Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Tyana Antik Kenti su kemerleri ve roma havuzu üzerine genel bir değerlendirme(Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, 2023) Şener, Hüsamettin Hayri; Doğanay, OsmanBu çalışma Tyana su sisteminin önemli bölümünü oluşturan su kemerleri ve Roma havuzu üzerine genel bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Kapadokya Bölgesinin önemli kentlerinden biri olan Tyana’nın günümüze ulaşmış en önemli kalıntılarını günümüzdeki Kemerhisar yerleşmesine de adını veren su kemerleri ile Roma Havuzu oluşturmaktadır. Tyana’nın Roma İmparatorluk Dönemi su ihtiyacını karşılamaya yönelik inşa edilmiş bu iki yapı kentin su sisteminin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Büyük, kaba işlenmiş taş bloklardan harç kullanılmadan tek katlı olarak inşa edilmiş su kemerleri yaklaşık 1,2 km uzunluğa sahiptir. Su kemerleri kentin su iletim sisteminin sadece küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Tyana su sisteminin başlangıcı kentin yaklaşık 4 km kuzeydoğusunda yer alan Roma Havuzu’dur. Havuz, suyunu hemen yakınında yer alan Köşkhöyükte’ki kaynak sudan almaktadır. Araştırmalar dikkat çekici ölçülere ve mermer kaplamalara sahip olan Roma Havuzu’nun bir su toplama rezervuarının yanında başka bir işleve sahip olabileceğini ortaya koymuştur. Kentin ihtiyaç duyduğu su, havuzdan direkt olarak kemerler ile taşınmamaktadır. Su, havuzdan yer altına döşenmiş bir kanal yardımıyla bugün su kemerlerinin de başladığı Bahçeli’ye kadar iletilmekteydi. Araştırmalar sırasında bu su kanalına ait kalıntılar ele geçmiştir. Buradan su kemerlerine aktarılan su mevcut olan doğal eğimle kente ulaştırılmaktaydı. Araştırmalar su kemerleri ile Roma Havuzu’nun MS III. yüzyıl başları gibi inşa edildiğini ortaya koymuştur.Öğe Tyana (Kemerhisar) Sinanbey Cami Koruma Ve Restorasyon Önerisi(Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, 2023) Efe Yavaşcan, Emel; Akçaözoğlu, Semiha; Doğanay, OsmanSinanbey Cami Kapadokya Bölgesi’ndeki önemli yerleşim merkezlerinden Niğde İli, Bor İlçesi, Kemerhisar Kasabası, II. Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde bulunmaktadır. Cami Mahallesi’nde, İnce ve Hamam Sokaklara cephesi olan 357 ada, 6 parsel üzerinde yer alan ve 16. yüzyıla tarihlenen yapı, tarihi ve kültürel özellikleriyle, beldede benzeri bulunmayan ender bir örnektir. Malzeme bozulmaları, tamirat ve yenilemeler, eklemeler, bilinçsiz müdahaleler, zeminden ve çatıdan yoğun neme maruz kalması ve atmosfer etkileri gibi sebeplerden dolayı yapının acil müdahaleye ihtiyacı bulunmaktadır. Yapının güney duvarının 2022 kış aylarında yıkılması ile yapı tamamen atmosfer koşullarına açık konumdadır. Çalışmanın amacı, tarihi ve kültürel bir öneme sahip yapının bugünkü durumunu analitik incelemeler ve değerlendirmelerle belgelemek, restitüsyonu ile yapının özgün durumunu ortaya koymak ve koruma ilkeleri ışığında yapının fiziksel ve işlevsel bağlamda sürdürülebilir korunmasına yönelik restorasyon önerisi getirmektir. Bu çalışma Sinanbey Cami’yi belgeleyen rölöve ve tanımlama, özgün halini gösteren restitüsyon çalışması, karşılaştırmalı çalışma ve yapı için önerilen restorasyon önerisini kapsamaktadır.Öğe Güvercinkayası’nda beslenme antropolojisinin mimari izleri(Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, 2022) Demirtaş, Işıl; Çaylı, PınarTarih öncesi toplumların beslenme alışkanlıkları çeşitli arkeolojik kanıtlara dayanarak tanımlanabilmektedir. Günümüze belli koşullarda gelebilen besin maddelerine kıyasla bunların depolandıkları mimari öğeler daha iyi korunarak gelebilmektedir. Bu yazıda Orta Anadolu Bölgesi’nde kapsamlı çalışılan Güvercinkayası başta olmak üzere, Tepecik Çiftlik, Köşk Höyük, Batı Çatalhöyük ve Can Hasan I gibi M.Ö. 6. binyıl başından 5. binyıl ortalarına kadar tarihlenen yerleşmeler depolama unsurlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Ekonomileri ağırlıklı olarak kuru tarımla biçimlenen bu yerleşmelerde tarımsal üretkenliğin mimari göstergelerinden ambar, kiler odası, silo, petek, kutu gibi depolama alanlarına sıklıkla rastlanır. Çalışmada bu mimari unsurların yapı malzemeleri, yapım teknikleri ve biçimsel özellikleri değerlendirilmiştir. Aralarında tipolojik ve teknik bakımdan birebir benzerlik bulunmasa da tek tek yerleşmelere bakıldığında depolama birimlerinin yerleşme düzenleriyle uyumlu görünümü dikkat çekmektedir. Kentleşme öncesi sürecin erken basamaklarına oturan Kalkolitik dönemde önemli yer tutan depolama alanlarına mimari perspektiften bakmak yazının amaçlarındandır. Örnek yerleşmelerde depolama uygulamalarının İlk Kalkolitik tabakalarda Neolitik gelenekten aktarıldığı, gerek nitelik gerekse niceliksel değişimlerin M.Ö. 6. binyılın sonlarına doğru yaşandığı anlaşılmaktadır.Öğe Kapadokya’da kahraman ve tanrı Herakles kültü üzerine bir değerlendirme(International Balkan Üniversitesi, 2020) Hakman, MeralBüyük İskender ile başlayan Hellenistik Dönem’in sosyo-kültürel evresinde yani Hellenleşmesürecinde Yunan inancı etkin rol oynamıştır. Anadolu’nun diğer bölgelerinin tersine inanç bakımından Kapadokya, bu sürece en geç uyum sağlayan ve en çok direnen bölgelerin başında gelmektedir. Elbette,nihayetinde Yunan tanrı ve tanrıçaları, dini uygulamaları, agonları yerleşmiş; bölgenin kendi yerel yapısıyla bütünleşerek yayılımını Roma İmparatorluk Dönem’i boyunca da sürdürmüştür. Bölgede başta Zeus olmak üzere Apollon, Artemis, Tykhe ve Herakles gibi Yunan tanrılarının inancı yerleşik bir şekilde Hellenistik Dönem’in farklı evrelerinde varlığını ve yoğunluğunu göstermiştir. Buna göre bu yayında, Kapadokya Bölgesi’nde yarı ölümlü/yarı tanrı Herakles’in en erken verilerden itibaren başlayarak tapınımı ve kültünün yapısı, günümüze ulaşan verilere göre ele alınmıştır. Bu konu kapsamında çalışmada kullanılan temel kaynakları, bölgenin kentlerinde Herakles kültüne yönelik ortaya çıkan arkeolojik, epigrafik ve numizmatik veriler oluşturmaktadır. Buna göre bu yayının amacı, ortaya çıkan verilere göre Herakles inancının bölgede ne şekilde kabul gördüğünün ve yayılımının ortaya çıkarılmasıdır. Mevcut verilere göre yapılan değerlendirmede Kapadokya’da Herakles kültünün MÖ. 2. yüzyıl başlarından başladığı ve MS. 2. yüzyıla kadar varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Buna ilaveten Herakles’in bölgede hem yarı tanrı/ölümlü hem de bir tanrı olmak üzere iki farklı tapınım gördüğü tespit edilmiştir. Yarı tanrı/ölümlü tapınımında Herakles aslında tanrısal bir kahramandır ve askeri eğitim alanların, atletlerin koruyucusudur.Bir tanrı olarak tapınımında ise kent koruyucu görevini üstlenmiştir.Öğe Aksaray ili ve çevresinde en eski yaşam izleri: Paleolitik çağ(Türkiye Bilimler Akademisi, 2020) Yaman, İrfan DenizAksaray İli’nde ve çevresinde yürütülen, Paleolitik Çağ konulu yüzey araştırmalarının ilki 2015 yılında yapılmıştır. Belirli bir program çerçevesinde, şehir merkezinin farklı yönlerinde yer alan sahalarda sürdürülen çalışmalar, 2019 yılı itibariyle tamamlanmıştır. Bu çalışmaların temel amacı; Aksaray ve yakın çevresinin Paleolitik Çağ açısından potansiyelini ortaya koymak, yontmataş yapımına uygun hammadde kaynaklarının araştırılması ve kazı yapmaya uygun bir alanın var olup olmadığının tespit edilmesidir. Arazi çalışmalarında özellikle daha önceki yıllarda yüzey araştırması yapılmamış yerler tercih edilmiştir. Bu nedenle, sadece Paleolitik Çağ için değil aynı zamanda her döneme ait arkeolojik bulguların kayıt altına alınması açısından da önemlidir. Aksaray Paleolitik araştırmaları sırasında özellikle Niğde’de yer alan Kaletepe Deresi 3 yerleşim alanı, çalışmalara referans oluşturmuştur. Bunun yanı sıra Kapadokya Bölgesi içinde yer alan diğer Paleolitik bulgular, çalışma sonuçlarıyla karşılaştırılmış ve ortaya genel bir sonuç konulabilmiştir. Aksaray ve yakın çevresi ile ilgili yorumlarımızı ve öngörülerimizi somut verilerle desteklemek adına, 2018 yılında tespit edilen Yumuk Ören Mağarası’nda yürütülecek kazılar önem arz etmektedir. Zira yüzeyde ele geçen yontmataş buluntular her ne kadar Paleolitik dönemlere atıf yapmaya olanak sağlasa da, mutlak tarihlendirme çalışmalarının yapılabilmesi ve kültürel stratigrafinin görülebilmesi için kazı çalışmaları gerekir. Aksaray İli ve yakın çevresinde toplam 5 sezon sürdürülen yüzey araştırmaları sonucunda, daha önce bilinmeyen bulgular tespit edilmiş ve söz konusu alanda Paleolitik Çağ yaşamına dair izlerin olduğu kanıtlanmıştır.Öğe Ancient Isaura Quarries in and Around Zengibar Castle (Bozkır, Konya), Central Anatolia, Turkey(Springer, 2020) Gökçe, Mehmedi Vehbi; İnce, İsmail; Okuyucu, Cengiz; Doğanay, Osman; Fener, MustafaZengibar Castle was built by the Isaurian during antique ages on the summit of Mount Asar, approximately 20 km west of the town of Bozkır, Konya, Turkey. The aims of this study are to determine the lithological, petrographic, and mechanical characteristics of the building stones that were used to construct the walls and buildings in Zengibar Castle in order to determine the quarrying techniques of these stones and to determine which structures they were used in. A number of antique quarries of various sizes were located in Isaura, four of which produced a significantly higher volume of building stones. These antique quarries were mostly located on hillsides in carbonate rock of the Late Triassic Dutdere formation located in the Bolkardağı Units and were run phase by phase. The porosity range of the rocks was found to be between 0.85 and 0.90% and the dry density and uniaxial compressive strength were found to range from 2.67 to 2.68 g/cm3 and 83.10 to 96.60 MPa, respectively. The results of this study suggest that the stones that were quarried in these quarries were used as the main building material or flooring material in various constructions in Zengibar Castle, including religious buildings such as temples and chapels, social buildings such as dwellings, theaters, baths, fountains, and cemeteries, defense and security structures such as watchtowers, fortification walls, and city gates, in monumental tombs, and in stones in which reliefs and inscriptions were carved.Öğe Prehistoric paintings in the Kece Cave (Kahramanmaras-Elbistan)(Koc University, 2019) Yaman, İrfan DenizThe Kece Cave is located about 40 km north of the district of Kahramanmaras/Elbistan. One of the most important features of this cave is that it contains traces of life belonging to different archaeological periods. The Paleolithic chipped-stone tools and other archaeological data uncovered around the cave revealed that this cave was a place where excavations should be carried out. The paintings found on the interior walls of one of the small caves are of great significance. All of these images are made by painting technique, and they describe a life story. There are various figures of human depictions, symbols, and signs in the paintings between the dotted bands. The color of the paint used in the paintings usually belongs to different shades of red, which is in shades of ocher. A small number of paintings feature different colors similar to purple and black. In this study, firstly the Kece Cave will be mentioned, and then the emergence and types of the concept of art will be explained. Secondly, examples of the paintings identified in Anatolia will be mentioned. In the last section, the general features of the pictures in Kece Cave will be explained.Öğe Roma İmparatoru Claudius ve oğlu Britannicus'un ölümünün arkasındaki kadın: Locusta(Seleucia (ad Calycadnum), 2015) Hakman, MeralTarihte kralların, imparatorların, devlet adamlarının ya da aristokratların taht kavgası, iktidar hırsı gibi nedenlerle öldürülmeleri sıklıkla görülmektedir. Bu, Roma'da özellikle İmparatorluk Dönemi'nde sıkça karşılaşılan bir durumdur. İmparatorlara suikast düzenleyenlerden başı çekenler, çoğunlukla o imparatorun yerine geçecek olan kişi ya da en yakınlarıdır. Tahtı devirmek için yapılan bu suikastlarda hançer ve kılıçların başrol oynadığı görülür. Kurbanının sonunu sessiz sedasız getiren zehir yoluyla düzenlenen zehirlemeler ve o zehri hazırlayan kişiler ise daha nadir olarak karşımıza çıkar. Roma'da Martina, Narcissus, Canidia ve Locusta Eski Çağ'ın yazınsal verilerinde zehirlemeleriyle bilinen başlıca isimler arasında yer alır. Bu çalışmada ise tarihe adı (bilinen) ilk profesyonel zehirci olarak geçmiş olan Locusta ve onun kendi elleriyle hazırladığı zehirlerle imparatorluğun kaderinin değişmesinde payının ne olduğu ele alınmıştır. Locusta'nın kimler için çalıştığı, kurbanları, kullandığı zehirler ve Roma İmparatorluğu'nun geleceğine zehri ile nasıl yön verdiği Tacitus, Cassius Dio ve Suetonius gibi Eski Çağ yazarlarının aktarımlarına dayanarak ortaya konulmuştur.Öğe Batı Türkistanda Karahanlı kentlerinin gelişimi üzerine(IIB International Refereed Academic Social Sciences Journal, 2012) Maksudov, Farhad10.-12. yüzyıllarda Karahanlı İmparatorluğu Yedisu bölgesi ve kuzey-doğusundan Orta Asya’nın güney-batı hududlarına kadar genişlemiş ve buradaki vahaları tüm boyutlarıyla kontrol etmeye çalışmıştır. İmparatorluk genişledikçe Orta Asya’nın yerleşik vahalarında siyasî‚ iktisadî ve sosyal taraflardan farklılıklara sahip çeşitli toplumlara rastlamiştır (Çaç‚ Fergane‚ Ustruşana‚ Soğd‚ Buhara‚ Harezm vs.). Böyle şartlarda yerel kolaylıklardan faydalanmak icin İmparatorluk kendi siyasî ekonomisini uydurmaya çalışmıştır. Yazılı, arkeolojik ve numizamik kaynaklara göre, Fergane Vadisi’nde Karahanlılar tarafından para darbedilen en az on yönetim merkezinin oluşturluduğu (Ahsıket, Vanket, Kasan, Kuba, Marginan, Riştan, Uzgend, Oş, Hokand, Çunket) bilinmektedir. Ancak, Vanket ve Çunket gibi kentlerin nerede bulunduğu tespit edilmemiştir. Mezkür çalışmada Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) vasıtasıyla Karahanlıların kurdukları memuri merkezlerin dağılım özellikleri araştırılarak Karahanlı döneminde yönetim merkezlerinin tarım vahalarının yukarısında yani dağ eteklerinde yapılan hayvancılık bölgelerine yakın noktalarda oluşturulduğu belirlenmiştir. Sonuçta konumu belli olmayan adı geçen kentlerin yerleşimi konusunda yeni fikirler ortaya konulmuştur.Öğe Son Pagan imparator Iulianus Apostata’nın Caesarea ile düşmanca ilişkilerinin sebepleri(2013) Hakman, MeralRoma İmparatoru Büyük Constantinus’un Constantinopolis’i ikinci başkent olarak seçmesi ve Hıristiyanlığı benimsemesinin ardından 313 yılında Hıristiyanların dinsel özgürlükleri tanınmıştır. Ancak bu durum İmparator Iulianus Apostata (361-363) dönemi için pek de geçerli olmamış ve özellikle Cappadocia Bölgesi’nin başkenti Caesarea’nın Hıristiyan halkı Iulianus’dan çok zarar görmüştür. Bu çalışmada, Doğu Roma İmparatorluğu’nun son pagan imparatoru Iulianus Apostata’nın çocukluk yıllarından itibaren başlayan ve imparator olduğu zamanlarda da devam eden Caesarea ile düşmanca ilişkileri ve bunun sebepleri ele alınmaktadır. Iulianus’un imparatorluk sarayından uzakta, zorunlu olarak gönderildiği Caesarea’daki Macellum adı verilen kışlada geçirdiği yıllar onun bölge halkına düşman olmasının ana sebebi olarak öne çıkmaktadırÖğe The landscape of ancient mobile pastoralism in the highlands of southeastern Uzbekistan, 2000 BC-AD 1400(ROUTLEDGE JOURNALS, TAYLOR & FRANCIS LTD, 2014) Frachetti, Michael David; Maksudov, FarhodHere we present the results of archaeological survey and excavations carried out in southeastern Uzbekistan during the summer of 2011. The sites are among the first systematically recovered pastoralist settlements in the mountains of Uzbekistan. Our data include material culture and chronology that document mobile pastoralist communities in the mountains of southern Central Asia at least as early as the middle of the 2nd millennium B.C. Based on AMS/C-14 chronology, detailed site stratigraphies, and evident reuse of numerous settlement sites within our dataset, we discuss the long-term land use and ecology of pastoralists in this region and argue that a well-developed local tradition of pastoralism was already in place during the early 2nd millennium B.C. and endured until the early 20th century. Our findings reveal striking similarities with nomadic camps found elsewhere in the mountains of Inner Asia and illustrate the local durability of pastoralist landscapes during prehistoric and historical periods.