Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Trifolium pratense var. pratense'nin antioksidan kapasitesi ve fenolik bileşiminin belirlenmesi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Duman, Yavuz; Çakmak, Yavuz SelimDünya genelinde artan hastalıklarla beraber bu hastalıkların tedavisi için yeni ve doğal alternatiflerin arayışları devam etmektedir. Hastalıkların tedavisinde özellikle son dönemlerde sentetik veya yarı sentetik ilaçların kullanımı artış göstermekle birlikte yan etkileri göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu durum yan etkisi olan ilaçlara alternatif olabilecek bileşenlerin tespiti ve izolasyonu ile ilgili çalışmaları ön plana çıkartmaktadır. Bitkisel biyoaktif bileşenler sentetik ilaçlara alternatif olma anlamında önemli bir potansiyele sahiptir. Bitkiler bulundukları çevre ve yaşam koşullarına göre geliştirmiş olabilecekleri farklı fitokimyasal profiller sayesinde ön plana çıkmaktadırlar. Mevcut çalışmada ülkemizde oldukça yaygın bulunan bir bitki türü olarak yüksek protein içeriği ile bazı yörelerde protein kaynağı şeklinde insan beslenmesinde kullanılan Trifolium pratense var. pratense bitkisinin farklı özütlerinin (etilasetat, metanol) biyolojik aktivitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bazı bölgelerde alternatif tıpta da kullanımları bulunan bitkinin antioksidan kapasitesinin ve tıbbi potansiyelinin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla da bitkinin toplam fenolik ve flavonoid içerikleri ve bazı yaygın metotlar kullanılarak (DPPH, FRAP ve PBD) antioksidan aktiviteleri belirlenmiştir. Toplam antioksidan kapasite dışındaki diğer tüm antioksidan analizlerinde metanol özütünün yüksek aktivite gösterdiği, HPLC analizine göre ise bitki yapısında yüksek oranda Gallik asit ve Rosmarinik asit bulunduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yürütülen çalışma ile Trifolium pratense var. pratense bitkisinin önemli bir biyoaktivite kaynağı olduğu, antioksidan aktivitesi açısından önemli bir potansiyele sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır.Öğe Fotodinamik, fototermal ve sonodinamik terapi yapabilen AzaBODIPY(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Şahin, Gülnur; Algı, FatihKanser, herhangi bir organ ya da dokudaki hücrelerin kontrolsüz biçimde büyümesi ve çoğalması ile meydana gelen hastalıktır. Kanserin tedavisi için radyoterapi, kemoterapi, ameliyat ve immünoterapi gibi dört temel yöntem klinikte kullanılmaktadır. Bu geleneksel yöntemlerin yanı sıra yeni tedavi yöntemleri ve bunlara uygun malzemeler geliştirilmektedir. Sonodinamik, fotodinamik ve fototermal terapi bu gelişmekte olan tedavilerin başında gelmektedir. Bu tez çalışmasında AzaBODIPY ve dihidroftalazindion ünitelerini aynı anda içinde barındıran yeni bir bileşik 1 sentezlenmiştir. Sentezlenen yapı 1 1H NMR, 13C NMR, kütle, soğurma ve floresans spektrumları ile karakterize edilmiştir. Ardından yapılan kimyasal testlerle hedef bileşiğin 1 kemilüminojenik, sonodinamik, fotodinamik ve fototermal ve etkinlikleri belirlenmiştir. Elde edilen veriler hedef bileşiğin 1 hidrojen peroksite karşı duyarlı olduğunu ve kimyasal ışıma yapabildiğini, sonodinamik, fotodinamik ve fototermal olarak aktive edilebildiğini göstermektedir. Son aşamada ise hedef bileşik 1 ile in vitro çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler hedef bileşiğin 1 etkin bir şekilde sonodinamik terapi (SDT), fotodinamik (FDT) ve fototermal terapi (FTT) ve yapabildiğini göstermektedir. Literatürde SDT, FDT ve FTT'ye yani üçlü terapiye olanak veren AzaBODIPY türevleri bilinmemektedir. Bu bakımdan tez çalışması bir ilki gerçekleştirmiştir.Öğe In vıtro multiterapi için azabodıpy içeren polimer nanoparçacıklar(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Seçti, Sümeyye; Algı, FatihBu tez çalışması kapsamında, kemilüminojenik bir multiterapi ajanı tasarlanmıştır. Bu yenilikçi tasarım, reaktif oksijen türlerine (ROT) karşı duyarlılık gösteren kemilüminesans bir birim ile terapötik özelliklere sahip, fotodinamik terapi, fototermal terapi ve sonodinamik terapi potansiyeline sahip AzaBODIPY iskeletini birleştiren yeni bir bileşiğin (1) geliştirilmesini hedeflemektedir. AzaBODIPY iskeleti, terapötik etkinliği artırması ve tedavi süreçlerinde yüksek performans göstermesi amacıyla bu platformun merkezinde yer almaktadır. Üçlü terapi, kanser hücreleri üzerinde daha yüksek bir terapötik etki sağlamayı amaçlamaktadır. Böylece, tedavi süreçlerinde etkinlik artışı ve hedeflenen hücrelerin yüksek oranda inhibe edilmesi öngörülmüştür. Hedef AzaBODIPY 1 bileşiği bir dizi sentez basamağı sonucu elde edilmiş ve fotofiziksel özellikleri belirlenmiştir. Takip eden kimyasal testlerle hedef bileşiğin 1 kemilüminojenik, fotodinamik, fototermal ve sonodinamik etkinlikleri belirlenmiştir. Fotofiziksel özelliklerin pH'ya bağlı değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca, hedef bileşiğin 1 1O2 ve CIO- ile kimyasal ışıma yaptığı ve kemilüminojenik bir 1O2 ve CIO- sensörü olarak işlev görebildiği belirlenmiştir. Son aşamada ise, hedef AzaBODIPY 1 ile in vitro testler yapılabilmesi için AzaBODIPY 1'in nanoformülasyonları üzerinde durulmuştur. Yapılan in vitro çalışmalar nanomalzemenin sonodinamik, fotodinamik ve fototermal terapi ve bu terapilerin ikili ve/ya üçlü kombinasyonlarının kanserli hücreler üzerinde son derece etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, kanser tedavisinde kullanılabilecek sonodinamik, fotodinamik ve fototermal terapi potansiyeli yüksek yeni nesil malzemeler elde edilmiştir.Öğe Kombine terapiler için elverişli AzaBODIPY nanoparçacıklar(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Tamer, Hülya; Algı, FatihKanser, dünya çapında ölüm oranlarını artıran ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern tedavi yaklaşımları, kanser hücrelerinin etkili bir şekilde hedeflenmesi ve yok edilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışma, reaktif oksijen türlerine (ROT) karşı duyarlılık gösteren kemilüminojenik özelliklere sahip bir malzemenin fotodinamik terapi (FDT), fototermal terapi (FTT) ve sonodinamik terapi (SDT) testlerinin kombine olarak uygulanmasını içermektedir. Öncelikle, bileşik 4, bileşik 6 ve bileşik 7 sentezlenmiş ve spektroskopik karakterizasyonları yapılmıştır. Ardından bileşik 8 ile bileşik 9 klik tepkimesine tabi tutularak AzaBODIPY 1 bileşiğinin sentezi gerçekleştirilmiştir. Bileşiğin 1 yapısı ve özellikleri ayrıntılı analizlerle incelenerek soğurma, pH duyarlılığı ve kemilüminesans özellikleri belirlenmiştir. AzaBODIPY 1 bileşiğinin ROT üretme ve terapötik uygulamalar için elverişli olup olmadığını belirlemeye yönelik kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Son aşamada, AzaBODIPY 1 bileşiğinin in vitro testleri için nanoformülasyonları üzerinde çalışılmış ve bu amaçla Pluronic F127 polimeri kullanılmıştır. Nanoformülasyonlar, bileşiğin biyolojik sistemlerde daha iyi çözünmesini ve hastalıklı dokularda yığılmasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, AzaBODIPY 1'in FDT, FTT ve SDT uygulamalarının kanserli hücreler üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, AzaBODIPY 1 nanoformülasyonları ile yapılan in vitro FDT, FTT, SDT ve kombine terapiler kanser hücrelerinin inhibe edildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum AzaBODIPY 1 ile çok yönlü tedavi stratejilerininin geliştirilebileceğine işaret etmektedir.Öğe Eriobotrya japonica Lindl çekirdek ve yapraklarından gümüş nanopartikül (AgNPs) sentezi, karakterizasyonu ve kolorektal kanser hücresi (HT-29) üzerine antikanser etkisinin belirlenmesi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Engez, Beyzanur; Doğaner, FulyaEriobotrya japonica Lindl. (E. japonica L.) (Yenidünya, Malta eriği) bitkisinin çeşitli ekstrelerinin pek çok farmakolojik etkileri olduğu bilinmektedir. Özellikle meyvedeki zengin içeriklerin kolorektal kanser üzerine etkili olduğu belirlenmiştir. Yeşil sentez olarak da bilinen bitki ekstrelerinden elde edilen gümüş nanopartiküllerin (AgNPs) bitkilerin biyolojik aktivitelerini artırdığı bilinmektedir. Çalışmamız E. japonica L. bitkisinin yaprak ve çekirdek gibi tüketilmeyen organlarından elde edilen ekstrelerin kolorektal kanser hücre hattı (HT-29) üzerine etkilerinin araştırıldığı ilk çalışmadır. E. japonica L. bitkisinin yaprak ve çekirdeklerinden farklı çözücülerle (%75 metanol, %75 etanol ve distile su) bitki ekstreleri elde edilip, toplam fenolik ve toplam flavonoid içerikleri analiz edilmiştir. En uygun içeriğe sahip olan ekstreden farklı konsantrasyonlarda (1 mM, 5 mM ve 10 mM) AgNP sentezi gerçekleştirilmiştir. AgNP sentezi, renk değişimi, UV-VIS, FTIR, SEM, XRD ve Zeta potansiyeli ve boyutu yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Farklı konsantrasyonlarda hazırlanan AgNP'lerin ve ekstrelerin 24, 48 ve 72 saat sürelerde HT-29 hücrelerine karşı sitotoksik etkisi MTT yöntemi ile ve migrasyon üzerine etkileri yara iyileşme yöntemi ile belirlenmiştir. Çekirdek ve yaprak ekstrelerinde en yüksek fenolik ve flavonoid içerik %75 etanol ile elde edilmiştir. Çekirdekte ve yapraktaki toplam fenolik içerik sırasıyla 367,24 ± 0,038 ve 1487,05 ± 0,017 mgGAE/100g iken toplam flavonoid madde miktarları ise sırasıyla 18,96 ve 30,93 ± 0,001 mg/mL (QE)'dir. Bu AgNP'lerin UV-VIS spektroskopi grafiğinde 430-450 nm aralığında pikler elde edilirken, SEM görüntülerinde küresel ve kübik yapıda olduğu, FTIR, XRD ve zeta potansiyel sonuçlarının ise literatüre uygun değerlerde olduğu belirlenmiştir. AgNP'lerin HT-29 hücre hattındaki en iyi sitotoksik etkileri çekirdekte IC50: 8,339 ug/L iken yaprakta AgNP IC50: 0,05805 ug/mL'dir. Yapra iyileşmesinde ise 10 mM çekirdek (%19) ve 5 mM yaprak AgNP'sinin (%50) hücre göçü üzerinde inhibe edici etkisi olduğu gözlenmiştir.Öğe İnek ağız sütünden izole edilen bakterilerin bazı probiyotik özelliklerin belirlenmesi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Cambaz, Mehmet; Önal Darılmaz, DeryaBu çalışmada ineklerin ağız sütünden (kolostrum) izole edilen 11 Lactobacillus spp. izolatlarının probiyotik özellikleri araştırılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda; Lactobacillus spp. OO1, OO3, OO4 ve TO4 izolatlarının % 0,4 fenole karşı yüksek tolerans gösterdiği tespit edilmiştir. İzole edilen Lactobacillus spp. izolatları düşük pH koşuluna duyarlılık göstererek (pH 2.0), pH 3 (4,03-7,52 log kob/mL), pH 4 (6,70-7,60 log kob/mL) ve pH 7'de (7,83-9,60 log kob/mL) canlılıklarını sürdürmüşlerdir. Lactobacillus spp. izolatlarının %0,3 ve 0,5 safra ortamlarında ortalama calılıkları sırayla 8,56 ve 8,04 log kob/mL olarak tespit edilmiştir. Lactobacillus spp. izolatlarından elde edilen metabolitlerin gıda ve bağırsak patojenlerine antimikrobiyal etkisi araştırılmış ve Escherichia coli ATCC 35218 (3,04-17,48 mm), E. coli ATCC 11229 (2,64-17,16 mm) Salmonella enteritidis ATCC 13076 (2,24-11,56 mm), Bacillus cereus RSKK 863 ve Staphylococcus aureus ATCC 25923 (6,98-20,18 mm) test bakterilerine karşı antimikrobiyal etki gösterdikleri gözlemlenmiştir. Lactobacillus spp. izolatlarının ampisilin, oflotoksin, eritromisin, kromfenikol, netilmisin, gentamisin ve polimiksin antibiyotiklerine duyarlılıkları test edilmiştir. İzolatlar polimiksine karşı direnç gösterirken, OO4 ampisiline ve gentaisine, TO4 ise gentamisin antibiyotiğine direnç göstermiştir. Probiyotik suşların agregasyon ve hidrofobiste aktivitelerinde etkili olduğu düşünülen ekzopolisakkarit (EPS) üretimleri 205,91 – 372,36 mg/L belirlenmiştir. Lactobacillus spp. izolatlarından otoagregasyon aktivitesi %9-31 oranında belirlenirken, S. aureus ATCC 25923 (%1,3-27,3) ve E. coli ATCC 35218 (%1,5-30) test bakterileri ile düşük düzeyde koagrege olabildikleri gözlenmiştir. Lactobacillus spp. izolatlarının yüzde hidrofobisite değerleri sırasıyla, %13,5-94,80, %1,15-85 ve %1,6-84,8 olarak tespit edilmiştir. Yüksek EPS üretimi gösteren TO3, TO4 ve OO4 izolatları agregasyon, hidrofobisite, antimikrobiyal aktivete ve gastrointestinal sistem koşullarına tolerans gibi probiyotik özellikler göstermiştir. İzolatların hemolitik aktivitesi ?-hemolotik olarak belirlenmiştir. Probiyotik özellikleri araştırılan izolatlar arasında en iyi aktivite gösteren TO4 izolatı 16S rDNA dizi analizi sonucunda %99.86 oranında Limosilactobacillus fermentum türüne benzerlik göstermiştir.Öğe Yara tamirinde kullanım potansiyeline sahip kolajen temelli kompozit film üretimi ve karakterizasyonu(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Yeşilyurt, İlknur; Çakmak, Yavuz SelimHer yıl Dünya çapında 4.4 milyon insanın hayatına mal olan yaralanmalar tüm ölümlerin yaklaşık %8'ini oluşturmaktadır. Bu yaralanmaların boyutu iyileşme süreçlerini de belirlemesi açısından son derece önemlidir. Yara iyileşmesi, yaranın gerilmesi, kapanması ve fonksiyonel bariyerin onarılmasıyla sonuçlanan karmaşık ve çok faktörlü bir süreçtir. Piyasada bulunan birçok ürünün temel mantığı hücre proliferasyonunu hızlandırma, fibril ve kolajen üretimini arttırmaya yöneliktir. Buna ek olarak tedavi sırasında oluşabilecek enfeksiyonları engellemek amacıyla antimikrobiyal içerikli takviye ilaçlar kullanılmaktadır. Yumuşak ve sert bağ dokularda geniş bir dağılıma sahip olan kolajen, memelilerde en fazla bulunan proteindir. İn vitro olarak kolajen, doğası gereği biyouyumlu, biyobozunur, ekzojen uygulamalarda toksik olmayan ve yüksek gerilme mukavemetine sahip, oldukça organize ve üç boyutlu yapı iskeleleri halinde oluşturulabilen bir yapıdır. Bu özellikler, kolajeni yara iyileşmesi ve doku mühendisliği uygulamaları için en çok tercih edilen malzemelerden biri haline getirmiştir. Tez kapsamında sıçan kuyruğundan elde edilmiş Tip I ve Tip III kolajen karışımı kullanılmıştır. Asitte çöktürme tekniği kullanılarak elde edilen kolajen ekstraktı, diyaliz yapılarak asitten bertarafı sağlanmıştır. Kjeldahl yöntemi ile karakterizasyonu yapıldığında %97 saflık hesaplanmıştır. Kolajen ekstraktı içerisine antimikrobiyal, antiinflamatuvar ve hücre proliferasyonunu hızlandırma etkisine sahip Elaeagnus angustifolia L. bitkisinin meyve kısmı kullanılmıştır. Meyvenin üç kısmı metanol kullanılarak ekstrakte edilmiştir. Kabuk, yemiş, çekirdek ve kontrol grubu olmak üzere dört kompozit film örneği hazırlanıp, filmlerin kimyasal (FT-IR, TGA ve SEM) ve biyolojik karakterizasyonları (biyodegradasyonu (su ve toprak) ve antioksidan aktivite) yapılmıştır. Kompozit filmlerin karakterizasyon sonuçları, piyasada kullanılmakta olan ticari ürünlere doğal ve çevreci bir alternatif olduğunu göstermektedir.Öğe Farklı süre ve dozlarda gümüş nanopartikül (AgNP) uygulanan sazan balıklarında kan serumu BH ve IGF-1 düzeylerine etkisi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ay Güngör, Derya; Polat, HüseyinGümüş nanopartiküller (AgNP) son yıllarda antimikrobiyal malzemelerin üretimi, elektronik teknolojisinde, endüstriyel, sağlıkla ilgili, içme suyu ve atık su arıtımında kullanılmasında yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda AgNP'lerin maruziyetinin artması sonucu, bilim dünyasının AgNP'lerin güvenlik risklerinin araştırılması büyük ilgi görmüş durumdadır. Bu çalışmalarda AgNP'lerin sazan balıkları üzeinde büyüme hormonu ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 üzerindeki etkileri çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında farklı doz (0,03, 0,3 ve 3 ppm) ve sürelerde (4 ve 21 gün) AgNP ve hümik asit kaplı gümüş nanopartiküllerin (AgNP+HA) uygulanan sazan balıkları (Cyprinus carpio L., 1758) kan serumu büyüme hormonu (BH) ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-I) düzeyleri üzerine etkisi üzerinde durulmuştur. Çalışmada sazan balıklarına uygulaması yapılacak AgNP'lerin ve AgNP+HA'lerin karakteristik özellikleri, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR), Elektron mikroskobisi (SEM), Atomik kuvvet mikroskobisi, Zeta boyut analizi ve UV-Vis spektroskopisi yöntemleri kullanılarak tespit edilmiştir. Yapılan kan serumu BH düzeyi analizleri sonucunda, akut ve subkronik sürede uygulanan AgNP tüm doz (0,03, 0,3 ve 3 ppm) guruplarında görülen azalma kontrol grubuna göre anlamlı (p<0.05) olduğu belirlenmiştir. Akut sürede AgNP+HA uygulanan 0,03 ve 0,3 ppm doz gruplarındaki kan serumu BH düzeylerindeki değişim kontrol grubuna göre önemsizken (p<0.05), 3 ppm doz grubundaki azalma önemlidir (p<0.05). Subkronik sürede AgNP+HA uygulanan tüm doz gruplarındaki kan serumu BH düzelerindeki azalmanın önemli (p<0.05) olduğu tespit edilmiştir. Aynı doz grupları arasında AgNP uygulanan farklı sürelerin karşılaştırmaları sonucunda, 0,03 ve 0,3 ppm grupları arasındaki BH düzeleri değişimleri önemsizken, 3 ppm doz gurupları arasındaki azalmanın önemli olduğu görülmüştür.Öğe Yeşil sentez yöntemiyle lacticaseibacillus rhamnosus ACS5 probiyotik bakterisi, prebiyotiği, postbiyotiği ile sentezlenen gümüş nanopartiküllerin antimikrobiyal ve antibiyofilm aktivitelerinin araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Erden, Hilal; Önal Darılmaz, DeryaTez çalışmasında Lacticaseibacillus rhamnosus ACS5 bakterisi, ekzopolisakkariti ve postbiyotiği ile gümüş nanopartiküllerin yeşil sentez yöntemiyle üretilmesi, sentezlenen gümüş nanopartiküllerin karakterizasyonlarının yapılarak antimikrobiyal ve antibiyofilm aktivitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca biyouyumlulukları belirlenmek üzere biyosentezlenen nanopartiküllere antioksidan (DPPH) ve sitotoksisite (MTT) deneyleri yapılmıştır. Yeşil sentez yöntemi ile prebiyotik (PRE-AgNP), probiyotik (PRO-AgNP), postbiyotik (POST-AgNP) nanopartikülleri sentezlenmiş ve ayrıca karşılaştırma amacıyla kimyasal yöntemle gümüş nanopartiküller (KİM-AgNP) sentezlenerek UV, FTIR, XRD, SEM, Zetapotansiyel ve zeta boyut analizleri ile karakterizasyonları yapılmıştır. Karakterize edilen gümüş nanopartiküllerin antimikrobiyal aktiviteleri Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Escherichia coli ATCC 35218, Escherichia coli ATCC 11229, Staphylococcus aureus ATCC 25923, Staphylococcus epidermidis ATCC 12228, Salmonella enteritidis ATCC 13076, Bacillus cereus ATCC 863 ve Listeria monocytogenes ATCC 7644 bakterileri ve Candida albicans ATCC 14053 mayası kullanılarak kuyu difüzyon metodu ile belirlenmiştir. PRE-AgNP, PRO-AgNP ve POST-AgNP'ler en yüksek antimikrobiyal aktiviteyi S. epidermidis ATCC 12228 ( sırasıyla 8,32±0,11, 6,55±0,44, 6,18±0,23 mm ), S. aureus ATCC 25923 (4,89±0,27, 4,96±0,11, 4,66±0,28 mm ) ve E. coli ATCC 11229'a ( 3,82±0,99, 5,19±0,07, 4,38±0,96 mm ) karşı göstermiştir. P. aeruginosa ATCC 27853, S. epidermidis ATCC 12228 bakterileri ve C. albicans ATCC 14053 mayasına karşı PRE-AgNP, PRO-AgNP ve POST-AgNP'lerin antibiyofilm aktivitesini belirlemek için MİK ve MBK değerleri tespit edilmiştir. Nanopartiküllerin biyofilmleri yok eden en son konsantrasyonu minumum biyofilm eradikasyon değeri olarak belirlenmiştir. Sentezlenen gümüş nanopartiküllerin L929 fare fibroblast hücrelerine sitotoksik etkilerinin olmadığı ve hücre proliferasyonunu desteklediği, böylece biyouyumlu oldukları tespit edilmiştir.Öğe Keratin/ kantaron bazlı karboksimetil selüloz mikro boncukları üzerine immobilize edilmiş gümüş nanopartiküllerin sentezi, karakterizasyonu, sitotoksisitesi ve antioksidan özelliklerinin araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Turna, Eda; Çakmak, Emel; Yılmaz Baran, NurayMetal nanopartiküller sahip oldukları üstün optik, fiziksel ve biyolojik aktivitelerinden dolayı, kimya, biyoloji ve malzeme bilimi gibi birçok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle, son yıllarda, metal nanopartiküllerin, sahip oldukları antibakteriyel, antifungal ve biyouyumluluk özelliklerinden dolayı biyomedikal uygulamalarda kullanımına olan ilgi artmıştır. Bununla birlikte, sentez sırasında gümüş nanopartiküller yığılma/topaklanma eğilimindedirler, bu da onların aktiviteleri üzerinde olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Bu problem, yüzey alanı geniş ve metaller ile güçlü etkileşim yapabilecek ideal katı destekler üzerinde metal nanopartiküllerin biriktirilmesi ile aşılabilir. Bunun için ideal katı destek malzemelerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tez çalışmasında, gümüş nanopartiküllerin yığılma/topaklanma problemlerini ortadan kaldıracak, karboksimetil selüloz/kantaron keratin bazlı mikro boncuklar (CMC/Ht/FK) destek materyali olarak ilk kez sentezlenmiştir. Sonrasında sentezlenen polimerik kompozit destek materyali üzerinde gümüş nanopartiküller (Ag@CMC/Ht/FK) biriktirilmiştir. Üretilen biyomalzemelerin kimyasal ve morfolojik yapıları FT-IR, FE-SEM, EDX, XRD ve TEM teknikleri ile karakterize edilmiştir. Ek olarak, biyolojik aktiviteleri antioksidan testi kullanılarak hesaplanmış ve en iyi antioksidan aktivite gösteren malzemelere hücre kültürü analizleri ve in vitro hücre çizik testleri uygulanmıştır. Çalışmalar sonucunda en yüksek antioksidan aktivite 1 g keratin eklenen Ag@CMC/Ht/FK nanopartikülleri (%88,04) için bulunmuştur. TEM sonuçlarına göre Ag nanopartiküllerin boyutunun 14 nm olduğu belirlenmiştir. Üretilen ekstrelerin hiçbiri sitotoksisite göstermemiştir. En iyi hücre canlılığı gösteren 3 dozda hücre çizik testi yapılmış ve Ag@CMC/Ht/FK'nın in vitro yara iyileştirici aktivitesi, CMC/Ht/FK' ya göre daha iyi olarak belirlenmiştir.Öğe Citrus medica L. var. sarcodactylis' in biyolojik aktivitesinin belirlenerek alternatif sanayi alanlarında kullanılabilirliğinin araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Taşbaşı, Hilal; Aşan Özüsağlam, MeltemCitrus medica L. var. sarcodactylis, tıbbi açısından değerli olan zengin biyoaktif bileşenleri ve besin içeriğiyle bilinen bir bitkidir. Bu çalışmada, C. medica L. var. sarcodactylis meyvesinden elde edilen su (CS) ve etanol (CE) ekstrelerinin antimikrobiyal aktivitesi ve güneş koruma faktörü (GKF) belirlenmiştir. Ekstrelerin biyolojik aktivitesi, disk difüzyon, mikro ve makro seyreltme yöntemleri kullanılarak tespit edilmiştir. CS ve CE ekstreleri test edilen patojenlere karşı güçlü antimikrobiyal aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Anne sütünden izole edilen probiyotik adayı laktik asit bakteri (LAB) suşlarına karşıysa düşük bir biyolojik aktivite sergilediği görülmüştür. Bakterilerin minimal inhibisyon (MİK) ve minimal bakterisidal (MBK) veya fungusidal konsatrasyon (MFK) değerlerinin 2.5 µl/µg ila >40 µl/µg arasında değiştiği tespit edilmiştir. CE ekstresinin Escherichia coli O157:H7 üzerindeki öldürücü konsantrasyonu makro-seyreltme yöntemi ile belirlenmiştir. Bu kapsamda, 50 ve 100 mg/ml konsatrasyonda hazırlanan CE ekstresinin 0, 24 ve 48. saatlerde inhibe edici özellikleri değerlendirilmiştir. CE ekstrenin 50 mg/ml konsantrasyonunda %85.03 (24. saat) ve %100 (48. saat) ölüm oranı tespit edilmiştir. 100 mg/ml konsantrasyonunda ise patojenin tamamını (%100) inhibe ettiği belirlenmiştir. CE ekstresinin gıda patojeni E. coli O157H:7 üzerinde önemli bir inhibitör etki gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca ekstreler ve ekstre-krem karışımlarının (2.5, 5 ve 10 ml) GKF değerleri spektrofotometrik analiz ile değerlendirilmiştir. CS ve CE ekstrelerinin GKF değerleri 12.26 ve 24.65 olarak tespit edilmiştir. CS ve CE ekstre-krem karışımlarının 10 ml konsantrasyondaki GKF değerleri 6.42 ve 9.34 olarak belirlenmiştir. Ekstrelerin ticari kremin güneş koruyucu etkinliğini önemli ölçüde artırdığı görülmüştür. Çalışma sonucunda C. medica L. var. sarcodactylis elde edilen CS ve CE ekstrelerinin biyolojik aktivitesinin belirlenerek alternatif sanayi alanlarında kullanılabilirliği tespit edilmiştir.Öğe Aronia melanocarpa'nın doğal antimikrobiyal katkısı olarak krem katkılarında ve kaplama materyallerinde kullanım olanaklarının araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Sağlam, Ali; Aşan Özüsağlam, MeltemPatojen mikroorganizmaların sebep olduğu hastalıklar ve antibiyotiklere karşı direnç geliştirmeleri insan sağlığını tehdit etmektedir. Bitkiler eski çağlardan beri çeşitli hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Aronia melanocarpa (Aronya), yüksek besin değeri ile son yıllarda popülerlik kazanan bir meyvedir. Bu tez çalışmasının amacı, Aronya meyvelerinden elde edilen su ekstresinin krem katkılarında ve kaplama materyallerinde doğal katkı maddesi olarak kullanım potansiyelini belirlemektir. İlk olarak ekstrenin gıda, klinik, balık kaynaklı patojenler ve probiyotik adayı anne sütünden izole edilen laktik asit bakterileri (LAB) üzerindeki antimikrobiyal aktivitesi belirlenmiştir. Ekstre patojen mikroorganizmalar üzerinde iyi antimikrobiyal aktivite göstermiştir. Ekstrenin, test edilen konsantrasyonlarında (0.5, 1, 2 mg/disk), Limosilactobacillus fermentum MA-7 üzerinde inhibitör aktiviteye sahip değilken diğer LAB'leri üzerinde düşük antimikrobiyal aktiviteye sahiptir. Daha sonra ekstrenin (0, 50 ve 100 mg/ml), Candida albicans ATCC 10231 ve L. fermentum MA-7 üzerindeki öldürücü konsantrasyonu 0, 24 ve 48. saatlerde makro-seyreltme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. 48. saatte, ekstrenin 100 mg/ml konsantrasyonu, C. albicans ATCC 10231 üzerinde kontrole göre %58.11 ölüm oranına ve 50 mg/ml ekstre konsantrasyonu L. fermentum MA-7 için %135.37 canlılık oranına sahiptir. Ayrıca krem katkılarındaki potansiyel kullanımlarını değerlendirmek için ekstrenin ve ticari krem- ekstre karışımlarının (2.5 - 5 - 10 ml) güneşten koruma faktörü (GKF) belirlenmiştir. Ekstre, 25.77 GKF değerine ve 10 ml konsantrasyondaki krem-ekstre karışımı 13 GKF değerine sahiptir. Son olarak, Aronya su ekstresi ve/veya L. fermentum MA-7 ile geliştirilen antimikrobiyal krem ve yenilebilir film/kaplama materyalinin antimikrobiyal aktivitesi belirlenerek ilaç, kozmetik ve gıda sanayinde potansiyel kullanım olanakları belirlenmiştir. Ekstre ve L. fermentum MA-7'in sinerjik etkisi patojen mikroorganizmalar üzerinde yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahiptir. Tez çalışmasında elde edilen sonuçlara göre Aronya meyvesinin çeşitli endüstrilerde birçok sentetik katkı maddesine ve ürünlere alternatif doğal bir ajan olabileceği belirlenmiştir.Öğe Suda çözünür skuarin ve hidrojel uygulamaları / Water soluble squarine and hydrogel applications(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Yamandağ,Hacer; Algı, Fatih; Pamuk Algı, MelekSkuarinler organik boyalar arasında önemli bir sınıfı oluşturur. Skuarinler yüksek soğurma katsayıları, fotoiletkenlikleri, fotokararlılıkları ve kuantum verimleri nedeniyle fotodinamik terapi (FDT) ajanları, biyogörüntüleme ve etiketleme ajanları, kemosensörler, doğrusal olmayan optik malzemeler, fotovoltaik malzemeler gibi uygulamalarda kullanılabilmektedir. Ancak skuarinler hidrofobik doğaları nedeniyle genelde suda ve/ya biyolojik ortamda çözünmez. O nedenle suda çözünebilen skuarinlerin tasarımı ve sentezi önemli bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Bu tez çalışmasında özellikle FDT ve biyogörüntüleme gibi biyomedikal uygulamalarda karşılaşılan bazı kısıtlamaları ortadan kaldırabilmek için suda ve biyolojik ortamda tamamen çözünebilen bir skuarin boyası 1 tasarlanmıştır. Sentezlenen skuarinin 1 yapı ve özellikleri 1H NMR ve 13C NMR, HRMS, soğurma ve floresans gibi spektroskopik yöntemler ile aydınlatılmıştır. Skuarin 1 biyogörüntüleme ve fotoduyarlaştırıcı ajan olarak test edilmiştir. Son aşamada ise skuarinin 1 hidrojel yapısına entegre edilmesi üzerinde durulmuştur. Bunun için tasarlanan hidrojellerin önce sentezi ve ardından ise FTIR, SEM ve TGA gibi yöntemlerle karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen hidrojellerin biyouyumlu olduğu ve fotodinamik özellik gösterdiği tespit edilmiştir.Öğe Kolon tubuler adenom vakalarında, P53, BAX, BCL-2, KASPAZ 3 antikorları ile apoptoz'un incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Karaer, Osman; Tekin Karacaer, NeslihanVücudumuzda hücre sayısının belirli bir denge içerisinde olabilmesi için yeni oluşan hücrelerin yanında, görevini tamamlayan hücrelerin saf dışı bırakılarak, yaşam döngülerinin sonlandırılması gerekmektedir. Belirli basamaklardan oluşan kompleks yapı sayesinde vücudumuzda homeostaz sağlanmaktadır. Apoptoz, kontrollü hücre ölümüdür. Vücudun doğal yaşam akışını, organizmanın hayatta kalmasını sağlayan bir mekanizmadır. Apoptoz mekanizmasında ortaya çıkacak herhangi bir aksaklık ya da defekt nedeniyle hücre ölümünün azalması, düzensizleşmesi veya apoptozun gerçekleşmemesi durumunda nörodejeneratif bozukluklar ve kanser gibi patolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Kanserde tedavisi süreci, ilaçlara karşı direnç gelişimini, terapötik yaklaşımların daha detaylı şekilde yapılması ihtiyacını ve hedefe yönelik tedavilerin yapılması ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, Aksaray Üniversitesi Hastanesi Tıbbi Patoloji arşivinde bulunan, Ocak 2021-Ocak 2022 yılları arasında tubuler adenom tanısı almış 55 hastaya ait kolon polipi içeren parafin bloklardaki 176 kolon polipe ait patoloji raporları ve 10 hastaya ait normal kolon mukozası retrospektif olarak taranarak çalışma kapsamına alındı. Apoptotik belirleyiciler olan Bcl-2, p53, Bax, Kaspaz 3 ekspresyonlarının immünohistokimyasal olarak değerlendirilerek, tanısal değerinin olup olmadığı ve birbirlerine olan üstünlüklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Öğe Kalidium wagenitzii'nin farklı özütlerinin fitokimyasal kompozisyonu ve biyolojik aktiviteleri(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Şen, İsmail; Çakmak, Yavuz SelimSon dönemlerde tüm dünyada yaygınlığı giderek artan pek çok hastalık için yeni tedaviler ve koruyucu yöntem arayışları sürmektedir. Kimyasal ilaçların bu hastalıkların tedavisinde kullanımı beraberinde bazı yan etkileri de içerdiğinden kimyasal ilaçlara alternatif olabilecek bileşenlerin biyolojik aktiviteleri ile ilgili çalışmalar önem kazanmıştır. Bitkisel biyoaktif kimyasallar sentetik ilaçlara önemli bir alternatiftir. Özellikle ekstrem çevre koşullarında yetişen bitkiler sahip oldukları farklı fitokimyasal profiller sayesinde pek çok bitkisel ürüne kıyasla daha fazla ön plana çıkabilmektedirler. Mevcut çalışmada Kalidium wagenitzii bitkisi Tuz Gölü çevresinde yayılış gösteren nadir bitkilerden birisi olarak kendine özgü fitokimyasal profile sahip olabileceği düşünülerek bitkinin farklı özütlerinin (etil asetat, metanol ve su) biyolojik aktivitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla bitkinin toplam fenolik ve flavonoid içerikleri ve bazı yaygın metotlar kullanılarak (DPPH, ABTS, CUPRAC, FRAP, PBD ve MCA) antioksidan aktiviteleri belirlenmiştir. Ayrıca asetilkolin esteraz (AChE), bütirilkolin esteraz (BChE), tirozinaz, ?-amilaz ve ?glukozidaz enzimleri için inhibisyon aktiviteleri de araştırılmıştır. Metal şelatlama aktivitesi hariç tüm antioksidan analizlerinde etil asetat özütü yüksek aktivite göstermiştir. Enzim inhibisyon aktivitelerinde ise her bir enzim için farklı özüt daha aktif bulunmuştur. Sonuç olarak yürütülen çalışma ile Kalidium wagenitzii bitkisinin önemli bir biyoaktivite kaynağı olduğu, antioksidan aktivitesi ve enzim inhibisyon aktiviteleri ile kanser, diyabet, alzhemir ve deri hastalıkları gibi pek çok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde kullanımı konusunda önemli bir potansiyele sahip olduğu düşünülmektedir.Öğe Türkiye'de yetiştirilen pitahaya'nın biyoteknolojik yöntemler kullanılarak çeşitli endüstrilerde kullanım olanaklarının araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Çelik, İrem; Aşan Özüsağlam, MeltemBiyoaktif maddeler açısından oldukça zengin olan Pitahaya'nın çeşitli metabolik bozukluklara karşı koruyucu olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin test mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal aktivitesi disk difüzyon, mikro-dilüsyon ve makro-dilüsyon yöntemleri ile belirlenmiştir. Ekstrelerin, patojen test mikroorganizmalarına karşı yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ekstrelerin insan sütünden izole edilen laktik asit bakterilerine karşı farklı konsantrasyonlarda (1 mg/disk, 2 mg/disk ve 4 mg/disk) inhibisyon zon çapı oluşturmadığı veya düşük inhibisyon zon çaplarına sahip olduğu belirlenmiştir. Makro-dilüsyon yöntemi ile kırmızı Pitahaya kabuk su (KPKS) ekstresinin Candida albicans ATCC 10231 ve Limosilactobacillus fermentum MA-7'ye karşı antimikrobiyal aktivitesi araştırılmıştır. 50 mg/ml ve 100 mg/ml konsantrasyonlarındaki KPKS ekstresinin 0., 24. ve 48. saatlerde C. albicans ATCC 10231 test mikroorganizmasına karşı canlı hücre sayılarında azalma meydana gelmiştir. 100 mg/ml konsantrasyonda canlılık (%) oranını 48. saat sonunda %57.831 oranında azalttığı tespit edilmiştir. Aynı konsantrasyonlarda probiyotik adayı L. fermentum MA-7'nin canlı hücre sayısında artış meydana gelmiştir. 100 mg/ml konsantrasyonda canlılık (%) oranını 48. saat sonunda %134.831 oranında arttırdığı tespit edilmiştir. Ekstre C. albicans ATCC 10231'i inhibe ettiği konsantrasyonda L. fermentum MA-7 gelişimini teşvik etmiştir. UV-B ışınlarının zararlarından korunmak için kullandığımız sentetik koruyucular yerine doğal bileşenlere sahip kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin güneşten koruma faktörü (GKF) ve ekstre krem karışımlarının GKF değerleri belirlenmiştir. Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin 24.99 ve 20.04 GKF değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, ekstre krem karışımında ekstrelerin kontrol (krem) grubunun GKF değerini yükselttiği belirlenmiştir. Sonuç olarak kırmızı Pitahaya meyve ve kabuk su ekstrelerinin biyoteknolojik yöntemler kullanılarak çeşitli endüstrilerde kullanım olanakları belirlenmiştir.Öğe Lacticaseibacillus rhamnosus ACS5 suşundan elde edilen ekzopolisakkaritlerin antikanser ve immunostimülatör etkilerinin in vitro koşullarda araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Kadıoğlu, İlayda Selcen; Karaduman, TuğçeSon zamanlarda yapılan çalışmalar, laktik asit bakterileri (LAB) tarafından üretilen ekzopolisakkaritlerin (EPS) farklı alanlarda kullanım potansiyelini ortaya koymuştur. LAB tarafından üretilen EPS'ler anti-tümör, antioksidan, ve bağışıklık sistemini uyarıcı etkinlikler için önemli kaynaklar olarak görülmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların normal hücreler de immünotoksisiteye neden olduğu ve tümör gelişim mekanizmalarını etkilediği görülürmüştür. Bu nedenler, düşük yan etkili anti-tümör ilaçlarının keşfi gibi birçok çalışmanın ana hedefi haline gelmiştir. Çalışmamızda, Türkiye'nin geleneksel peynirlerinden biri olan Ayvalık Cunda Sepet Peyniri'nden izole edilen Lacticaseibacillus rhamnosus ACS5 suşundan elde edilen L-EPS-ACS5'in insan kolon kanseri (HT-29) hücre hattında antiproliferatif etkisi, sağlıklı kontrol hattı (L929) ile karşılaştırılarak zaman bağımlı olarak değerlendirildi ve antiproliferatif etki gösterdi. Bu etki, koloni oluşumu analizi ile de doğrulandı. Apoptotik değişiklikler moleküler düzeyde qPCR ve Western blot kullanılarak incelendi. Bu değişiklikler, floresan mikroskop (Hoescht 33258) ve TEM kullanılarak nükleer ve hücresel morfoloji düzeyinde yapılan gözlemlerle de doğrulandı. Ayrıca, ilgili L-EPS'nin immunostimulator aktivitesi makrofaj hücre hattında (RAW 264.7) proliferasyon, fagositoz yeteneği ve nitrik oksit (NO) üretimi parametreleri açısından değerlendirilmiştir. Proliferatif aktivitedeki artış, 'fagositoz aktivitesi ve NO üretimi analizleri' sonucu kontrol ve uygulama grupları arasındaki farklılıklar önemli bulunamamıştır. Bununla birlikte, L-EPS-ACS5, makrofaj hücrelerinde immunotoksik/sitotoksik aktivite göstermedi. Tüm bu hücresel ve moleküler kanıtlar, L-EPS-ACS5'in kolorektal kanserde, sentetik antikanser ajanlarına iyi bir alternatif olabileceğini göstermektedir.Öğe Asyneuma linifolium Subsp. Eximium bitkisinin fitokimyasal bileşimi ve bazı biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Zambak, Furkan; Çakmak, Yavuz SelimBitkilerin tedavi amacıyla kullanımı oldukça eski zamanlara kadar dayanmaktadır. Geleneksel tıp alanında birçok hastalığın tedavisinde bitkinin kendisinin ve ürünlerin kullanımı geçmişten günümüze neredeyse bütün toplumlarda oldukça yaygındır. Bunun nedenlerin baktığımızda sentetik ilaçların geliştirilmesinin uzun yıllar sürmesi, yüksek maliyetleri ve tedavi etkileri yanında zararlı etkilere sahip olmaları sayılabilir. Bununla birlikte gelişmiş toplumlarda dahil olmak üzere hastalıkların tedavisinde bitkisel ürünler popülaritesini korumaktadır. Ülkemizde tıbbi amaçlarla kullanılan bitki türleri ve bunlarla ilgili çalışmalar olmasına rağmen hala çalışılmamış, keşfedilmemiş ve etkileri belirlenmemiş bitkiler bulunmaktadır. Bu çalışmada yayılış gösterdiği alanda geleneksel tıpta kullanılan, Akdeniz ve Karasal iklimin etkilerinin birlikte görüldüğü özel bir alan olan Adana ilinin kırsal kesimlerinden toplanan Asyneuma linifolium subsp. eximium türünün fitokimyasal bileşimi ve biyolojik aktiviteleri belirlenerek bitkinin ilaç sektöründeki potansiyeli hakkında bilgi edinilmek amaçlanmıştır. Fitokimyasal bileşimi belirlemek için özütlerinin toplam fenolik ve flavonoid içerikleri araştırılmış ve fenolik içerikleri metanol ve etil asetat özütlerinde sırasıyla 16.34 ve 18.44 mg GAE/g özüt olarak ve toplam flavonoid içerik metanol ve etil asetat özütlerinde sırasıyla 18.94 ve 14.00 mg RE/g özüt olarak bulunmuştur. Bunun yanında DPPH ve ABTS radikal giderme aktiviteleri, bakır (CUPRAC) ve demir (FRAP) indirgeme güçleri, metal şelatlama ve toplam antioksidan kapasite testleri uygulanmış ve CUPRAC, fosfomolibdat ve metal şelatlama testlerinde etil asetat özütleri yüksek aktivite gösterirken diğer metotlarda metanol özütü daha aktif bulunmuştur. Ayrıca asetilkolin esteraz, bütirilkolin esteraz, glukozidaz amilaz ve tirozinaz enzimleri için inhibisyon aktiviteleri incelenerek glukozidaz hariç diğer enzimlerde en yüksek inhibisyon etil asetat özütünde belirlenmiştir. Eldeki bulgular ışığında araştırılan bitkinin özütlerinin önemli antioksidan ve enzim inhibisyon kaynakları olduğu belirlenmiş ve bitkinin farmakoloji endüstrisi açısından etkili kaynak olabileceği düşünülmektedir.Öğe Müsilaj temelli keratin film üretimi ve karakterizasyonu(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Ünver, Emine; Çakmak, EmineDünya nüfusundaki hızlı artışla birlikte beyaz ete olan talepte artmaktadır. Kümes hayvanları endüstrisinin bir yan ürünü olan ve çok az kullanılan kaz tüyü, dünyadaki en bol bulunan yenilenebilen keratin biyo-kütlelerinden birisidir. Bu atıklardan kurtulmak amacıyla yapılan işlemler (yakma, gömme gibi) çevre sorunlarına neden olmaktadır. Bu nedenle, bu biyo-atığın bir biyo-kompozit filme dönüştürülmesi, yalnızca bu katı atıkların bertaraf edilmesi için sürdürülebilir bir strateji değil, aynı zamanda yenilenebilir biyo-kaynaklardan verimli bir biyomalzeme geliştirmek için çekici bir alternatif olarak kabul edilir. Atık kaz tüyleri ucuz, kolay ulaşılabilir ve yenilenebilir bir kaynak olmalarının yanı sıra düşük yoğunluk, yüksek sıkıştırılabilirlik ve elastikiyetlerinden dolayı birçok uygulamada avantaja sahiptirler. Kümes hayvanları tüyleri %91 oranında keratin içermektedir. Bu çalışmada kaz tüyünden elde edilen keratin ve ayva çekirdeği müsilajı kullanılarak ilk kez yenilebilir film üretimi yapılmıştır. Çalışma, atık kaz tüylerinden keratinin saflaştırılması, müsilaj temelli keratin film üretimi ve karakterizasyonunun (FT-IR, TGA ve SEM) yapılması ile antioksidan aktivitelerinin belirlenmesini içermektedir. Analiz sonuçları, yanık tedavisi ve yara iyileşmesi gibi alanlarda hem ekonomik hem de çevre dostu ürünler elde etmede kaz tüyünün potansiyel alternatif bir kaynak olduğu göstermiştir.Öğe Sıçanlarda akut sürelerde uygulanan sodyum pirition'un ghrelin ve leptin hormon düzeylerine etkisi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Göktaş, Mustafa; Polat, HüseyinBu tez çalışmasında akut süre dilimlerinde (24 ve 96 saat) sodyum pirition (NaPT) ve salin uygulanılması sonucunda Wistar albino sıçanlarda kan serumu ghrelin ve leptin hormon seviyeleri araştırılmıştır. Çalışmalar neticesinde kontrol grupları ile doz gruplarının karşılaştırılması yapılmıştır. Karşılaştırma sonucunda uygulanan her iki doz grubundaki (35 ve 70 mg/kg) akut sürelerde ghrelin hormon seviyelerindeki azalma istatistiksel analizler sonucunda farkın önemli olduğu tespit edilmiştir. Yine bu çalışmada uygulanan doz gruplarının (35 ve 70 mg/kg) kontrol grubu ile karşılaştırılması sonucu akut sürelerde leptin hormon seviyesindeki artışın istatistiksel analizler sonucunda farkın önemli olduğu tespit edilmiştir. Benzer zaman dilimlerindeki dozlar arasındaki leptin ve ghrelin hormon seviyelerindeki farklar önemsiz olduğu belirlenmiştir. 24 ve 96 saatlik sürede uygulanmış aynı NaPT dozları arasında farklar önemsizdir. Sıçanlar uygulanılmış olan NaPT dozları sitotoksik etki oluşturduğu ve sonucunda doku hasarı oluşturarak nekroz geliştirmiş ve bunun sonucu gelişen inflamasyonun hayvanlarda immünolojik tepki olarak TNF-alfa, 1? ve IL-6 salınımının yapıldığı bilinmektedir. Bu salınan proinflamatuvar sitokinlerin kaşektik etkisi sonucu ghrelin hormon seviyelerinde azalmaya ve leptin hormon seviyelerinde artış tespit edilmiştir.