Cilt 11, Sayı 21, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Batı medeniyetinin doğulu kökenleri, John M. Hobson(Aksaray Üniversitesi, 2024) Dadan, AliJohn M. Hobson’ın The Eastern Origins of Western Civilization adlı eseri, Türkçeye Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri adıyla çevrilmiştir. Esra Ermert tarafından çevrilen bu eser Yapı Kredi Yayınları arasında yayımlanmıştır. Kitap, Türkiye’de ilk olarak 2007 yılında basılmış, 2023 yılı itibarıyla dokuzuncu baskısını yapmıştır. Bu çeviri kitap, Hobson’ın Batı medeniyetinin gelişiminde Doğu’nun katkılarını vurgulayan temel noktaları ve Avrupa-merkezci (Eurocentric) tarih yazımına karşı getirdiği eleştirileri Türk okuyucusuna sunmaktadır. Hobson’ın “Önsöz ve Teşekkür”ü ile başlayan bu çeviri eser; “Eski Batı’nın Avrupamerkezci mitine karşı koymak: Oryantal Batı’nın keşfi” başlıklı bir giriş dışında, “Erken İlerlemeci olarak Doğu: Doğu 500-1800 tarihleri arasında Oryantal küreselleşme kanalıyla dünyayı keşfedip ona öncülük ediyor”, “Batı sondaydı: Oryantal küreselleşme ve Hıristiyanlığın keşfi, 500-1498”, “Geç ilerlemeci olarak Batı ve geriden gelmenin avantajları: Oryantal küreselleşme ve Batı Avrupa’nın ilerlemiş bir Batı olarak yeniden yapılanması, 1492-1850” ve “Sonuç: Oryantal Batı, Batı’nın Avrupamerkezci mitine karşı” başlıklı dört ana bölümden oluşmaktadır. Batı medeniyetinin kökenleri ve gelişimi hakkında geleneksel görüş-leri sorgulayan önemli bir çalışma olan eserin orijinal hâli ilk olarak 3 Haziran 2004 tarihinde Cambridge University Press tarafından yayımlanmıştır. Bu kitap, Batı’nın yükselişiyle ilgili geleneksel Avrupa-merkezci anlatıyı sorgulamakta ve Batı medeniyetinin gelişiminde Doğu’nun önemli katkıları olduğunu vurgulamaktadır.Öğe İslam ülkelerinde bilimin gerileyişi, Timur Karaçay(Aksaray Üniversitesi, 2024) Baş, FatihTimur Karaçay tarafından 2018 yılında telif edilen bu eser, temel olarak İslâm toplumlarının bilimsel çalışmalarda neden istenilen düzey-de olmadığını eleştirel bağlamda ele almayı hedeflemektedir. Bu çerçe-vede çeşitli alt başlıklarda yazara göre İslâm dünyasının bilimsel alanda geri kalma gerekçeleri analiz edilmektedir. Bu çalışmada geçmiş, bugün ve gelecek arasında mukayeseli bir süreç ortaya konulmaya çalışılmakta-dır. Eser; Antik Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ gibi çok geniş bir zaman diliminde bilimin serüvenini kesitler halinde sunmaktadır. Bilimin ne olduğu, bilimsel bilginin nasıl üretildiği, İslâm dünyasının dünü ve bugünü, Avrupa’nın dünü ve bugünü, bilimsel bilgi metotları, din ve bilim ilişkisi, evrim ve din ilişkisi, dilin işlevleri, modernite, postmodernite ve bilim ilişkisi, Türkiye’de Cumhuriyet ve din, eğitim ve din gibi çok farklı perspektiften başlıklar/konular tartışılmaktadır. Eserin ilk başlığında ‘İslâm Ülkelerinde Bilimin Gerileyişi’ konusu masaya yatırılmaktadır. Bu doğrultuda modern bilimin niçin Avrupa’da bir devrim yaratabildiği ve neden İslâm dünyasında aynı başarıyı yakala-yamadığı ele alınmaktadır. Antik Yunan’dan başlayan bilim serüvenin Orta Çağ’da İslâm dünyasında (8-12 yüzyıllar arası) zirve dönemini ya-şarken, aynı dönemde Hristiyan dünyanın bilime sırtını döndüğü vurgu-lanmaktadır (s. 12-16). Buna karşın modern dünyada ise İslâm dünyası ve Hristiyan dünyasının (18. yüzyıldan sonra) Orta Çağ’daki durumlarının tam tersine döndüğü belirtilmektedir. Avrupa Hristiyan dünyasının röne-sans, reform, aydınlanma gibi süreçlerle birlikte yeni bir dönemin kapısı-nı nasıl araladığı izah edilmektedir (s. 18-19).Öğe Ebû Tâlib el-Mekkî ve fıkhî görüşleri(Aksaray Üniversitesi, 2024) Abed, AdelBu araştırmada, öğrenci ve takipçilerinin yanı sıra hocalarını, çağdaşlarını ve kendinden sonra gelenleri etkileyen meşhur âlim Ebû Tâlib el-Mekkî’nin hayatı ve fıkhî görüşleri ele alınmıştır. Kendisi aslen Horasan diyarından olsa da doğma büyüme Mekkeli olduğundan Mekkî nisbesini almıştır. İlim tahsili için birçok İslâm ülkesini dolaştıktan sonra Bağdat’a yerleşip tasavvuf okulu kurmuştur. Meşhur eseri Kûtü’l-kulûb vasıtasıyla tasavvufî öğretiyi yaymaya çalışmıştır. Onun bu eseri başta İmam Gazzâlî olmak üzere pek çok âlimi etkilemiştir. Daha çok tasavvufî yönüyle bilinen Mekkî, fıkıhçı yönü de olan bir âlimdir. Ancak onun fıkhî görüşleri derlenmiş değildir. Bu çalışmada fıkıh kaynaklarında ona ait görüşlerin tespiti amaçlanmıştır. Bu bağlamda fıkhın ibâdât ve muâmelât konuları başta olmak üzere pek çok konuda ona ait görüşlerin tespiti yapılmış ve onun görüşleri diğer mezhep görüşleriyle mukayese edilmiştir. Araştırma sonucunda Ebû Tâlib el-Mekkî’nin fıkhî görüşleri çoğunlukla cumhurun görüşüyle örtüşse de ibâdât vb. konularda kendisine ait bazı özgün görüşlerinin de olduğu görülmüştür.Öğe Tebrîzî’nin Tefsirinde kıraatlerin anlama etkisi: analitik bir çalışma(Aksaray Üniversitesi, 2024) Karlı, MehmetKur’an kıraatleri tefsir çalışmalarında, fıkhî hükümlerin çıkarımında, dilsel analizlerde vb. birçok alanda önemli etkiye sahiptir. Bu nedenle müfessirler Kur’an yorumunda kıraatleri dikkate almışlardır. Bu çalışmada 11. yüzyıl müfessirlerinden Abülbâkî Tebrîzî’nin Tefsîru’l-Kur’âni’l-Mecîd adlı eserinde kıraatlerin tefsire etkisi ele alınmıştır. Tebrîzi’nin Kur’an tefsirinde kıraatlere verdiği önem ortaya konulmuş, kıraatlerden yararlandığı alanlar tespit edilerek alana hakimiyetine ışık tutulmuştur. Bu bağlamda öncelikle Tebrîzî’nin tefsirinde nassı anlamak için dil ve belagat ilimleri ışığında kıraatlerden yararlandığı yerler tespit edilmiştir. Ardından tespit edilen bu yerlerde kıraatlerin yoruma etkisi izah edilmiştir. Tebrîzî’nin tefsirindeki Kur'an kıraatleri hakkındaki sözlerini analiz etmek için analitik yöntem, kıraat farklılığından kaynaklanan ve müellifin zaman zaman değinmediği anlamları açıklamak için de istinbât yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak Abdülbâkî Tebrîzî’nin tefsirde Kur’ân kıraatlerine ciddi anlamda önem verdiği ve kıraatlerden çeşitli alanlarda istifade ettiği görülmüştür. Bu alanlardan bazıları şunlardır: Dil bilimi, belâgat, itikadî meseleler, fıkhî hükümler ve kıraatlere dayanarak bazı müfessir yorumlarına eleştiri.Öğe Hz. Âdem’in yeryüzüne inişiyle alakalı müteşâbih ayetlerin Te’vîli: Analitik bir çalışma(Aksaray Üniversitesi, 2024) Yıldırım, EsraBu çalışmada Hz. Âdem’in yeryüzüne inişinden bahseden üç müteşâbih âyet ele alınıp bu üç âyet arasındaki ihtilâfın sebebi incelenmiştir. Bu bağlamda, bu üç âyet arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmak, bunların türünü tespit etmek ve sebeplerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda makalede karşılaştırmalı bir analitik yöntem takip edilmiştir. Buna binaen aralarındaki farklıları tespit etmek için âyetler lafız ve tertip yönünden karşılaştırılmış, ihtilâfların türü belirlenmiştir. Bu ihtilâfların sebeplerini belirlemek için söz konusu âyetlerin ve bu âyetlerin geçtiği bölümlerin ve sûrelerin siyakları incelenmiştir. Ayrıca bu farklılıkları gerektiren sebeplerin anlaşılmasında rolü bulunan âyetlerin indiği ortamdan da faydalanılmıştır. Sonuç bölümünde ise her bir farklılığın bir sebebe bağlı olduğu ve Kur’ân-ı Kerim’de her bir ifadenin yerinde zikredildiği kanaatine varılmış, Kur’ân-ı Kerim’in hiçbir çelişkiyi barındırmayan mucizevi bir kitap olduğu, benzer âyetler arasındaki farklılıkların çelişki değil; çeşitlilik ve birbirini tamamlayan unsurlar olduğu vurgulanmıştır.Öğe Papalık’ta gerçek ve ideal(Aksaray Üniversitesi, 2024) Briggs, Charles Augustus; Dinleyici, Mustafa FurkanAmerikalı bir teoloji profesörü olan Charles Augustus Briggs tarafından 1907 yılında yazılan bu makalenin ana hatlarını Papalık otoritesi, Protestanlık ve modern hayat oluşturmaktadır. Briggs, çalışma boyunca Papalığın otoritesini ve diğer kiliselere karşı üstünlüğünü savunmakta ve Hıristiyan birliğinin ancak Papalık çatısı altında toplanabileceğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte Briggs, Protestan hareketin Roma Katolik Kilisesi’ne karşı tutumunu da haklı görmekte ve hem Luther hem de takipçilerini bu noktaya iten hususun Papalık’taki yozlaşma olduğunu ifade etmektedir. Bir taraftan Papalık otoritesini savunurken diğer taraftan Roma Kilisesi’nin yozlaştığını söyleyerek Protestan hareketi desteklemesi şaşırtıcıdır. Ancak mensup olduğu Episkopal Kilise, Briggs’in birbirine zıt görünen bu iki fikri bir araya getirmesine imkân sağlamaktadır. Nitekim Briggs’in bu çalışmasının arkasında Episkopal Kilise’nin izleri görülmektedir. Makalenin ana hatlarından biri olan modern hayatın önemsenmesi fikrinin arkasında ise Briggs’in Amerikalı olması görülmektedir. Metin içerisinde modern devletlere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetim sistemine vurgu yapan Briggs, modern devletlerde bulunan güçler ayrılığı ilkesinin faydalarından bahsederek, Papalığın da böyle bir yönetim biçimini esas almasını önermektedir. Hıristiyan birliğinin ancak ve ancak Katolik öğretiler, Protestan hareket ve modernitenin bir araya getirilmesiyle kurulabileceğini savunan Briggs, bu üç unsurun Papalık çatısı altında birleşmesi halinde ideal Papalığın ortaya çıkacağını düşünmektedir.Öğe Ebû Bekir el-Esam’ın bazı fıkhî görüşleri üzerine bir inceleme(Aksaray Üniversitesi, 2024) Sizgen, İbrahimNitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada Basra Mu‘tezilî ekolünün önemli temsilcilerinden olan Ebû Bekir el-Esam’ın (ö. 200/816) fıkhî bazı meselelere yaklaşımı delilleriyle birlikte ele alınmıştır. Bununla birlikte mukayese amacıyla çoğunluğu temsil eden mezhep ulemasının görüş ve istidlallerine de temas edilmiştir. Kaynaklarda Esam’a nispet edilen birçok telif olmasına rağmen eserleri, günümüze ulaşmamıştır. Ancak birçok fıkıh kaynağında Esam’ın görüşlerine yer verildiği tespit edilmiştir. Bu yüzden kendisine isnat edilen görüş ve delillere ulaşabilmek için birçok fıkıh eseri tematik açıdan incelenmiştir. İncelenen bu eserlerde, Esam’ın fıkhî konuları temellendirme amacıyla birçok delil sunduğu ve akli delillerin yanı sıra nakli delilleri de zikrettiği görülmektedir. Ancak, bazen akılcı, bazen de dayanaksız değerlendirmelerinin yanı sıra ilgili konularda şer‘î delilleri dikkate almaması veya zaman zaman sünnete karşı yorumlara başvurması nedeniyle âlimler tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir. Bu durum, küfürle itham edilmesine neden olmuştur. Buna mukabil kaynaklarda onun ilme olan merakı, mu‘tezilî kelam bilginleri içerisindeki ilmî yetkinliği ve daha pek çok husustan ötürü övgüye layık görüldüğü de ifade edilmiştir.Öğe Bir cerh kriteri olarak yöneticilere yakınlık ve devlet görevi almak(Aksaray Üniversitesi, 2024) Çelik, AbdullahHicrî ikinci yüzyılda hadis râvilerinin yöneticilerle olan yakınlıkları ve bunun hadis münekkitleri tarafından nasıl değerlendirildiği, hadis ilmi açısından önemli bir konudur. Hadisçilerin devlet adamlarıyla olan ilişkileri, İslâm tarihinin erken dönemlerinde farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Bazı muhaddisler iktidara muhalif bir yaklaşım sergilemişlerdir. Diğer taraftan muhaddislerin bir kısmı da yöneticilere yakın durmuş çoğunluğu oluşturan önemli bir kesim ise yöneticilerden uzak kalmıştır. Muhaddislerin yönetime yakın duran râvilere karşı olumsuz yaklaşımlarının tarihî süreçte yaşanan bazı siyasî olaylara bağlı olarak zamanla oluştuğu anlaşılmaktadır. Hicrî ikinci asra gelindiğinde münekkit muhaddislerin yöneticilere yakın olan râviler için cerh ifadeleri kullandıkları gözlenmektedir. Bununla birlikte birçok güvenilir hadisçi farklı nedenlerle devlet görevlerini üstlenmiş ve devlet yöneticileriyle yakın ilişkiler kurmuştur. Makalede hadis râvilerinin yöneticilere yakınlıkları muhaddislerce mutlak bir cerh olarak mı yoksa mürûet gibi daha tali sayılabilecek bir değerlendirme olarak mı kabul edildiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada nitel bir yöntem benimsenerek ilgili literatür taraması yapılmış olup daha çok fitne olaylarıyla başlayan ve siyasî mücadelenin yoğun olduğu hicrî birinci asrın sonu ile ikinci asırda hadis rivayetiyle tanınmış muhaddisler merkeze alınmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre, hicrî ikinci asırda muhaddisler arasında, yöneticilere yakın olmaya ve devlet görevi üstlenmeye karşı genel itibariyle olumsuz bir yaklaşımın bulunmasına rağmen, kesin bir cerh nedeni olarak kabul edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Kâdî Abdülcebbâr’ın Kur’ân kıssalarına yaklaşımı: Tenzîhü’l-Kur’ân ‘Ani’l-Metâ‘in bağlamında bir inceleme(Aksaray Üniversitesi, 2024) Aksoy, SonerTarihten günümüze Kur’an’daki kıssalara yönelik çeşitli şüphe ve itirazlar dile getirilmiştir. Özellikle 19. yüzyıldan sonra içerik ve metodolojik düzeyde kıssalara yönelik sorgulamaların arttığı görülmektedir. Öte yandan klasik dönemde bu sorgulamaların mahiyeti ve niteliği merak konusudur. Bu bağlamda Kâdî Abdülcebbâr’ın soru-cevap tarzında kaleme aldığı Tenzîhü’l-Kur’ân adlı eser klasik dönemde kıssalara yönelik sorgulamaların mahiyetine ve niteliğine dair önemli bir fikir vermektedir. Zira Kâdî bu eserinde kendi dönemine kadar kıssalar hakkında ileri sürülen çok sayıda soru ve cevaba yer vermiştir. Dolayısıyla araştırmada ilk olarak Tenzîhü’l-Kur’ân, yöntemi ve içeriği hakkında genel bir bilgi verilecek, ardından eserde konularına göre kıssalara yöneltilen itiraz ve bunlara verilen cevaplar tespit edilmeye çalışılacaktır. Bu tespiti anlamlı kılan önemli noktalardan birisi de bu sorulara aklı aktif bir şekilde kullanan Mu‘tezile düşüncesinin öncü temsilci konumundaki Kâdî Abdülcebbâr’ın cevap vermiş olmasıdır. Neticede Tenzîhü’l-Kur’ân’dan hareketle klasik dönemde kıssalara ne tür soruların yöneltildiği ve Kâdî’nın bunlara nasıl cevap verdiğine dair bir sonuca ulaşılacaktır.Öğe Süyûtî’nin Mevzûât literatürüne katkısı(Aksaray Üniversitesi, 2024) Akbaş, Mustafa Yasin; Çelik, TahaHadis tarihinde hicrî beşinci ve altıncı asırlar itibariyle mevzû rivayetler müstakil kaynaklarda bir araya getirilmeye başlamış bu alanda önemli bir literatür teşekkül etmiştir. İlk olmamakla birlikte en meşhur örneğini İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 597/1201) verdiği bu alana önemli katkı sunan âlimlerden birisi de Süyûtî’dir (ö. 911/1505). Onun ilgili literatürdeki yazınının ekseriyeti İbnü’l-Cevzî’nin el-Mevzû‘ât’ı eksenlidir. O, elMevzû‘ât üzerine en güzel çalışmayı el-Le’âli’siyle yapmış, sonra bu eserini enNüket’inde özetlemiştir. Ayrıca el-Mevzû‘ât’a bir de zeyl kaleme almıştır. Özellikle devrinde uydurma hadisleri fazlaca kullanan kıssacıları tenkidi kendine vazife edinen Süyûtî, alana ilişkin eserlerinin hemen hepsinde kıssacılara dikkat çekmiş, onları sözlü tenkitten de geri durmamıştır. Bu sebeple çokça saldırıya da maruz kaldığını söylemiştir. Çalışmada Süyûtî’nin mevzûât literatürüne örneklik teşkil eden eserleri tespit edilmiş ve bunlar; telif sebebi, metodu, mahiyeti ve literatürdeki yeri açısından tahlil edilmiştir. Ayrıca müellifin mevzû hadislere yaklaşımı ve bu tür rivayetlerin kullanımı hususundaki tavrı incelenerek İbnü’l-Cevzî’ye yönelttiği tenkitler tetkik edilmiştir. Netice itibariyle hadis tarihinin belki de en velûd âlimi olan Süyûtî’nin mevzûât literatürüne de oldukça nitelikli bir katkıda bulunduğu görülmüştür. Bununla birlikte onun, uydurma hadisin ihdâsı ve nakli konusunda son derece ağır tenkitlerde bulunmasına ve hemen her eserine bunu yansıtmasına rağmen kendisiyle bazen çelişebildiği, kimi zaman aşırı zayıf hatta uydurma rivayetleri savunabildiği ve bazı eserlerinde mevzû rivayetleri kullandığı müşâhade edilmiştir.Öğe İslâm aile hukukunda kocanın Nüşûzu(Aksaray Üniversitesi, 2024) Orhan, FatihNüşûz, eşlerin evlilik hukukuna riayet etmemesini ve birbirlerine karşı geçimsiz olmalarını ifade eden bir terimdir. Kur’ân-ı Kerîm, kadın ve erkeğin nüşûz durumlarına ayrı ayrı temas etmiş, bunlara ilişkin bazı çözüm yolları tavsiye etmiştir. Nisâ 4/34 âyetinde kadının nüşûzuyla ilgili olarak, kadına öğüt verilmesi, yatağın ayrılması ve fizikî ceza verilmesi/dayak şeklinde bir sürecin takip edilmesi tavsiye edilirken, kocanın nüşûzundan söz eden Nisâ 4/128 âyetinde eşlerin aralarında sulh etmeleri öğütlenmiştir. Kadının nüşûzuna ilişkin daha fazla detayın zikredilmesinden kaynaklı olsa gerek hem klasik fıkıh kitaplarında hem de günümüz akademik çalışmalarda genellikle kadının nüşûzu üzerinde durulmuş, kocanın nüşûzuna fazla temas edilmemiştir. Oysa aile bütünlüğüne karşı oluşturduğu tehdit bakımından kadın ve erkeğin nüşûzu arasında bir fark yoktur. Ancak mahiyetlerindeki farklılık sebebiyle, çözüm yöntemleri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bu çalışma, nüşûzun tanımını, kocanın nüşûz sayılacak davranışlarını ve bunların çözüm yollarını ele almaktadır. Fetva ve içtihatların esas alındığı çalışmada, kocadan kaynaklı nüşûzların genellikle sorumluluğun terki ya da eziyet kaynaklı olduğu ortaya konulmuş; kocanın nüşûzlarına karşı uygulanacak çözüm yolları ise sulh, icbar ve tefrik şeklinde üç aşamada ele alınmıştır.Öğe Ayrımların eşiğinde hanefi-maturidi tefsir geleneği imkanı ve özgünlüğü(Aksaray Üniversitesi, 2024) Karatas, Ali; Gengil, VeyselBu makale, Ehl-i Sünnet Tefsir Geleneğinin tek tip olmadığını ve aslında bu gelenek içerisinde -kısmen farklılaşsa da -temel kabuller ve yöntem açısından Hanefî-Mâtürîdî düşüncesi merkezinde inşa edilmiş tefsirlerin de bulunabileceği şeklindeki bir hipotezi temellendirmeyi konu ve hedef edinmiştir. Bu maksatla öncelikle rivayet ve dirayet tefsiri ayrımının Hanefî-Mâtürîdî geleneğinde farklı bir duruma işaret ettiği tartışılacak ve hipotez bu bağlamda değerlendirilecektir. Tefsir geleneğinin neredeyse on dört asırlık uzun bir dönemden oluşması nedeniyle çalışma Ebû Hanife (ö. 150/767), Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve Ömer en-Nesefi (ö. 537/1142) ile sınırlı tutulmuştur. Bu çerçevede öncelikle Ebû Hanife’nin Kur’ân âyetlerine yönelik tasnifi ile tefsir kaynaklarının Kur’ân’ı anlamadaki rolü üzerinde durulmuştur. Ardından Mâtürîdî’nin bilgi nazariyesine temas edilmiştir. Zira Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân adlı eserini esasen bilgi nazariyesi merkezinde oluşturmuştur. Bu husus aynı zamanda onun, söz konusu eserinin girişinde zikrettiği şartların daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Bunun içinde makalede Te’vîlâtü’l-Kur’ân şarihi Alâüddîn es-Semerkandî’nin (ö. 539/1144) açıklamalarından yararlanılmıştır. Tefsir Geleneğinde Hanefî-Mâtürîdî çizgisinin takip edildiğini delillendirmek adına Ömer en-Nesefî’nin et-Teysîr fi’t-Tefsîr adlı eser, tefsirin kaynakları bağlamında mukayeseli bir yöntem ile incelenmiştir. Eserlerin mukayesesi neticesinde -her bir müfessirin biricik olması nedeniyle kısmi farklılıklar olsa daNesefî’nin Mâtürîdî’yi takip ettiği görülmüştür. Böylece Ehl-i Sünnet Tefsir Geleneğinde baskın bir rol üstlenen anlayıştan farklı bir damarın bulunduğu neticesine varılmıştır.Öğe Geleneksel paradigmada ‘Kur’an’da manası bilinmeyen ayetler bulunabilir mi?’ tartışmalarının bağlamı ve kavramsal çerçevesi(Aksaray Üniversitesi, 2024) Yüksek, Muhammed İsa“Kur’an’da manası bilinemeyen âyetler var mıdır?” sorusu klasik literatürde tartışılan problematiklerden birisidir. Konu, tefsir literatüründe Âl-i İmrân sûresi yedinci âyette geçen müteşâbih ve te’vil kavramları bağlamında veya mukaddimelerde ele alınır. Kelâm âlimlerinin birçoğu Kur’an’da anlaşılamayacak ifadelerin bulunamayacağını, müfessirlerin çoğunluğu ise Kur’an’da te’vili bilenemeyen âyetlerin yer aldığını savunurlar. Mütekellimûnun, bu düşünceyi temellendirirken Kur’an’da çelişkinin veya anlamsız ifadelerin bulunmayacağını ispat refleksiyle hareket ettiği söylenebilir. Bu bağlamda meselenin bir kelâm-hitap problematiği olarak analiz edildiği görülür. Tefsir bağlamında ise Kur’an dili ve üslûbunun pratik yönleri murâdın ontolojik âidiyeti ile eşleştirilir. Araştırmada, klasik paradigmada manası bilenemeyecek âyetlerin varlığını savunanlar açısından anlaşılamayan âyetlerin anlaşılmak için indirilen ve açık bir beyân olan Kur’an’da bulunmasının sebep olduğu paradoks, Kur’an’ın bütünüyle anlaşılır olduğunu savunanlar açısından ise insanın ontolojik ve epistemolojik sınırları sebebiyle hakikatini kavrayamadığı ifadelerin Kur’an’da bulunma vakıası problematik olarak belirlenmiştir. Araştırmada müelliflerin varlık düşüncesinin ve kelâm sıfatına ait kabullerinin tartışmada belirleyici olduğu hipotezinden hareket edilmiş, söylem analizi yöntemiyle kavramlar ve teoriler tespit ve tasvir edilmiş, geleneksel tefsir paradigması müvacehesinde manası bilinemeyen âyetler, Kur’ân’ın beyân keyfiyeti açısından anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Neticede aynı kelâm tasavvuruna sahip olan müelliflerin söz konusu tartışmadaki ayrışmalarının kavramsal çerçeveden kaynaklandığı tespit edilmiştir.Öğe How the challenges for Somali muslim men in the UK affect their identity resilience(Aksaray Üniversitesi, 2024) Karacan, DuraliSomali men living in the UK mostly encounter difficulties related to racism, discrimination, Islamophobia, social position, and economic circumstances, which may be attributed to their relatively recent arrival in the UK. The current study explores how the intersecting identities of Somali Muslim men in the UK affect their lives, challenges and identity resilience. The objective of this research is not to generalize the difficulties encountered by Somali men in the UK. Instead, the purpose is to thoroughly investigate how the personal experiences of Somali men impact their identity resilience. The study adopts the qualitative research methodology, employing semi-structured individual indepth interviews with Somali men in the UK, and applying Interpretative Phenomenological Analysis (IPA). The research findings revealed that the intersection of race and religion, being a first generation and the lack of a concrete role model among Somali men, low social class and socioeconomic standing, and finance and interestrelated matters seem to create unique challenges for Somali men in the UK. Moreover, these challenges experienced by Somali men in the UK seem to impact their emotions. It appears that the challenges faced by Somali men also negatively affect the identity principles of “self-efficacy”, “self-esteem”, “distinctiveness”, and “continuity”, which are fundamental concepts in Identity Process Theory (IPT) and the recently developed “Identity Resilience Model”. Although the religious identities of Somali men in the UK usually create challenges that negatively impact or threaten their identity resilience, their religious beliefs and religiosity also strengthen their identity resilience by providing a strong coping mechanism for their challenges.Öğe Oruç Keffâretinin hükmü ve Şer‘î Vasfı(Aksaray Üniversitesi, 2024) Paçacı, İbrahimBaşlanan Ramazan orucunun bir mazeret bulunmaksızın bozulması haramdır ve böyle orucu bozan kişi günahkâr olur. Bu durumda oruç bozan kişinin günahtan kurtulabilmesi için keffâret meşru kılınmıştır. Hanefî ve Mâlikîlere göre bilerek ve isteyerek, bir mazeret bulunmaksızın herhangi bir şeyle; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise cinsel ilişkiyle Ramazan orucunun bozulması durumunda, orucu bozan kişi keffâretle yükümlü olur. Keffâret, Hanefîlere göre ceza yönü ağır basan bir müeyyide iken, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî fıkhında hem ceza olduğuna hem de telafi için meşru kılındığına dair görüşler bulunmaktadır. İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre keffâret vacip iken, çok az da olsa, oruç bozmaktan dolayı keffâret gerekmediğini savunan bilginler de bulunmaktadır. Oruç keffâreti, bozulan orucun günahını telafi etmek üzere meşru kılınan mendup bir ibadet olup, yapılması zorunlu bir ceza değildir. Çünkü hüküm koyma yetkisi, son tahlilde Yüce Allah’a ait olup, peygamberin bir farzı/vacibi kaldırma yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (s.a.s) bedeviye hurmayı ailesiyle birlikte yemesine izin vermesi, keffâret ile ilgili emrin bağlayıcı olmadığını göstermektedir. Diğer taraftan, keffâret mükellefin kendi fiili olması ve pek çok dünyevi ve uhrevi faydaları barındırması sebebiyle oruç keffâretini ceza olarak kabul etmek de uygun değildir. Aksine keffâret, orucu bozmaktan kaynaklanan günahı telafi etmek için verilen bir fırsat ve ikramdır.