Osmanlı Devleti’nde adâletin üstünlüğü (kuruluştan Tanzimat’a)
Yükleniyor...
Tarih
2018
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Aksaray Üniversitesi
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
“Küfr ile belki amma zulm ile paydâr kalmaz memleket” Doğu siyaset geleneğine göre hükümdarların adâletle davranması devletin kuvvetinin ve hükümdarın otoritesinin devam edebilmesi için çok önemlidir. Oldukça geç bir dönemde yazılmış olmasına rağmen kendi dönemine kadar devam eden geleneği belirtmesi bakımından dikkate değer bir kaynak olan Kâbusnâme' de (yazılışı 1082 H.) hükümdarın askerle, askerin altınla güç bulduğu, altının bayındırlıkla kazanıldığı, bayındırlığın ise adâlet ve insafla yayıldığı belirtilmektedir. Bu gerçek Kutadgu Bilig’de daha açık ifade edilmiştir: ''Memleket tutmak için çok ordu ve asker lazımdır, askeri beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır, bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerektir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konmalıdır". Aynı eserde adâlet ve hukukun önemini vurgulayan birçok beyit göze çarpmaktadır: "Beylik kanun ile ayakta durur"4, "Adil kanunlar koyma ve onları tarafsızlıkla uygulama yoluyladır ki bir hükümdar, uzun süre egemenliğini koruyabilir", "Beylik iyi bir şeydir; fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru uygulamak lazımdır''. Nizâm’ül-Mülk’ün Siyâsetnâme’sinde (ilk üç kısım) hükümdarın görevleri, âsileri cezalandırıp itaat altına sokmak, her hizmet sahibini kendi kifâyetine göre mertebesine getirmek, adil bir şekilde davranarak tebaanın huzurunu sağlamak, köprüler, kanallar yaparak, yeni yerleşim yerleri kurarak memleketi kalkındırmaktır. Hükümdarın ilk vazifelerinden biri haftanın belli günlerinde bizzat halkın şikâyetlerini dinleyip doğrudan doğruya adâleti icra etmektir.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
Osmanlı Devleti, Tanzimat
Kaynak
Genç Kalemler Tarih Araştırmaları Dergisi
WoS Q Değeri
Scopus Q Değeri
Cilt
4
Sayı
5