Kitap Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Vefatının 700. Yılında Bizim Yunus Sempozyumu (26-28 Mayıs 2021) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ramazan Ata; Ayşegül Can; Mehmet Özkaya; Kudret Safa GümüşBir tür roman ve anlatım şekli olarak açıklanan çizgi roman, görsel anlatımın yanı sıra yazılı anlatıma da dayalı olması nedeniyle yazınsal bir tür olarak değerlendirilir. Uzun soluklu anlatılar oldukları için çizgi romanlar bir senaryoya göre resimlendirilirler. Yani tasarımlarının temelinde yazılı metinler bulunur. Çizgi ile yazının bir araya geldiği bir anlatı türü olarak çizgi romanı tanımlamak, bu türün tarihsel süreçte geçirdiği değişim ve dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelir. Öyle ki bu tür, yüz yılı aşkın bir süreçte kendine özgü anlatım teknikleri, temalar, anlatı tipleri ve alt türler geliştirerek diğer yazınsal türler arasında özel bir yer edinir. Ayrıca dünya çapında kendine özgü hatırı sayılır bir okur kitlesi de edinen tür, bu sayede kültür endüstrisinin önemli kollarından bir hâline gelir. Çizgi roman, öncelikle kahramanlık maceralarını çağrıştırsa da türün ilk örnekleri günlük hayattan kesitler sunan karikatür odaklı mizahi anlatılardır. Okurun özellikle evin dışındaki dünyaya ilgi duyması, çizgi romancıları günlük hayatın dışında konular bulmaya yönlendirir. Farklı temalar yayınlamaya yönlenen yayıncılar, yazar ve çizerleri bu minvalde ürünler üretmeye teşvik ederler. Hareketin ve maceranın soluksuz bir şekilde devam ettiği, bir kahramanı merkeze alarak kurgulanan anlatıların ortaya çıkmasıyla çizgi roman sektörü içine düştüğü kısır döngüden kurtulup yeni bir başlangıca kapı aralar. Kahraman merkezli ilk yapımlar piyasada tutununca benzer yapımların ardı arkası kesilmez. Bu tür yapımlardan bazıları o kadar beğenilirler ki kısa sürede sinema perdesine taşınarak daha da popülerleşirler. Ölümsüz kahramanın kendi evrenindeki karşı gücü alt etmesi, zamanla, türün vazgeçilmez tematik özelliklerinden biri olur. Hatta devam eden süreçte anlatıların sonlarına ölümsüz kahramanın ortadan kaybolması, bir yerlerde mahsur kalması, yorgun ve bitkin düşmesi vb. motifler eklenerek okurun kahramanın öldüğü zannına kapılması amaç edinilir, böylece müteakip maceraların okur tarafından ilgiyle beklenmesine zemin hazırlanır. Sektör, sıradanlaşmamak amacıyla yeri geldiğinde farklı evrenlerdeki süper kahramanları karşı karşıya getirir ya da ortak bir düşmana karşı mücadele etmeleri için bunları müttefik kılar. Süper kahraman olgusunun ortaya çıkmasıyla birlikte mekân ve şahıs kadrosu bağlamında ayrı bir çizgi roman evreni oluşur. Çizgi romanın yazıyı destekleyen zengin ve ayrıntılı görsel bir anlatıma dayalı olması, yaratılan hayali mekânların ve kahramanların okur tarafından daha iyi algılanmasına olanak tanır. Dolayısıyla belirli bir döneme gelindiğinde çizgi roman denince hafızalarda canlanan ilk olgu, olağanüstülük olur. Diğer taraftan bu anlatım türünün yalnızca süper kahraman hikâyelerine ya da süper olmayan normal kahramanların maceralarına dayanması ise başka bir sorun olarak yayıncıların karşısına çıkar. Türe ilgi gösteren ya da kahraman hikâyeleri okuyarak belirli bir yaşa gelen okur kitleleri artık farklı tasarımlar görme arzusuna kapılırlar. Gerçekçi, reel dünyada geçen olayları konu edinen hikâyeleri okumak isteyen okur kitlesi göz önünde bulundurularak zaten var olan bu tür yayınların sayısı arttırılır. Gerçekle ilgili üretimlerinde yazar ve çizerlerin yararlanabilecekleri sınırsız bir kaynak vardır ki o da dünyadır. Bu yüzden gerçeği ele alacak çizgi romancı zengin bir kaynağa sahiptir. Sosyal, siyasal, tarihsel, kültürel ve ideolojik mevzular, tarihe mal olmuş kişiler, edebi eserler çizgi romancının yararlandığı gerçek kaynaklardan yalnızca öne çıkanlardır. Gerçeğin olduğu gibi veya kurguyla buluşarak dile geldiği ilk örnekler, türün işlevsel yönlerinin de farkına varılmasına vesile olur. Eğlendirici yönünün yanı sıra eğitici ve öğretici tarafı da keşfedilen çizgi roman türü, birer reklam ve propaganda aracı olarak da kullanılmaya başlar. Türün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir hayli ilgi görmesiyle farklı türlerde yüzlerce yapım üretilir. Kültüre ve tarihe ait birçok mevzu çizgi roman formuna dönüştürülür. Bu süreçte devlet büyükleri, komutanlar, sanatçılar, bilim insanları, sporcular, âlimler, veliler, şairler, yazarlar birer çizgi roman kahramanına dönüşerek okurla buluşur. Bunlardan biri de yalnızca kendi yaşadığı dönemde değil günümüze kadar uzanan zaman diliminde her dönemde düşünceleri, dili ve kişiliğiyle varlığını sürdüren Yunus Emre’dir. Bu çalışmada ünlü çizgi romancı İsmet Kırdar’ın kaleme alıp çizdiği “Yunus Emre” adlı çalışması merkeze alınarak çizgi roman türünün eğitici yönüne değinilecektir.Öğe Vefatının 700. Yılında Bizim Yunus Sempozyumu (26-28 Mayıs 2021) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ramazan Ata; Ayşegül Can; Meh; Kudret Safa Gümüş; Murat AkılBatıda beş yüz yıl kadar önce başlayan ulusal bir edebiyat yaratma çabaları bugünün İtalya, Portekiz, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerinde Anadolu ile eş zamanlı bir gelişim gösterir. Andreas Tietze, Batıda da edebiyatta bir ikilik olduğunu, Latince yanında halk şairleri gibi yerli duyuş ve düşünüşü işleyen ozanların varlığının dikkat çektiğini dile getirir. Ancak Yunus’u hak aşığı bir şair olmakla yerli ve yabancı şairlerle kıyaslamakta zorluk çeker. Batıda birçok örnekle kıyasladıktan sonra da tamamen örtüştüğü sadece bir isim gösterebildiğinde onun olgusal farklılığını ve büyüklüğünü dile getirir (2016, s. 72-108). Yunus Emre, farklı ve büyüktür: Bu durum, devrinin sosyal ve kültürel süreçlerini motive etmesi ile evrensel değerlerin temsilcisi olması yanında yaşayan dilde var olan ve halkın rahatça anlayıp kullandığı pek çok Arapça, Farsça kelimeyi Türkçenin şekil ve ses ahengine tâbi kılarak, bu kelimelerin Arapça, Farsça olduklarını bildiği halde, onları olduğu gibi almayarak, halkın alışık olduğu söyleyiş şekillerini tercih ederek, bugün Anadolu’da izleri kolayca takip edilebilen halk dilinin korunmasına dolayısı ile dilin işlenmesine hizmetine dayanır. Böylece Yunus Emre, Anadolu’nun vatan kılınmasında bir ölçüt olarak Türkçeyi edebi dil seviyesine çıkarmakta çağdaşlarından da ayrılır. Bu da hakkındaki yayınların külliyat oluşturacak düzeye gelmesini sağlar. Yunus Emre’nin biri Divan’ı diğeri Risâletü’n- Nushiyye adlı nasihatnamesi olmak üzere zamanımıza ulaşan iki eseri vardır. Ancak 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına rastlayan tarihlerden itibaren hakkında ortaya konulan çalışmalar, takip ve tespit edilmesi önem arz eden bir külliyata dönüşmüş durumdadır. Kitaplar, tezler, yerli ve yabancı araştırmacıların makale ve sempozyumlarda sunulan bildirilerinin işaret ettiği bir Yunus Emre’nin tespiti de bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutmak, Yunus’u anlama ve anlatma gayretlerinin çehresini çizmek açısından yol gösterici olacaktır. Çok sayıda ve geniş metinlerin dijital ortamlarda saklanması, bilgisayarlar aracılığı ile daha hızlı ve kolay işlenmeleri ve bunlardan yararlı bilgilerin otomatik olarak çıkartılması imkânını vermektedir. Bu cümleden olmak üzere bu bildiride, artık hakkında yazılanlar değerlendirilecek boyuta gelen Yunus Emre çalışmalarının metin madenciliğinin imkanları ile veri analizinin yapılması planlanmıştır. Yunus Emre külliyatının değerlendirilmesi amacıyla erişime açık makaleler üzerinden metinlerin sınıflandırılması, metinlerden konu çıkarılması sağlanarak bir yandan da Yunus’u anlatma ve anlamada izlenen yol gösterilmeye çalışılacaktır.Öğe VII. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (27-28 Ekim 2022) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2022) Ramazan Ata; Ayşegül Can; Mahmut Ulu; Murat Akıl; Hakan ÖzdemirSelçuklu devleti Orta Asya’da Türk komutan Selçuk Bey tarafından kurulmuştur. Selçuklu Devleti yüz yirmi yıldan daha uzun bir süre pek çok badireyi atlatmış ve ayakta kalabilmiştir. Hakimiyeti altındaki özellikle Horosan ve Anadolu bölgeleri hem maddi hem de manevi zenginliklere sahip stratejik öneme haizdi. Tarih boyunca bölge birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bölgede pek çok devlet kurulmuştur. Bölgede kurulan devletler arasında çatışmalar yaşansa da farklı kültürler birbirleriyle buluşmuş ve karşılıklı kültür alışverişi olmuştur. Abbasi devletinin bağrında yetişen Selçuklu devleti Fatimi ve Büveyhilere göre ön plana çıkmıştır. Zira Selçuklular ile Abbasiler arasında akrabalık bağı bulunmaktaydı. Ayrıca bir yıl boyunca Fatımilerin yönetiminde kaldıktan sonra Bağdad’ın tekrar Abbasilerin yönetimine geçmesinde ve Abbasilerin iktidarını tahkim etmede Selçuklular büyük rol oynamışlardır. Bunun yanı sıra pek çok İslam fethine katkı sağlamışlardır. Böylece Selçuklu devleti sınırları kuzeyde Konstantiniyye’ye, güneyde de Irak ve Suriye’ye kadar genişlemişti. Tarih boyunca Selçuklu devletine pek çok sultan ve vezir hükmetmiştir. Selçuklu sultan ve vezirleri birçok alana katkı sağlamışlardır. Bu çalışmada Selçuklu devleti yöneticilerin ilim alanına katkıları ele alınmıştır. Bu bağlamda Selçukluların ilim erbabına yönelik hizmetleri ve ilmi müesseselere yaptıkları vakfiyeler incelenmiştir. Selçuklu devleti yöneticileri İslami ilimler arasında fıkıh ilmine ciddi katkı sağlamışlardır. Bu alanda yaptıkları en önemli katkı, farklı mezheplere göre fıkıh eğitimi verilen medreseler inşa etmeleridir. Nizamiye medreseleri fıkıh eğitiminin altın çağının canlı örnekleri olmuştur. Bu medreseler Musul, Bağdat, Nisabur, Belh, Herat ve İsfehan gibi pek çok bölgede yayılmıştır. Bu medreselerden pek çok büyük din alimi yetişmiştir. Selçuklu yöneticilerinden bazıları bu medreselerde yetişmiş ve eğitim vermiştir. Bu çalışmada Selçuklu devletinin önemli vezirlerinden biri olan Nizamülmülk incelenmiştir. Nizamülmülk, Selçuklu devletinin eğitim kurumlarının inşasında ciddi katkı sağlamış ve bu hususta Sultan Alparslan’a yardımcı olmuş önemli bir devlet adamıdır. Nizamülmülk özellikle fıkıh ilmine ve fukahaya verdiği destekleriyle bilinmektedir. İlk kez günümüzdeki gibi akademik bir eğitim sistemi geliştirmiştir. Nitekim günümüzdeki eğitim sistemi gibi sınıfların oluşturulması, derse devam takip sisteminin geliştirilmesi, hocaların ders programının hazırlanması ilk defa bu dönemde geliştirilmiştir. Bu sayede camilerde ve tek bir mezhebe göre verilen fıkıh eğitimi, pek çok mezhebi kuşatan akademik ve metodolojik bir hal almıştır. Selçuklu hükümdarları mezhep taassubu yapmamışlardır. Nitekim Nizamülmülk Şafii mezhebine müntesip olmasına rağmen medresede Şafii fıkhının yanı sıra Hanefi fıkhının eğitimine destek vermiştir. Bu eğitim kurumları sayesinde fıkıh ilmi yayılmış ve eserleri ile günümüzde bile etkileri devam eden ilim adamları yetişmiştir.Öğe VII. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (27-28 Ekim 2022) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2022) Ramazan Ata; Ayşegül Can; Mahmut Ulu; Murat Akıl; Hakan ÖzdemirSelçuklu Devleti Orta Asya’da Türk komutan Selçuk Bey tarafından kurulmuştur. Selçuklu Devleti yüz yirmi yıldan daha uzun bir süre pek çok badireyi atlatmış ve ayakta kalabilmiştir. Hakimiyeti altındaki özellikle Horosan ve Anadolu bölgeleri hem maddi hem de manevi zenginliklere sahip stratejik öneme haizdi. Tarih boyunca bölge birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bölgede pek çok devlet kurulmuştur. Bölgede kurulan devletler arasında çatışmalar yaşansa da farklı kültürler birbirleriyle buluşmuş ve karşılıklı kültür alışverişi olmuştur. Abbasi Devleti’nin bağrında yetişen Selçuklu Devleti Fatimi ve Büveyhilere göre ön plana çıkmıştır. Zira Selçuklular ile Abbasiler arasında akrabalık bağı bulunmaktaydı. Ayrıca bir yıl boyunca Fatımilerin yönetiminde kaldıktan sonra Bağdad’ın tekrar Abbasilerin yönetimine geçmesinde ve Abbasilerin iktidarını tahkim etmede Selçuklular büyük rol oynamışlardır. Bunun yanı sıra pek çok İslam fethine katkı sağlamışlardır. Böylece Selçuklu Devleti sınırları kuzeyde Konstantiniyye’ye, güneyde de Irak ve Suriye’ye kadar genişlemişti. Tarih boyunca Selçuklu devletine pek çok sultan ve vezir hükmetmiştir. Selçuklu sultan ve vezirleri birçok alana katkı sağlamışlardır. Bu çalışmada Selçuklu devleti yöneticilerin ilim alanına katkıları ele alınmıştır. Bu bağlamda Selçukluların ilim erbabına yönelik hizmetleri ve ilmi müesseselere yaptıkları vakfiyeler incelenmiştir. Selçuklu devleti yöneticileri İslami ilimler arasında fıkıh ilmine ciddi katkı sağlamışlardır. Bu alanda yaptıkları en önemli katkı, farklı mezheplere göre fıkıh eğitimi verilen medreseler inşa etmeleridir. Nizamiye medreseleri fıkıh eğitiminin altın çağının canlı örnekleri olmuştur. Bu medreseler Musul, Bağdat, Nisabur, Belh, Herat ve İsfehan gibi pek çok bölgede yayılmıştır. Bu medreselerden pek çok büyük din alimi yetişmiştir. Selçuklu yöneticilerinden bazıları bu medreselerde yetişmiş ve eğitim vermiştir. Bu çalışmada Selçuklu devletinin önemli vezirlerinden biri olan Nizamülmülk incelenmiştir. Nizamülmülk, Selçuklu devletinin eğitim kurumlarının inşasında ciddi katkı sağlamış ve bu hususta Sultan Alparslan’a yardımcı olmuş önemli bir devlet adamıdır. Nizamülmülk özellikle fıkıh ilmine ve fukahaya verdiği destekleriyle bilinmektedir. İlk kez günümüzdeki gibi akademik bir eğitim sistemi geliştirmiştir. Nitekim günümüzdeki eğitim sistemi gibi sınıfların oluşturulması, derse devam takip sisteminin geliştirilmesi, hocaların ders programının hazırlanması ilk defa bu dönemde geliştirilmiştir. Bu sayede camilerde ve tek bir mezhebe göre verilen fıkıh eğitimi, pek çok mezhebi kuşatan akademik ve metodolojik bir hal almıştır. Selçuklu hükümdarları mezhep taassubu yapmamışlardır. Alparslan ve Veziri nitekim Nizamülmülk Şafii mezhebine müntesip olmasına rağmen medresede Şafii fıkhının yanı sıra Hanefi fıkhının eğitimine destek vermiştir. Bu eğitim kurumları sayesinde fıkıh ilmi yayılmış ve eserleri ile günümüzde bile etkileri devam eden ilim adamları yetişmiştir.Öğe VI. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (27-28 Ekim 2021) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ata, Ramazan; Can, Ayşegül; Akıl, Murat; Özdemir, HakanBilindiği üzere herhangi bir üniversitede akademisyen olarak çalışabilmek ve akademik hayata atılabilmenin temeli, lisansüstü eğitimle atılır. Bundan dolayı Türkiye’deki diğer yüksek eğitim kurumlarında olduğu gibi Aksaray Üniversitesi’nde verilen lisansüstü eğitim, yerli ve yabancı pek çok öğrenci tarafından rağbet görmektedir. Zira üniversiteler, toplumu eğitecek bireyler yetiştirmek suretiyle toplumun inşasında ve eğitiminde büyük katkı sağlayan, hemen hemen toplumun her kesiminden insanın doğrudan veya dolaylı olarak yararlandığı kurumlardır. Bununla birlikte yabancı öğrencilerin bu tür eğitim kurumlarında eğitim-öğretim esnasında birtakım zorluklarla karşılaştığı bir vakıadır. Çalışmamız daha çok Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimi gören yabancı öğrencilerin eğitim sürecinde karşılaştıkları sorunlara yönelik olmakla birlikte, çalışmanın birinci bölümünde Aksaray Üniversitesi’nin tarihi, akademik birimleri, çalışan personel sayısı, bilim ve araştırma merkezleri ve Aksaray halkına sağlık hizmeti veren araştırma hastanesi hakkında bilgiler verdik. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, öğrencilerin hem ders döneminde hem de tez yazım aşamasında karşılaştıkları başlıca sorunlara temas ettik. Hem yabancı öğrencilerle hem de danışman hocalarla yapılan mülakatta öğrencilerin karşı karşıya kaldığı başlıca sorunların ne olduğu sorusunu yönelttik, elde ettiğimiz bulgulara bu bölümde yer verdik. Kendileri ile anket yapılan öğrencilerin karşılaştıkları sorunları farklı açılardan farklı şekilde kategorize etmek mümkün olsa da bu sorunları, akademik ve akademik olmayan sorunlar şeklinde ikiye ayırdık. Türkçe dil öğreniminin zorluğu, hocalarla iletişim sorunu, öğrencilerin araştırma teknik ve yöntemleri hakkında yeterli bilgi ve beceriye sahip olmamaları Yabancı öğrencilerin en çok karşılaştıkları akademik sorunlardır. Kalacak yer temini, ikamet izni ve vize işlemleri yabancı öğrencilerin en çok karşılaştıkları akademik olmayan sorunlar arasında yer alır. Çalışmamızda doğru ve bilimsel verilere erişebilmek için anket yöntemini kullandık. Betimleme ve analiz yöntemi ile elde ettiğimiz verileri tahlil ettikten sonra sorunun temeline dair ikna edici bir sonuca ulaştık. Bunun neticesinde sonuç bölümünde Aksaray Üniversitesi ve benzeri kurumlarda lisansüstü eğitim gören yabancı öğrencilerin karşılaştıkları başlıca sorunların çözümüne dair bazı öneri ve tavsiyelere yer verdik.Öğe VI. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (27-28 Ekim 2021) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ata, Ramazan; Can, Ayşegül; Akıl, Murat; Özdemir, HakanBilindiği üzere herhangi bir üniversitede akademisyen olarak çalışabilmek ve akademik hayata atılabilmenin temeli, lisansüstü eğitimle atılır. Bundan dolayı Türkiye’deki diğer yüksek eğitim kurumlarında olduğu gibi Aksaray Üniversitesi’nde verilen lisansüstü eğitim, yerli ve yabancı pek çok öğrenci tarafından rağbet görmektedir. Zira üniversiteler, toplumu eğitecek bireyler yetiştirmek suretiyle toplumun inşasında ve eğitiminde büyük katkı sağlayan, hemen hemen toplumun her kesiminden insanın doğrudan veya dolaylı olarak yararlandığı kurumlardır. Bununla birlikte yabancı öğrencilerin bu tür eğitim kurumlarında eğitim-öğretim esnasında birtakım zorluklarla karşılaştığı bir vakıadır. Çalışmamız daha çok Aksaray Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nde yüksek lisans ve doktora eğitimi gören yabancı öğrencilerin eğitim sürecinde karşılaştıkları sorunlara yönelik olmakla birlikte, çalışmanın birinci bölümünde; Aksaray Üniversitesi’nin tarihi, akademik birimleri, çalışan personel sayısı, bilim ve araştırma merkezleri ve Aksaray halkına sağlık hizmeti veren araştırma hastanesi hakkında bilgiler verdik. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; öğrencilerin hem ders döneminde hem de tez yazım aşamasında karşılaştıkları başlıca sorunlara temas ettik. Hem yabancı öğrencilerle hem de danışman hocalarla yapılan mülakatta öğrencilerin karşı karşıya kaldığı başlıca sorunların ne olduğu sorusunu yönelttik, elde ettiğimiz bulgulara bu bölümde yer verdik. Kendileri ile anket yapılan öğrencilerin karşılaştıkları sorunları farklı açılardan farklı şekilde kategorize etmek mümkün olsa da bu sorunları, akademik ve akademik olmayan sorunlar şeklinde ikiye ayırdık. Türkçe dil öğreniminin zorluğu, hocalarla iletişim sorunu, öğrencilerin araştırma teknik ve yöntemleri hakkında yeterli bilgi ve beceriye sahip olmamaları Yabancı öğrencilerin en çok karşılaştıkları akademik sorunlardır. Kalacak yer temini, ikamet izni ve vize işlemleri yabancı öğrencilerin en çok karşılaştıkları akademik olmayan sorunlar arasında yer alır. Çalışmamızda, doğru ve bilimsel verilere erişebilmek için anket yöntemini kullandık. Betimleme ve analiz yöntemi ile elde ettiğimiz verileri tahlil ettikten sonra sorunun temeline dair ikna edici bir sonuca ulaştık. Bunun neticesinde; sonuç bölümünde, Aksaray Üniversitesi ve benzeri kurumlarda lisansüstü eğitim gören yabancı öğrencilerin karşılaştıkları başlıca sorunların çözümüne dair bazı öneri ve tavsiyelere yer verdik.Öğe V. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (03-04 Kasım 2020) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2020) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, Mehmet; Gümüş, Kudret SafaBu araştırmada Fen bilimleri dersi öğretim programı içerisinde yer alan evsel atıklar ve geri dönüşüm konusunun informal öğrenme ortamları ile işlenmesinin ortaokul öğrencilerinin öğrenmeleri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel araştırma desenleri arasında gösterilen fenomoloji deneysel deseni tercih edilmiştir. Fenomoloji deseninde canlılarla ilgili olay, deneyim ve kavramlar detaylı olarak incelenir. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Aksaray il merkezindeki bir devlet okulunda öğrenim gören 14 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada ön test son test kontrol gruplu desen kullanılmıştır. Araştırmacılar tarafından geliştirilen gezi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme sorularından oluşan veri toplama araçları öğrencilere uygulama öncesi ve sonrasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler içerik ve betimsel analiz yöntemleriyle çözümlenmiştir. Öğrenci cevaplarına yönelik kod, kategori, alt tema ve temalar oluşturulmuştur. Farklı 2 araştırmacı tarafından belirlenen tema ve kategoriler arası uyum kontrol edildikten sonra temalara son şekli verilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; öğrenciler geri dönüşümün kolaylıkla yapılan basit bir süreç olmadığını gözlemlemişlerdir. Öğrenciler geri dönüşüm tesisi ziyaretinin gezerek, görerek ve eğlenerek öğrenmeyi kolaylaştırdığını, çevreye yönelik bilinç ve farkındalık oluşmasını sağladığını belirtmişlerdir. Yapılan araştırmadan hareketle alan gezilerinin öğrencilere ilginç deneyimler sağladığı için farklı disiplinlerde de alan gezilerinin düzenlenmesi önerilmektedir.Öğe V. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (03-04 Kasım 2020) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2020) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Gümüş, Kudret Safa; Özkaya, MehmetBu çalışmanın amacı Osmanlı Devleti’nde modern eğitim anlayışının 20. yüzyıl başlarında Aksaray Kazası’na olan etkilerini ortaya koymaktır. Dolayısıyla çalışmamızda 20. yüzyıl başlarında Niğde Sancağı’na bağlı Aksaray Kazası’ndaki eğitim faaliyetleri yeni usulde eğitim veren okullar bağlamında ele alınacaktır. Osmanlı Devleti’nde yaygın eğitim faaliyetleri 19. yüzyıl ortalarına kadar daha çok vakıflar gibi sivil toplum kuruluşları tarafından, mahalli imkânların elverdiği ölçüde yapılıyordu. Ancak 1845’te Muvakkat Maarif Meclisi’nin 1846’da Mekatib-i Umumiye Nezareti’ne dönüştürülmesiyle başlayan ve 1857’de Maarif-i Umumiye Nezareti’nin açılmasıyla tamamlanan teşkilatlanma eğitimin belli esaslar çerçevesinde yapılmasını sağladı. Ardından 1869’da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile eğitim işlerinin devlet tarafından verilmesi konusunda önemli bir adım atıldı. Bu Nizamname ile genel eğitimin en temel unsurunu teşkil eden “sıbyan” mektepleri “ibtidai” olarak isimlendirilmeye başlandı. 1869 yılından itibaren yeni usulde eğitim veren ibtidai (ilköğretim) ve rüştiye (ortaöğretim) gibi okulların yaygınlaştırılmasına gayret edildi. Aksaray’da da eğitim faaliyetleri devletin takip etmiş olduğu genel politikalardan etkilenmiş, yeni usulde eğitim veren okullar açılmaya başlanmıştı. Dolayısıyla bu çalışmada 20. yüzyıl başlarında Aksaray’da yeni usulde eğitim veren okullar ve bu okullardaki eğitim faaliyetleri incelenecektir. Bu kapsamda Aksaray Rüştiyesi, Şeyh Hamit Mahallesi Feysa İbtidai Mektebi, Meydan Mekteb-i İbtidaisi, Piri Mehmet Paşa Mekteb-i İbtidaisi Hacı Hasanlı Mekteb-i İbtidaisi’ndeki eğitim faaliyetleri ele alınacaktır. Çalışmamız daha çok Konya Yazma Eserler Bölge Müdürlüğü’nde bulunan ve Aksaray’ı da kapsayan defterler ile T.C. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi’nde yer alan belgeler ışığında yapılmıştır.Öğe IV. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (24-26 Ekim 2019) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2019) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, MehmetTürkler İslam dinini kabul ettikten sonra, itikadi ve fıkhi konuları Ebu Hanife ve İmam Mâturîdî görüşleri doğrultusunda hayata geçirip aralarında bir inanç sistemi oluşmaya başladı. Bu inanç sistemi, Türk toplumunun bir taraftan ahlak düzenini oluştururken, diğer taraftan kültürünü de şekillendirdi. Müslüman Hanefi Türklerin benimsediği Mâturîdîlik ekolünün kurucusu, Özbekistan’ın Semerkant‘a bağlı olan Mâturîd veya Mâturît köyünde dünyaya gelen İmam Ebu Mansur el-Maturidi’dir. Maliki, Şafiî, Hanbeli ve Zahiri mezhebindeki Sünni Müslümanların benimsediği Eş’ârîlik kurucusu ise İmam Ebu’l Hasan el-Eş’arî’dir. Her iki isim de Ehl-i Sünnet kelâmını sistemleştirmiştir. Eş’ârîlik ile Mâturîdîlik arasındaki ihtilaflar yok denilecek kadar az da olsa, mukallidin imanı gibi önemli bazı kelamî konularda kendi aralarında görüş ayrılığı bulunmaktadır. Miladi 944’te Semerkant’ta vefat eden İmam Ebu Mansur el-Mâturîdî veya İmam –Mâturîdî, iki meşhur eseri olan Kitabü’t Tevhid ve Kitabü’t Tevilat’ta kelami görüşlerini ve mezhep anlayışını geniş bir şekilde ele almıştır. İmam Mâturîdî, görüşlerini kurarken, ikna metodunu kullanmıştır. Kullanırken de nakil, akıl, nazar, istidlal, içtihat ve kıyasa dayanmıştır. İmam Mâturîdî, itikadi konularda muhalif görüşleri nakilden ziyade akli deliller çerçevesinde cevaplamaya çalıştı. Dolaysıyla akıl, Mâturîdîlik için önem bir yere sahiptir. İmam Azam Ebu Hanife’nin fıkhını, görüşlerini benimseyip kalem alanında kendi görüşlerini kaydeden İmam Maturidi, yıllar boyunca Hanefi imamlarını etkilemiştir. Bunlardan bazıları: Ebû Muhammed Abdulkerim b. Musa el-Pezdevî(ö. 493/1100), eb’üm Mu’in en-Nesefi(ö. 508/1115), Necm’üldin Ömer en-Nesefi, (ö. 537/1142),Nureddin es-Sabuni(ö. 580/1184) ve kemal İbn’ül Humam’dır(ö. 861/1457). İmam Mâturîdî’nin dini ve felsefi düşünceleri Türklerin teşkil ettikleri edebi eserlerde önemli yer almıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra İslam kültürü, kurallarını hayatın her alanında da yansıtmaya başlamışlar, sanat ve edebi çalışmalarını bu dinin mefhumu, öğretisi ve yaşam biçimine göre kurmuşlardır. Divan şairlerimiz çoğu zaman dini konular üzerinden farklı nazım ve üslup şekilleriyle edebi eserleri ya da düşünce tarzları ortaya koymuşlar, geniş halk kitlelerine tesir etmişlerdir. Çoğu şairler kendi fikirlerini ve tasavvurlarını benimserken Kuran-ı Kerim ve Hadislerden istifade etmişler ve iktibas yoluyla eserlerinde yer vermişlerdir. Divan şairleri Kuran-ı Kerim ve Hadislerden ayet ve hadisleri kendi itikat, kültürü ve toplumun yaşam ve düşünce tarzıyla tezatlık teşkil etmeyecek şekilde iktibas edip yorumlarda bulunmuşlardır. Söz konusu yorumlar ise, İmam Mâturîdî’nin öğretisi doğrultusunda doğrudan veya dolaylı bir şekilde kaydedilmiştir. Divan şairimiz Yunus Emre, 13. yüzyıl Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olup Anadolu coğrafyasının Müslümanlaşmasına katkı sağlamış önemli bir mütefekkir ve halk ozanıdır. O, geniş halk kitlelerini etkileyen tasavvuf ve Mâturîdîlik felsefesini Türk dili ile hem güzel hem kifayetli bir şekilde söylemiştir. Yunus Emre’nin Divanı ve Risâletu’n-Nushiyyesi’nde olan şiirlerinde evrensel nitelikli İslam felsefi Mâturîdîlik izlerini takip etmek mümkündür. Başka bir ifadeyle Mâturîdîlik ekolünün Divan şairimiz Yunus Emre’deki bıraktığı etkileri görebiliriz. O (Yunus Emre), İmam Mâturîdî’nin Kitabü’t Tevhid ile beraber el-Pezdevî’nin us’l Din, eb’üm Mu’in en-Nesefi’nin Tabsıratü'l edille, Ömer en-Nesefi’nin A???idü’n-Nesefî ve es-Sabuni’nin elKifâye-fi’l-hidâye gibi Mâturîdîlik ekolünün önde gelen ve Mâturîdîliği anlatan önemli eserlere muttali olduğunu ileri sürmekteyiz. Söz konu ekolün öğretisini kendi şiirinde müstesna bir dille halka aktarmıştır. Dönemin ulemanın itirafıyla gerek ulemalar için gerek dönemin halkı için birçok hususlarda anlaşılması zor olan söz konusu Mâturîdîlik ile ilgili yazılmış eserleri mütalaa eden Yunus Emre, Anadolu Müslümanlarına sade ve benzeri olmayan güzel bir dille aktarmıştır. Bir nevi Divan şairimiz Yunus “sehl-i mümteni” örneklerini vermeyi başarmıştır. Dönemin büyük imamların ortaya attıkları itikat felsefelerini kendi halk için sade ve basit bir dille aktarılmaları konusunda -ele alınan konuların titizliğinden ötürü- hayli zorluk çekmişlerdir. Yani kendileri için “gerçekleşmesi mümkün olmayan” anlamındaki “mümteni” olmuştur. Yunus burada devreye girmiş ve Mâturîdî ulemanın basit bir dille yazamadıkları eserlerin muhtevalarını “kolay” anlamındaki sehl ile bir şekilde halka aktarıp “sehl-i nümteni”yi ustaca gerçekleştirmiştir. Bugüne değin yapılan çalışmalarda Yunus’un eserleri genel olarak edebiyat ve dil açısından incelenmiştir. Diğer taraftan Türkiye’nin son yıllarda önem verdiği Mâturîdîlik çalışmaları bilhassa Arap İslam coğrafyasında çok azdır. Bunun neticesi olarak büyük şair ve mütefekkirimiz Yunus Emre’nin “Gelin tan-şuk edelim işi kolay tutalım/Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz “ diyerek özetlediği Mâturîdlik öğretisinden uzaklaşınca, coğrafyamızda Müslümanları birbirlerinden ayıran, ötekileştiren gerekirse tekfir edip öldüren ve İslam adını taşıyıp Müslümanlara silah açan gruplar ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada, Yunus Emre Divanındaki Mâturîdîlik izlerini ana hatlarıyla göstermeye gayret edilecektir.Öğe IV. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (24-26 Ekim 2019) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2019) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, MehmetMemnû maddeler arasında yer alan güherçile, barut üretiminde kullanılan en önemli hammaddedir. Aksaray ve çevresi geniş Osmanlı coğrafyasında güherçile üretimi yapılan önemli noktalardan bir tanesi olmuştur. Aksaray, Osmanlı idari taksimatında zaman içerisinde Konya veya Karaman Eyaletlerine bağlı bir sancak konumunda yer almıştır. Zaman içerisinde idari taksimattaki değişim Aksaray’ın güherçile üretimindeki önemini azaltmamıştır. Çalışmada, Osmanlı Devleti’nin önemli güherçile üretim merkezlerinden bir tanesi olan Aksaray’daki güherçile üretim faaliyetleri ve sonrasında yaşananlar üç başlık altında, arşiv kaynaklarına dayanarak, yaklaşık yüz yıllık süreç içerisinde incelenmiştir. Çalışmada ilk olarak zaman içerisinde Aksaray ve karyelerindeki güherçile üretim tesislerinin durumu ve bu tesislerde üretilip İstanbul’a gönderilmesi planlanan güherçilenin miktarı ve nakliye meselesi ele alınmıştır. Bir diğer başlıkta ise güherçile üretimi öncesinde ve sonrasında yaşanan sorunların neler olduğu konusu irdelenmiştir. Genel olarak üretim konusunda bir sorun yaşanmazken, yaşanan sorunların daha çok üretilen güherçilenin İstanbul’a nakli konusunda olduğu görülmüştür. Bu noktada karşımıza, üretilen güherçilenin İstanbul’a naklinden sorumlu olan aşiretlerden ve bölge idarecilerinden kaynaklanan sorunlar çıkmaktadır. Yaşanan kaçakçılık ve sahtekârlıklardan doğan sıkıntıları ve devletin bu sorunlara karşı tutumu ve güherçile üretimi konusunda göstermiş olduğu hassasiyet bu bölümde gösterilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise bölgedeki güherçile üretimini azaltmaktan öte bölgedeki güherçile üretim miktarını arttıran yeni açılan güherçile ocakları meselesi incelenmiştir. Yeni açılan ocaklar konusunda genel olarak bölgede eskiden beri güherçile ocağı işleten esnaf, bölgedeki güherçile kaynaklarının yetersiz olduğunu öne sürüp, ürettikleri güherçile miktarında ve gelirlerinde azalma olacağını ifade ederek yeni ocakların bölgede açılmasına karşı çıkmışlardır. Yeni ocak sahipleri ise söylenenlerin aksine bölgedeki güherçile kaynaklarının zenginliğini ve yeni ocakların üretime katkısını ifade ederek karşı çıkmışlardır. Bu noktada olay ilk olarak yerel idareye sonra da İstanbul’a taşınmıştır. Bu bölümde, yerel yönetimin ve İstanbul’un yeni açılan güherçile ocaklarına karşı tutumu ele alınmıştır.Öğe III. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (25-27 Ekim 2018) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2018) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, MehmetKomünizm sisteminden en fazla etkilenen Balkan ülkesi Arnavutluk’tur. Bu sistemde özellikle doğuda doğan maddi ve manevi simgeler sergileyen ürünlere 40 yıllık ambargo uygulandı. Bu ambargodan edebiyat ürünleri de “nasibini görecekti”. Aslında, kütüphanelerinde Türk edebiyatından değişik yazarların eserleri yer almaktadır; bunlar arasında Yaşar Kemal, Reşat Nuri Güntekin, Suad Derviş, Talip Aydın, Fakir Baykurt vb. Maalesef Divan Edebiyatı yazarlarından hiç bir eserden “eser yoktur”. Bu eserler arşiv çekmecelerinde yer almaktadır. Türk edebiyatının Arnavutçada tanınmasını süreç ve sonuç olarak incelerken, edebiyatı ve edebiyatdışı unsurların el ele yürüdüğünü, hatta birçok durumlarda birbirine yer verdiklerini anlamaktayız. Süreç olarak değişik yerlerde de olduğu gibi hepimiz tarafından iyi bilinen yollardan geçmiştir, bu yollar ise taklit, inkâr, yeniden tanıma ve yeniden değerlendirme olarak adlandırılmasını uygun görmekteyiz. Verilerimize göre böylesi gelişmeler, Arnavutluk’ta doğunun taklitçileri olarak tanınan Arnavut beytecilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yunus Emre ve ekolünün eserleri Arnavut Milli Divanı’nın doğmasında en büyük rolü oynamıştır. Ayrıca diğer yandan ise, Türk edebiyatına karşı gösterilen ve on yıllarca suren bir engel ve inkârla karşı karşıya kalınmıştır. Buna rağmen Türk edebiyatından birçok yazarın eserlerine ulaşılmış, ama bu geniş edebiyatın kaynağında çok az yer almaktadır. Arnavutluk’ta tanınan yazarların eserlerinin seçimi uzun bir zamanda ideolojik kriterlere dayalı yani dilsel olmayan unsurlara dayanarak yapılmıştır. Üstelik değerleri çok iyi bilinen yazarlar bile söz konusu oldukları zaman, eserin yorumlanması, kendileri bu edebi akımla bağlantısı olmamasına rağmen sosyal realizmin çevrelerini geçmemiştir. Böylelikle eserin ve yazarın tanımı eksik yansımıştır. Günümüzde ise Türk edebiyatına karşı ilgi artmakta ve bunda Arnavut okurun tebrik edilecek payları çoktur. Bu okur dogmalardan ve önyargılardan kurtulmuş olarak, güzel edebiyatı diğer ülkelerdeki kardeşleri gibi aramakta ve tadını almaktadır.Öğe III. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (25-27 Ekim 2018) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2018) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, MehmetBu araştırma, Aksaray’da idarecilik yapan Ateşoğulları sülalesini konu edinmektedir. Burada, aile bireylerinin yönetici olarak “idarecilik; idare etme potansiyelinin kapasitesi” anlaşılmaya ve ailenin devlet sistemine katılma veya devletten menfaatlenme arzusuna dayanan süreçler değerlendirilmiştir. Başta tımar sisteminin hükmünü kaybetmeye başlaması olmak üzere, zamanla değişen şartlara bağlı olarak beylerbeyi ve sancakbeyi gibi taşra idaresinin bel kemiği olan devlet görevlilerinin (ehl-i örfün) dirliklerinin başında durmak yerine, kendi yerlerine mahallinden birer temsilci atamaları uygulamasına geçilmişti. Bu gelişme yereldeki ayan ve eşrafın taşrada yetki sahibi olmalarına imkân vermiştir. Bunlardan biri Aksaraylı Ateşoğulları sülalesidir. Sülale, bazen mütesellim, genellikle de ayan göreviyle 1770’lerden 1860’lara kadar Aksaray’ın yönetiminde doğrudan etkili olmuştur. Ateşoğlu Abdurrahman Ağa 1780’de doğmuş olup, Deveciyan Mahallesi nüfusuna kayıtlıdır. Babası da Aksaray’ın önde gelen idarecilerindendir ve 1770’lerde ayanlık görevi bulunan biridir. Aksaray’da, oğul Abdurrahman Ağa’nın etkinliği, 1810’lu yıllarda öne çıkmaya başlamıştır. Aksaray ve çevresinin en etkin yerel şahsiyeti olması nedeniyle, 1828-29 Osmanlı-Rus Harbine çağrılmıştır. O, bu savaşta, Aksaray’dan topladığı 100 güzide süvari (atlı asker) ile Şumnu’da bulunan orduya katılmak göreviyle yer almıştır. 1830’da Aksaray’ın eşkıyadan temizlenmesi için devlete yardımları dokunmuştur. Bununla beraber, 1830’da, kendisi Kütahya’ya, kardeşi Rüstem’de Bolu’ya sürgün edilmiş ve bir yıl kadar sürgünde kalmıştır. Bu sürgünün de etkisiyle o, Aksaray ileri gelenleri arasında yaşanmakta olan iktidar olma mücadelelerinde muhalefete düşmüştür. Bu bağlamda Abdurrahman Ağa, 1832’de İsyancı Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın destekçisi olarak hareket etmiştir. Abdurrahman Ağa’nın muhalefette kalması 1830’dan 1842/43’e kadar, yaklaşık 12 yıl devam etmiştir. Tanzimat Yenilikleri bağlamında 1842/43’de Aksaray’da kaza meclisi uygulamasına geçilmiştir. Bunu fırsat gören Abdurrahman Ağa, Aksaray Kaza Meclisinde üye sıfatıyla olarak yer alarak, yeniden Aksaray siyasetinde boy göstermeye başlamıştır. Hatta o ve kardeşi Rüstem, 1849 yılı ortalarına kadar kaza müdürü unvanıyla Aksaray’ı idare etmişlerdir. Ancak müdürlüğü sürecindeki faaliyetleri, Aksaray’da ona karşı zaten mevcut olan muhalif grupları yeniden harekete geçirmiş ve bu gurupların devlet merkezine şikâyet yağdırması neticesinde, “zimmete para geçirme” suçlamasıyla müdürlük görevinden alınmıştır. Bununla beraber, Ateşoğlu sülalesinin Aksaray ve çevresindeki etkinlikleri 1860’lara kadar devam etmiştir.Öğe II. Uluslararası Aksaray Sempozyumu ( 26-28 Ekim 2017) Özet Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2017) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, MehmetÜniversiteler eğitim yuvaları olmalarının yanı sıra bulundukları kenti geliştiren, kent halkını değiştiren ve kent kimliğini etkileyen kurumlardır. Üniversitelerin akademisyenleri ile yürüttükleri projeler ve yaptıkları çalışmaların yanı sıra öğrencilerinin fiil ve donanımları da bu sürece etki etmektedir. Bu çalışmanın amacı Aksaray Üniversitesi’nin akademisyen ve öğrencileriyle kent kimliği üzerine olumlu yansımalarını diğer şehirlerde üniversitelerin kent kimliğine olumlu yansımaları çerçevesinde değerlendirerek bu konuda üniversiteye gereken önemin verilmesine ve yürütülen projelerde bu özelliğin önemsenmesine dikkatleri çekmektir. Çalışma Aksaray Üniversitesi’nin kentin kimliğine ve geleceğine etkilerini göstererek, kent içerisinde diğer kurumlarca ya da özel sektörce yürütülen projelerde üniversitenin katılımının değerlendirmeye alınması ve üniversitenin kendi yürüttüğü her projede bunu gözetmesi noktasında olumlu katkı sağlaması açısından önemlidir. Bu amaçla internet ve kütüphanelerden elde edilen kitap ve makaleler ile hazırlanmış raporlar incelenerek literatürde bu konularda yapılan uygulamalı çalışmalar taranmıştır. Çalışma içeriğinde ise Aksaray’ın üniversite ve kent yapısı itibariyle gelişimi ile kent kimliği değerlendirilerek üniversite ve öğrencilerinin kent kimliğine olumlu etkileri açıklanmıştır. Çalışma neticesinde Aksaray’ın kent kimliğinin oluşması, gelişmesi ve değişmesi noktasında üniversitenin katkılarına ilişkin bulgulara ulaşılmıştır.Öğe II. Uluslararası Aksaray Sempozyumu ( 26-28 Ekim 2017) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2017) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşeğül; Özkaya, MehmetSomuncu Koca Hazretleri ve oğlu Yusuf-i Hakiki Hazretleri yaşadıkları zaman diliminde insanlıklarıyla topluma iyilik yolunu açık ve aydınlık kıldılar. Bu iyilik mayasının özü yüce Allah’ı ve elçisi Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ı sevmek, ana-baba, akraba başta olmak üzere bütün insanlara hatta bütün varlıklara şefkat ve hürmet göstermek, vatan-millet için iyilik üretmek ve bunları yaparken kardeşliği gözetmek olarak hülasa edilebilir. Bu dünya görüşü Kur'an-ı Kerim'e ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in sünnetine (örnek insanlık yoluna) müstenittir. Bu ilkeler, Somuncu Koca Hazretleri ve oğlu Yusuf-i Hakiki Hazretlerinin yazılı olarak günümüze ulaşan eserlerinde görülebilir. Onların bu yüksek insan olmak başarısını kendi zamanımıza güncel değerler olarak katmak bizim meselemizdir.Öğe I. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (Tarih, Kültür, Din, Medeniyet) Tam Metin Kitabı(Aksaray Üniversitesi, 2016) Yıldız, Mehmet Sami; Can, Ayşegül; Özkaya, Mehmet; Armağan, Vildan“I. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (Tarih, Kültür, Din, Medeniyet) isimli kitabın tüm yayın hakları Aksaray Üniversitesi Somuncu Baba Tarih ve Kültür Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne ait olup her hakkı saklıdır. Bu yayının hiçbir kısmı, editörlerin önceden yazılı izni olmaksızın çoğaltılamaz, bir geri çağrı sisteminde saklanamaz veya herhangi bir biçimde elektronik veya mekanik, kopyalama, kayıt veya başka yollarla iletilemez. All rights reserved. No part of this publication may be reproduced, stored in a retrieval system or transmitted in any form or by any means electronical, mechanicalal, photocopying, recording or otherwise, without the prior written permission of editors. “I. Uluslararası Aksaray Sempozyumu (Tarih, Kültür, Din, Medeniyet)’na ait bu bildiriler kitabı 667 sayılı KHK ve bu KHK kapsamında FETÖ/PDY ve diğer milli birliğe düşman terör örgütlerine yönelik alınan önlemler kapsamında çıkarılan 672, 675 ve 677 sayılı KHK’lar dikkate alınarak hazırlanmıştır.