Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 94
  • Öğe
    Termik santrallerde oluşan uçucu kül ve atıksuların yeniden kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Özsoy, Aslı; Sönmez, Gamze
    Ülkelerin en büyük çabalarından birisi enerji üretmek ve sürekliliğini sağlamaktır. Günümüzde bunun yenilenebilir kaynaklar ile yapılması amaçlansa da kömür yakıtlı termik santraller başta ülkemiz olmak üzere gelişmekte olan birçok ülkenin ana enerji üretim kaynaklarından biridir. Tüm bu termik santral faaliyetlerinin gerçekleşmesi esnasında, elektrik üretimi için ana hammadde olan kömürün yakılması sonucu oluşan atık uçucu küle ilave olarak, soğutma sisteminde buhar elde etmek ve külün depolanması esnasında kullanılan su nedeniyle yüksek tonajlarda atıksu oluşmaktadır. Bu atıkların ve atıksuların doğru yönetilmediği takdirde çevre kirliliği başta olmak üzere sosyo-ekonomik yapı ve canlı hayatında zarara yol açması kaçınılmazdır. Dev yapılar olarak inşa edilen termik santrallerde yakılan kömür miktarı düşünüldüğünde buna karşılık oluşan kül miktarı da oldukça fazla olmaktadır. 2053 net sıfır karbon hedefine ulaşılması için yapılacak çalışmaların en başında daha fazla kömürlü termik santral tesis edilmesi ve işletilmesinin önüne geçilmesi gelmektedir. Ancak, yeni kömürlü termik santrallerin yapılmaması tek başına yeterli olmayacağı için mevcutta işletilmekte olan kömürlü termik santrallerin de Ulusal ve Uluslararası Mevzuatlar çerçevesinde kontrol altında tutulması, teknolojik olarak iyileştirmesi ve oluşan atıkların yeniden kullanılabilirliği başta olmak üzere tekrar değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, termik santral faaliyetleri ile elektrik üretimi ve buna bağlı olarak kömür yakma sonucu oluşan uçucu külün yeniden kullanılabilirliği, alternatif hammadde olarak kullanılması için gereken Ulusal ve karakteristik gereklilikleri araştırılmıştır. Ayrıca, halihazırda faaliyetini sürdürmekte olan bir termik santralde bulunan düzenli depolama tesisinde oluşan uçucu kül ile bu uçucu külün depolanması esnasında kullanılan suyun karakteristik özelliklerin belirlenmesi ve söz konusu atıksuyun yeniden kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Sızıntı suyu numunesinden alınan analiz sonuçlarının SKKY'nin Ek listesinde Tablo-2'de ve Tablo-9.3'te yer alan deşarj sınır değerleri ile karşılaştırılmasına bakıldığında, yalnızca pH değerinin deşarj standardını sağlamadığı görülmüştür. Buna ilave olarak; pH dışındaki diğer parametre değerlerinin ise Yönetmelikte belirtilen sınır değerlerin oldukça altında kaldığı görülmüştür.
  • Öğe
    Kentsel atıksu arıtma tesisi veriminin yapay sinir ağı ile modellemesi: Konya ili örneği
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Sertkaya Aydın, Ülkü; Sönmez, Gamze
    İklim krizi ile birlikte doğal kaynaklarımızın etkin ve verimli kullanılmasının gerektiği dünya gündeminde konuşulmaya başlanmıştır. Bu süreçte karşı karşıya kaldığımız kuraklık gerçeği de atıksuların yeniden kullanımı için uygun teknolojilerin geliştirilmesini gündeme getirmiştir. Mevcut atıksu arıtma tesislerinde çıkış suyu parametre değerlerinin önceden tahmin edilebilir olması, çıkış suyunun alıcı ortam üzerinde yaratacağı potansiyel zararlı etkilerinin önlenmesini ve proses yönetiminin etkinliğinin artmasını sağlayacaktır. Bu amaçla gelişen bilgisayar teknolojileri arasında yer alan yapay sinir ağları gibi yöntemlerle kentsel atıksu arıtma tesislerinin performanslarının tahmin edilmesine yönelik çalısmalar yapılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Konya Su ve Kanalizasyon İdaresi (KOSKİ) Genel Müdürlüğünden temin edilen Konya Kentsel Atıksu Artıtma Tesisi 2021-2022 yılı giriş suyu pH, sıcaklık, iletkenlik, BOİ, KOİ, AKM parametreleri değerlerinden faydalanılarak, çıkış suyu BOİ, AKM, KOİ parametrelerinin değerleri MATLAB(2023b) programı Yapay Sinir Ağı (YSA) modülü Neural Net Fitting sinir ağı aracı ile modellenerek tahmin edilmiştir. Veri setindeki değerlerin dağılımının belirli bir aralıkta tutularak (0-1 aralığı) modelin daha etkin çalışmasının sağlanması amacıyla ham verilere normaizasyon işlemi uygulanmış olup, normalizasyon sonrasında elde edilen veri setinin %70'i eğitim, %15'i test, %15'i doğrulama olarak kullanılmıştır. Levenberg-Marquardt (LM) öğrenme algoritması kullanılarak yapılan modellemede nöron sayısı, giriş verisi sayısı, gizli katman sayısı değiştirilerek en iyi öğrenme algoritması bulunmaya çalışılmıştır. BOİ değerinin tahmini için; 1. senaryoda oluşturulan [3 20 1] ağ yapısında eğitim veri setinde R2=1 değerleri ile öğrenmeyi gerçekleştirdiği, tüm veri setleri dikkate alındığında modelin genel performansının MSE=0,0194, R2=0,7271 olduğu, 2. senaryo kapsamında yapılan çalışmaya ait gizli katman nöron sayısı 8 olarak belirlenen [6 8 1] ağ yapısında modelin genel performansının MSE=0,014, R2=0,7522 olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Konya ili hava kalitesinin zamansal, mekânsal değişimi ve sağlık risk değerlendirmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Aydın, Halil; Koçak, Ebru
    Bu çalışma, hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki önemini vurgulayarak, Konya İlindeki Ocak 2019 - Aralık 2021 tarihleri arasında hava kirliliği ölçüm istasyonlarında kaydedilen verilerin analizini amaçlamaktadır. Ölçüm istasyonlarının koordinatlarına göre hava kirleticilerinin mekansal dağılımının haritalandırılması, hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgeleri ve dağılımını belirlemek için hayati öneme sahiptir. Bu çalışma sonucunda Konya'daki temel hava kirliliği seviyelerinin geçmiş sonuçları ile gelecekte alacağı seviyeler arasında bağlantı kurulmaya çalışılarak, kurumların hava kirliliği ile ilgili raporları, sayısal verileri literatürlere aktarılıp, hava kirliliğinin sınırlandırılması ve sağlığa olan etkisinin azaltma önlemleri geliştirmesi için politika yapıcılara sunulması hedeflenmiştir. Atmosferik sıcaklığın arttığı zaman dilimlerinde yüksek konsantrasyonlarda kaydedilen O3 dışındaki kirletici konsantrasyonlarını hava sıcaklıklarının düşük olduğu aylarda limit değerleri aştığı belirlenmiştir. Yüksek ölçülen kirliliğin sebepleri, genellikle ısınma kaynaklı faktörlerle yakından ilişkili olup kullanılan yakıtın niteliği, çeşidi ve miktarıyla da bağlantılıdır. Sanayi bölgelerine yakın konumlanmış istasyonlar ile yoğun nüfus ve trafik hareketliliğinin gözlendiği bölgelerdeki istasyonlar, genellikle kirleticilerin kabul edilebilir limit değerlerini aşma eğiliminde olan alanlar olarak belirlenmiştir. Mekânsal değişim için ArcGIS 10.7 coğrafi bilgi sistemleri programı ile hazırlanan haritalarla kirliliğin yoğun olduğu yerler ve dağılımla hangi bölgeleri etkileyebileceği belirlenmeye çalışmıştır. Hava kirliliğine neden olan kirleticilerin dağılımla o bölgede yaşayan insanlarda solunum ve kardiyovasküler hastalıklar başta olmak üzere bir çok olumsuz etkileriyle karşı karşıya kalabilecekleri görülmüştür. DSÖ'nün sunduğu AirQ+ modeli ile yapılan değerlendirmede sırasıyla, 2019 yılında gerçekleşen ölümlerin %9,6'sı, 2020 yılında gerçekleşen ölümlerin %6,3'ü, 2021 yılında gerçekleşen ölümlerin %10,1'i havadaki PM10 kirleticisine maruziyet sonucu gerçekleştiği kabul edilebilir veya ilişkilendirilebilir olarak görülmektedir. PM10 değerleri arttıkça ölümler üzerine etkisi de artmıştır. Bu sebeple, insan sağlığına etkileri ve ekonomik kayıpları minimize etmek amacıyla hava kirliliğini kontrol altına almak için stratejiler ve tedbirlerin geliştirilip uygulanması gerekmektedir.
  • Öğe
    Triklosan (ırgasan)/Bisfenol A (BPA) kimyasalların lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) üzerinde davranışsal ve toksik etkilerinin incelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Tekelioğlu, Burak; Gök, Oğuzhan
    Triklosan, sahip olduğu antibakteriyel özelliği nedeniyle sağlık ve kişisel bakım ürünlerinde, özellikle diş macunların yapısında kullanılan aktif bileşenlerdir. Endokrin bozucu kirleticilerden biri olan Bisfenol A kimyasalı, insan ve hayvan sağlığına olan olumsuz etkilerinden dolayı halk ve çevre sağlığını etkileyen önemli bir bileşendir. Besin zincirinde önemli bir rolü olan balıklar, son zamanlarda sucul ortamlarda yaygın olarak bulunan endokrin bozucu kimyasal olarak bilinen Triklosan ve Bisfenol A kimyasalına maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, endüstriyel ve kişisel bakım ürünlerinde yaygın olarak bulunan Triklosan (TCS) ve Bisfenol A (BPA) kimyasallarının, sucul yaşamı temsil eden Lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) türleri üzerindeki davranışsal ve toksik etkilerini detaylı bir şekilde incelemeyi, kimyasallara maruz kalan balıkların davranışsal özelliklerindeki değişimleri belirleyerek, bu değişikliklerin biyokimyasal ve fizyolojik düzeydeki etkilerini anlamayı hedeflenmiştir. Danio rerio ve Poecilia reticulata balıklarına 0-0.001-0.002-0.005-0.01-0.02-0.05-0.1 ve 0.2 mg/L dozlarda, yaşadıkları su ortamına TCS ve BPA konsantrasyonu eklenmiş, davranışsal değişimleri kamera kaydı ile kaydedilmiş ve LC50 değerleri hesaplanmıştır. 48 saatlik test süresinde, Triklosan kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.035 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.030 mg/L, Bisfenol A kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.038 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.034 mg/L olarak hesaplanmış ve kimyasal konsantrasyonu arttıkça, balıkların yüzme hızında azalma ve davranış bozukluğu sıklığıda arttığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Sürdürülebilir pil teknolojileri ve çevresel inovasyon
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Kılıç, Eda; Bilgin, Melayib
    Günümüzde, enerji depolama sistemleri modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir ve bu sistemlerin kalbi, hiç kuşkusuz, pil teknolojileridir. Ancak, bu teknolojilerin geleneksel üretim ve kullanımı çevresel açıdan endişe verici sonuçlara yol açabilir. Bu bağlamda, çevre dostu ve sürdürülebilir çözümler arayışı, sürdürülebilirlik kavramını günümüzde daha da önemli hale getirmektedir. Başlangıç olarak, bu çalışma, mevcut sürdürülebilir pil teknolojileri üzerinde detaylı bir inceleme sunmaktadır. Bu teknolojilerin, pil endüstrisindeki çevresel etkilerin azaltılması ve doğal kaynakların daha verimli bir şekilde kullanılması konularındaki potansiyelleri titizlikle araştırılmaktadır. Ayrıca, geri dönüşüm ve atık yönetimi gibi çevresel faktörlerin, pil üretim süreçlerine nasıl başarılı bir şekilde entegre edilebileceği üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Tezin bir diğer odak noktası, gelecekteki araştırma alanları ve teknolojik gelişmelerdir. Bu bağlamda, yenilikçi pil teknolojileri ve çevrenin sürdürülebilirliğiyle uyumlu çözümler arasındaki potansiyel fırsatlar detaylı bir şekilde incelenmekte ve daha çevre dostu enerji depolama sistemlerinin nasıl geliştirilebileceği üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmaktadır. Ek olarak, hem ülkemizde hem de yurtdışında yaşanan gelişmeleri kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Çalışmanın sunduğu bulgular ve öneriler, akademisyenler ve endüstri profesyonelleri için değerli bir kaynak oluşturacaktır. Gelecekteki sürdürülebilir enerji depolama sistemlerinin sağlanması, çevresel etkilerin ciddi bir şekilde azaltılmasını gerektirir. Bu bağlamda, yenilikçi çözümlerin hızla benimsenmesi hayati öneme sahiptir.
  • Öğe
    Aksaray ili Ihlara Bölgesi su kaynaklarının kalitesindeki değişimine iklim değişikliğinin etkisi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Yeniay, İlkay Latife; Gürbüz, Fatma
    Son yıllarda gözlemlenen küresel ısınma ile yağış rejimlerinin, yoğunluklarının ve sıklıklarının değişmesi, kar örtüsünün azalması, toprak nemi, yeraltı suyu akış rejimi ve miktarı hidrolojik döngüde değişimler ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişimler sonucu yalnızca kıyı bölgelerindeki tatlı su kaynaklarını etkilememekte aynı zamanda yeraltı sularının da tuzlanmasına sebep olabilmektedir. Küresel ölçekte, tatlı su kaynakları yaşam ve yaşamımızın her alanında ihtiyaç duyduğumuz en önemli kaynaklardır. Dünya üzerindeki 35 milyon km3 tatlı suyun sadece %0,3'ü ekosistem ve insani tüketime uygun tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Giderek artan iklim değişiklikleri, tatlı su kaynaklarının miktarının ve kalitesinin azalmasına ve gelecek nesiller için tehdit oluşturmasına sebep olmaktadır. Çalışma kapsamında iklim değişikliğinin Dünya'da ve Türkiye'de yarattığı sonuçlar irdelenip, seçilen bölge için geriye dönük meteorolojik, yağış verileri ve güncel veriler eşliğinde modeller ile çalışılmıştır. Kullanılan iklim senaryolarından biri, HadGEM2-ES dir. Ekosistem ve hidrolojik süreçler de dahil olmak üzere iklimin yüzyıl ölçeğindeki evrimini tamamen tutarlı bir şekilde simüle etmek ve anlamak için özel bir amaç için tasarlanmıştır. Diğer model GFDL-ESM2M küresel dolaşım modelidir. Bu model, küresel ölçekte iklim sistemlerindeki karmaşık etkileşimleri ve madde döngülerini simüle etmek için kapsamlı bir yaklaşım sunmaktadır. MPI-ESM-MR modeli ise, atmosfer, okyanus, deniz buzları ve karasal sistemleri entegre eden birçok bileşenden oluşan kapsamlı bir iklim modelidir. Bu model, iklim değişikliği ve çevresel etkileri anlamak için bilim insanları tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, kuraklık analizi meteoroloji 17192-Aksaray istasyonuna ait (2010-2022) veri seti ile SPI indisi kullanılarak kuraklık analizi yapılmış ve bu veriler ile HadGEM2-ES, GFDL-ESM2M ve MPI-ESM-MR modellerinin RCP4.5 ve RCP8.5 senaryolarının 2023-2098 periyodu bölgesel iklim değişikliği ve kuraklık senaryoları irdelenmiştir. Aksaray İli Ihlara bölgesinin günümüze kadar kuraklık kategorisine göre orta derece ve şiddetli kuraklık yaşadığı ileriye dönük projeksiyonlar incelediğinde sıcaklığın artacağı ve yağış miktarının azalacağı öngörülmektedir.
  • Öğe
    Madencilik sektöründe karbon ayak izi hesaplamaları ve Türkiye'deki uygulamaları
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Sandallar, Sevilay; Güllü, Özlem
    İklim değişikliği; doğrudan veya dolaylı olarak insan faaliyetleri sonucunda küresel atmosferin bileşimini bozan değişikliklerdir. Gelişen sanayileşmeden kaynaklanan sera gazları küresel ısınma ve iklim değişikliği problemlerini meydana getirmektedir. Sera gazlarının başında karbon dioksit (CO2), su buharı (H2O), metan (CH4), diazot oksit (N2O), hidroflorür karbonlar (HFCs), perfloro karbonlar (PFCs), sülfürhekza florid (SF6), ozon (O3) gelmektedir. Günümüzde en önemli çevre sorunu olan küresel iklim değişikliği ve karbon emisyon salınımları arasındaki ilişki yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konulmaktadır. Kurumsal karbon ayak izi birim karbondioksit cinsinden ölçülen ve üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsü olarak değerlendirilmektedir. Karbon ayak izi hesaplamaları için öncelikle emisyon kaynakları belirlenerek bunların sera gazı emisyonlarına dönüştürülmesi gerekir ki hesaplamalar yapılırken, doğrudan (enerji tüketimi, ulaşım vb.) ve dolaylı (ürün ve hizmetlerin tedarik zinciri boyunca) olarak belirlenen bu emisyonlar birim başına CO2 eşdeğerine dönüştürülerek ISO 14064-1 standardına uygun olarak hesaplamaya dahil edilmektedir. İklim değişiklikleri, sera gazı etkisine sebep olduğu için yaşamımıza olan etkilerini ölçebilmek, hesaplamaları yapmak, iklim değişikliği kaynaklı riskleri tespit etmek, önlemleri almak ve korumak amacı ile kurumsal karbon ayak izi takibi ve değerlendirilmesi günümüzde daha fazla önem kazanmıştır. Çalışma kapsamında GHG Protokolü, ISO 14064 ve IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) klavuzları rehberliğinde hesaplama bazlı metodoloji ile ilerlenerek madencilik sektöründeki emisyon kaynakları ve karbon ayak izi hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre en çok karbon emisyonu salınımını % 28 oranında doğrudan emisyon kaynaklı olarak gerçekleştirilmektedir (Şekil 6.7). Bunun yanı sıra % 57'lik kısmı önemli dolaylı emisyonlar, % 15'lik kısmı da enerji dolaylı emisyonlardan oluşmaktadır.
  • Öğe
    Sürdürülebilir çevre dostu geri kazanım süreci: Muz atıkları ve simbiyoz yaklaşım
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Acar Üresin, Gözde; Çelebi, Hakan
    Gıda kaybı ve israfı evrensel bir sorun olup, muz gibi birçok meyve ve sebze önemli miktarda tüketilmektedir. Hem tüketim hem de üretim süreçlerinde çöp olarak nitelendirilen yoğun bir atık açığa çıkmaktadır. Bu atıkların geri dönüştürülmesi ve sürdürülebilir ekolojik bir çevre için kullanılması çok önemlidir. Modern toplumlarda, evlerden ve endüstrilerden kaynaklanan gıda atıkları, yetersiz kullanımı ve sürdürülebilir geri dönüşümün bulunmaması nedeniyle kritik bir çevresel sorun olarak kabul edilmektedir. Özellikle muz gibi meyve atıklarının sürdürülebilir şekilde değerlendirilmesi, Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında değerlendirilmelidir. Üretim sürecinde oluşan atıkların çevresel etkilerinin azaltılması, doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması ve ekonomik fayda elde edilmesi insanlığın elinde olan bir durumdur. Aslında çöp döngüsü içerisinde ve hasat sonucunda açığa çıkan muz atıkları birçok alanda kullanılabilir. Gıda ve tarımsal atıkların çoğunluğu organiktir ve bunların sıfır atık veya simbiyotik yaklaşıma göre toplanması ve değerlendirilmesi çok önemlidir. Türkiye'de muz üretimi ağırlıklı olarak Akdeniz Bölgesi'nde gerçekleşmekte olup, üretim sonrası ürünler etkin bir şekilde değerlendirilememektedir. Bu kapsamda muz sahte gövde atığının ele alındığı tez çalışmasında sürdürülebilir kalkınma hedefi (SKH-12) kapsamında bu atığın durumu ve kullanım alanları uluslararası ölçekte incelenmiş olup, Türkiye'deki mevcut uygulanabilirlik Antalya ili Alanya ilçesi özelinde ele alınmıştır. Bu kapsamda, muz sahte kökün özellikleri, ülkelere göre üretim miktarları, tesis odaklı uygulama ve genel kullanımların değerlendirmesi ve öneriler sunulmuştur.
  • Öğe
    Akşehir Gölünü besleyen Akşehir Atıksu Arıtma Tesisi çıkış suyu kalitesinin değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Ordu, Yusuf Kenan; Karataş, Mustafa
    Dünya nüfusunun artması ile birlikte çevre kirliği ve çevre sorunları günümüzde ehemmiyetli bir sorun haline gelmiştir. Çevre problemleri ise sadece ülkelerin sorunu olmaktan çıkmış gezegenimizin bir problemi olmaya başlamıştır. Dolayısıyla artan çevre sorunları beraberinde çevre felaketlerini de girebilmektedir. Akşehir atıksu arıtma tesisi 15.102 m3 /gün kapasiteye sahip bir atıksu arıtma tesisi olup deşarj yeri olarak Akşehir gölü kullanılmaktadır. Akşehir Gölünü besleyen Akşehir Atıksu Arıtma Tesisinin çıkış suyu kalitesi yapılacak çalışmalarla gün yüzüne çıkarılacaktır. Yapılan bu çalışmada Akşehir Gölünü besleyen kaynaklardan biri olan Akşehir Atıksu Arıtma Tesisi çıkış suyunun, belirlenen parametreler ışığında olumlu ve olumsuz yönleri araştırılmıştır. Toplanan numunelerde pH, Elektriksel İletkenlik (Eİ), Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ), Biyolojik Oksijen İhtiyacı (BOİ5), Toplam fosfor (TP), Toplam azot (TN), analizleri laboratuvar ortamında çalışılmıştır. Akşehir atıksu arıtma tesisi Avrupa birliği projeleri kapsamında ülkemize kazandırılan önemli yatırımlardan biridir. Arıtma tesisi mevcut bölge kanalizasyon altyapısının tamamını bünyesinde bağlayan ve ileri biyolojik arıtma prosesleri ile çevre sağlığına zararsız kirletici seviyelerine indiren bir tesistir. Tez çalışma programı takviminde belirlenen günlerde yapılan analizlerde; askıda katı madde %97,4 giderim verimi, kimyasal oksijen ihtiyacı %95,7 giderim verimi, biyolojik oksijen ihtiyacı %98,1 giderim verimi, toplam azot %87,8 giderim verimi, toplam fosfor %89,8 giderim verimi belirlenmiştir. Giderim verimleri hedefler ile uyumlu olup çıkış suyu kirletici konsantrasyonları ise deşarj standartlarını sağlamaktadır. Sonuç olarak Akşehir Gölünü besleyen Akşehir atıksu arıtma tesisi çıkış suyu kalitesi, gölü beslemeye elverişli olup; proje bölgeye kazandırılmış etkili ve sürdürülebilir bir proje olarak görülmektedir.
  • Öğe
    Konya ilinde bulunan atık toplama tesisindeki ürünlerin karbon ayak izinin belirlenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Turgut, Gökçenur; Baştürk, Emine
    Çevre kirliliği, doğal kaynakların bilinçsizce kullanımı, barınma, ulaşım, tüketimin çoğalması, tarım gibi alanlardaki insan faaliyetleri doğal çevrenin kalitesini ve sağlığını tehdit etmekte olup, geri dönüşü olmayan zararlar vermektedir. Bu faaliyetler atmosferdeki sera gazlarının artışına neden olmaktadır. Bu gazların hesaplaması için kullanılan karbon ayak izi kavramı, emisyonların azaltılması veya artmasının nasıl engellenebileceği konusunda çözüm önerileri sunarak farkındalık oluşturmada önemli bir rol oynamaktadır ve genellikle CO2 eşdeğeri cinsinden ifade edilen emisyonları izlemek ve azaltma stratejileri geliştirmek için kullanılmaktadır. Tez çalışması, Konya İli sınırları içinde bulunan bir atık toplama tesisinden temin edilen 2023 yılına ait sayısal veriler sonucunda karbon ayak izi hesabı yapılmıştır ve değerlendirilmiştir. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından geliştirilen Tier metodolojisi kullanılarak; Kapsam 1 (Benzin tüketimi, dizel tüketimi, doğalgaz tüketimi, yangın tüpleri), Kapsam 2 (Elektrik tüketimi), ve Kapsam 3 (Servis aracı yakıt tüketimi, atık kamyonunun yakıt tüketimi, tehlikesiz atıklar) çerçevesinde hesabı yapılıp değerlendirilmiştir. Tier (Kapsam 1, Kapsam 2, Kapsam 3) metoduna uygun olarak yapılan hesaplamalar sonucunda tesisin toplam karbon ayak izi miktarı 142,0036 ton CO2e /yıl olarak hesaplanmıştır. Çalışma sonucunda, Kapsam 2 kaynaklı 80,46 ton CO2e (%56) karbon ayak izi miktarı ile en yüksek olduğu tespit edilmiştir. İkinci olarak Kapsam 3 kaynaklı 54,1478 ton CO2e (%38) karbon ayak izi miktarı, son olarak Kapsam 1 kaynaklı 8,3958 ton CO2e (%6) karbon ayak izi miktarı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, bilimsel araştırmalara somut veriler sunarak çevresel etkiyi azaltma stratejilerinin daha etkili bir şekilde geliştirilmesine ve uygulanmasına katkıda bulunabilir. Bu yaklaşımda, çeşitli disiplinlerde çalışan araştırmacıların, çevresel sürdürülebilirlikle ilgili daha ileri düzeyde çalışmalar yapmalarına ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlara karşı daha etkili çözümler üretmelerine olanak sağlayabilir. Atık tesislerinin sera gazı emisyonları üzerinde belirgin bir etkiye sahip olduğunu göstererek, atıkların karbon ayak izi üzerinde büyük ölçüde etkisi olduğu ve üretim sektöründen kaynaklanan karbon ayak izi değeri kadar ciddiye alınması gerektiği unutulmamalıdır.
  • Öğe
    Triklosan (ırgasan)/Bisfenol A (BPA) kimyasalların lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) üzerinde davranışsal ve toksik etkilerinin incelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Tekelioğlu, Burak; Gök, Oğuzhan
    Triklosan, sahip olduğu antibakteriyel özelliği nedeniyle sağlık ve kişisel bakım ürünlerinde, özellikle diş macunların yapısında kullanılan aktif bileşenlerdir. Endokrin bozucu kirleticilerden biri olan Bisfenol A kimyasalı, insan ve hayvan sağlığına olan olumsuz etkilerinden dolayı halk ve çevre sağlığını etkileyen önemli bir bileşendir. Besin zincirinde önemli bir rolü olan balıklar, son zamanlarda sucul ortamlarda yaygın olarak bulunan endokrin bozucu kimyasal olarak bilinen Triklosan ve Bisfenol A kimyasalına maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, endüstriyel ve kişisel bakım ürünlerinde yaygın olarak bulunan Triklosan (TCS) ve Bisfenol A (BPA) kimyasallarının, sucul yaşamı temsil eden Lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) türleri üzerindeki davranışsal ve toksik etkilerini detaylı bir şekilde incelemeyi, kimyasallara maruz kalan balıkların davranışsal özelliklerindeki değişimleri belirleyerek, bu değişikliklerin biyokimyasal ve fizyolojik düzeydeki etkilerini anlamayı hedeflenmiştir. Danio rerio ve Poecilia reticulata balıklarına 0-0.001-0.002-0.005-0.01-0.02-0.05-0.1 ve 0.2 mg/L dozlarda, yaşadıkları su ortamına TCS ve BPA konsantrasyonu eklenmiş, davranışsal değişimleri kamera kaydı ile kaydedilmiş ve LC50 değerleri hesaplanmıştır. 48 saatlik test süresinde, Triklosan kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.035 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.030 mg/L, Bisfenol A kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.038 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.034 mg/L olarak hesaplanmış ve kimyasal konsantrasyonu arttıkça, balıkların yüzme hızında azalma ve davranış bozukluğu sıklığıda arttığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Otomotiv sanayi atıksularının karakterizasyonu ve arıtılabilirliği
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Aldığ, Semih Ayberk; Sönmez, Gamze
    Endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan çevre kirliliği, günümüzün en önemli sorunlarından biridir. Otomotiv endüstrisi ise ülke ekonomisi için ihracat kapasitesi yüksek ve istihdam açısından önemli bir sektördür. Bu endüstriden kaynaklanan atık suların arıtılması hem sürdürülebilir bir üretim hem de çevresel ve ekonomik açıdan önemlidir. Bu tez çalışmasında otomotiv endüstrisi boyama prosesi atık suyunun koagülasyon flokülasyon, ultraviyole/hidrojen peroksit (UV/H2O2) ve Fenton (Fe2+/H2O2) prosesleri kullanılarak arıtılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmanın tamamında her bir proses için optimum giderim verimlerinin elde edildiği koşulların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada yaygın ve ekonomik olarak kullanılan alum (Al2(SO4)3·18H2O), demir (II) sülfat (FeSO4·7H2O),) ve demir (III) klorür (FeCI3·6H2O) koagülantları ve anyonik polimer kullanılmıştır. Alum, demir (III) klorür ve demir (II) sülfat için optimum pH değerleri sırasıyla 7, 9 ve 8 optimum koagülant dozajları demir (III) klorür ve demir (II) sülfat için 400 mg L-1 alum için ise 120 mg L-1 olarak bulunmuştur. KOİ giderim verimleri demir (III) klorür, alum ve demir (II) sülfat için % 49,6 % 46,6 ve % 44,6 bulanıklık giderim verimleri ise, demir (III) klorür için % 74,4 alum için % 50,3 ve demir (II) sülfat için % 80,2 bulunmuştur. Optimum anyonik polimer dozları alum için 0,25 mg L-1 demir (III) klorür için 1 mg L-1 ve demir (II) sülfat için ise 4 mg L-1 olarak belirlenmiştir. KOİ ve bulanıklık giderimin de koagülasyon flokülasyon prosesinin giderim sağladığı ancak alıcı ortama deşarj için yeterli olmadığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda koagülasyon flokülasyon prosesi ile optimum koşullarda gerçekleştirilen proses çıkış suyuna ileri oksidasyon proseslerinden UV/H2O2 ve Fenton prosesleri ayrı ayrı uygulanarak artım verimliliği üzerindeki katkısının belirlenmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde KOİ giderim verimi maksimum, UV/ H2O2 ile pH=3'de ve 400 mg L-1 H2O2 konsantrasyonunda % 63,4 olarak elde edilmiştir. Çalışma neticesinde, atık suyun toplam % 63,4 KOİ giderim verimi elde edilmesine rağmen deşarj standartları sağlanamamıştır. Ancak alternatif arıtım yöntemleri kullanımı ile deşarj limitlerine uyulmasına imkan sağlayabilir.
  • Öğe
    Gelişmiş sabit biyofilm aktif çamur prosesi ile karbon, azot ve fosfor gideriminin araştırılması
    (2023) Mohamad, Jamila; Işık, Mustafa
    Evsel atık suların arıtımında yüzyıldan daha uzun bir süredir klasik aktif çamur sistemleri uygulanmaktadır. Son yıllarda su kaynaklarının korunması için karbon giderimi yanında azot ve fosfor giderimi de gerekli olmaya başlamış, bilim insanları etkin ve sürdürülebilir yöntemler araştırmaktadır. Bu tez çalışmasın da klasik aktif çamur proseslerine de entegre edilerek kullanılabilecek gelişmiş sabit biyofilm aktif çamur sistemi (IFAS) ardışık kesikli reaktörle (SBR) birlikte uygulanmıştır. IFAS-SBR sistemi 5 çalışma periyodu olarak sentetik evsel atıksu ile C, N ve P giderimi araştırmak için işletilmiştir. Ardışık kesikli reaktör içerisine % 20 ve % 40 hacimsel doluluk oranlarında hareketli destek materyali doldurularak esas olarak anaerobik (An)/aerobik(Ox)/anoksik(Ox) günde 2 ve 3 döngü ile 24 -36 saatlik hidrolik bekleme süreleri (?_H) ve 11,8-25,8 gün çamur yaşı (?_C) aralıklarında çalışılmıştır. Çalışma aşamalarında ortalama olarak kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) %92,7-%96,2, toplam azot (TN) %60,2-%95,5 ve fosfat fosforu (PO4-P) giderimi %32,3-%59,3 arasında değişmiştir. Destek materyali kullanımı genel olarak daha çok TN giderimi üzerinde etkili olurken P giderimi üzerinde olumlu bir etkisi gözlemlenmemiştir. SBR reaktörün destek materyali ile birlikte IFAS-SBR olarak kullanımında destek materyali doluluk oranları, yükleme koşulları, döngü sayısı ve faz sıralarının klasik SBR reaktöründen farklı olarak belirlenmesi ve en uygun işletme koşulları ile deşarj standartlarının sağlanabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Biyolojik proseslerde fosfor giderimin de deşarj standartlarında bir çıkış suyu elde edilse bile, alternatif olarak kimyasal PO4-P giderimin de olması önerilmektedir.
  • Öğe
    2,6-dimetilfenol gideriminde elektrokimyasal arıtımın uygulanabilirliği
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Durur, İrem
    Birçok nedenden dolayı ortaya çıkan su kirliliği canlı yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenlerin arasında fenol ve türevleri de yer almaktadır. Fenoller benzen veya benzenoid halkasına doğrudan bağlanmış hidroksil grubu bulunduran organik bileşiklerdir. Birçok endüstri alanında kullanılan fenoller teması halinde çok ciddi sağlık sorunlarına sebep olmaktadırlar. Fenoller toksik aynı zamanda kanserojen bileşiklerdir. Fenollerin çeşitli arıtım yöntemleri ile sucul ortamdan giderimi mümkündür. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte elektrokimyasal yöntemler ile fenolün giderimi hakkında farklı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada fenolün bir türevi olan 2,6-Dimetilfenol içeren sentetik atıksuyun elektrokimyasal yöntemlerle arıtımı incelenmiştir. Elektrokimyasal arıtım prosesinde giderim verimini etkileyen parametreler olan elektrot cinsi, pH, elektrolit türü ve miktarı, akım şiddeti, işletme süresi ve elektrotlar arası mesafe üzerine deneyler gerçekleştirilmiş ve optimum koşullar belirlemiştir. Buna göre paslanmaz çelik (Ss) anot ve katotun kullanılması, elektrotlar arası mesafenin 1cm olması, ortam pH'sının 8, akım şiddetinin 2 A, destek elektrolit konsantrasyonunun 0,5 g/L NaCl ve 210 dakikalık işletme süresinin sonunda %67 giderim verimi elde edilmiştir. 777,9 mg/L 2,6-Dimetilfenol içeren gerçek endüstriyel atıksuda yapılan çalışmada ise optimum koşullar altında %57 arıtım verimi elde edilmiştir.
  • Öğe
    İçme suyu kaynaklarının arıtımında membran teknolojilerinin etkinliğinin istatistiksel yöntemler ile belirlenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Uçak, Zeynep; Alver, Alper
    Su, tüm canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için hayati bir öneme sahiptir. Artan nüfus, iklimdeki değişiklikler ile hızla gelişen endüstri, su kaynaklarının miktarını ve kalitesini etkilemektedir. Bu durum su arıtımı konusunu gün geçtikçe önemli bir noktaya getirmektedir. Su arıtımı birçok farklı tekniği içermekte olup su kalite parametrelerinin arıtım metotları incelendiğinde bazı parametreler için ileri teknoloji arıtım metotlarının kullanılmasının kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Son yıllarda ülkemizde de içme suyu arıtımında membran filtrasyon prosesleri yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu çalışma ile yüzeysel bir su kaynağının kalitesi mevsimsel olarak takip edilmesi ve tam ölçekli bir arıtma tesisinde arıtılması esnasında membran teknolojilerinin etkinliğinin, giderim verimliliğinin ve istatistiksel yöntemlerle belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında, sert su kaynağı olan barajdan beslenen ters osmoz membran bazlı filtrasyon tesisi incelenmiştir. Ultrafiltrasyon ve ters osmoz proseslerinin giriş ve çıkış suyu üzerinde yıllık olarak 44 parametreyi kapsayan yaklaşık 1250 su kalitesi analizi yapılmıştır. Temel Bileşen Analizi (TBA) ile Yapay Sinir Ağı (YSA) modeli için önemli parametreler belirlenmiştir. Ultrafiltrasyon ve ters osmoz proseslerinin, izlenen parametrelerin arıtımı konusunda verimli performans gösterip göstermemediği araştırılmıştır. Tüm iyonlar arasındaki korelasyon test edilmiş ve iletkenliğin diğer parametreleri temsil eden en yüksek korelasyon olduğu bulunmuştur. Bundan sonra, giriş suyu kalitesi parametrelerinin sayısını azaltmak için TBA uygulanmıştır. YSA modelinin uygunluğu, ortalama kare hatalarının (0.00293 <0.01) değerlendirilmesiyle belirlenmiştir. Oluşturulan model, iletkenlik kullanılarak arıtma tesisi verimliliğinin değerlendirilmesi için faydalı olmuştur. İzleme çalışmaları ile ön arıtma işlemlerinin tek/çok değerlikli iyonların ayrılması için uygun olmadığını sonucu elde edilmiştir. UF membranlarının mikrobiyal ve nitrojen parametreleri için etkili olduğu ve RO membranlarının öncelikli tehlikeli madde olarak tanımlanan anyon ve metallerin ayrılması için verimli olduğu sonuçları elde edilmiştir.
  • Öğe
    Yer altı ocağı galerilerinde oluşan drenaj sularının karakterizasyonu ve arıtılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Türkten, Burcu; Işık, Mustafa
    Madencilik insanoğlunun vazgeçemediği endüstriyel faaliyetlerinden bir tanesidir. Bu faaliyet içerisinde drenaj suları oluşmakta ve yaygın su kirliliğine neden olmaktadır. Su kirliliğinin önüne geçebilmek için farklı seçenekler ve arıtım teknolojileri uygulanabilmektedir. Bu çalışmada altın, gümüş, kurşun, çinko yer altı ocağı faaliyeti yapılan bir maden ocağında oluşan drenaj suyunun karakterizasyonu ve arıtılabilirliği çalışılmıştır. Belli periyotlarda alınan atık sular ilgili sektör parametreleri dikkate alınarak karakterize edilmiştir. AKM, KOI ve serbest kükürt parametreleri alıcı ortam deşarj standartlarının üzerinde çıkmıştır. Bu parametreleri alıcı ortam deşarj standartlarına getirebilmek için jar testi uygulanarak optimum pH ve koagülant dozu tespit edilmiştir. Alüminyum sülfat, demir sülfat, ve anyonik polimer kullanıldığında optimum pH'lar sırasıyla; 9,00, 8,00 ve 4,00 olarak tespit edilmiştir. Daha sonra her bir koagülant için optimum pH'da optimum koagülant dozu sırasıyla; 15,0, 25,0 0,160 mg/L olarak elde edilmiştir. En iyi giderim verimleri genel olarak alüminyum sülfat koagülantının, kullanılması durumunda AKM, KOI ve serbest kükürt değerleri deşarj standartlarının altına düşürülerek elde edilmiştir. Maliyet açısından da karşılaştırıldığında anyonik polimer koagülantının uygulanması ekonomik olarak daha avantajlı olduğu değerlendirilmiştir. Arıtılabilirlik çalışması sonuçlarına göre maden ocağında oluşan drenaj atık suları için bir arıtma sistemi akış şeması önerilmiş ve boyutlandırma hesapları verilmiştir. Çalışma sonucu halihazırda oluşan atık sular bölgedeki jeolojik formasyonların türüne ve işletme teknolojisine göre oluşan atık suların karakteristiği değerlendirildiğinde çevresel açıdan çok fazla problemli bir atık su olmadığı ve kısmen basit bir arıtım işlemi ile alıcı ortam deşarj standartlarına getirileceği sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Aksaray ilinde karayolu kaynaklı karbon ayak izinin belirlenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Aksoy, Samed; Koçak, Ebru
    Çevremiz ve doğal kaynaklar sürekli gelişen teknoloji, hızlı nüfus artışı, farklılaşan tüketim alışkanlıkları, bireysel ve sosyal refah seviyesindeki artışın gittikçe artan etkilerine maruz kalmakta ve istemeyerek de olsa doğal denge tahribata uğramaktadır. Enerji üretimi sonucunda ortaya çıkan gazlar, yani sera gazları atmosfere salınarak atmosferik kirliliğe ve sera etkisine neden olduğundan bu tahribatta enerji üretimi en önde gelen sebebi oluşturmaktadır. Taşıt motorlarında yakılan akaryakıt atmosfere salınarak atmosferik kirliliğe neden olmaktadır, bu nedenle çevre kirliliğinde önemli bir yere sahip olan karbon ayak izlerinin hesaplanarak gerekli önlemlerin alınması kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu çalışmada CO2'nin neden olduğu karbon ayak izinin Aksaray ilindeki karayolu kaynaklı hesaplamaları yapılmıştır. Hesaplamalar yapılırken IPCC'nin Tier I ve Tier II metodu kullanılmıştır. Bu çalışma 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında Aksaray ilindeki karayolu kaynaklı karbon ayak izini belirtmesinin yanı sıra, yıllar arasında bir kıyaslama ve belirlenen zaman aralığında CO2 miktarının değişimlerini analiz etme imkanını da sağlamaktadır. Bu çalışma Aksaray ilinde yapılmış ilk kapsamlı karayolu kaynaklı karbon ayak izinin belirlenmesi çalışmasıdır. Hesaplama sonuçlarına göre 2016 ve 2020 yılları arasında toplam karbon ayak izi miktarı Tier 1 metoduna göre sırasıyla 456.986,99 ton, 479.602,77 ton, 621.087,01 ton 742.941,29 ton ve 752.550,97 ton, Tier 2 metoduna göre ise 600.463,75 ton, 666.158,04 ton, 644.697,45 ton, 644.359,16 ton ve 660.704,17 tondur.
  • Öğe
    İçme suyu ile ilgili halkın görüşleri Aksaray örneği
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Demir, Mehmet Ali; Işık, Mustafa
    Son yıllarda halkın çevre konusundaki farkındalığı geçmişle kıyaslandığında oldukça artmış olması içme suyu kalitesi ile ilgili algılamalarına da yansımıştır. Bu çalışmada Aksaray İli kent merkezinde yapılan bir anket çalışması ile halkın içme suyu ile ilgili tüketim davranışları, algılamaları ve nihayetinde sahip olduğu görüşler tespit edilmiştir. Çalışmada kent merkezinin değişik mahallerinde farklı yaş ve cinsiyetlerde yaklaşık 600 adet anket uygulanmış, anket verileri SPSS programı yardımıyla sayısallaştırılmıştır. Ankete katılanların %40,5'i Helvadere kaynak suyunu, %18,8'i damacana suyunu, %14,7'si arıtma cihazlı musluk suyunu, %13,8'i marketten alınan şişelenmiş suyu ve sadece %12,2'si musluk suyunu tercih ettiğini belirtmiştir. Anket çalışması sonucunda halkın içme suyu kalitesinin %60,2'si kötü kalitede olduğunu düşünmektedir. Ankete katılanlar musluk suyunu içme suyu olarak kullanmama nedeni olarak %48,1'i suyun tadı kötü olduğunu ve %26,2'si hastalık yapar korkusunun olduğunu ifade etmiştir. Musluk suyunun kalitesi ile ilgili değerlendirmelerin genel olarak olumsuz olmasının nedeni organoleptik su kalite parametreleri (özellikle tat) etkisi ve geçmişte kamuoyuna yansıyan norovirüs salgını ve arsenik gibi günümüz su kalitesi problemleri ile doğrudan ilgisi olmayan olayların olduğu düşünülmektedir. Çalışma halkın içme suyunun kalitesi ile ilgili değerlendirmelerini büyük genellikle kendi gözlem ve düşüncelerine göre yaptığı göstermektedir. Su sağlayıcı belediyelerin halkın musluk suyu ile ilgili olumsuz görüş ve algılarını azaltması için suyun kaynağından musluğa gelinceye kadar yapılan uygulamaları kamuoyuna şeffaf bir şekilde sunması ve farklı etkinlikler yapması gerekmektedir.
  • Öğe
    Korona virüs pandemisinin çevresel etkileşimlerinin değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Emine, Güçlü; Çelebi, Hakan
    oronavirüs Pandemisinin Çevresel Etkileri üzerine yapılan bu araştırmada, var olan durum olduğu gibi yansıtılmaya çalışıldığından tarama türünde nitel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini 2020 ve 2021 yıllarını kapsayan Covid-19 Pandemisi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 2020-2021 yılları arasında yaşanan vakalar oluşturmaktadır. Koronavirüs Pandemisinin Çevresel Etkileri ile ilgili literatür taraması yapılmıştır. Veri toplama aracında 3 bölüm oluşturulmuştur. İlk bölümde pandemi ve etkileri ile ilgil bilgiler verilmiştir. İkinci etkilerinin olumsuz sonuçları verilmiştir. Üçüncü bölümde geleceğe ve günümüze dair sorunlar verilmiştir. Araştırmanın verileri, 2021-2022 yıllarında yaşanan pandemi ile ilgili yapılmış bir çok makale, tez ve yayınlardan elde edilmiştir. Öncelikle pandemi ve pandeminin çevresel etkileri hakkında bilgi verilmiştir. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde nitel analiz yöntemlerinden biri olan içerik analizi kullanılmıştır. İçerik analizi, birbirine benzeyen verilerin belirli kavram ve temalar çerçevesinde bir araya getirilerek okuyucunun anlayabileceği şekilde düzenlenmesidir. Buradaki amaç toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmaktır. Bu sebeple konu ile ilgili literatür taraması neticesinde elde edilen yazılı metinler okunarak sorunlar yönetim işlevleri başlıkları altında kodlanarak ayrı ayrı gruplandırılmıştır. Oluşturulan kodlar tekrar gözden geçirilerek doğruluğu teyit edilmiştir. Görüşme yapılan okul müdürlerinin bu sorunları çözme yaklaşımları ise betimsel analiz ile analiz edilerek sunulmuştur. Çalışma sonucunda, geri kazanımın ülke ekonomisine katkısı ve faydaları buna bağlı olarak geri dönüşümün sadece ekonomik kazançtan ibaret görülmemesi gerektiğini ve atık miktarını azaltmada çok etkili olduğu, söylemek mümkündür. Covid-19 pandemisinin başlangıcında, halka açık yerlerde birlikte yaşayan insanlar kısıtlandı, bu nedenle halka açık yerlerdeki çöp miktarı azalmıştır. Ancak kısıtlamaların ardından sosyal faaliyetlerin yeniden başlaması bu alanlardaki çöplerin hızla artmasına ve çevreyi olumsuz etkilemesine neden olmuştur.
  • Öğe
    Denizli organize sanayi bölgesi atıksu arıtma tesisi mevcut prosesleri ve alternatiflerinin değerlendirmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Ceylan, Ahmet; Şimşek, İsmail
    Endüstriyel faaliyetler ekonominin temel yapıtaşıdır. Endüstriyel faaliyetler gerçekleştirilirken birçok doğal kaynağa ihtiyaç duyulmaktadır. Su tüketilen bu kaynakların başında gelmektedir. Sınırlı miktarda bulunan su kaynaklarımızın korunması için endüstriyel faaliyetleri gerçekleştirirken kirliliği ortadan kaldırmak veya asgari düzeye indirmek gerekir. Bu kapsamda endüstriyel atıksular etkin bir şekilde arıtılmalı ve mümkün olan en üst seviyede tesislerde yeniden kullanıma katılmalıdır. Bu çalışmada Denizli Organize Sanayi Bölgesi'nde endüstriyel ve evsel nitelikli atıksu arıtım faaliyeti gösteren Merkezi Atıksu Arıtma Tesisinde yer alan proseslerin mevcut durumu değerlendirilerek, kirleticilerin gideriminde alternatif olabilecek proses ve temel işlemlerin verimleri hakkında bilgi verilmiştir. Tesis proseslerinin genel verimini ortaya koymak amacıyla üç farklı tarihte beş farklı noktadan alınan numunelerde KOİ, AKM, TP, TN ve Renk analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre tesis genelinde ortalama %88 KOİ, %83 AKM, %26 TP, %83 TN ve %86 Renk giderim verimi elde edilmiştir. Sonuç olarak Denizli Organize Sanayi Bölgesi Merkezi Atıksu Arıtma Tesisinde kimyasal arıtım uygulanmadan sadece fiziksel ve biyolojik arıtma prosesleriyle bile mevzuatta belirtilen sınır değerlere rahatlıkla ulaşılabilmektedir. Tesiste yer alan proseslerin arıtma verimleri alternatif olabilecek proses verimleriyle kıyaslandığında oldukça yüksek verimlerine sahip olduğu görülmektedir.