Cilt 7, Sayı 8, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Bir görsel tarih materyali olarak karikatüre yansıyan Amerika Birleşik Devletleri imajı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Gül, Ahmet FeyziAraştırma konusuna kaynak olan eser, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Arşivi (National Archives And Records Administration) yayını olan “A Visual History 1940 - 1963: Political Cartoons By Clifford Berryman And Jim Berryman” adlı eserdir. Bu kitap dönemin iki ünlü karikatür sanatçısının, Clifford Berryman - Jim Berryman, çizdiği 70 karikatür ile ABD perspektifinden dönemin Amerikan self-imajını konu almaktadır. Amerikan imajını görsel tarih materyali aracılığıyla incelemek istediğimizde; çok sayıda karikatürün yer aldığı bu eser, araştırmamız için ideal bir kaynak olmaktadır. Anılan bu eser, iki Amerikalı artistin kaleminden, dünya tarihine damgasını vuran bir dizi radikal değişimin yaşandığı dönemin panoramasını yansıtmaktadır. Bu açıdan, Amerika’nın dünyaya sunduğu self-imajı incelemek isteyen araştırmacıların çalışmalarında değerlendirebileceği iyi bir veri koleksiyonunu bize sunmaktadır. Yüzyıllar geçtikçe, insandaki görsel algının sürekli geliştiği ve değişime uğradığı gözlemlenmektedir. Başlangıçta mağara duvarlarına çizilen resimler gibi, görsel olan tarihi verilerin yazının icadıyla geri planda kaldığı, matbaanın icadıyla neredeyse gözden düştüğü görülmektedir. Görselliğin öneminin giderek artırmasıyla birlikte, tarihe veri olan malzemelerin de zaman içerisinde giderek arttığı ve görselliğin kendine yeni alanlar açarak, kaynak ve metotlar bulmaya yöneldiği görülmektedir. Her olayın görsel bir nüshasının da kaydedildiği günümüzde, giderek daha geniş? bir tarihi veri yelpazesi oluşmakta, tarih araştırmacıları da bu kaynaktan en ileri düzeyde istifade etmenin yollarını aramaktadır.Öğe Altınorda Tarihi çalışmalarında bir kaynak olarak Ordalı Petro Hagiografyası(Aksaray Üniversitesi, 2021) Büyükçolak, AlihanHagiografyalar, kilise mensuplarının ve azizlerin yaşam hikâyelerinin anlatıldığı, kahramanın mucizelerinin ve inancı uğruna katlandığı zorlukların didaktik bir motif ile işlendiği dini-edebi eserlerdir. Bu metinlerin bir tarih kaynağı olarak kullanılabilmesi için, gerek bir Orta Çağ kilise eseri olmaları gerekse de birincil amacının gelecek nesillere tarih bilgisi aktarmak olmaması sebebiyle mutlaka dış kaynaklarla senkronize bir tahlili gerekmektedir. İslam yazı kültürünün menakıpnameleri nasıl gaza ve cihat olguları temelinde sonradan yazıya geçirilmiş sözlü anlatılar ise, azizler kültü ve onların hagiografyaları da Hristiyan teolojisine uygun olacak bir biçimde din uğruna çekilmiş bir eziyet, mağduriyet ve şehadetin söz konusu olduğu yine sözlü bir gelenekten yazıya sonradan aktarılmış metinlerdir.Öğe İslâm Tarihi’nin Tarihçileri(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kocabaş, ŞeymaTarih; Sâmi dillerinden Akkadca’da, Habeşçe’de ve İbrânîce’de “kamer, zaman, ayı görmek” anlamlarına gelen “yareah” kelimesinin Arapçaya “erreha/verreha” olarak geçmiş olan halinden türemiştir. “Aya göre vakit tayin etmek, bir şeyin oluş zamanını ve olaylar zincirini tespit etmek” gibi anlamlara gelmekle beraber bu kelime, Farsça ve Türkçeye de Arapçadan geçmiştir. Tarih, insanlığın olumlu veya olumsuz bütün eylemlerini, düşünce ve tutumlarını kayıt altına alan bir bellektir. Yani, “Tarih, fert ve toplum olarak insanlığın geçmişinden ve insanların meydana getirdikleri maddi ve manevi değerlerden bahseden bir ilimdir.” Mirhond, tarih bilmenin tarihte yaşamış olan bütün insanlığın tamamına danışmak, fikir almak gibi olduğundan bahsetmiştir. İslâm; sözlükte “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak” anlamlarına gelmekle beraber Allah’a ve Onun dinine inanmak, emirlerini uygulamak, insanları akl-ı selîm bireyler olmaya davet etmek gibi amacı olduğunu da söyleyebiliriz. İslâm, zamanla insan, toplum, devlet gibi beşerî konularda kendine has ilkeleri ve felsefesi olan tarihin, kültür ve uygarlığın öncüsü ve adı olmuştur. Bizim için esas olan bu iki unsurun kelime anlamlarına değindikten sonra ileride göreceğimiz yığınla ilkleri barındıran İslâm Tarihi’nin nasıl ortaya çıktığına bakalım. Araplar, İslâmiyet’le tanışmadan önce de aslında yaşadıkları coğrafya sebebiyle Fars, Bizans, Yahudi, Hıristiyanlarla iktisadi, siyasi ve kültürel ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Bu da Arapların her şeyden bihaber yani sanıldığı gibi kapalı bir toplum olmadıklarını gösterir.Öğe Harbord Askeri Heyeti Raporu hakkında içerik, yorum ve yankıları üzerinden bir değerlendirme(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aydın, ŞavguBirinci Dünya Savaşı sonrasında, çok uluslu Avrupa İmparatorlukları (Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve Almanya) tarih sahnesinden çekilirken, yaşlı kıta üzerinde şekillenecek yeni dünya düzeninde; galip devletler arasına Nisan 1917’de katılan ve savaşın seyrinde etkili olan Amerika Birleşik Devletleri, belirleyici bir rol üstlenmek istiyordu. ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın 8 Ocak 1918 günü ABD Kongresi'nde yaptığı konuşmayla açıkladığı “14 İlke”, bu doğrultuda üretilen siyasetin temelini oluşturmaktadır.Öğe 19. yy’da Türkistan’da yükselen kadın milli kahraman “Kurmancan Datka”(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kalaycı, FatihKurmancan Datka, 1811 yılında Kırgızistan’ın Oş kentinin güneybatısındaki Orke köyünde dünyaya gelmiştir. Kurmancan kaynaklarda Türk-İslam terbiyesi alarak büyümüş, akıllı, cesur, mücadeleci, olgun ve dik duruşlu biri olarak geçmektedir. Kurmancan’ın hayatını belirleyen üç kırılma noktası olmuştur. Bunlar; Dul Seyit ile zoraki olarak yaptığı ilk evliliği ve sonrasında otağını terk etmesi, boşandıktan sonra Âlim Bek ile evlenerek eşinin Hokand Hanlığı görevinde ona yaptığı gözlemlerle yardım etmesi, eşinin ölümü sonrasında Datka unvanını alarak Çarlık Rusya'ya karşı Alay Vadisi’nde yaptığı direniş hareketi ve Ruslar ile yaptığı barış antlaşması ile Alay kraliçesi unvanını almasıdır. Makalenin ilk kısmında Hokand Hanlığı’nın Türkistan’daki kuruluş ve gelişim sürecinden, Kırgız Türklerinin ve hanlıklarının durumlarından bahsedilmiştir. Bu kısımda Kırgız Türklerinin tarihsel serüvende aldıkları rolleri, Hokand Hanlığı’nın Kırgızistan üzerindeki önemi ve Rus işgali öncesindeki görünümü üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda ise Kurmancan’ın ve Kırgız halkının dönemsel yapısını incelenmiştir. Kurmancan’ın hayatındaki dönüm noktalarına değinerek karşılaştığı durumlarda gösterdiği hayati reflekslerin öneminden bahsedilmiştir. Kurmancan’ın Âlim Bek ile olan evliliği, sonraki dönemlerde ona yaptığı gözlemler ile Âlim Bek'in Hokand Hanlığı’nda rütbe atlaması ve üst makamlara gelmesindeki süreç ele alınmıştır. Âlim Bek'in ölümünün ardından Kurmancan’ın “Datka” unvanı almasındaki temel sebepleri, Türk tarihindeki yeri ve o dönemde kendisine duyulan saygıya dikkat çekilmiştir. Üçüncü ve son kısımda ise Kurmancan Datka’nın 19. yüzyılın ikinci yarısında Rus işgali karşısındaki direniş hareketini, tutumunu ve stratejik hamleleri ile “Alay Kraliçesi” unvanını alma serüveninden bahsedilmiş, ölümüne kadar olan süreç ile çalışma tamamlanmıştır.Öğe Sadri Maksudi Arsal ve Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları adlı eseri üzerine bir değerlendirme(Aksaray Üniversitesi, 2021) Derin Ükten, Yağmur1552’de Kazan’ın işgalinden sonra Rusya, İdil-Ural sahasını sömürmeye ve Türk illeri üzerinde yayılmaya başlamıştı. İşgal ettiği bölgelerde Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma politikası sürdürmüş, yerli halkın kültürünü yok etmeye yönelik amaç gütmüştü. 17. asırda Rusya, Müslümanlar üzerinde baskısını gevşetse de Türk topraklarını sömürmeye devam etmişti. Daha sonra II. Katherina döneminde Çariçenin politikası gereği uygulanan baskılarda azalma olmuş, Türk halklarına çeşitli haklar tanınmıştı. II. Katherina’nın Türklere verdiği imtiyazlar, Türklerin dini eğitiminin ve Rusya’daki Türkİslam kültürünün gelişmesinin önünü açmıştı. Türkler, Türkistan ticareti ile maddi birikim elde etmeye başlamış ve yavaş yavaş Rusya’da bir Türk burjuvazisi ortaya çıkmıştı. Ve Türk burjuvazi sınıfı maddi birikimini, Rusya’nın gerisinde kalmamak için eğitim ve kültür faaliyetlerine harcamıştı. İşte böyle bir ortamda dünyaya gelen ve Türk-Tatar aydınlarının önemli bir ismi olan Sadri Maksudi Arsal, gerek İdil-Ural sahası gerekse de bütün Türk dünyasının aydınlanması ve gelişimi için sunmuş olduğu fikirlerle önemli bir sosyolog ve aydın olarak karşımıza çıkmaktadır. Ünlü Tatar âlim, 1880 yılında Kazan Hanlığı’na yakın bir bölgede bulunan Taşsu Köyü’nde dünyaya gelmiştir.Öğe Milli mücadelede kadın ve Müfide Ferit Tek örneği(Aksaray Üniversitesi, 2021) Yılmaz Tekin, NeslihanMillî Mücadele; İstiklâl Harbi, Bağımsızlık Savaşı veya Kurtuluş Savaşı olarak da anılır. Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) ardından başlayıp askerî bakımdan Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922), siyasî bakımdan ise Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ile son bulmuştur. İtilaf kuvvetlerine karşı direnmenin yollarını arayan Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak yurt çapında topyekûn bir direniş gerçekleştirmek için işe girişmiştir. Kongreler düzenleyerek halkı savaşa manen hazırlamakla ve askerî direnişi örgütlemekle uğraşmıştır. Önce halktan oluşturulan silahlı müfrezelerle işgali yavaşlatmayı, böylelikle kazanılan zamanla düzenli ordunun kurulmasını planlamıştır. Kuvâ-yi Milliye adı verilen bu birlikler, Yunanlıları yenebilecek kabiliyette olmasa da onları oyalayabilmiştir.2 Mütareke gereğince ülkede orduların büyük kısmı terhis edilmiş, stratejik noktalar ele geçirilmiş ve silah depoları kontrol altına alınmıştır. Uzun savaş döneminin yorgunluğu ve ümitsizliği içinde bulunan padişah ve hükümet, İtilâf devletlerinin merhametine sığınmaktan, işgallerin genişlemesini önlemek için halkı sükûnete çağırmaktan başka bir şey yapamamıştır. Halk namusunu ve vatanını savunmak amacıyla Müdâfaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyetleri’ni kurarak mücadeleye başlamıştır. Bu cemiyetlerin bugünkü partilerle veya kurulmakta olanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Tersine her türlü siyasal amaçtan tamamen uzaktırlar. Varlıklarını sadece memleket bütünlüğünü, millet ve devletin diğer haklarını korumak amacına borçludurlar. Bunların hepsi aynı etkiler ve sebepler altında faaliyet göstermektedirler.Öğe Kitap tanıtımı: Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam(Aksaray Üniversitesi, 2021) Tuğluoğlu, FatihCumhuriyetin erken dönemine ilişkin kitaplarıyla tanınan aydın ve bürokrat Şevket Süreyya Aydemir, çeşitli tarihlerde eserinde anlatmıştı. Rusya’da aldığı eğitimden sonra Türkiye’ye dönen ancak sosyalist olduğu gerekçesiyle bir süre hapiste kalan Aydemir, planlı kalkınma konusunda Rusya’da gördüğü eğitim ve yaptığı incelemelerle dönemin hükümetini etkilemeye çalışmıştı. 1934’de hayata geçirilen Birinci Beş Yıllık Sanayi Planının fikir babalarından biri olan Aydemir, 30’lu yıllarda Türk devrimini ideolojisini kurgulamaya çalışan bir ekibin de başında bulunacak ve bu amaçla arkadaşlarıyla Kadro dergisini 1932- 1935 yılları arasında çıkaracaktır. Aydemir, 27 Mayıs’tan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan Yön ve Devrim dergilerde yazılar yazarak 1960’ların Türkiye’sinde yeni planlı kalkınmayı ve ekonomide devletin aktif rol oynamasını isteyecektir.Öğe Osmanlı ordusunda modernizasyon ve Fransız uzmanlar (1726-1812)(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ceylan, Kubilayhan1606 Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı erkânı, askeri, siyasi, içtimai ve eğitim alanında bozulmaların olduğunu ve bu bozulmaların savaşların kaybedilmesine yol açtığını fark etti. Bu bağlamda devlet erkânı tarafından bozulmanın sebeplerini bulmak ve bu sorunlara çözüm önerileri için ıslahat layihaları kaleme alındı. 17. yüzyılda yazılan layihaların içeriğine baktığımızda, bozulmanın temel sebebinin Kanun-i Kadim’den sapmadan kaynaklı olduğunu ve bu bağlamda yapılan ıslahat hareketlerinin genel felsefesine bakıldığında Kanun-i Kadim’e dönülmeye çalışıldığını görüyoruz. Fakat 1683 II. Viyana Kuşatmasında alınan bozgun ve beraberindeki Kutsal İttifak Savaşı sonucunda imzalanan Karlofça (1699) ve İstanbul (1700) Antlaşmaları ile Osmanlı Devleti yöneticileri, bozulmaya artık farklı bir perspektiften bakacaktı. 18. yüzyıl’a gelindiğinde, Osmanlı devlet erkânı nihayetinde Batı’nın üstünlüğünü kabul ederek, bu durumun sebeplerini öğrenmek ve Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla Avrupa’nın önemli devletlerinin başkentlerine elçiler gönderildi. Bunlardan en önemlisi Yirmisekiz Çelebizade Said Mehmed Efendi’dir. Orduyu Batı ordularının teknik ve fenni çerçevesinde ıslah etmek için Avrupa’dan yabancı uzman getirilmesi düşünüldü. Bu çalışmanın konusu, ordunun modernizasyonu ve ıslahı çerçevesinde 18. Yüzyılda Osmanlı’ya gelen Fransız uzmanlardır ve ordudaki Fransız Ekolü ele alınacaktır.Öğe Osmanlı Denizciliğinde Akdeniz Ve Kadırga(Aksaray Üniversitesi, 2021) Konci, AliOsmanlı Devleti’nin deniz alanında mücadelesinin temeli, XIV. yüzyıl Batı Anadolu deniz gaziliğine dayanır. Batı Anadolu’dan kasıt da Menteşe, Aydın, Saruhan, Karasi’dir. Yine bakıldığında Osmanlı’daki denizcilik faaliyetlerinin ilk ciddi anı da Karasi’nin alınmasıdır (1347-1348). Osmanlı bu tarihten itibaren denizlerde mücadelelere atılmaya başlamıştır. Karamürsel Beğ’in ilk çekdiri tipi olan, kendisinin adıyla anılan bu küçük gemi de; denizlere olan ilgiyi göstermekle birlikte henüz yeterli olmayacaktır. Edincik, İzmit, Gemlik, Karamürsel’de tersaneler inşa edilmesiyle birlikte ivme yakalanmaya çalışılırken Rumeli’deki Türk kara kuvvetleri sert bir bozkır rüzgârı şeklinde esmektedir. Tüm bu şeraitte, Rumeli’ye açılırken donanmanın önemi de ortaya çıkmıştır. Osmanlı için Akdeniz’e geçiş aşamaları da tabii olarak; Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethi, Kırım Hanlığı’nı kendine bağlayışı, Cenevizlilerin Venediklilerin gücünü kırması nispetinde gelişmekteydi. Barbaros Hayreddin ise denizcilik tarihine attığı Preveze imzasıyla öne çıkacak; Akdeniz, bir Türk gölü olacaktır.Öğe Osmanlı Devleti’nde ziraat eğitimi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aydın, Beyza FerhanTarım, ilk çağlardan itibaren pek çok toplumun temel gelir kaynağı olmuştur. Osmanlı Devleti içerisinde de ekonominin ve üretimin büyük kısmı tarıma dayalıdır. Osmanlı toprakları, İslam toprak sistemine göre yönetilmiştir. Buna göre; Gaza ve cihat yoluyla elde edilen topraklar, özellikle taşrada tarım ile uğraşan kişilere kiralanarak, üzerinde üretimin yapılması sağlanmıştır.1 Osmanlı Devleti’nde, toprağın sahibi padişahtır. Böylelikle toprak üzerinde, özel mülkiyet anlayışı yoktur. Bu durum devletin yararına olsa da köylü için hoşnutsuzluğa sebep olmaktadır. Çünkü çiftçinin, ekip biçmekle yükümlü olduğu arazi kendisine ait değildir. Dolayısıyla üzerinde üretim yaptığı toprak şahsi mülkü olmadığı için gerekli mercilerin izni olmadan toprak üzerinde herhangi bir ev, ambar, ağıl gibi binalar inşa etmeye hakkı yoktur.Öğe Asurlu Tüccar Aššur-R?’? ve ailesi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kuzuoğlu, RemziMilattan önce 1974-1719 yılları arasındaki dönem Asur Ticaret Kolonileri Devri (ATKD) olarak adlandırılmaktadır. Kuzey Mezopotamya’daki Asur Devleti ile Anadolu şehir devletleri arasında yoğun ticari faaliyetlerin yaşandığı bu dönemde; Asurlu tüccarlar beraberlerinde getirdikleri kalay, kumaş ve süs eşyalarını Anadolu pazarlarında satışa sunmuşlar, yüksek kârlarla elde ettikleri kazancı da altın ve gümüş olarak Asur’a taşımışlardır.Öğe Hanlıklar Devri Semerkant’ında sosyo-ekonomik yapı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Özcimbit, OnurZerefşan Nehri’nden beslenen, çevresinde Buhara, Keş, Tirmiz, Hocent gibi şehirlerin bulunduğu ve İpek Yolu olarak adlandırılan ticaret yolunun geçtiği kavşakta yer alan tarihi bir şehir olan Semerkant, Buhara ile birlikte Maveraünnehir’in en önemli şehirlerinden biridir. Şehir sahip olduğu jeopolitik konumu sebebiyle tarih boyu hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuş ve tarihi süreç içerisinde farklı devletlerin egemenliği altında bulunmuştur. Şehrin sosyal yapısı ve iktisadi durumu gibi özellikler tarihi olayları anlamlandırmada gerekli olmaktadır. Çalışmanın temelinde de bu durum yatmakta ve çalışmada Semerkant’ın hanlıklar devrindeki demografisi, sosyal yapısı, iktisadi durumu, mimarisi hakkında bilgiler verilmeye çalışılmaktadır. Bu konuda özellikle 19. yüzyılda bölgeyi gezen kişilerin yazdıkları seyahatnamelerden ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Konunun sınırlanmasında ise önceki dönemlere kıyasla bir gerilemenin olduğu gözetilerek hanlıklar devri seçilmiştir.Öğe Dionysos şenlikleri(Aksaray Üniversitesi, 2021) Türksever, SuatDionysos kültünde insanlar, kutladıkları festivaller ve yaptıkları gösterilerle tanrıya ulaşmanın yollarını aramışlardır. Özellikle de şarap ve şarabın verdiği coşkunluk haliyle insanlar kendilerinden geçip çılgınca dağlarda bayırlarda danslar etmişlerdir. Dionysos kültünün vermiş olduğu bu coşkunluk hali bugün bile psikoloji biliminde kendine bir yer bulabilmiştir. Dionysos’un birçok sıfatı vardır. Bakkhos, Bromios, Euhias, Dithyrambos, Iskhos, Iobakkhos, Eleutheros gibi sıfatlar tapanların çıkardığı sesler ve tanrının mitolojideki yansımalarından türemiştir. Dionysos birdenbire ortaya çıkan ve sonrasında da birdenbire yok olan bir tanrıdır.Öğe 2021’den esintiler(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aksaray ÜniversitesiMuğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Gökçe başkanlığında; Aksaray Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Remzi Kuzuoğlu, Doç. Dr. Onur Alp Kayabaşı ve Doç. Dr. İrfan Deniz Yaman ile Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi lisansüstü öğrencileri Ahmet Karadeniz, Eren Fehmi Eroğlu ve Ozan Turhan’dan oluşan araştırma ekibi, 2021 yılında Muğla AntalyaDenizli illeri arasındaki geniş bir sahada Türklerin en eski izlerini bulmak için bir araştırma gerçekleştirdi. Bu çalışma dâhilinde tespit edilen bir kurganda Elmalı Müzesi Müdürlüğü ile birlikte yapılan kazıda ok uçları, seramik kaplar ve metal eşyalar bulundu. Elde edilen sonuçları değerlendiren araştırmacılar kurganın ve bulunan eşyaların eski Türklerin ölü gömme adetlerine benzediğini ancak kesin sonuçlaraulaşmak için çalışmalara devam edileceğini ifade ettiler. Bilindiği gibi Eski Türklerde öbür dünya inancı gereği ölen kişiler silahları ve eşyaları ile birlikte gömülüyordu. Kazılan kurganda da bu tarz eşyaların olması önemli bir kanıt, ancak çalışmalar bittikten sonra daha net sonuçlara ulaşılması bekleniyor.Öğe Kaymakam Yahya Sezai Bey’in anılarında Aksaray (Haziran 1910 – Ocak 1914)(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aygün, NecmettinYahya Sezai Uzay Bey (1879-1970) yakın tarihimizin çok önemli olaylarına tanık olmuş bir idarecidir. Anılarını, torunu Lale Uzay Akalın yayıma hazırlamıştır. Kitabı okuduğunuz zaman onun pek çok idarî görev yaptığını görürsünüz. Ayrıca II. Meşrutiyet'in ilânından bu yana çok önemli tarihî olaylara tanıklık etmiş olduğunu anlarsınız. Bu yüzden kısaca kendisinden bahsetmek gerekmektedir.Öğe Türk mitolojisinde Ateş Kültü(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aydın, Muhammet KasımEsasen kalıplaşmış cümleleri olsa da mitolojinin doğrudan tek bir açıklaması yoktur. Her yazar ya da düşünür kendisine göre bir mitoloji tanımlaması geliştirebilir. Bizce de mitoloji, toplumların bazen bilerek ama çoğu zaman farkında olmadan oluşturduğu düşünce sistemidir. Mitoloji birçok yerde gerçeği, süslenmiş ve üstü örtülmüş bir şekilde sunar. Mitolojik ögelerin, kültlerin veya ritüellerin toplum hayatına ilk kez ne zaman girdiği de tam olarak belirlenemez. Ancak onları toplulukların gelenek, görenek ve ananelerinde yaşarlarken buluruz. Bu yazının konusu olan eski Türklerdeki ateş kültü de bu tanıma uymaktadır. Eski Türkler bazen bilinçli bir şekilde bazense farkında olmadan geleneklerine ve alışkanlıklarına mitolojik unsurlar sıkıştırmışlardır. Bu mitolojik unsurların menşei meselesi arketiplerle alakalı olup, doğrudan bu yazının açıklamak istediği konu içerisinde değildir. Bu yazının amacı, ateş kültünü Türk toplulukların mitolojik efsaneleri ile çevrelenmiş alanında inceleyip toplum, aile ve birey için ifade ettiği anlama ışık tutmaktır.Öğe Türklerin kaderlerini etkileyen dinler(Aksaray Üniversitesi, 2021) Önsel, NihatDin izlenilen kutsal bir yol, inanç sistemi ve bu inancın uyulması lazım gelen bütün kurallarının tamamı olarak izah edilebilir. Mutlaka her insan bir şekilde bir Tanrı’ya ya da bir dine inanır. Bu insanın yaratılmasıyla ilgili bir konudur. Yeteri kadar fazla yer ya da coğrafya değiştirmiş olan Türklerin dikkat edilmesi gereken bir özelliği çok değişik dinleri benimsemiş olmalarıdır. Büyük ihtimalle dünyanın başka bir halkında bu özelliğe rastlayamayız. Mutlaka Türkler haricinde de başka milletler dâhil oldukları dinlerden başka bir dini kabul etmişlerdir. Ancak bunun Türklerde daha çok olduğu inkâr edilemez bir konudur. Bu Türklerin bir zaafı mı, yoksa başka bir şey mi, bilinmemekle birlikte tartışmaya açık bir konudur. Fakat şu bir gerçektir ki Türkler kabul ettiği her dinle çok iç içe olmuşlardır. Takdir edilecek hususlardan bir diğeri ise bu kadar farklı dinleri benimsemiş olan Türklerin kabul ettikleri din ne olursa olsun o dinin en korkusuz savunucuları olup dinlerine sahip çıkmalarıdır. Sasani Devleti’nin yıkılmasından sonra korumasız durumda kalan Maniheistlerin Uygur devleti topraklarına sığınmaları ve bununla birlikte Bizans devletinin ve İslam topraklarında saldırılara uğrayan Yahudi insanlara Hazarların sahip çıkmaları Türklerin dinlerine bağlılıklarına ve dinlerini korkusuzca savunmalarına en güzel örneklerdendir.1 Eski Türklerde din toplumsal yapının değişimine göre yeniden şekillenirdi. Toplum ve toplumsal zümreler değiştikçe eski Türklerin inanmış oldukları ilahlar da değişime uğrardı.Öğe Orta Çağ’da İskandinavya İle İslam Dünyası arasındaki ticari faaliyetler(Aksaray Üniversitesi, 2021) Karaoğlan, Erhan; Satıl, Nur SenaBazı halklar tarihte muntazam yükselişler gösterir iken bazı halkların da yükselişleri defaten gerçekleşir. Tarihin kısa bir döneminde müthiş bir yükseliş enerjisiyle kabına sığmayan bir halk, ömrünün geri kalanını yeniden kendi sınırları içerisine çekilerek, gayet mümtaz bir şekilde yaşayabilir. Başka bir halk ise çöküş safhasına geçtiğinde, kendisine en yakın hissettiği halk ile kaynaşarak yeniden bir yükseliş safhasına geçebilir. Açıkça bu düzen, tarihin halklar için çizdiği kanundan başka bir şey değildir. Nitekim VIII. yüzyılın başlarında evvelce adları duyulmayan, Avrasya’da büyük siyasî çekişmelerin yaşandığı ve büyük devletlerin güçlerinin kırıldığı bir vakitte İskandinavya’dan inerek, doğuya ve batıya doğru durmaksızın saldıran bir halk belirdi. Bir barbarın zalimliğine sahip olduğu kadar, bir tüccarın da zekâsına sahip olan bu insanlar üç asır sürecek olan bir çağı başlattılar ve haberleri olmadan kendi yükseliş safhalarını yaşadılar. Aynı zamanda, onların ünleri, dönemin birçok muharriri tarafından da yazıya geçirildi. Viking Çağı1 olarak nitelendirilen bu dönem, yukarıda da bahsini ettiğimiz gibi Vikingler olarak adlandırılan bir halk kütlesinin çeşitli nedenlerden dolayı doğu ve batı dünyalarına karşı hızla saldırıya geçtikleri dönemin adıdır. Bu dönem aynı zamanda İslâm coğrafya yazıcılığının zirvede olduğu bir dönemdir. Galiba Vikinglerin intişarı, aynı zamanda onlara kendi kaderlerinin de bir armağanıydı. Çünkü hem Avrasya’da siyasî gaileler baş göstermiş hem de Müslüman tarih yazıcılığı gelişmişti.Öğe Siyâsetnâmelere göre ideal hükümdarın günlük hayatında dikkat etmesi gereken hususlar(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aksel, SeçkinTarihi olayları kısa anekdotlar ile anlatırken devlet idarecilerine dünyevî ve uhrevî tavsiyelerde bulunan siyâsetnâmeler, farklı görüş ve hayat standartlarının ürünü olan edebi metinlerdir. İnsan ve insana dair neredeyse her konuya değinmekte beis görmeyen nasihatnâme kültüründen beslenen siyâsetnâmeler, Orta Çağ Türk-İslâm kültüründe bir yazım geleneği oluşmasını sağlamışlardır. Sözlükte “bir nesneyi düzgün ve iyi durumda bulunması için özenle gözetip korumak; hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelen siyaset kelimesi; “toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı” şeklinde tanımlanmaktadır.1 Arapça asıllı olan bu kelime sonraları anlamında yaşanan kısmi değişiklikler ile “hükümet işleri, politika ve diplomasi” yerine kullanılmıştır.