Cilt 9, Sayı 18, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 15 / 15
  • Öğe
    Modern batı düşüncesinin felsefî temelleri: din ve insan algısı üzerine bir değerlendirme, Tuncay İmamoğlu
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Uçar, Merve Sevde
    İnsan doğası gereği bilmek isteyen ve dolayısıyla sorgulayan bir varlıktır. Hayatını anlamlandırabilmek adına pek çok soru sorar ve anlam arayışına cevap olabilecek bir yer arar. Bu noktada ise dine yönelir. Çünkü din duygusu insanın fıtratında var olan bir duygudur. Bu duyguyu hayatından uzaklaştırdığı veya çıkardığı takdirde pek çok problemle karşı karşıya kalır ve dinin hayatında bırakmış olduğu bu boşluğun yerinin ne bilim ne de başka bir ideolojiyle doldurulamadığını görür. Bu noktada hayatın anlamını yitiren insan için din kurumu tabiri caizse bir kurtuluştur. M. Heidegger’in de dediği üzere, bu anlamsızlıktan “Bizi ancak bir tanrı kurtarabilir”. Çünkü din, insanı akıl varlığı olarak ele almakla birlikte aynı zamanda onun duygu dünyasına da hitap ederek hayatını anlamlandırması noktasında ona cevap olur. Bundan dolayı tarih boyunca insanlar dine ihtiyaç duymuş ve ondan vazgeçememiştir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, dinin insan hayatındaki yeri ve önemi yadsınamayacak kadar büyüktür.
  • Öğe
    Büyük Selçuklu Dönemi islam siyaset düşüncesi, Nurullah Yazar
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Arslan, Muhammet
    Büyük Selçuklular 431-708/1040-1308 yılları arasında varlığını sürdürmüş ve adını Oğuzların ordu komutanı Selçuk Bey’den almış bir hanedanlıktır. Tarih sahnesinde önemli başarılar gerçekleştirmiş olan bu devlet çeşitli yönleriyle muhtelif araştırmalara konu olmuştur. Eserin başlığında yer alan siyaset kavramı tüm zorluklarıyla birlikte toplumun yönetim işlerini üstlenmek ve onların mutlu olmasını sağlamaktır. Dünya tarihinde isminden söz ettirmiş devletler, yönetim ve siyasî yaklaşımları çerçevesinde çeşitli araştırmaların konusunu teşkil etmiştir. Büyük Selçuklu Dönemi İslam Siyaset Düşüncesi kitabı yukarıda zikredilen her iki konuyu da ihtiva eden bir özelliğe sahiptir. Eser, özelde İslam tarihi genelde ise tarih açısından mühim bir dönemi ihata eden Selçuklu Devleti’nin siyaset düşüncesini ortaya koymak için kaleme alınmıştır. Açılan her başlığın son satırlarında amacına yönelik ifadeler kullanan Yazar’ın gayesine ulaştığını ifade etmek yerinde olacaktır.
  • Öğe
    Bir felsefî ahlâk tebliği
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Salter, William M.; Çifçi, Osman Zahid
    Resmi tanımları bir kenara bırakarak ve bilimin gerçeklerle uğraştığı gibi; felsefenin ne olduğu ne olması gerektiği ve insan ilgisinin diğer tüm nesneleri kapsamlı bir kavrayışta uzlaştırmaya çalıştığı gibi ahlakın da temelde bir hak duygusu olduğunu söyleyebiliriz. Geçmişte ahlaktan bahsederken bir bilim dalı olduğundan söz etmiş olabiliriz; ancak şimdi, ‘bilim’, gözlem ve deney yöntemleriyle ele alınabilecek şeylerle ilişkili olduğundan ve ahlak ne görülebilen ne idare edilen ne deneyimlenen; ancak sadece zihin için doğru olan salt ideal kavramlarla ilgilendiğinden dolayı etiği bilimden ayırmak düşüncelerimizin netleşmesini sağlayacaktır. Örneğin, "Başkalarının sana yapmalarını istediğin şeyleri sen de yap" özdeyişi ne olduğunu (geçmişte), ne olmakta olduğunu (günümüzde) veya ne olacağını belirtmez: (ama) ne olması gerektiğini belirleyen bir kuraldır. Bu husus deneyimle elde edilemez veya bir tecrübe temeline dayanmaz; (sadece) aklın bir talebidir. Herhangi bir bireyin özdeyişler bağlamında ne kadar davranış sergilediği elbette bilim için bir sorudur ve tamamen bilimsel yöntemlere göre karar verilmelidir; insanların ne yapmaları gerektiğine dair ideal kavramların, onların gerçekte ne yapacaklarını belirlemede en ufak bir değeri yoktur; ahlaki idealizm ve tarihsel gerçekçilik tamamen uyum içindedir. Ancak her insan özdeyiş çerçevesinde davranış sergilese de bu tür bir bilgi kurala değil, yalnızca olguya dayalı olacaktır ve insanların neden böyle davranması gerektiğini belirlemek için çare spekülasyona başvurmak olacaktır.
  • Öğe
    Ebrûlî şehir: ‘İslâm Şehri’ yerine bir öneri
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Şahin, Yusuf; Yılmaz Aslantürk, Arzu
    Kavramsallaştırma, gerçek hayattaki karmaşık ilişkiler ağını basitleştirerek soyutlaştırma çabasıdır. Dolayısıyla, bir kavramsallaştırmanın başarısı, gerçekliği açıklayabilme kabiliyetine bağlıdır. Weber’le birlikte başlayan ve Şarkiyatçılar tarafından kullanılmaya devam eden “İslâm şehri” kavramının, Müslümanların yaşadıkları şehirlerin gerçekliğinden kopuk bir kavramsallaştırma çabası olduğu ileri sürülmektedir. Zamanla Şarkiyatçılar da “İslâm şehri” kavramına yönelik eleştiriler getirmişlerdir. Ama ilginç bir şekilde kavram, bugüne kadar kullanılmaya devam etmiştir. Bu kavramsallaştırmanın iki açıdan sorunlu olduğu görülmektedir: İlki, bu kavramla, Müslümanların yaşadıkları şehirler ideal bir kalıba dökülmektedir. İkincisi, bu kavramsallaştırma üzerinden Müslümanların yaşadıkları şehirlerdeki bütün sorunlar “İslâm”a havale edilmektedir. Bu çalışmada, “İslâm şehri” yerine, “ebrû sanatı”ndan hareketle “ebrûlî şehir” kavramsallaştırmasına gidilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Şarkiyatçı bakış açısının standart İslâm şehri kavramsallaştırmaları yerine, içinde barındırdığı etkileşim ve ilintiye bağlı olarak “ebrûlî şehir” üzerinden kavramsal bir öneri geliştirmektir. “Ebrûlî şehir” kavramının, “İslâm şehri” kavramındaki iki eksikliği giderecek nitelikte olduğu düşünülmektedir. Buna göre “ebrûlî şehir” kavramının, Müslümanların yaşadıkları çok sayıda şehrin kendine özgü niteliğini dikkate alabileceği; ayrıca, şehirlerde yaşayan Müslümanların eksikliklerini “İslâm”a havale etme kolaycılığına da mani olabileceği ileri sürülmektedir.
  • Öğe
    مشهد المرأة النَّادبة في القصيدة الجاهليّة: دراسة وصفية
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Al Younes, Hafel; Ekinci, Mucahit
    يتناول البحثُ ندبَ المرأة فقط من قصيدة الرثاء التي احتفلت بمشاهد أخرى، من مثل العزاء والتأبين وما يدور في فلكها موضِّحاً شكلَ البكاء، وما يرافقه من لطمٍ وشقٍّ للجيوب وحلق للرؤوس وضرب بالنِّعال وجزئيات أخرى. هذه المعاني التي عرَّفتها المعجماتُ العربيَّة بالنَّدب الذي كان تعبيراً نفسياً عن خلجات الذات المكلومَة وقتَ وقوع الألم الذي شعرت بعمقه المرأةُ الثكلى أكثر ممَّا شعرت به النادبةُ المستَأجَرَةُ التي أتقنت صنعتَها، وبرعت فيها. إلاَّ أنّ بريقَ هذه الصَّنعة خَفَت وذَبُلَ مع مجيء الإسلام الذي نهى عن مظاهر المبالغة في ندب المرأة، لأنَّ بعضاً من مظاهرها يخلّ بمنظومة القيم والمثل الأخلاقية التي حضّ أبناءَ المجتمع على الأخذ بها. كما يتناول البحثُ بعضاً من المضامينِ الفلسفية في ندب المرأة التي تعدُّ عموداً مَكِينًا في قصيدة الرثاء عامة والنَّدب خاصةً، لِتَمَتُّعِها بشاعرية نادرة ندَّت عند الرجل وعزّت ، مُتَّكِئًا في ذلك كلِّه على أفكار ثابتة في جنبات المجتمع الجاهلي كانت أوتادًا اعتمدها البحث وسيخلص المقال إلى نتائجَ أظهرتها الدراسة.
  • Öğe
    Erken dönem islâm tarihinde meslek olarak baytarlık
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Velioğlu, Tuğba
    Günümüzde veteriner hekimlik olarak bilinen baytarlık mesleği İslâm tarihinde araştırılması geri planda kalmış mesleklerden biridir. Hâlbuki hayvanlar, söz konusu dönemde cihatlardaki başarılardan İslâm medeniyetinin kurulmasına kadar birçok alanda Müslümanların en önemli yardımcısı olmuştur. Hayvanların güçlü olması ve istenilen verimin alınması için bakımlarının yapılması, sağlıklarının korunması, hastalandıklarında tedavi edilmesi gibi faaliyetler baytarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada amaç baytarlık mesleğinin İslâm tarihinin ilk dönemlerinde etkin faaliyetler içerisinde olduğunu ortaya koymaktır. Tabiplik kadar ilgi görmese de baytarlık mesleği Cahiliye dönemi dâhil olmak üzere İslâm tarihinin ilk dönemlerinden itibaren aktif olarak yürütülmüş, baytarlar ordu ve saray gibi devlet kurumlarında düzenli maaş alarak çalışmışlardır. Ayrıca baytarlar, yolculuk sırasında hastalanan hayvanlar için yol güzergâhlarına seyyar klinikler kurmuşlardır. Veteriner tarihinin en meşhur baytarlarından biri olarak kabul edilen İbn Ahî Hizâm (ö. 3./9. yüzyıl) bu dönemde yetişmiş ve İslâm medeniyetinde baytarlık mesleği alanında ilk özgün eser olan Kitâbü’l-hayl ve’l-fürûsiyye ve’l-baytara’yı kaleme almıştır.
  • Öğe
    Buhârî’nin, Ebû Hâtim tarafından ‘Sâlihu’l-Hadîs Lâ Be’se Bih’ Diye Vasıflanan Şebîb b. Saîd’in hadislerini Sahîh’ine alması meselesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Taşkın, Kemal; Balaban, Muhammet Seyyit
    Buhârî (ö. 256/870), sahih hadisleri bir araya getirme niyetiyle kitap telif eden ilk muhaddistir. Dolayısıyla hakkında en çok çalışma yapılan şahısların başında gelmektedir. Teoride koştuğu şartları yerine getirip getirmemesi, rivâyetlerinin senet ve metinlerinin incelenmesi bu çalışmaların bir kaçıdır. Bununla beraber genel anlamda ricâl araştırmaları da hadis ilminin omurgasını oluşturmaktadır. Hadis ricâli araştırmacılarının ilklerinden ve en önemlilerinden biri olan Ebû Hâtim (ö. 277/890), birçok râviyi değerlendirmiştir. Doğal olarak bu değerlendirmelerden Buhârî’nin râvileri de nasibini almıştır. İşte bu çalışmada genel olarak münekkitlerin, özel manada Ebû Hâtim’in değerlendirdiği Buhârî’nin, el-Câmi’u’s-sahih eserinin râvilerinden olan Şebîb b. Saîd hakkındaki görüşler ele alınacaktır. Bu râvinin seçilmesinin sebebi ise bu görüşlerle beraber onu sika mertebesinden düşüren ve Ebû Hâtim tarafından kullanılan “sâlihu’l-hadîs lâ be’se bih” değerlendirmesinin olmasıdır. Zira bu değerlendirme, Buhârî’nin şartlarına uymadığı anlamına gelecektir. İlgili râvinin el-Câmi’u’s-sahih’te yer alan rivâyetlerini ve Buhârî’nin onun naklettiği hadisleri tahric ederken takip ettiği metodu açıklamak da konunun anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
  • Öğe
    İslâm hukuku açısından nikâh akdinde velâyet
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Aksoy, Muhammed Mehdi
    Aile müessesesinin temelini teşkil eden nikâh akdi, ferdî, içtimaî, dinî ve dünyevî yönlerin yanında hukukî boyuta da sahiptir. O bakımdan diğer hukukî tasarruflar gibi birtakım rükün ve şartları barındırmak durumundadır. Aksi takdirde dinen ve hukuken muteber sayılıp kendisine sonuç bağlanabilmesi mümkün değildir. Söz konusu önemine binaen İslâm hukukçuları nikâh akdi ile ilgili meseleleri en ince ayrıntısına kadar ele almış ve bu bağlamda hem rükün hem de şartlarını tüm detaylarıyla açıklığa kavuşturmuşlardır. Ancak bazı konularda ihtilaf etmişlerdir. Nikâh akdinin rükün ve şartlarına dair birçok ihtilaf bulunmakla beraber en çok tartışmaya konu olmuş meselelerin başında, velâyet meselesi gelmektedir. Bu çerçevede farklı delil, gerekçe ve bakış açılarına bağlı olarak kimlerde velâyet yetkisinin bulunduğu, velâyet yetkisinin kimler üzerinde cari olduğu, velâyette yetki sınırının ne olduğu ve velâyeti üstlenen kişinin (velinin) nikâh akdi açısından nasıl bir unsur sayıldığı konularında farklı yaklaşımlar sergilenmiştir. Bu çalışmanın amacı, karşılaştırmalı olarak İslâm hukukçularının nikâhta velâyet ile ilgili görüşlerinin ele alınması ve dayandıkları delillerin incelenmesidir.
  • Öğe
    İslâm aile hukukunda erkeğin iddeti
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Aykul, Abdulmuid
    İslâm hukukuna göre boşanmış veya kocası ölmüş bir kadın, ancak belli bir süre geçmesi durumunda başka bir erkekle evlenebilmektedir. Kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken bu süreye iddet denilmektedir. İddetin, kadının rahminin beraatinin bilinmesi, nesebin karışmaması, kadının yeni bir evliliğe psikolojik olarak hazırlanması gibi pek çok hikmeti sayılabilir. Ayrıca kocası ölen kadının, kocasını kaybetmenin hüzün ve kederiyle yas tutması da iddetin hikmetlerinden sadece bir tanesidir. Ancak yukarıda zikredilen gerekçelerin hiçbirisi tek başına gerçek anlamda iddetin illetini oluşturmaz. Bunun için İslâm hukukçularının pek çoğu iddetin ibadet yönüne vurgu yapmak suretiyle iddetin taabbüdîliğini dile getirmişlerdir. İddetin taabbüdî olması, hikmet ve illetinin gerçek anlamda tam olarak belirlenemeyeceğini ifade etmektedir. Bu çalışmada ifade edilen erkeğin iddeti hususu iki kız kardeşin bir nikâh altında bulunmasının haram kılınması meselesi ile yakından ilişkilidir. Bunun haricinde erkek boşamış olduğu kadının kız kardeşi, teyzesi veya halası ile evlenebilmesi için boşamış olduğu kadının iddetinin bitmesini bekleyecektir. Fürû-i fıkıh eserlerinde -tartışmalı olsa da- bu duruma erkeğin iddeti adı verilmektedir. İslâm hukukçuları, kocanın karısının ölümünden sonra karısının kız kardeşi ile herhangi bir süre beklemeksizin evlenebileceği; ricî talâkla karısını boşadıktan sonra ise böyle bir evlilik için boşadığı karısının iddetinin bitmesini bekleyeceği hususunda ittifak etmiştir. Kocanın bâin talâk ile boşamış olduğu karısının kız kardeşi ile evlenmek için iddet bekleyip beklemeyeceği hususunda ise ihtilâf etmişlerdir.
  • Öğe
    Kur’ân’da ilmin evrenselliği
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Karataş, Zübeyir
    Kur’ân, içerik bakımından evrensel kaideleri ihtiva etmiştir. İtikattan muamelata, ceza hukukundan ibadete varıncaya kadar insanların, dini konuda ihtiyaç duydukları konulara genel manada temas etmiştir. Aynı şekilde onların dünya hayatında terakki ve tekâmül edebilmeleri için de neler yapmaları gerektiğini belirtmiştir. İnsanın öncelikli olarak kendisini, çevresini ve kâinatı iyi kavraması adına ona okumayı emretmiştir. Farklı âyetlerinde, bu hususa atıfta bulunmuştur. İnen ilk âyetin “oku” ile başlaması ve ilmin en büyük araçlarından biri olan kaleme yemin edilmesi bu hakikati açık bir şekilde göstermektedir. Ayrıca “oku” emrinin herhangi bir bilim dalıyla kayıtlandırılmaması, dini bilimlerin yanı sıra insanlara faydası dokunan beşerî bilimler ile de meşgul olmanın dini açıdan önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İlim kimden gelirse gelsin onu ortaya koyan kişi hangi dine ve inanca mensup olursa olsun bu bilgi, İslâm’a göre değerlidir. Hatta insan dışı varlıklardan gelen faydalı bilgiler de çok kıymetlidirler. İslâm tarihinin farklı dönemlerinde de bu ilkeye riayet edilmiştir. Ancak zenginlik kaynağı olması gereken farklı itikadi ve fıkhi mezhepler, ekoller ve bakış açılarından dolayı, bazı dönemlerde ise bu ilke akamete uğratılmış ve herkes mensubu olduğu mezhebin, ekolün, bilgilerini doğru kabul etmiş bunların dışındakini ise adeta inkâr etmiştir. Bu çalışmada, ilmin evrenselliği üzerinde durulacak ve doğru bilgiyi sadece belirli kitle, grup ve çevreyle sınırlandırmanın, Kur’ân’ın temel ilkesiyle çeliştiği izah edilmeye çalışılacaktır.
  • Öğe
    Fıkıh ilminde şiirle İstişhâd: el-Mebsût örneği
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Şahin, Ünal
    Şiir en eski uygarlıklarda dahi yer bulmuş edebî bir türdür. Her toplum şiire ayrı bir önem atfetmiş ve şiir beslendiği kültüre göre farklılık göstermiştir. Şiir ve şair İslâm öncesi Arap toplumunda çok ayrı bir mevkiye sahip olmuş ve bu kültürde şiir en büyük ve en etkin sanatsal faaliyet aracı olarak görülmüştür. Bu yönüyle İslâm’dan önceki Arap toplumunun şiir ve şairler ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu söylemek mümkündür. İnsan kelamının zirve ürünleri, şairlerin dilinde vücut bulmuş ve yaşadığı topluma yön vermiştir. Lügat ve kelimelerin ince anlamlarına vukufiyetleri nedeniyle şairlerin herhangi bir kelimeyi kullanmaları, bu istimalin insanlar tarafından istidlal için elverişli kabul edilmesini sağlamıştır. İslâm’ın gelmesiyle birlikte Kur’ân’ın daha iyi anlaşılması ve bazı kelimelerin açıklamaları için şiirlere başvurulmuştur. İslâmî ilimlerde şairlerin şiirleriyle istişhâdı sadece tefsir alanında değil aynı zamanda diğer disiplinlerin hemen hepsinde önemsenmiştir. Bu bağlamda fakihler de eserlerinde şairlere ve şiirlerine yer vermiş ve kullandıkları kelimeler ile istişhâdda bulunmuşlardır. Fukahanın şairlerin şiirleriyle istişhâdda bulunduğu noktalar bu çalışmada konu edinilmiştir. Özellikle Hanefî mezhebinde muteber bir metin olması, kendisinden sonraki bütün fukahayı derinden etkilemesi ve şiir ile istişhâd edilen yerlerin fazla olması sebebiyle Serahsî’nin (ö. 483/1090) el-Mebsût adlı eseri tercih edilmiştir. Bu çalışmanın ilk kısmında İslâm’ın ilk dönemlerinde şiir ile istişhâd konusu ele alınacak, devamında Serahsî’nin istişhâd ettiği şiirlerdeki sıhhat problemi üzerinde durulacaktır. Sonrasında ise Serahsî’nin şiir ile istişhâd ettiği noktalar ele alınacaktır.
  • Öğe
    Pandemi dönemi çevrimiçi Kur’ân eğitim-öğretimi: Aybü ve Çakü İslami İlimler Fakültesi örneği
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Ağırbaş, Abdulkerim
    Kur’ân eğitim-öğretimi Cebrâil (a.s.) ile Hz. Peygamber arasında arz, sem’a usülleriyle başlayıp Hz. Muhammed (s.a.s.) ve sahabe, onlardan da tabiîn, kırâat imamları olmak üzere sahih senedle günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam edegelmiştir. 2019 yılında dünyayı sarsan Covid-19 salgını ile birlikte bu eğitim-öğretim, bazı yerlerde yüz yüze yapılamayıp uzaktan eğitim şeklindeki uygulamalarla sürdürülmüştür. Bu dönemde Kur’ân eğitim-öğretiminin çevrimiçi olarak devam ettiği yerlerden biri de üniversiteler olup araştırmamız, AYBÜ ve ÇAKÜ İslami İlimler Fakültelerindeki Kur’ân eğitim-öğretiminin bu süreçteki uygulamalarını kapsamaktadır. Araştırmanın amacı, öğretim elemanları ve öğrenciler açısından pandemi sürecinde Kur’ân Okuma ve Tecvîd derslerini değerlendirmek, bu dersin uzaktan eğitimle işlenmesinin avantaj ve dezavantajlarını ortaya koymak, bilimsel araştırma ile tespit yaparak önerilerde bulunmaktır. Çalışmamıza veri toplamak amacıyla uzman görüşü doğrultusunda öğretim elemanlarıyla yarı yapılandırılmış mülakat formu üzerinden, öğrencilerle anket uygulaması yapılarak karma araştırma yönteminden istifade edilmektedir. Araştırmada elde edilen verilerin SPSS programı ile analizi gerçekleştirilmektedir. Araştırma sonucunda öğretim elemanları ve öğrencilere göre yüz yüze eğitim ile yapılan Kur’ân derslerinin çevrimiçi kıyasla daha verimli olduğu görüşü ön plana çıkmaktadır. Öğrenciler iletişim araçlarında belirli oranda sıkıntı çektiklerini, sistemsel sorunlardan etkilendiklerini ancak bulundukları yerlerden derslere katılma fırsatı bulmalarından dolayı zamandan kazanımlarının olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca yapılan araştırmada bu dönemde söz konusu derslere katılan öğrencilerin eğitimden kopmadıkları için yüz yüze eğitime başladıktan sonraki süreçte de daha başarılı oldukları müşahede edilmiştir.
  • Öğe
    Büsr b. Ebî Ertât rivayeti bağlamında savaşta hırsızlık yapan kimsenin durumu
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Yüceer, Mustafa; Çalışkan, Hasan Hüseyin
    Hz. Peygamber, dine dair hükümleri tebliğ etmenin yanı sıra ilahi hükümleri hayatın tabii akışı içinde tatbik de etmiştir. Buna rağmen olağanüstü durumlarda hükümlerin icra edilmesi hususunda farklı kararlar da verebilmiştir. Böyle bir olayı örneklemek adına Büsr b. Ebî Ertât’tan (ö. 86/705) nakledilen ve savaş esnasında hırsızlık yapan bir kimseye had uygulanmamasını telkin eden bir rivayet, bu çalışmada incelenmiştir. Sahabî olup olmadığı ile ilgili tartışmalar da bulunan Büsr b. Ebî Ertât, savaşta/seferde hırsızlık yapan kimseye haddin uygulanmayacağına dair rivayeti nakleden tek sahâbî olma özelliğini taşımaktadır. Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855) başta olmak üzere Sünen sahipleri hadisi “Hz. Peygamber bize savaşta el kesmeyi yasakladı ve savaşta/seferde hırsızlık haddini uygulamayın” ifadeleriyle tahrîc etmişlerdir. Tespit edilebildiği kadarıyla on beş farklı tarikle nakledilen rivayetin bazı tariklerinde yer alan İbn Lehîa’ya yönelik tenkitler olsa da nihai anlamda hadis, sahih kabul edilmiştir. Ne var ki Büsr b. Ebî Ertât rivayeti, hadis ilmi açısından sahih kabul edilmekle birlikte ma’mülün bih olması yönünden yeterli ilgiyi görememiştir. Söz gelimi Hanefîler, bu rivayetin yerine zayıf kabul edilen ve dârülharpte had uygulanmayacağını ifade eden hadisi esas alarak hüküm vermişlerdir. Evzâî (ö. 157/774) haddin düşürülmesi gerektiğine işaret ederken Şâfiî (ö. 204/820) ise haddin her an uygulanması gerektiğine dair kanaat belirtmiştir. Çalışmada İslâm hukukunda hırsızlık ve cezasına dair verilen bilginin ardından mezkûr rivayet temel hadis kitaplarından tahrîc edilerek isnad şeması çıkartılmış ve rivayetin muhtevası İslâm hukukçularının konuya yaklaşımı etrafında analiz edilmiştir.
  • Öğe
    Malay dünyasında ilk tam tefsir çalışması: Beled Sûresi bağlamında ‘Tercümânü’l-Müstefîd’ üzerine bir inceleme
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Tuncer, Eyyüp
    Malay dünyasında tefsir çalışmaları klasik dönemde sınırlı ve sayılıdır. Bölgede 20. yüzyılda başlayan tecdit ve ictihat hareketleri sonucunca tefsir ilmine büyük bir rağbet gösterilmiştir. Bundan önceki süreçte ise sarf, nahiv, fıkıh, kelam gibi ilimler daha etkili ve belirleyici bir rol oynamaktaydı. 17. yüzyılda Sinkilî’nin (ö. 1105/1693) yazdığı Tercümânü’l-müstefîd isimli eser Malayca-Endonezce tefsir literatüründe bir dönüm noktası oluşturması açısından oldukça önemlidir. Zira Tercümânü’l-müstefîd hem Malayca-Endonezce ilk tam tefsir çalışması olması hem de yaklaşık üç asır boyunca Malay dünyasında alanında yazılan tek tefsir kitabı olması açısından birçok araştırmacının dikkatini çekmeyi başarabilmiştir. Bununla birlikte modern dönemde Endonezce ve Malayca olarak yapılan tefsir çalışmalarının kendisiyle mukayese edilebilecek ilk tam tefsir metni kuşkusuz ki Tercümânü’l-müstefîd’dir. Bu çalışmada Abdürraûf Sinkilî’nin hayatına kısaca temas edilmiş ve ardından Tercümânü’l-müstefîd isimli eseri dil, üslûp, yöntem, muhteva ve kaynak açısından incelenmiştir. Böylelikle Malay-İndo dünyasında bundan yaklaşık dört asır önce telif edilen bir tefsir kitabı Beled sûresi bağlamında somut örnekler üzerinden araştırmaya tabi tutulmuştur.
  • Öğe
    Şer?î Hükmün Sübûtunun yargı kararına bağlılığı meselesi: Hanefî Mezhebi örneği
    (Aksaray Üniversitesi, 2022) Uğur, Seyit Mehmet
    Bu çalışmanın amacı Hanefî fürû kaynaklarındaki ilgili meseleleri incelemek suretiyle, tüme varım metodunu kullanarak hükmün sübûtunun yargı kararına bağlı olup olmama sebeplerini tespit ve fer?î meseleleri bu sebeplerle irtibatlandırarak izah etmektir. Şer?î hükmün sübûtunun hangi hâllerde yargı kararına bağlı olduğunu bilmek, teorik açıdan önemli olması bir yana, somut bir meselede yargı kararıyla şer?î hükmün farklılık arz etmesi durumunda, hukukî tasarruf hakkındaki şer?î hükmün geçerliliği konusunda sağlıklı değerlendirme yapabilmenin de ön koşuludur. Şer?î hükmün sübûtunun yargı kararına bağlılığında beş temel etkenin belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Bunlar hukukî olayın dava konusu edilmeye elverişli olup olmaması; hükmün sebebinin kesin/açık/kuvvetli olup olmaması, olayın hükmünde fakihlerin ihtilaf veya ittifak etmeleri; kişinin hukukî tasarrufa yetkili olup olmaması ve hukukî işlemin, bağlayıcı bir sözleşmeyi fesih mahiyetinde olmasıdır. Somut bir meselede şer?î hükmün sübûtunun yargı kararına bağlılığı hususunda, birden fazla sebebin aynı anda etkili olması mümkündür. Öte yandan bu etkenlerin somut bir olayda birbiriyle çelişmeleri de söz konusu olabilmektedir.