan kalkmamıştır. Mitra, Fars topraklarında bazen takipeden, bazen de takip edilen bir tanrı olarak karşımıza çıkar. Fakat Fars topraklarını ele geçiren Roma ve Yunan askerlerinin Mitraizm'i benimseyip ülkelerine dönüşlerinde onu yaymalarıyla birlikte Mitra, önemli bir tanrı haline gelmiştir. Roma ve Yunan topraklarında Hristiyanlığın ortaya çıkışına kadar Mitraizm, hâkim din olarak kalmış, Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte etkisi azalmış ve zamanla ortadan kalkmıştır. Hristiyanlığın Mitraizm'i ortadan kaldırmasına rağmen Mitraizm hem Hristiyanlık hem de diğer dinler üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. Bu çalışmada evrende birbirleriyle mücadele eden iki güç olduğuna inan Zerdüştlük dini de ele alınmıştır. Bu iki güç, iyilik tanrısı Ahura Mazda ile kötülük tanrısı Ehrimen'dir. Zerdüştlüğün kurucusu olan Zerdüşt, halk arasında yaygın olan Mitraizm'in ritüellerine karşı mücadele etmiştir. Ancak Zerdüşt'ün ölümünden sonra Mitraizm yeniden canlanmıştır. Zerdüştlük başka inançları etkilediği gibi kendisi de bazı inançlardan etkilemiştir. Araştırmada son zamanlarda Zerdüştlüğün Kuzey Irak'ta yayılması ve bu yayılmanın bölgeyi nasıl etkilediği de ele alınmıştır. Zerdüştlüğün etkisiyle bazı zayıf iradeli kişilerin İslam dininden ayrılarak Zerdüştlüğe geçiş yaptığı belirtilmiştir. Araştırmada Sabiîlik dini de ele alınarak, bu dinin tevhid inancına sahip olmakla birlikte yönetiminde Tanrı'ya ortak koştukları belirtilmiştir. Sabiîliğin kökenleri Filistin'e dayanır ve Bizans İmparatorluğu'nun Hristiyanlığı resmi din olarak kabul edip Sabiîlere zulmetmesi sonucunda takipçileri Irak'a yerleşmiştir. Araştırmada ayrıca Sabiîlik dininin diğer dinlerden nasıl etkilendiği ve Kuzey Irak toplumu üzerinde nasıl bir etkisi olduğu da ele alınmıştır. Araştırmada bahsi geçen dinler arasında mukayese yapılmış ve bu dinlerin bazı ritüellerde ortak iken bazılarında da farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Mitraizm, oruç ve zekât gibi bazı ibadetlerin olmamasıyla Sabiîlik ve Zerdüştlük'ten ayrılır. Mitraizm gezegenleri, burçları ve pazar gününü kutsal sayma, dört yönü ve bunlar üzerindeki hakimiyeti temsil eden haç işaretini kullanma ve türleri farklı olsa da vaftiz töreni konusunda Sabiîlikle ortaktır. Mitraizm, Homa şarabı ritüeli, boğa kurban etme, Nevruz kutlama, güneşe saygı ve doğu kökenli (Hint-Fars) olma konusunda Zerdüştlük ile ortaktır. Hac ibadetinin olmaması ve ekmek ritüeli (her dinde farklı şekilde uygulanır) üç dinin ortak noktasıdır.
  • Öğe
    عموم النص وأثره في النوازل عند المعاصرين
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Mansur, Ahmet Fawaz; Altaie, Adel Fadhil Abed
    Fıkıh Usûlü günümüz fetvalarında geniş bir etkiye sahip olan bir ilim dalıdır. Vahiy sona ermiş olsa da şeriatin devam etmesi nedeniyle, Hz. Muhammed'in vefatından sonra ortaya çıkan yeni durumlara (nevâzil) hükmetmek için alimler Fıkıh Usûlü temelini oluşturmuştur. Bu sayede fetvalar sağlam bir zemine oturmuş ve tutarlı bir şekilde verilmiştir. Bu önemli disiplinin en temel kavramlarından biri de "umûm"dur. Araştırmacı, günümüzdeki fetvalarda oynadığı kritik rol nedeniyle bu kavrama odaklanmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde, "umûm"ün önemi ve günümüzdeki uygulamaları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Araştırmacı, umûm kavramının anlamını, terimsel olarak bununla ilgili anlaşmazlıkları, sigâsını, anlamlarını, önemli kurallarını ve istidlal kurallarını açıklayarak umûm kavram konusunu derinlemesine incelemiştir. Bu giriş, umûm'un uygulamalarına başlamadan önce terimin anlamını ve sınırlarını net bir şekilde kavramayı amaçlamaktadır. Araştırma, modern metodolojiyle bağlantılı olduğu için araştırmacı, "modernlik"ten ne demek istediğini ve modern metodolojilerin umûm ile nasıl istidlal ettiğini açıklamıştır. Umûm'un uygulamalarını da ibadetler, muamelatlar, şer'i siyaset, kişisel statüler ve tıp gibi beş ana bölümde incelemiştir. Bu sayede umûm kavramının şeriatın tüm meselelerine girdiği ve her alanda önemli bir rol oynadığı açıkça ortaya konmuştur.
  • Öğe
    Peygamberlerin doğruluğu ve güvenilirliği problemi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Anaç, Mustafa; Kahraman, Hüseyin
    Peygamberlerin sıfatlarının her biri, birbirini tamamlayan bir bütünün parçalarıdır. Bu kavramlar olmadan veya bu kavramlardan bir tanesi bile eksik olduğunda, peygamber kavramında da bir eksiklik meydana gelmektedir. Onun içindir ki "sıdk, emanet, tebliğ, fetanet ve ismet" peygamberlerde bulunması gereken vacip/zorunlu sıfatlardır. Peygamberlerin diğer insanlar arasında insan tabiatı ve mahiyeti yönünden bir ayrıcalıkları yoktur. Herkes gibi onlar da yer içer, hastalanır, uyur, yaşlanır ve ölürler. Ancak peygamberler yüce yaratıcı ile kulları arasında elçilik yapma liyakatini kazanmış kimselerdir. Bu durum ise, peygamberin diğer insanlardan farklı olmasını ve gönderildiği toplum için örnek teşkil etmesini gerektirir. Bu farklılık, ahlak ve faziletçe yüce olmayı ve almış olduğu vahyi tebliğ etmeyi gerektirmektedir. Bu sebeple bütün peygamberler, azami derecede Sıdk, Emanet, Fetanet, İsmet ve Tebliğ sıfatlarıyla vasıflıdırlar. Bu sıfatlar, peygamberlerin aldıkları vahyi tebliğ etme görevlerini yerine getirmelerini kolaylaştırmış fert ve toplumlar üzerinde özellikle ahlaki açıdan derin etkiler bırakmıştır.
  • Öğe
    باب الهمزة وباب الباء من كتاب التّسهيل والتّرتيب للحافظ إبراهيم بن مصطفى الخطيب (1109هـ) (دراسة وتحقيق)
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Jumaah, Ibrahim Rmaidh; Sezer, İbrahim Hakkı
    Konkordanslar, başta dini bilimlerdeki araştırmacılar olmak üzere türlerine bağlı olarak, herhangi bir bilim alanındaki araştırmacılar için en önemli araçlardır. Zira bu tür çalışmalar araştırmacının hem zaman hem de mesai sarfiyatını en aza indirir. Kur'ân konkordansları en önemli konkordanslar arasında yer alır. Zira Kur'ân-ı Kerim en yüce kitaptır ve din alanındaki araştırmacıların delil ve kanıtlarını dayandırdıkları başlıca referanstır. İhtiyaca binaen ortaya çıkan konkordans türü çalışmalar, İslam alimleri tarafından araştırılıp incelenmiş, en hassas yöntemler kullanılarak mümkün olduğunca basit ve kullanışlı hale getirilmiştir. Bu çalışma, Kur'ân âyetleri üzerine konkordans çalışması olan bir elyazmasının edisyon kritiğini ve incelemesini amaçlamaktadır. Kur'ân konkordansları, özellikle din bilimleri alanında çalışan araştırmacıların başvurduğu kaynaklar arasında yer alır. Çünkü Kur'ân dini ilimlerin temel referansıdır. Ayrıca bu araştırmada, duraklama (vakf) ve başlangıç (ibtidâ) konularına da temas edilmektedir. Zira müellif, eserin mukaddimesinde belirttiği üzere incelediği her âyetle ilgili vakf ve ibtidâ konularına temas etmiştir. Eserinin yazılış gayesine işaret eden müellif, eseri yazma gayesinin vakf ve ibtida gibi ilimleri öğrenciler için basitleştirmek ve araştırmacının Kur'ân âyetlerine ulaşmasında emek ve zaman tasarrufu sağlamak olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda müellif istenilen âyete kolay bir şekilde erişilebilmesi için âyetleri alfabetik sıraya göre tertip etmiştir. Kuşkusuz, âyetlerin araştırılması, özellikle Kur'an'ı ezberlememiş olanlar için büyük zaman ve çaba gerektiren bir süreçtir. Ayrıca, tecvid ve kıraât bilimi açısından da önemli bir konudur. Dolayısıyla bu tür konkordans çalışmaları, Kur'ânı ezber olmayanların birbirine benzer âyetlerin tespiti çalışmasında büyük öneme sahiptir. Kur'ân sözlük bilimi ve Kur'ân konkordansı alanında çalışma ve eser yazma, Allah'ın aziz kitabı konusunda berrak bir anlayışa sahip, vakf ve ibtidâ konularında uzman, kıraât bilimine hâkim, Kur'ân hattı, âyet ve surelerin sayısı, başlangıç ve bitişi hakkında gerekli bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu tür elyazmalarını incelemek ve gün yüzüne çıkarmak, İslam ümmetinin ilmi mirasını canlandırmak anlamına gelir. Ayrıca bu, ümmetin sonraki nesillerinin, önceki nesillere karşı bu ilmi mirası koruma ve gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğu bulunmaktadır. Bu tahkik çalışmasında biri müellif nüshası olmak üzere el yazmanın üç nüshası kullanılmıştır. Müellif nüshası esas alınmış, diğer iki nüshanın karşılaştırması yapılmıştır. Çalışmada ISAM'ın (İslam Araştırmaları Merkezi) belirlediği ilke ve yöntemler takip edilmiştir. Orijinal metin modern yazım kurallarına uygun şekilde yazılmıştır. Çalışmada vakf ve ibtidâ, fevasilu's-suver ve hattü'l-Kur'ân alanında yazılmış eserlerden yararlanılmıştır. Eserde yer alan âyetler, sure numarası ve âyet numarasıyla birlikte belirtilmiştir.
  • Öğe
    القواعد الفقهية ومواكبتها للأحداث العصرية (تحكيم العادة وتطبيقاتها أنموذجا)
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Al-Azzawi, Ahmed Abulhaleem Azzawi; Abed, Adel Fadhıl Abed
    Kavâid-i Fıkhiyye'nin günlük hayatın pek çok alanında olumlu etkileri vardır. Nitekim bu bilim sayesinde farklı fıkhi meseleler ve çağdaş uygulamalar, fıkhi kurallar temelinde bir araya getirilmiş, genel şerî metinlerden veya başka kaynaklardan çıkarılan kısa, özlü hükümler içeren kurallar şeklinde bir çatı altında toplanmıştır. Bu kısa hükümler, anlaşılır ve uygulamaya kabil olup bazen muteber bazen de destekleyici veya açıklayıcı bir delil olarak kabul edilir. "Adetlerin hakemliği" ilkesi, toplumun gelenek ve âdetleriyle ilgili olan önemli bir kavâid-i fıkhiyyedir. Nitekim bu kural altında birçok fıkhi alt kural bulunur ve bu kural, kadı ve müftüler için verimli bir kaynaktır. Çünkü farklı fıkhi meseleleri bir araya getirir ve karşılaşılan güncel olaylarla ilgili birçok konuyu ele alır, bu olayların hükümlerini düzenler. Bu kural sayesinde çağdaş fıkhi konuları temel prensiplere dayandırarak ele almak daha kolay hale gelir. Söz konusu külli kaidenin önemine binaen bu çalışmada bu temel kaidenin altında yer alan altı kaide incelenmiştir. Bu bağlamda "Adet muhakkemdir" ilkesinin alt kaidelerinin sınırsız olduğuna, gelenek ve göreneklere göre yenilendiğine ve birçok şerî konuyla ilişkili olduğuna dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla toplumun örfünü esas alan şerî hükümler zamana ve mekâna göre hâkim örfün değişimine bağlı olarak değişebilmektedir. Çalışma kapsamında konuyla ilgili pek çok güncel örneklere yer verilmiştir. Çalışmada yer verilen örneklerin tamamında referans olarak Kitap, sünnet vb. edille-i şeriyye esas alınmıştır. Bu durum, insanların günlük yaşamlarına ve değişen olaylarına temas eden çalışmanın özelliklerinden biridir.
  • Öğe
    الخلاف المعتبر وضوابطه في الفقه الإسلامي ونماذج من تطبيقاته العملية(دراسة تحليلية)
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Zangna, Begrd Haseeb Abdullah; Furkani, Mehterhan
    Muteber ihtilaf konusu, İslam fıkhının önemli konulardan bir tanesidir. Zira muteber ihtilafın bilinmesi, ihtilafa konu olan meselelerde Müslümanlar arasındaki ayrışmayı ve nizaı en aza indirmede büyük öneme haizdir. Önemine binaen bu çalışmada, İslam fıkhında muteber ihtilaf konusu ele alınmıştır. Bu bağlamda çalışmada "muteber ihtilaf" kavramının izahı yapılmış, gayesi ve İslam hukukundaki yerine temas edilmiştir. Aynı şekilde İslam hukukunda ihtilafın hükmü, beş vakit namazın farziyeti ve cana kıymanın haram olması gibi ihtilafa mahal olmayan kati hükümler ele alınmıştır. Çalışma kapsamında ihtilafın hücciyeti konusuna da temas edilmiştir. Ayrıca hilafın şeran muteber sayılabilmesi için gerekli şartlara yer verilmiştir. Çalışmada Hz. Peygamber döneminden fıkıh mezheplerinin ortaya çıktığı döneme kadar şer-i ihtilafın katettiği merhaleler ve fıkıhçıların şer-i hüküm istinbatında ihtilafa düşme gerekçeleri incelenmiştir. Bunun yanı sıra çalışmada Müslüman birisinin muteber ihtilafa karşı tutumunun nasıl olacağı, nefret ve düşmanlığa neden olan ihtilaflardan kaçınmanın gerektiği, İslam'ın davet ettiği temel ilkelerden biri olan birlik ve beraberliğin önemi gibi konuyla alakalı bazı hususlara da temas edilmiştir.
  • Öğe
    İslâm hukukunda zekât ve zekâtın sarf yeri bağlamında dernek ve vakıflar
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Çar, Şerafettin; Atcı, İsa
    İslâm, zekât ibadeti ile sosyal adaleti sağlamış; zengin ve fakir arasında köprü kurmuştur. İslâm'da zekât ibadetinin temelinde fakirlik olsa da zekât ibadetinin sarf yerleri sadece fakirler ve miskinler ile sınırlı kalmamıştır. Zekât ibadetinin amacı sadece fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak onların bakımlarını üstlenmek değildir. Zekât ibadeti farz kılındığı dönemden itibaren sosyal devlet anlayışının sorumlu olduğu birçok hizmeti yürütme gayesi de taşımıştır. Zekât ibadeti; Hz. Muhammet ve dört büyük halife dönemlerinde devletin en önemli gelir ve hizmet kaynağını oluşturmuştur. Zekât, Hz.Peygamber döneminde kurumsal bir nitelik kazanmış ve bizzat devlet eliyle yürütülen, toplumda sosyal adaleti tesis eden ve kamu hizmeti sunan bir kurum haline gelmiştir. Günümüzde zekât ibadetinin etkili ve verimli bir şekilde kullanılması ve toplum yararına yeniden aktif hale getirilebilmesine büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle son dönemlerde ülkemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler ışığında İslâm'ın yardımlaşma ve dayanışma mekanizmasının en önemli unsuru olan zekâtın yeniden toplum için işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir.
  • Öğe
    آيات التسخير في القرآن الكريم دراسة وصفية تحليلية
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Kareem, Abdullah Mahmood Kareem; Sezer, İsmail Hakkı
    İnsanoğlunun, evreni ve hayatını idame ettirebilmesi için Allah'ın kendisine bahşettiği nimetleri tefekkür etmesi, kendisine tevdi edilen halifelik ve Allah'a karşı kulluk vazifelerini hakkıyla ifa etmesine yardımcı olur. Kur'ân'da geçen teshîr âyetleri Allah'ın eşsiz kudretine ve evrendeki muhteşem nizama delalet eder. Nitekim evrenin eşsiz bir düzenle işlemesi akılları hayrete düşürmekte, yaratıcıya boyun eğdirip O'nun uluhiyetini kabule zorlamaktadır. Bu araştırmada, Kurân'daki teshîr âyetleri, Allah'ın ilahlığı, birliği, bilgisi, gücü ve mülkünün ispatına delil olması açısından incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmada gece ve gündüzün, dört mevsimin sürekli dönüşümlerinin, dünya ve ayın hareketlerinden kaynaklandığını, bu süreçlerin ve olayların devamlılığının ise Allah tarafından bize musahhar kılındığını ifade eden kozmik âyetleri ele alınmıştır. Araştırmada "teshîr" kavramı, Kurâ'n-ı Kerim'deki anlamları ve ilişkileri açıklanmış, teshîr türleri ve teshirin hikmeti üzerinde durulmuştur. Ayrıca müsahhir (müsahhar kılan aşkın kudret) ile müsahharün leh (kendisi için müsahhar kılınan), müsahhar (müsahhar kılınan varlık) ile müsahharün leh (kendisi için müsahhar kılınan) arasındaki ilişki çalışma kapsamında ele alınmıştır. Teshîr âyetlerinin tefsiri incelendiğinde bu âyetlerin her zaman ve mekâna uygun birtakım gayeler, hikmetler ve bütün insanlık için öğütler barındırdıkları görülecektir. Ayrıca bu âyetler Hz. Peygamber'in doğruluğuna dair birtakım bilimsel kanıtlar ve insan aklının algılayamayacağı kozmik mucizeleri ortaya koyar. Bu âyetlerde Allah'ın insanoğluna bahşettiği nimetler vurgulanmış ve insanların bu nimetlerden doğru bir şekilde nasıl yararlanabilecekleri, Allah'ın rızasını kazanacak şekilde bu nimetleri nasıl kullanabilecekleri, aksi davranmaları durumunda bu nimetlerin Allah'ın gazabını celbe sebep olabilecekleri açıklanmıştır. Bu âyetlerde yer alan hakikatler, materyalist ve natüralist filozofların iddialarını, akıl yoluyla ve kesin delillerle çürütmektedir. Bu araştırmada, tefsir kaynakları, 'ulumu'l-Kur'ân literatürü, dil, belagat ve ilmî mucize alanında yapılan çalışmalardan yararlanılmıştır.
  • Öğe
    آيات التسخير في القرآن الكريم دراسة وصفية تحليلية
    (??????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????, 2023) Kareem, Abdullah Mahmood Kareem; Sezer, İsmail Hakkı
    İnsanoğlunun, evreni ve hayatını idame ettirebilmesi için Allah'ın kendisine bahşettiği nimetleri tefekkür etmesi, kendisine tevdi edilen halifelik ve Allah'a karşı kulluk vazifelerini hakkıyla ifa etmesine yardımcı olur. Kur'ân'da geçen teshîr âyetleri Allah'ın eşsiz kudretine ve evrendeki muhteşem nizama delalet eder. Nitekim evrenin eşsiz bir düzenle işlemesi akılları hayrete düşürmekte, yaratıcıya boyun eğdirip O'nun uluhiyetini kabule zorlamaktadır. Bu araştırmada, Kurân'daki teshîr âyetleri, Allah'ın ilahlığı, birliği, bilgisi, gücü ve mülkünün ispatına delil olması açısından incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmada gece ve gündüzün, dört mevsimin sürekli dönüşümlerinin, dünya ve ayın hareketlerinden kaynaklandığını, bu süreçlerin ve olayların devamlılığının ise Allah tarafından bize musahhar kılındığını ifade eden kozmik âyetleri ele alınmıştır. Araştırmada "teshîr" kavramı, Kurâ'n-ı Kerim'deki anlamları ve ilişkileri açıklanmış, teshîr türleri ve teshirin hikmeti üzerinde durulmuştur. Ayrıca müsahhir (müsahhar kılan aşkın kudret) ile müsahharün leh (kendisi için müsahhar kılınan), müsahhar (müsahhar kılınan varlık) ile müsahharün leh (kendisi için müsahhar kılınan) arasındaki ilişki çalışma kapsamında ele alınmıştır. Teshîr âyetlerinin tefsiri incelendiğinde bu âyetlerin her zaman ve mekâna uygun birtakım gayeler, hikmetler ve bütün insanlık için öğütler barındırdıkları görülecektir. Ayrıca bu âyetler Hz. Peygamber'in doğruluğuna dair birtakım bilimsel kanıtlar ve insan aklının algılayamayacağı kozmik mucizeleri ortaya koyar. Bu âyetlerde Allah'ın insanoğluna bahşettiği nimetler vurgulanmış ve insanların bu nimetlerden doğru bir şekilde nasıl yararlanabilecekleri, Allah'ın rızasını kazanacak şekilde bu nimetleri nasıl kullanabilecekleri, aksi davranmaları durumunda bu nimetlerin Allah'ın gazabını celbe sebep olabilecekleri açıklanmıştır. Bu âyetlerde yer alan hakikatler, materyalist ve natüralist filozofların iddialarını, akıl yoluyla ve kesin delillerle çürütmektedir. Bu araştırmada, tefsir kaynakları, 'ulumu'l-Kur'ân literatürü, dil, belagat ve ilmî mucize alanında yapılan çalışmalardan yararlanılmıştır.
  • Öğe
    الشفاعة الأخروية عند أهل السنة وموقف المعتزلة في الشفاعة لمرتكب الكبيرة
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Shwan, Aso Jabbar Khorsheed; Sezer, İsmail Hakkı
    Şefaat, İslam'da önemli bir mezhep meselesidir. Genel olarak şefaat kavramının, şefaatçinin talebi ile şefaat talebinin birleşmesi olduğu söylenebilir. Yani talepleri tek taraflı olduktan sonra ikili hale geliyor. Araştırmada genel olarak bu konu özelde ise büyük günah işleyene şefaat konusu ele alınmıştır. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, İslam'da ahiret için şefaat kavramını açıklamış ve büyük günah işleyenin ahiretteki durumuna açıklık getirmiştir. Araştırma aynı zamanda iki tarafın kanıtlarını gösterip inceledikten sonra Mu'tezile mezhebinin büyük günah işleyene şefaat kavramını da ele almıştır. Ve bu hususta Mu'tezile'nin Ehl-i Sünnet'ten ayrıldığı ortaya çıkmıştır. Sünniler, bu konuda Mu'tezile arasındaki ihtilafın sebebini açıklamışlardır. İki mezhebe göre büyük günahın sahibine şefaat, delillerini sunma ve değerlendirme konusu üzerinde durulmuştur. Mu'tezile'ye göre, büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse, şefaatçilerin şefaatinden mahrum kalır. Ve onların düşündükleri esasa göre, yani va'd ve vaîd esasına göre, ebedi olarak Cehennemde olacaktır. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, Mu'tezile'nin şüphelerine cevap vererek, Mu'tezile'nin bu konuda ileri sürdüklerini geçersiz kılmıştır. Araştırmada ayrıca şefaat ve çeşitleri, inkarın hükmü, Makâm-ı Mahmûd'un anlamı ve vefatından sonra Peygamber (s.a.v.)'den şefaat istemenin hükmü ele alınmıştır.