Cilt 7, Sayı 14, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Tanrı’yla kavgalı adam: Josê Saramago’da tanrı, din ve insan, Osman Zahid Çifçi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Kubilay, Beheşti ZehradsaffÖğe Usûlü’l-İftâ ve Âdâbuhû, Muhammed Takî el-Osmânî(Aksaray Üniversitesi, 2020) Ünal, ŞahinUsulü’l-iftâ eserleri genel olarak müftünün fetva verirken, müsteftînin ise fetva isterken uyması gereken kurallar bütününe dair kaleme alınan eser-lerdir. Takiyyüddin el-Osmânî’nin Usulü’l-iftâ ve âdâbuhû isimli eseri de bu literatürün son dönem örnekleri arasındadır. Eser, müellifin üniversi-tede ders verirken hazırladığı ders notlarının bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Fetvanın lügavî ve ıstılahî anlamlarına değinen Osmânî, fetvayı şer’î, fıkhî ve cüz’î olmak üzere üç kısımda incelemiştir. Şer’î fetva, Hz. Peygam-ber döneminde ortaya çıkan bir olay veya sorulan soru karşısında Kitap veya Sünnet’le sabit olan hükümler olarak tavsif edilmekte ve ilgili âyet ve hadisler örnek olarak verilmektedir. Fıkhî fetva, fakihin füru fıkıhtaki mesâili detaylandırırken ulaşmış olduğu hükümdür. Cüz’î fetva ise muay-yen bir olay karşısında sorulan sorunun küllî olan fıkhın cüz’î bir konuma indirilerek cevaplanmasıdır.Öğe علماء الفقه الحنفي الذين نشؤوا في أفغانستان(Aksaray Üniversitesi, 2020) Furkani, Mehterhanبعد قَبُول دين الإسلام في المنطقة التي تعرف اليوم بأفغانستان، حدث هناك تطور كبير في علوم الفقه، كما وقع مثله في العلوم الدينية الأخرى، ونشأ هناك العديد من كبار العلماء في مجال الفقه .نظرا إلى الاختلاف المذهبي بين العلماء الذين ظهروا في تلك الفترة، يتبين لنا أن هناك العديد من المذاهب، ومع ذلك، عندما يؤخذ في عين الاعتبار من حيث انتشاره وتأثيره، فمن الواضح أن المذهب الحنفي في الصدارة وبالتالي فإن علماء الفقه الحنفي هم الأغلبية. سنتناول في هذا البحث المعلومات الببليوغرافية عن العلماء الأحناف الذين نشأوا في مناطق داخل حدود أفغانستان، وخاصة مدن التي أصبحت مراكز علمية في الفترات الأولى مثل بلخ وهَرَات وغَزْنَة. وهدفنا هو إظهار أهمية هذه المنطقة من جانب مساهمتها في الفقه.Öğe Çankırı’nın tarihsel depremleri (1875-1900)(Aksaray Üniversitesi, 2020) Satılmış, SelahattinDepremler, birer doğa olayı olmakla birlikte, şehirlerin ve ülkelerin tarihlerini derinden etkilemektedirler. Günümüzde birinci ve ikinci derecede deprem riski taşıyan yerler arasında bulunan Çankırı ili, bu günlerde olduğu gibi, tarihsel dönemlerde de çok sayıda depreme maruz kalmıştır. Bu çalışmada 1875-1900 yılları arasını kapsayan yirmi beş yıllık süreçte 20 depremin meydana geldiği tespit edilebilmiştir. Bunlar içerisinde hafif şiddetli depremler olduğu gibi hasar ve can kayıplarına sebep olan, artçı sarsıntıları günlerce devam eden depremler de bulunmaktadır. Bahsi geçen süreçte Çankırı, hasar ve zayiat bağlamında en büyük depremini, 28 Eylül 1881 tarihinde yaşamıştır. Bu makale çalışmasında Çankırı ve ilçelerinde 19. yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen depremler, dönemin arşiv belgeleri, gazeteleri ve mevcut literatürden faydalanılarak ele alınmış; bölgede ne sıklıkla ve büyüklükte depremlerin yaşandığı, afetler sonrasında yapılan çalışmalar ortaya konulmak sûretiyle hem Osmanlı doğal afetler literatürüne hem de Çankırı’nın tarihine ve depremselliğine katkıda bulunulmaya çalışılmıştır.Öğe Evhadüddîn-i Merâgî’nin gazellerinde Sâkî Mefhumu(Aksaray Üniversitesi, 2020) Uzunoğlu Sayın, EsengülMeclisin en önemli unsurlarından olan sâkî; Arapça’da içki sunan anlamına gelmektedir. Sâkî bazen meclisin huzur ve düzenini sağlayan kişi, bazen dikkatleri üzerine çeken sevgili, bazen de kendi başına bir otoritedir. Tasavvufî manada ise sâkî mürşit kişidir. İlkbahar mevsimlerinde, genellikle çimen, kır ve gül bahçesi gibi güzel yerlerde kurulan içki ve eğlence dolu olan meclislerde sevgili, sâkî, çalgıcı ve şairler toplanır, içip eğlenirlerdi. Bazen de bu meclis meyhanelerde, evlerde ve tekkelerde kurulur, meclise katılan herkes yan yana ve daire şeklinde yere otururdu. Bu meclisin vazgeçilmez unsurlarından olan ve kadeh dağıtıp içki sunmakla hatta bu meclisin düzenini sağlamakla görevli olan sâkî, elindeki büyük kadehle meclisteki herkese içki sunardı. Mecliste ayrıca musiki çalar ve raks yapılırdı. Bu meclis sabaha kadar sürer, tütsüler yanıp etrafa hoş kokular yayılır ve mum yanardı. VIII./XIV. yüzyıl Fars edebiyatı sufî şairlerden olan kaside, gazel, mesnevi nazım türleriyle yaklaşık on beş bin beyit şiir kaleme alan Evhadüddîn-i Merâgî de şiirlerinde sâkî mefhumunu kullanmış, sâkîden ve görevlerinden, sâkînin güzelliğinden ve sâkîye ait güzellik unsurlarından şiirlerinde bahsetmiştir. Çalışmada Evhadî’nin sâkî ile ilgili beyitleri tespit edilmiş, şairin sâkî mefhumunu nasıl kullandığı gazellerinden getirilen örnek beyitlerle gösterilmiştir. Başlıkların yanındaki dipnotta şairin Dîvân’ındaki ilgili benzer örneklerin sayfa numarası ve beyit numarası verilmiştir.Öğe İbnü’s-Salâh’ın müftü ve müsteftînin Uyacağı âdâb/kurallar hakkındaki görüşleri(Aksaray Üniversitesi, 2020) Çınar, FatihBu makale, İbnü’s-Salâh’ın (ö. 643/1245) müftü ve müsteftînin fetva sırasında uyacağı âdâba dair görüşleri hakkındadır. Âdâb, din ve aklın güzel, hatta gerekli gördüğü söz ve eylemlerdir. Bu sebeple büyük önem arz etmektedir. İbnü’s-Salâh, Edebü’l-müftî ve’l-müsteftî adlı eserinde müftünün fetva faaliyeti esnasında uyması gerekli yirmi ilke tespit etmiştir. Müsteftînin uyması gereken on ilke sıralamıştır. Müftü ve müsteftînin dikkate alacağı bu ilke ve kurallar fetva âdâbı olarak isimlendirilir. İbnü’s-Salâh, müftünün sorulan soruları cevaplaması gerektiğini belirtir. Müsteftînin ise başına gelen hadiseyi müftüye sorarak öğrenmesi gerektiğini dile getirir. Bu sebeple ilkesel olarak müsteftîye soru sormak, müftüye ise bu soruya cevap vermek gibi bir vazife düştüğünü söyler. İbnü’s-Salâh’ın fetva âdâbı bağlamında taklid dönemi meselelerini tartışmaya açtığı görülür. Makalenin konusu olan fetva âdâbını sistematik açıdan ele aldığı anlaşılmaktadır. Nakilleri ve değerlendirmeleri dikkate alındığında İbnü’s-Salâh’ın fetva âdâbına kıymetli katkılar verdiği söylenebilir. Müsteftî ile ilgili meseleleri bağımsız bir bölüm ve alt başlıklarda ele alması bunun göstergelerinden biri sayılır.Öğe Suretleri değiştirilerek (Mes?) azap olunan kavimler ile ilgili rivayetlerin değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Taşkın, KemalMes? kavramı, Allah’ın bir azabı olarak bazı insanların sûretlerinin hayvana veya taşa dönüştürülmesini ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gönderilmesinden itibaren günümüze kadar örneğinin bilinmediği bu olay hakkında, Kur’an-ı Kerim ve hadislerde birtakım bilgiler yer almaktadır. Âyetlerde cumartesi yasağını çiğneyen İsrâiloğulları’nın maymuna dönüştürülmesi net olarak ifade edilirken, maymun ve domuza dönüştürülenlerin anlatıldığı diğer âyetlerde detaya girilmemektedir. Rivayetlerde ise birtakım insanların hatta cinlerin işledikleri/işleyecekleri günahlar sebebiyle çeşitli hayvanlara dönüştürüldüğü/dönüştürüleceği nakledilmektedir. Ancak mes? olayının anlatıldığı hem âyet hem de rivayetlerde bu dönüşümün bedenen mi yoksa manen (ahlaken) mi olduğu hakkında muhkem bir bilgi bulunmadığından dolayı dönüşümün madden gerçekleştiğini iddia edenler olduğu gibi manen meydana geldiğini de söyleyenler olmuştur. Her iki iddia sahipleri kendi görüşlerine göre bu naslardan bazı çıkarımlarda bulunmuşlardır. Sûretleri hayvana dönüştürülen insan neslinin devam edip etmediği hususu da tartışılan başka bir konu olmuştur. Bu çalışmada konu ile alakalı tartışmalara temas edilerek rivayetlerin tespit, tahlil ve değerlendirilmesi yapılacaktır. Yer yer sened ve metin tenkitlerine değinilip hadislerin sıhhat derecelerine işaret edilerek konuya açıklık getirilmeye çalışılacaktır.Öğe İmam-ı A‘zam Ebû Hanîfe’nin Muâmelât alanında yalnız kaldığı bazı görüşler ve görüşlerin analizi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Aytekin, Mehmet Aliİmam Ebû Hanîfe İslam düşünce ve fıkıh tarihinde derin izler bırakan ender şahsiyetlerden biridir. Bu nedenle onun hayatı, düşünce yapısı, ilmî yönü, fıkhî görüşleri hem tarihi süreçte hem de modern dönemde araştırmalara ve ilmî çalışmalara konu olmuş; bu çalışmalarda onun İslam düşünce tarihindeki önemi vurgulanmıştır. Bununla birlikte İmam Ebû Hanîfe bazı yönlerden eleştirilmiştir. Esasında eleştirilen hususlara dair yapılan ilmî çalışmalarda eleştirilerin haksız olduğu ortaya konmuştur. Onun bazı fıkhî meselelerin hükmünde yalnız kalması da eleştirilen yönlerden biridir. Diğer üç mezhep imamının ve kendi öğrencilerinin farklı kanaatte olduğu bu meselelerde Ebû Hanîfe hadislere aykırı hareket etmekle itham edilmiştir. Ancak tarafların delilleri incelendiğinde ithamların haksız ve yersiz olduğu görülmektedir. Zira ictihadlarında Kitap, sünnet, icma, kıyas, sahabe kavli, istihsan ve örf gibi delilleri kullanan Ebû Hanîfe, bu meselelerde yalnız kalsa da mutlaka bir delilden hareket etmiştir. Nitekim yalnız kaldığı meselelerin ekseriyetinde Hanefî mezhebinde onun görüşleri müftâbih kabul edilmiştir. Bu çalışmada Ebû Hanîfe’nin muâmelât alanında yalnız kaldığı bazı görüşleri ele alınmıştır.Öğe İlk nâzil olan Beş Âyetin Münâsebetü’l-Kur’ân ilmi açısından incelenmesi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Sarıgül, MuratMünâsebetü’l-Kur’ân ilmi, asıl önemini Kur’ân’daki âyetlerin nüzûl tarihi sırasına göre değil, Cenâb-ı Hakkın belirlediği hikmetler çerçevesinde farklı bir tertibe tabi tutulmasından almaktadır. Cümlenin öğeleri arasındaki mana alakaları başta olmak üzere, birbirini takip eden cümleler, pasajlar ve sûreler arasında oluşan anlam münâsebetlerini tespit etmek, bu ilmin başlıca konusunu oluşturmaktadır. Tarihi süreçte bu ilme Fahrettin er-Râzî ve Bikâî büyük bir ivme kazandırmışlardır. Kendilerinden sonra özellikle 20. yüzyılda yazılan tefsirlerde münâsebetü’l-Kur’ân ilmine daha fazla yer verildiği müşâhade edilmektedir. Âyetlerin indiği dönem başta olmak üzere, tüm zamanlara yapılan bir hitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in genel kabule göre ilk inen âyetleri Alak sûresi 1-5. âyetleridir. İlâhî kelamın insanlığın idrakine sunduğu bu ilk âyetlerde vitrine yerleştirilen en temel hakikatleri ve gösterilen hedefleri tahlil etmek insanlık açısından pek ziyade bir önem ihtiva etmektedir. Bu bağlamda ilgili âyetlerin Münâsebetü’l-Kur’ân ilmi açısından incelenmesi ise hem bu âyetlerin daha derinden idrak edilmesini sağlayacak hem de bu ilmin önemini gösterme adına örnek bir çalışma hüviyeti oluşturacaktır.Öğe İslam ceza hukuku bağlamında büyücülük suçu(Aksaray Üniversitesi, 2020) Gezgin, Yusuf Erdemİslam ceza hukuku bağlamında büyücülük konusunun ele alındığı bu çalışmada ilgili suçun uhrevi boyutundan ziyade dünyevi ceza boyutu değerlendirilmiştir. Pozitif ceza hukukunda büyücülüğün cezası sadece halkın dini duygularını istismar ve nitelikli dolandırıcılık gibi unsurlar üzerinden değerlendirilmektedir. Halbuki İslam ceza hukukunda konunun bağlamı direk fâilin gerçekleştirdiği büyü fiilidir. Bu kapsamda ilk olarak büyücülük ve büyü ile ilgili kavramsal bir çerçeve sunulmuş; çalışmanın temel problemi ele alınmıştır. Akabinde gerek fıkıh mezhepleri gerek ilgili mezheplerin mensup oldukları kelâm otoritelerine göre büyünün hakikat veya hayal olmasıyla ilgili mahiyet tartışmaları değerlendirilmiştir. Ayrıca büyücülüğün fıkhî hükümleri kapsamında mezheplerin görüşleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Tabiatıyla ceza hukuku bağlamında bir hüküm verebilmek için kavram analizi, problemin mahiyeti ve fıkhî hükümlerin ele alınması zaruridir. Büyücülüğün mahiyeti ve fıkhî hükmü konusunda bir neticeye ulaştıktan sonra ceza hukuku bağlamında görüşler ifade edilmiştir. Neticede ulaşılan sonuç ve değerlendirmeler ile çalışma araştırmacılara sunulmuştur.Öğe Şiî-İmâmî tefsir geleneğinde nesih(Aksaray Üniversitesi, 2020) Şola, HanefiSünnî geleneğinde Kur’an’da neshin vaki olup olmadığı meselesi hakkında klasik dönemle çağdaş dönem arasında birbirinden farklı yaklaşımlar olmuştur. Buna göre klasik dönemde Kur’an’da neshin vaki olduğuna ilişkin neredeyse bir ittifak söz konusuyken, çağdaş dönemde ise bunun bir problem olduğu üzerinde durulmuş ve sonuç olarak da Kur’an’da neshin vaki olmadığı görüşü dillendirilmeye başlanmıştır. Nesih konusunun serancamı Sünnî geleneğinde böyleyken, aynı sürecin Şiî-İmâmî geleneğinde nasıl geliştiği, nesih anlayışında herhangi bir değişim yaşanıp yaşanmadığı hususu merak konusu olmuştur. Bu yüzden çalışmamızda Şiî-İmâmî tefsir geleneğinde nesih meselesinin mahiyeti ve tarihsel serancamı inceleme konusu yapılmıştır. Buna göre Şiî-İmâmî geleneği kronolojik olarak dört döneme ayrılmış ve ilk üç dönemde iki, son dönemde ise üç farklı müfessirin nesih konusuna yaklaşımı ele alınmıştır. Böylece Şîî-İmâmî tefsirlerde nesih anlayışında bir değişimin yaşanıp yaşanmadığı, çağdaş döneme gelindiğinde bir problem olarak görülüp görülmediği hususu incelenmiştir. Sonuç olarak Şiî-İmâmî tefsir geleneğinde nesih, Sünnî gelenekte olduğu gibi bir problem olarak görülmüş, ancak hiçbir şekilde tamamen reddedilmesi gereken bir konu olarak ele alınmamıştır.Öğe التوازن البيئي في الشريعة الإسلامية(Aksaray Üniversitesi, 2020) Elmedeni, Enesيتناول هذا البحث علاقة التوازن البيئي بالشريعة الإسلامية، فقد أصبحت قضية البيئة والمحافظة عليها من القضايا المهمة في عالمنا المعاصر؛ لأنها تمس حياة كل الناس على وجه الأرض، والمتتبع لكتب التراث الإسلامي لا يجد أحكاماً تفصيلية للقضايا البيئية كونها من النوازل الحادثة، لكن الشريعة الإسلامية بشمولها لجميع القضايا التي تهم المسلم، ومرونتها لتصلح لكل زمان ومكان، تمتلك من النصوص، والمبادئ، والقواعد، ما يمكنها من مواكبة قضايا العصر الحادثة كقضية التوازن البيئي. ومن خلال البحث حاولت اظهار علاقة الشريعة الإسلامية بقضية التوازن البيئي عبر تقسيم الموضوع إلى خمسة أقسام: القسم الأول خصصته لبيان مفهوم التوازن البيئي، وارتباطه بالشريعة الإسلامية، والقسم الثاني سلَّطت الضوء فيه على أهم المبادئ الإسلامية في الحفاظ على التوازن البيئي، والقسم الثالث ذكرت فيه علاقة مقاصد الشريعة الإسلامية في حفظ التوازن البيئي، والقسم الرابع أشرت فيه إلى أهم القواعد الفقهية، وتطبيقاتها في التوازن البيئي، وأما القسم الأخير، فأبرزت فيه أهم وسائل تقويم الاختلال البيئي في الإسلام.Öğe İbnü’l-Hümâm’a göre insan hürriyeti meselesi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Öztürk, Halilİnsanın fiillerini meydana getirirken özgür olup olmadığı başka bir anlatımla kader meselesi İslam toplumunu ilk dönemlerden itibaren meşgul eden önemli problemlerden birisidir. Müteahhirîn dönem Mâtürîdî kelam okulunun önemli temsilcilerinden birisi olan İbnü’l-Hümâm da bu meseleyi kelâm alanında meydana getirdiği ve adını el-Müsâyere fi’l-akâidi’l-münciye fi’l-âhire koyduğu eserinde ele almıştır. Müellif bu eserinde adından da anlaşılacağı gibi Müslümanları âhirette kurtuluşa götürecek sahih inanç esaslarını ortaya koymuştur. Bu esasların başında sağlam bir Allah inancı gelmektedir. Sahih ve sağlam bir Allah inancı da O’nun isim, sıfat ve fiillerini bilmekten geçer. Özellikle mutlak ilim, irade ve kudret sahibi bir yüce varlık karşısında dünyada imtihana tabi tutulan insanın konumunu ve fiillerindeki rolünü tespit edebilmek de yüce yaratıcıyı bilmede katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada İbnü’l-Hümâm’ın insanın eylemlerini yerine getirirken özgür olup olmadığı hakkındaki görüşleri irade, kudret, fiil, kesb, kaza ve kader gibi kavramlardan yola çıkılarak ortaya konulacaktır. Mensubu olduğu Mâtürîdî mezhebiyle benzer ve farklılıkları tespit edilecektir.Öğe İsnad ve metin açısından salavat hakkındaki bazı rivayetlerin tenkidi(Aksaray Üniversitesi, 2020) Tuzcu, RecepHz. Peygamber’e salavât konusunda bazı rivayetler hem tespiti hem de anlamı itibarıyla naslara ve bu konuda nakledilen rivayetlere muhalefet etmektedir. Yüce Allah, Hz. Peygamber’e salât okuyana, on kere salât edeceğini ve onu bağışlayacağı bildirilirken; bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’e (s.a.v.) okunan salavâtın arz edildiğini haber verilmektedir. Hz. Peygamber’e yapılan salât ve selâm melekler vasıtasıyla ona ulaşacağına dair rivayetin sahîh, hasen ve zayıf tariklerde ortak metin olmakla birlikte bazı ilave yorumlarla da rivâyetin nakledildiği görülmektedir. Bunlardan birisi görevli bir melek tayin edildiğine dair rivâyettir. Bu haberin isnâdında yalancılıkla itham edilen bir ravi bulunmaktadır. Meleklerin okunan salâvatı Hz. Peygamber’e (s.a.v.) cuma günleri arz ettiği de haber verilmektedir. Konu ile ilgili uydurma rivayetlerde Hz. Peygamber’in (s.a.v.) diriltilerek okunan salavâta karşılık verdiği, şefaatine nail olması için bu kişiye (ahirette belge olsun diye) adıyla, nesebiyle kayıtlı bir belge düzenlediği nakledilmektedir. Metin farklılıkları bazı yorumların rivâyetleşerek metne girdiğini göstermektedir. Rivayet ilmi açısından konuya dair rivayetler incelendiğinde zayıf, metrûk ve isnadında yalanla itham edilen ravileri sebebiyle delil alınmaz nitelikte olduğu görülür. Ayrıca rivâyetin muhtevası naslara da muhâliftir. Salavât bir amel ve ibadet olarak Allah’a arz edilir. Hz. Peygamber’in bir insan olarak Kıyâmet’ten önce diriltilmesi ya da kendisine rûh verilmesi Kur’ân’ın zâhirine aykırıdır.Öğe Et-Tefsîru’l-Kebîr bağlamında Mukâtil b. Süleyman’ın Esbâb-ı Nüzûl’e yaklaşımı(Aksaray Üniversitesi, 2020) Kaya, AliMüfessir kimliği takdir edilmekle birlikte siyasi fikirleri, hadiste isnada yer vermemesi ve âyetleri yorumlarken İsrâiliyat türü bilgilere çokça yer vermesi gibi nedenlerle şiddetli tenkitlerin hedefi olan Mukâtil b. Süleyman, Kur’an-ı Kerim’i âyet sırasına göre başından sonuna kadar tefsir eden ilk müfessirdir. Rivayet ve dirayet yöntemini birlikte kullandığı et-Tefsîru’l-kebîr isimli eserinde, âyetleri açıklarken bir yöntem olarak esbâb-ı nüzûl rivayetlerini her zaman dikkate almıştır. Esbâb-ı nüzul, ilk devirlerden itibaren Kur’an’ı anlama konusunda ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuştur. Bu sebeple ilk tedvin edilen Kur’an ilimleri arasında yer alan esbâb-ı nüzûlün, et-Tefsîru’l-kebîr’de nasıl ve ne şekilde ele alındığı önem arz etmektedir. Böyle bir çalışma, aynı zamanda erken dönem esbâb-ı nüzûl algısı hakkında bilgi verecektir. Bu çalışmada, öncelikle Mukâtil b. Süleyman’ın hayatı ve esbâb-ı nüzûl ilmi hakkında bilgi verilmiştir. Akabinde et-Tefsîru’l-kebîr bağlamında, Mukâtil b. Süleyman’ın esbâb-ı nüzûl rivayetlerine yaklaşımı, en önemlisi esbâb-ı nüzûlün (te‘addudü’l-esbâb ve te‘addudü’n-nüzûl gibi) problem alanlarının bu tefsirde yer alıp almadığı meselesi üzerinde durulmuştur.