Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Döviz kuru tahminlemesinde geleneksel yöntemlere karşı makine öğrenmesi: kırılgan beşli ekonomileri için uygulamalar(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Bakır, Muhammed Raşid; Bakırtaş, İbrahimederek küresel ekonomiyi derinden etkilemiştir. Ekonomi literatüründe "Kırılgan Beşli" (Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye) olarak adlandırılan ülkeler, finansal sermaye akışlarına büyük ölçüde bağımlı oldukları için bu karardan ciddi şekilde etkilenmişlerdir. Finansal sermaye akışlarının temel belirleyicilerinden biri olan faiz oranlarındaki dalgalanmalar, zamanla döviz kuru oynaklığının artmasına neden olmuştur. Kırılgan Beşli ülkeleri, yüksek ithalat bağımlılıkları nedeniyle döviz kurundaki yükselişlerin yurtiçi fiyatlara olumsuz yansıması sonucunda enflasyon hedeflerinden sapmalar yaşamaktadır. Bu sapmalar, para otoriteleri açısından güvenilirlik, kredibilite ve itibar gibi kritik sorunları beraberinde getirmekte ve makroekonomik dengeyi bozmaktadır. Bu nedenle, döviz kurlarının güvenilir tahminlerini yapmak hem para otoriteleri hem de diğer finansal aktörler için hayati önem taşımaktadır. Güvenilir tahminler enflasyon hedeflemesinin başarısını artırmak, para politikasının etkinliğini sağlamak ve makroekonomik istikrarı korumak için gereklidir. Bu bağlamda, gelişmiş tahmin yöntemlerine dayalı modellemeler yapılması, döviz kuru oynaklığının etkilerini yönetmede ve ekonomi politikalarının oluşturulma süreçlerinde yol gösterici olacaktır. Bu çalışmada, döviz kurunun gecikmeli değerleri kullanılarak tek değişkenli modeller oluşturulmuş, katı fiyatlı parasalcı model temelinde ise çok değişkenli modeller geliştirilmiştir. Tek değişkenli modellerde döviz kurunun nokta ve yön tahmini esas alınırken, çok değişkenli modellerde Dornbusch'un Hedefi Aşan Döviz Kuru modelindeki makroekonomik değişkenlerin nominal döviz kuru ile etkileşimi ve tahmin sürecine katkıları incelenmiştir. Döviz kuru tahminleri; Naïve Drift, Theta, Holt's Winter Üstel Düzleştirme, ARIMA, Ridge Regresyon, RNN, LSTM, GRU, CNN ve XGBoost yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Modellemelerin her aşamasında ileri optimizasyon teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, tek değişkenli modellerde makine öğrenmesi teknikleri hem nokta hem de yön açısından üstün başarı sergilemektedir. Benzer şekilde, döviz kurunun geçmiş değerleri modele dahil edilmese bile, çok değişkenli modellerde de makine öğrenmesi teknikleri yön açısından üstün başarı göstermektedir. Sonuç olarak; hem para otoriteleri hem de diğer finansal aktörler için, iktisadi teorilerden ve rezerv paraya sahip ülkelerin makroekonomilerinden uzaklaşmadan, ileri optimizasyon teknikleri ile makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak güvenilir tahminler yapılabilir.Öğe Finansal gelişme ve yeşil teknolojik inovasyonun çevre kalitesi üzerindeki etkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Örtlek, Zekiye; Ilıkkan Özgür, MuniseFinansal gelişme, bir ülkenin finans piyasasında kullanılan araçların çeşitliliği ve finansal sistemin gelişiminin bir göstergesidir. Yeşil teknolojik inovasyon ise çevre dostu teknolojilerin uygulanması ve geliştirilmesi sürecidir. Bu teknolojiler, çevresel problemlerin çözümüne yönelik inovatif yöntemler sunarak sürdürülebilir kalkınmayı sağlamaktadır. Bu tezde, finansal gelişme ve yeşil teknolojik inovasyon değişkenlerinin çevre kalitesi ile olan ilişkisi incelenmiştir. Ampirik analizler, finansal gelişme ve yeşil teknolojik inovasyonun çevre kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmiştir. Bu tezin amacı, finansal gelişme ve yeşil teknolojik inovasyonların çevre kalitesi üzerindeki etkilerini ampirik olarak değerlendirmektir. Öncelikle Temel Bileşenler Analizi (PCA) ile seçilmiş ülkeler için finansal gelişme endeksi oluşturulmuştur. Sonrasında Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (GMM) kullanılarak yapılan analizler sonucunda, finansal gelişme ve yeşil teknolojik inovasyonun çevre kalitesi üzerinde önemli ve anlamlı etkileri olduğu tespit edilmiştir.Öğe Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülke ekonomisinin büyümesine ve ulusal güvenliğine etkileri: Türkiye örneği(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Hışırlı, Serhat; Fırat, EmineTarih boyunca toplumların ve bireylerin hayatında ticaret ve turizmin çok önemli bir rolü olmuştur. Günümüz de küreselleşmenin, teknolojik imkânlar başta olmak üzere çeşitli nedenlerle hızlanması sonucunda dünya tek bir pazar olmuştur. Bu pazarda şüphesiz ki en önemli iki aktörden birisi çok uluslu şirketler diğeri de küresel kamusal kuruluşlardır. Çok uluslu şirketlerin dünyada yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicisi olduğu kabul edilmektedir. Devletler ve uluslararası işbirliğini sağlayan kurumlar (Avrupa Birliği gibi) ise bu çok uluslu şirketlerin kendi toplumları için maksimum fayda sağlaması ve zarar vermemesi için çalışmaktadırlar (En azından teori ve idealde). Bu kapsamda çalışmada küresel ekonomi, çok uluslu şirketler, doğrudan yabancı sermaye yatırımları analiz edilmiştir. Bununla birlikte doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyümeye ve ulusal güvenliğe etkileri ele alınmıştır. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyümeye etkisi, seçilmiş 30 ülke ve 2010-2020 yılları arasındaki veriler üzerinden panel veri analizi yardımıyla değerlendirilmiştir. Bu yatırımların ülkemiz bağlamında ulusal güvenliğe etkisi literatür taraması yapılarak değerlendirilmiştir. Panel veri analizi uygulanması sonucunda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, gayri safi yurt içi hasıladaki yıllık, yüzdesel olarak artışı, bu anlamdaki ekonomik büyümeyi açıklamakta yetersiz kaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Fakat yine panel veri analizi sonucunda doğrudan yabancı sermaye miktarındaki yüzde bir oranındaki bir artışın, kişi başı geliri yüzde 0.014 oranında artıracağı yargısına ulaşılmıştır. Panel VAR modeli Granger nedensellik analizi sonucunda doğrudan yabancı sermaye yatırımları ekonomik büyümenin bir nedeni olarak ortaya çıkmakta fakat tersi doğru değildir sonucuna ulaşılmıştır. Doğrudan yabancı sermaye miktarındaki artış, eğer ulusal güvenlik açısından kritik sektörlerde hâkim hisse yapısının ve şirket kontrolünün yabancılara geçmesi sonucunu doğurursa ve önemli bilgilerin yurtdışına kontrolsüz çıkmasına neden olursa, bu durumun ülke ekonomik yaşamında ciddi negatif sonuçlara yol açacağı tespit edilmiştir. Son olarak doğruda yatırımların ülke etki alanını geliştirmek için çok önemli bir enstrüman olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Faydalı model ve ekonomik büyüme: Makro ve mikro analiz(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Buluş, Gökay Canberk; Bakırtaş, İbrahimBu araştırmanın iki temel amacı vardır. Birinci amacı faydalı model hukukunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemektir. İkinci amacı ise faydalı model uygulamalarının firma hasılatı büyüme oranı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu iki amaç doğrultusunda geliştirilen hipotezlerin sınanmasında Sistem Genelleştirilmiş Moment Yöntemi (GMM) kullanılmaktadır. Araştırmanın makro panel veri seti örneklem olarak 35 gelişmiş ve 54 gelişmekte olan ülkeyi, dönem olarak da 1996-2010 dönemini kapsamaktadır. Mikro panel veri seti ise örneklem olarak Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren 80 firmayı, dönem olarak ise 2003-2016 dönemini kapsamaktadır. Makro panel analiz sonuçlarına göre; fikri mülkiyet hakları korumasının farklı türlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık göstermektedir. Örneğin, patent hakları gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümeyi pozitif etkilerken, faydalı model gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümeyi pozitif etkilemektedir. Mikro panel analiz sonuçlarına göre ise, Türkiye'de faaliyet gösteren firmaların faydalı model ve patent sayıları, firma hasılat büyüme oranı üzerinde herhangi bir anlamlı etkiye sahip değildir. Makro analiz bulgularına göre, faydalı modelin gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümenin belirleyicisi olduğu, patent haklarının ise gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin belirleyicisi olduğu iddia edilebilir. Ayrıca, fikri mülkiyet hakları koruma türlerinin firma hasılatı büyüme oranı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmamasından hareketle, Türkiye'de söz konusu hakların farkındalığının oluşturulamadığı ve ulusal/uluslararası rekabette firmaların bu hakları içselleştiremediği iddia edilebilir. Bu iddialar doğrultusunda başta patent ve faydalı model olmak üzere, fikri mülkiyet hakları türlerinin ulusal ve firma bazlı kullanımının arttırılması yönünde kurumsal ve ulusal politikaların yeniden tasarlanması ve uygulanması gereği kendini açıkça göstermektedir.Öğe Ekonomik büyüme kapsamında orta gelir tuzağı: Türkiye ile Güney Kore ve Yunanistan üzerine karşılaştırmalı bir analiz(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Yeşilkaya, Melehat; Fırat, EmineÜlkeler ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda kişi başına düşen gelirlerini, yaşam beklentilerini, sosyal ve eğitim olanaklarını artırmayı her daim ön planda tutmuşlardır. Globalleşmenin etkisiyle birlikte 1980 yılında ihracata dayalı büyüme modellerini hayata geçiren ülkelerin belirli bir bölümü bu umut ettikleri gelişim trendini yakalayamamıştır. Özellikle yükselen ve geri kalmış ekonomilerin karşılaştığı fakirlik ve gelir dağılımı alanındaki önemli ekonomik büyüme sorunları her geçen gün artarak çeşitlenmiştir. Bu kapsamda en çok tartışılan ve yükselen ekonomileri ilgilendiren ekonomik büyüme sorunlarının başında "Orta Gelir Tuzağı" (OGT) gelmektedir. Dünya bankası tarafından oluşturulan kişi başına milli gelir sınıflandırmasına göre, orta gelir grubuna ulaşmış ekonomilerin söz konusu düzeyi aşamayıp bu grupta takılı kalması ve gelişmiş ekonomiler düzeyine ulaşamaması OGT olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye ile seçilmiş üst gelirli ülke örnekleri üzerinden, yakınsama yöntemi ve çeyreklik veriler kullanılarak oluşturulan zaman serisi analizleriyle 1996Q1-2019Q1 dönemi incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya kaldığı OGT durumuna dikkat çekmek, Türkiye'nin kişi başına düşen gelir seviyesini seçilmiş gelişmiş ülkeler seviyesine nasıl çıkarabileceği konusunu ve OGT ile mücadelede etkili olabilecek ekonomik ve sosyal göstergeleri incelemektir. Yakınsama analizi çerçevesinde, seçilmiş olan ülkelerin başlangıçtaki kişi başına düşen gelir seviyelerini baz alınan dönem boyunca yükselttikleri saptanmıştır. Ülkelerin bireysel performanslarının incelendiği birim kök testi analizleri itibariyle Türkiye'nin 2005Q1 öncesi dönemden 2009Q1 dönemine kadar Güney Kore'ye yakınsadığı; 2009Q1'den 2019Q1'e kadar olan süreçte ise Güney Kore'den ıraksadığı tespit edilmiştir. Zaman serisi analizi sonuçları, Türkiye'nin mevcut ekonomik yapısının, Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinin ve beşerî sermaye gibi faktörlerinin gelişmiş ülkeleri yakalayabilmede elverişli olmadığını ve OGT'ye yakalandığını göstermektedir. Analiz bulguları itibariyle Türkiye'nin, yeni global ekonomide ortaya çıkan fırsatları değerlendirebilmesi için OGT ile mücadelede özgürlük, adalet, inovasyon, eğitim gibi alanlarda köklü yapısal reformları ivedilikle hayata geçirmesi gerektiği, aksi takdirde Güney Kore'nin ve Yunanistan'ın sergilemiş olduğu büyüme trendine girebilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Nadir olayların makroekonomisi üzerine üç deneme(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Koç, Süleyman; Bakırtaş, İbrahimNadir olaylar; doğal, beşerî veya bunların etkileşiminden kaynaklanan toplumların istikrarını tehdit edebilecek güçte ve yüksek düzeyde risk içeren olaylardır. Doğal felaketler, savaşlar darbeler ve pandemiler gibi örnekleriyle hemen her toplumun hafızasında yer eden nadir olayların makroekonomik etkilerine dair veriye dayalı analiz yapma ihtiyacı bu tezin motivasyon kaynağıdır. Buna bağlı olarak da tezin temel amacı önemine dair farkındalığın giderek arttığı nadir olayların makroekonomisine dikkat çekmek, ayrıca kaynağına göre farklı türdeki nadir olayların makroekonomik etkilerine dair literatüre ampirik katkı sağlamaktır. Tezde, nadir olayların söz konusu üç türü için de ampirik analizler gerçekleştirilmiştir. Teze nadir olayların makroekonomisine giriş olacak bir bölüm ile başlanılmış ve devamında, tezin ilk ampirik denemesinde, doğal felaketlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi 164 ülkelik bir örneklemde incelenmiş ve doğal felaketlerin ekonomik büyümeyi negatif etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tezin ikinci ampirik denemesinde askeri darbe ve darbe girişimlerinin ekonomik performans üzerindeki etkisi en az bir darbe girişimine maruz kalmış 85 ülkelik bir örneklem üzerinden incelenmiş ve darbelerin ekonomik performans üzerindeki etkisinin negatif olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca soğuk savaş sonrası dönemdeki darbelerin ekonomik performans üzerindeki etkilerinin soğuk savaş dönemine göre daha büyük olduğuna dair bulgular da elde edilmiştir. Tezin son ampirik denemesinde doğal ve beşerî süreçlerin etkileşiminden meydana gelen birer nadir olay olan pandemilerin iktisadi faaliyet üzerindeki etkisi COVID-19 örneği ve OECD örnekleminde incelenmiş ve pandemilerin iktisadi faaliyet üzerindeki etkilerinin negatif olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Üç ayrı ampirik analizin gerçekleştirildiği tezin sonunda araştırmacı ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.Öğe Meslek seçimlerinin Cobweb ve rasyonel beklentiler modelleri çerçevesinde incelenmesi: Öğretmen işgücü piyasası üzerine bir analiz(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Ay, Merve; Sever, ErşanTürkiye işgücü piyasasında son yıllarda yükseköğretim mezunları arasındaki işsizlik oranı giderek artış göstermektedir. Özellikle 2000'li yılların başında cazip görülen öğretmenlik mesleği, son yıllarda kronik bir işsizlik sorunu ile karşı karşıyadır. Bu sorunlar doğrultusunda çalışmanın amacı Türkiye'de öğretmen adaylarının meslek seçim davranışının Cobweb ve Rasyonel Beklentiler Teorileri ile açıklanabilirliğinin incelenmesidir. Cobweb Teorisine dayalı meslek seçim modelinde, öğrencilerin meslek seçiminde bulunurken yalnızca bir önceki döneme ait işgücü piyasası koşullarını dikkate aldıkları (miyopik beklentiler) hipotezi sınanmaktadır. Rasyonel Beklentiler Teorisine dayanan meslek seçim modelinde ise halihazırda bir öğretmenlik programını tercih etmiş, eğitimini tamamladıktan sonra programdan mezun olan öğretmen adaylarının öngörüleri ile gerçekleşen işgücü piyasası dinamiklerinin ne düzeyde tutarlı olduğu incelenmektedir. Panel veri setinin kullanıldığı bu çalışmanın yatay kesit birimleri 23 öğretmenlik branşından, zaman boyutu ise 1998-2020 dönemi yıllık verilerinden oluşmaktadır. Cobweb Teorisine dayanan meslek seçim modeli PMG ve kantil regresyon yöntemleri ile tahmin edilmiş, veri setinin normal dağılmaması, dışa düşen değerlerin varlığı nedeni ile kantil regresyon tahmincisinden elde edilen sonuçlar dikkate alınmıştır. Rasyonel Beklentiler Teorisine dayanan meslek seçim modeli ise kantil regresyon yöntemi ile tahmin edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğrencilerin kısmen rasyonel davranış sergilediği, ancak öğrencilerin öngörüleri ile gerçekleşen işgücü piyasası koşullarının tamamen tutarlı olmadığı gözlenmiştir. Buna karşın miyopik beklentilere ilişkin bulguların daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak öğrenciler bir öğretmenlik programına yerleşirken (t dönemi), mezun olacakları (t+4) dönemdeki işgücü piyasası koşullarının, seçimde bulundukları yıldan bir önceki döneme (t-1) ait koşullar ile aynı olacağı beklentisi içerisindedir.Öğe Türkiye CDS priminin belirleyicileri üzerine üç deneme(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Soylu Yıldırım, Esra; Ilıkkan Özgür, MuniseBir referans varlığın, şirketin veya ülkenin temerrüt riskinin göstergesi olarak kabul edilen CDS, temerrüt ihtimaline karşı alacaklı tarafı koruma altına alan bir sözleşmedir. CDS primleri sayesinde bir ülkeye ait risk seviyesinin nasıl bir seyir izlediği yatırımcılar tarafından takip edilmektedir. Bu bağlamda tezin araştırma sorusu CDS priminin belirleyicilerinin hangi değişkenler olduğu ve hangi değişkenlerden ne kadar etkilendiğidir. Dolayısıyla CDS priminin ekonomik, finansal, politik ve küresel belirleyicilerinin ampirik olarak incelenmesi tezin amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye örneğinde CDS priminin belirleyicileri üzerine üç bağımsız çalışma (deneme) yapılmıştır. Birinci denemede ekonomik, finansal ve politik risk ile CDS primi arasındaki ilişki Bootstrap TY ve zamanla değişen nedensellik analizi ile araştırılmıştır. Bu riskler ile CDS primi arasında nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. İkinci denemede Türkiye'nin jeopolitik risk endeksinin CDS primi üzerindeki etkisi ARDL sınır testi ve zamanla değişen simetrik ve asimetrik nedensellik testi ile incelenmiştir. ARDL sınır testi sonucuna göre, eşbütünleşme ilişkisi bulunmaktadır. Zamanla değişen simetrik ve asimetrik nedensellik testi bulgularına göre, CDS primi ile jeopolitik risk arasında nedensellik ilişkisi görülmüş ve jeopolitik riskin CDS primini pozitif ve negatif etkilediği dönemler tespit edilmiştir. Son denemede ise, CDS primine ait risk ile küresel piyasalarda ortaya çıkan risk arasındaki volatilite etkileşimi DCC-GARCH yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu analiz sonucuna göre, CDS primi ile küresel değişken çiftleri arasında zamana bağlı değişen korelasyon ilişkisi bulunmaktadır. Üç ayrı çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve tezin sonunda politika yapıcılara önerilerde bulunulmuştur.Öğe Finansal istikrar açısından konvansiyonel bankacılık ve katılım bankacılığı: Mukayeseli bir analiz(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Karataş, Ali Rauf; Sever, ErşenFinansal istikrar arayışı, modern makroekonomik politikaların en önemli amacı haline gelmiştir. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi, kredi riskini yönetebilme bağlamında bankacılık sektörüne vurgu yaparak finansal istikrarı anlamanın önemini vurgulamıştır. Bankalar bu bağlamda finansal sistemin en önemli aracı kurumu konumundadırlar. Bankacılık sektörünün güncel görünümünde iki bankacılık kesimi öne çıkmaktadır: konvansiyonel bankacılık ve katılım bankacılığı. Dünya ekonomileri için finansal sistemin başarısı finansal istikrara bağlıdır. Bu sebeple söz konusu iki bankacılık kesiminin finansal istikrar açısından mukayese edilmesi önemli hale gelmiştir. Bu amaç doğrultusunda bu çalışmada, öncelikli olarak Türk bankacılık sektöründe birlikte faaliyet gösteren konvansiyonel bankacılık sektörü ile katılım bankacılığı sektörü kredi riski açısından analiz edilmiştir. Analiz 2005:M1-2020:M6 dönemine ait aylık veriler ile gerçekleştirilmiştir. Modellemede literatüre bağlı kalınarak bağımlı değişkenler, sektörel bazda olmak üzere her iki bankacılık kesimi için de takipteki krediler oranı olarak seçilmiştir. Bağımsız değişkenler olarak ise faiz oranları, tüketici güven endeksi, petrol fiyatları, işsizlik oranları, dolar cinsinden aylık asgari ücret, döviz volatilitesi ve reel döviz kuru tercih edilmiştir. Daha sonra Körfez Arap Ülkeleri İş Birliği Konseyi (KİK)'ne dahil olan Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt bankacılık sektörü için yıllık veriler kullanılarak kredi riski modellemeleri yapılmıştır. KİK ülkeleri için yapılan modellemelerde de literatüre bağlı kalınarak bağımlı değişkenler olarak; sektörel bazda olmak üzere her iki bankacılık kesimi için takipteki krediler oranı seçilmiştir. Bağımsız değişkenler olarak ise gayrisafi yurt içi hasıla büyüme oranı, işsizlik oranı, enflasyon oranı, reel döviz kuru ve petrol fiyatları tercih edilmiştir. İlgili modellemeler, değişkenler arasında eşbütünleşme ve nedensellik ilişkisini tespit etmek amacıyla kurulmuştur. Buna göre Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt bankacılık sektörleri için AARDL Sınır Testi ile eşbütünleşme analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca analize dahil edilen tüm ülkelerde Granger Nedensellik Testi analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda iki önemli sonuca ulaşılmıştır. Buna göre makro iktisadi değişkenler, ülkeler ve iki bankacılık kesimi itibariyle takipteki kredileri açıklama gücüne sahiptir. İkinci sonuca göre ise konvansiyonel bankaların sorunlu kredileri katılım bankalarına kıyasla göreli olarak makro iktisadi değişkenlerdeki değişimlere daha duyarlıdır.Öğe Sosyal girişimcilik ile ekonomik büyüme ilişkisi: OECD ülkeleri ve Türkiye illeri üzerine ampirik uygulamalar(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Demirtaş, Cuma; Kalyoncu, KahramanBu araştırmanın temel amacı sosyal girişimciliğin ekonomik büyüme üzerine etkisini incelemektir. Bu kapsamda iki ayrı örneklem seçilmiştir. Birinci örneklemde (ülke bazlı) sosyal girişimcilik faaliyeti (kaynak eşleme) kapsamında özel sektör işletmelerinin sivil toplum kuruluşları (STK) ile birlikte kurumsal sosyal sorumluluk adına yapmış olduğu ayni ve nakdi yardımların (özel-STK kaynak tahsisi) ekonomik büyüme üzerine etkisi analiz edilmiştir. Ülke bazlı panel veri seti örneklem olarak 24 Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkesini, dönem olarak 1970-2014 dönemlerini kapsamaktadır. Ülke bazlı analiz için panel ARDL yöntemi (PMG tahmincisi) kullanılmıştır. İkinci örneklemde (il bazlı) ise, kamunun sosyal girişimcilik faaliyeti (kaynak eşleme) kapsamında Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) aracılığıyla gerçekleştirmiş oldukları girişimcilik desteklerinin (kamu kaynak tahsisi) ekonomik büyümeye etkisi analiz edilmiştir. İl bazlı panel veri seti örneklem olarak 81 ili, dönem olarak 2012-2016 dönemlerini kapsamaktadır. İl bazlı analiz için panel veri yöntemi (Driscoll-Kraay tahmincisi) kullanılmıştır. Çalışmanın katkısı, ülke ve il bazında sosyal girişimciliğin ekonomik büyümeye etkisi mevcut veriler kullanılarak daha önce analiz edilmemiş olmasıdır. Ülke bazlı analiz bulgularına göre sosyal girişimcilik ekonomik büyümeyi hem uzun dönemde hem de kısa dönemde pozitif yönde etkilemektedir. İl bazlı analiz bulgularına göre sosyal girişimcilik illerin ekonomik büyümesini pozitif yönde etkilemektedir. Elde edilen bulgular çerçevesinde hem ülke hem de il bazında sosyal girişimciliğin ekonomik büyümenin önemli bir belirleyicisi olduğu ifade edilebilir.Öğe Kaynaklarına göre vergi türleri ve ekonomik performans ilişkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Aydoğdu Bağcı, Semra; Sever, ErşanDevlet, görevini ve ekonomik faaliyetleri yürütebilmek için kamu gelirlerine ihtiyaç duymaktadır. Kamu gelirleri içerisinde vergiler, önemli paya sahiptir. Vergiler kaynaklarına göre; gelir üzerinden alınan vergiler, servet üzerinden alınan vergiler ve harcamalar üzerinden alınan vergiler olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Kaynaklarına göre vergilerin dağılımı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklılık göstermektedir. 1990-2018 yıllarını kapsayan 29 gelişmiş ülkede gelir üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %34'ünü, mal ve hizmet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %30'unu, sosyal sigorta primi toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %26'sını, servet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %6'sını, diğer vergiler ise toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %4'ünü oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise; mal ve hizmet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %49'unu, gelir üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %31'ini, sosyal sigorta primi toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %15'ini, servet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %3'ünü, diğer vergiler ise toplam vergi gelirlerinin %2'sini oluşturmaktadır. Bu çalışmada Panel-Autoregressive Distributed Lag (ARDL) yöntemi kullanılarak vergi türleri ve ekonomik performans ilişkisi araştırılmıştır. Panel-ARDL analiz sonuçlarına göre; gelişmiş ülkelerde uzun dönemde temel vergilerden gelir ve servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Alt vergiler incelendiğinde ise gelişmiş ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi pozitif etkilerken; gelir vergisi gelirlerinin ve Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi negatif etkilediği saptanmıştır. Gelişmiş ülkelerde gelir vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını artırırken, emlak vergisi gelirleri ve MTV gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı doğrudan yabancı yatırımlarını azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranını azaltırken kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranını artırmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı enflasyon oranını artırırken, MTV gelirlerinin GSYH'ye oranı enflasyon oranını azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise temel vergilerden gelir üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı ve mal ve hizmet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi pozitif etkilerken, servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi negatif etkilemektedir. Alt vergiler incelendiğinde ise gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin ve sosyal sigorta primi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde KDV gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı net yurt içi tasarrufları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi ve gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı finansal olmayan varlıklara yapılan yatırımları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı net doğrudan yabancı yatırımları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde gelir vergisi gelirlerinin ve sosyal sigorta primi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranınını artırmaktadır.Öğe Faydalı model ve ekonomik büyüme: makro ve mikro analiz(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Buluş, Gökay Canberk; Bakırtaş, İbrahimBu araştırmanın iki temel amacı vardır. Birinci amacı faydalı model hukukunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisini incelemektir. İkinci amacı ise faydalı model uygulamalarının firma hasılatı büyüme oranı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu iki amaç doğrultusunda geliştirilen hipotezlerin sınanmasında Sistem Genelleştirilmiş Moment Yöntemi (GMM) kullanılmaktadır. Araştırmanın makro panel veri seti örneklem olarak 35 gelişmiş ve 54 gelişmekte olan ülkeyi, dönem olarak da 1996-2010 dönemini kapsamaktadır. Mikro panel veri seti ise örneklem olarak Borsa İstanbul’da faaliyet gösteren 80 firmayı, dönem olarak ise 2003-2016 dönemini kapsamaktadır. Makro panel analiz sonuçlarına göre; fikri mülkiyet hakları korumasının farklı türlerinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık göstermektedir. Örneğin, patent hakları gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümeyi pozitif etkilerken, faydalı model gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümeyi pozitif etkilemektedir. Mikro panel analiz sonuçlarına göre ise, Türkiye’de faaliyet gösteren firmaların faydalı model ve patent sayıları, firma hasılat büyüme oranı üzerinde herhangi bir anlamlı etkiye sahip değildir. Makro analiz bulgularına göre, faydalı modelin gelişmekte olan ülkelerde ekonomik büyümenin belirleyicisi olduğu, patent haklarının ise gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin belirleyicisi olduğu iddia edilebilir. Ayrıca, fikri mülkiyet hakları vii koruma türlerinin firma hasılatı büyüme oranı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmamasından hareketle, Türkiye’de söz konusu hakların farkındalığının oluşturulamadığı ve ulusal/uluslararası rekabette firmaların bu hakları içselleştiremediği iddia edilebilir. Bu iddialar doğrultusunda başta patent ve faydalı model olmak üzere, fikri mülkiyet hakları türlerinin ulusal ve firma bazlı kullanımının arttırılması yönünde kurumsal ve ulusal politikaların yeniden tasarlanması ve uygulanması gereği kendini açıkça göstermektedir.Öğe İktisadi ve idari yönleriyle umumi müfettişlikler (1863-1952)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Han, Volkan; Sever, ErşanOsmanlı ekonomisinde, 19. yüzyıla kadar devam eden fiskalist, provizyonist (iaşeci), geçimlik ve kapalı yapı, Tanzimat'la birlikte yerini dinamik, büyüyen ve gelişen bir ekonomik yapıya bırakmıştır. Bu dönemde kapitalist sistemi uygulayan Batı; sanayileşme, teknolojik gelişme, serbest ticaret, banka, sigorta ve özel mülkiyet gibi liberalizm kaynaklı modern iktisadi gelişmelere önem vermiştir. Osmanlı Devleti ise bu gelişmeler karşısında iktisadi geri kalmışlığın giderilmesi ve ekonomik büyümenin sağlanması için Batı tarzı liberal politikalardan faydalanmaya çalışmıştır. Osmanlı'da modern iktisadi büyüme çalışmalarından biri olan Umumi Müfettişlik teşkilatı, 1840 yılında Tanzimat reformlarının taşrada gerçekleştirilmesi amacıyla teftiş heyetleriyle başlamış ve 1863-1952 yılları arasında Osmanlı'da ve Türkiye'de üç dönemde kurumsal olarak kalkınma çalışmaları yapmıştır. Umumi Müfettişlikler, Osmanlı'da ve Türkiye'de kurulan ilk bölgesel kalkınma teşkilatıdır. Taşrada geniş reform hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve iktisadi kalkınmanın sağlanması için olağanüstü yetkilerle çalışmıştır. Müfettişliklerin bölgesel kalkınmanın sağlanması için yapmış oldukları uygulamaların incelendiği bu çalışmada, ilk olarak müfettişliklerin görevli oldukları bölgede iktisadi geri kalmışlığın nedenlerini tespit etmekle başladığı görülmüştür. İkinci olarak, tespit edilen bu sorunların giderilmesi üzerine hazırladıkları projelerin merkeze rapor edildiği ve son olarak da merkezle iş birliği içerisinde projelerin uygulandığı görülmüştür. Uygulama sonucunda görevli olunan her bölgede farklı gelişme dinamiklerinin olduğu ve bunların ortaya çıkarılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Teşkilatın, farklı zaman ve bölgelerde yaşanan isyan, ayrılık hareketleri ve doğal afetler gibi olumsuz durumlara rağmen merkezle taşra arasında bağlantının güçlenmesi ve kalkınmanın sağlanması için çalışmalar yaptıkları ifade edilebilir. Bu çalışmada, müfettişliklerin iktisadi, idari, mali ve imar alanlarında tespit ettikleri geri kalmışlığın sebepleri ve bu sorunların giderilmesi ile kalkınmanın sağlanması için yaptıkları reform ve kalkınma çalışmaları ortaya konmuştur. Ayrıca, devletin ve atanan müfettişlerin taşrada dönemin şartları ve görevli olunan bölgenin mevcut durumuna göre uyguladıkları kalkınma politikaları incelenmiştir.Öğe Makro ihtiyati politikalar: Teori ve uygulamalar(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) Çetin, Mümin Atalay; Bakırtaş, İbrahimKüreselleşmeyle birlikte artan karşılıklı etkileşim ve bağımlılık, finansal sistemde meydana gelecek olası krizlerin yıkıcı etkilerinin yayılma hızını arttırmıştır. Bu yayılma kendisini 2008 yılında yaşanan küresel finansal krizde göstermiştir. Küresel finansal sistemdeki bu iç içe geçmişlik, politika yapıcıların ve düzenleyici kurumların sistematik riski sınırlandırma ve finansal istikrarsızlığı giderme konularındaki arayışlarını arttırmıştır. Bu bağlamda politika yapıcılar ve düzenleyiciler, finansal sistemi bir bütün olarak değerlendiren, finansal dalgalanmaları yumuşatan ve makro ihtiyati politikalar olarak adlandırılan tedbirler geliştirmiştir. Özellikle küresel finansal krizin ardından makro ihtiyati politikalara dair çok sayıda araştırma yapılmış olsa da, bu tür politikaların etkinliğine dair bilgiler hala kısıtlıdır. Bu tezde, 2004Q2-2013Q4 arası dönemde, 30 gelişmiş ülke ve 36 yükselen piyasa ekonomisini kapsayan geniş bir örneklem grubu için, makro ihtiyati politika araçlarının kredi balonlarını önlemedeki etkinliği heterojen dinamik panel veri teknikleriyle analiz edilmiştir. Buna ek olarak bu çalışmada makro ihtiyati politika araçları analizlere dahil edilmeden önce, borçlanma temelli ve finansal kurumları hedef alan makro ihtiyati araçlar olarak ikiye gruba ayrılmıştır. Gelişmiş ülkelere ait ampirik bulgulara göre, her iki grupta yer alan makro ihtiyati politika araçları birlikte uygulandığında, hem kısa hem de uzun dönemde reel toplam kredi büyümesini azaltmada başarılıdır. Uygulama sonuçları gelişmiş ülkelerde uzun dönemde, finansal kurumları hedef alan makro ihtiyati politika araçlarının reel toplam kredi büyümesi üzerinde ters yönlü bir etkisi olduğunu gösterirken, borçlanma temelli makro ihtiyati politika araçlarıyla reel toplam kredi büyümesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca gelişmiş ülkelere ilişkin kısa dönem hesaplamalar, finansal kurumları hedef alan makro ihtiyati politika araçlarının da reel toplam kredi büyümesi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığını belirlemiştir. Yükselen piyasa ekonomilerine ait ampirik bulgular ise, borçlanma temelli araçların, finansal kurumları hedef alan araçların ve her iki gruptaki araçların birlikte, uzun dönemde aşırı reel toplam kredi büyümesini azalttığını göstermiştir. Ancak kısa dönem hesaplamaları, yükselen piyasa ekonomilerinde makro ihtiyati politika araçlarının reel toplam kredi büyümesindeki hızlı artışları dizginlemede başarısız olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu bulgulara ek olarak, makro ihtiyati politika araçlarının reel toplam kredi büyümesini frenlemedeki etkisinin yükselen piyasa ekonomilerinde gelişmiş ülkelere oranla daha belirgin ve güçlü olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde ampirik sonuçlar, finansal kurumları hedef alan makro ihtiyati politika araçlarının kredi balonlarını önlemede yükselen piyasa ekonomilerinde gelişmiş ülkelere oranla daha etkin olduğunu göstermiştir. Tüm bu bulgulardan hareketle, makro ihtiyati politika araçlarının konjonktürel risklerden kaynaklanan finansal istikrarsızlıkları düzleştirmede hem gelişmiş ülkelerde hem de yükselen piyasa ekonomilerinde etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017) İğdeli, Arif; Sever, ErşanGelir belirsizliğinin, hanehalkının tüketim ve yatırım gibi iktisadi kararları üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu etkiye ilişkin olarak literatürde birçok teorik model bulunmaktadır. Bu modellerden biri olan ihtiyati tasarruf modeline göre gelir belirsizliği ile gelecek dönem tüketim harcamaları arasında pozitif yönlü bir ilişkinin vardır. Çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke grupları için 1985: 2015 dönemini kapsayan tüketim büyümesi, gelir belirsizliği, gelir büyümesi, enflasyon oranı ve nüfus artış oranı değişkenleri kullanılarak bu pozitif yönlü ilişkinin varlığı panel VAR yöntemi yardımıyla analiz edilmiştir. Bu çalışmada gelir belirsizliği olarak, literatürdeki temel eğilimler dikkate alınarak GARCH yöntemi yardımıyla elde edilen koşullu gelir beklentisi tahminleri kullanılmıştır. Çalışma sonucu elde edilen bulgular ihtiyati tasarruf hipotezini desteklemektedir. Buna ilave olarak gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisinin gelişmiş ülkelere göre gelişmekte olan ülkelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisinin kalıcılığı gelişmekte olan ülkelere göre gelişmiş ülkelerde daha fazla olduğu analiz bulgularında görülmektedir. Bir diğer analiz bulgusuna göre, modele dâhil edilen enflasyon oranı gelişmiş ülkelerde tüketimin gelir belirsizliğine duyarlılığını artırırken, gelişmekte olan ülkelerde ise azaltmaktadır. Son olarak modele dâhil edilen nüfus artış oranı gelişmiş ülkelerde tüketimin gelir belirsizliğine duyarlılığını artırırken, gelişmekte olan ülkelerde ise herhangi bir değişikliğe neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.