Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe The Right Kind of Suffering: Gender, Sexuality and Arab Asylum Seekers in America.(Wiley, 2024) Yıldız, UğurRhoda Kanaaneh's book ‘The Right Kind of Suffering’ examines the asylum narratives of Arab asylum applicants who seek a safe haven in the United States. It focuses on applicants claiming asylum based on their gender or sexuality, or what the UNHCR document refers to as fear of persecution due to membership in a particular social group. The book recounts the struggle, but strategic asylum experiences of a few Arab men and women from different backgrounds and countries of origin. The asylum experiences presented in the book are strategic in a sense that each applicant memorizes what to say and learns how to behave so as to be granted refugee in this bureaucratic asylum game. Using an ethnographic approach, Kanaaneh's book unveils the ebbs and flows of asylum processes and hardships experienced during the process. Kanaaneh's voluntary job as an Arabic interpreter when she was an anthropology graduate student created a path for her to meet with both Arab asylum applicants and the structures of the immigration–asylum system. Based on over a decade of research and meetings with hundreds of asylum seekers, Kanaaneh narrates the experiences of four Arab asylum seekers—Suad from Sudan, Fadi from Jordan, Fatima from Egypt and Marwa from Lebanon. The selection of these four applicants represents ‘luckier asylum applicants’ who ‘are eligible for asylum’ following their arrival in the USA with their tourist visa (p. 2). The author emphasizes the urgent need to ‘humanize asylum seekers’ from the Middle East and explains the reason of focusing on these lucky four applicants (p. 3). Accordingly, as the author highlights, even applicants who are eligible for asylum have had difficult and suffering bureaucratic experiences prior to the Trump administration's downturn, which worsens the conditions of asylum applicants in particular and demonizes immigrants from the Middle East region in general (p. 3).Öğe Türkiye’nin İlk Çin Elçisi Emin Âli Sipahi’nin Çin İzlenimleri ve Türkiye-Çin İlişkileri(Türk Tarih Kurumu, 2023) Duman, MelihTarihsel süreçte çok uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen Türk-Çin ilişkileri, modern dönemde ancak XIX. yüzyılda dolaylı bir biçimde gelişmiştir. Her iki ulusun da yaşadığı tecrübeler, dönüşen dünyada varoluş mücadelesi hâlini alırken ilk resmî diplomatik ilişkiler, XX. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti döneminde başlamıştır. Çin’in SSCB ve daha sonra Japonya ile yaşadığı sorunlar iki dünya savaşı arası dönemde Türk dış politikası açısından yakından takip edilen bir konu olmuştur. Bu doğrultuda Türkiye’nin Çin’de açılan ilk diplomatik misyonu maslahatgüzarlık olurken, kısa süre sonra maslahatgüzarlık ekonomik gerekçelerle kapatılmış (1931) ve mütekabiliyet esasınca 1939 yılında elçilik olarak açılmıştır. Çin’de ilk Türk Elçiliğinin açılması ile birlikte Emin Âli Sipahi de orta elçi olarak Türkiye’nin ilk Çin elçisi olmuştur.Çalışma bu doğrultuda Türkiye’nin Çin’deki “ilk Türk elçisi” olan Emin Âli Sipahi’nin raporları doğrultusunda, Çin’de geçirdiği ilk zamanlarında yaşadığı gelişmeleri ele almakta ve bu dönemdeki Türkiye-Çin ilişkilerini değerlendirmektedir. Sipahi’nin adeta sefaretname geleneğinin takipçisi olarak kaleme aldığı raporlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin erken döneminde Çin’e, Çin kültürüne, Çin’deki Türklere ve Müslümanlara dair önemli veriler sunmuştur. Emin Âli Sipahi’nin Çin izlenimleri, siyasi-kültürel temaslar ve Çin’deki Türk imgesi üzerinden ele alınarak Türkiye-Çin ilişkileri kapsamında analiz edilmiştir. Çalışma, belgesel kaynak tarama metoduyla elde edilen arşiv belgeleri ve diğer kaynaklar doğrultusunda değerlendirilmiştir.Öğe Turkey-Spain Relations in the Period Between the Two World Wars (1923-1939)(Mustafa Süleyman ÖZCAN, 2023) Duman, Melih; Çaylı, ŞahinThe period of World War I and World War II is a very important period of time for Turkey and Spain, where the struggle for existence and survival is experienced. The relationship between the states of Türkiye and Spain, which are located at two different ends of the Mediterranean, goes back a long way in terms of historical process. The study dealt with the relations between the Republic of Türkiye and Spain from a political and economic point of view between the years 1923-1939 and tried to analyze how cyclical developments affect bilateral relations. The main question sought to be answered in the study was how the relations of Türkiye and Spain, which lived through the periods of the Kingdom, the Republic and the Civil War from 1923 to 1939, developed politically and economically in all three phases. The study evaluates Türkiye-Spain relations from the perspective of Türkiye with the method of document analysis between the years 1923-1939 and evaluates them from the perspective of Turkish foreign policy. In the study, which was handled in terms of archival sources, official and periodicals and secondary sources of the Republic of Türkiye, the phases of Türkiye-Spain relations between the years 1923-1939, which can be considered as early, were discussed in terms of Türkiye and evaluated in terms of historical perspective. The study is expected to be a source of literature on the relations between Spain and Türkiye with its original sources, broad perspective, analysis and originality. Considering the Türkiye-Spain relations between 1923-1939, it was seen that the will of the two countries to realize bilateral relations was not at the desired level due to the unstable political developments in Spain.Öğe İnsan Merkezci Batılı Çevre Etiğine Karşı Afrika Çevre Etiği: Postkolonyal Bir Eleştiri(Muş Alparslan Üniversitesi, 2023) Öztürk, Mehmet; Şahin, YusufDünyada çevre sorunları hızla artarken, bu sorunlardan sadece gelişmiş Batılı devletler değil, Afrika gibi sömürgeciliğe maruz kalmış coğrafyalar da nasibini almıştır. Dünyayı böylesine geniş ölçüde etkileyen çevre sorunları, özünde insan ile doğa arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği üzerine eğilen çevre etiğinin başlıca ilgi alanı olmuştur. Söz konusu çevre etiği ise dünyanın farklı bölgelerinden çok sayıda görüş ve yaklaşımı içerir. Bu çalışmanın amacı; Afrika çevre etiğinin insan merkezci Batılı çevre etiği yaklaşımından farkını ortaya koymaktır. Bunun için öncelikle Batılı çevre etiğinin ve daha geniş bağlamda Afrika çevre etiğinin muhtevasına, daha sonrasında ise Afrika’dan Batıya ve insan merkezci Batılı çevre etiğine yönelik eleştirilere yer verilecektir. Söz konusu eleştiriler ise bunları daha uygun ifade etme olanağı sunan postkolonyal eleştiri çerçevesinde sunulacaktır. Çalışma sonucunda; kendi içerisinde daha yerel ve toplulukçu şekillerde bir çeşitlilik ve zenginlik barındırsa da belli ortak özelliklere dayanan Afrika çevre etiğinin, Batıda egemen olan insan merkezci çevre etiğinden farklı olduğu görülmüş ve ayrıca gelecek çalışmalar için önerilerde de bulunulmuştur.Öğe Alman Siyasi Birliğine Giden Süreçte Prusya’nın, Zollverein’ın ve Bismarck’ın Rolü(Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Öztürk, MehmetTarihi süreçte Avusturya gibi Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve Alman Konfederasyonu bünyesinde yer alan Prusya, Bismarck önderliğinde 1871’de Alman İmparatorluğu’nu ilan etmiştir. Alman siyasi birliğinin de sağlandığı bu aşamaya ise kolay gelinmemiştir. Bu aşamaya nasıl gelindiğine dair sorudan yola çıkan bu çalışmada, Alman siyasi birliğinin sağlanmasında Prusya’nın, Zollverein’ın ve Bismarck’ın rolü araştırılmıştır. Prusya perspektifinden 18 ve 19. yüzyıl Avrupa tarihindeki temel kritik dönemeçlere temas eden araştırma aynı zamanda siyasi birlik sürecinin nasıl işlediğine ve bunun nasıl başarıldığına cevap aramaktadır. Güç dengesi ve güvenlik toplulukları yaklaşımlarının katkılarıyla yürütülen araştırma, tarihsel kurumsalcılıktan da izler taşımaktadır. Güç dengesi yaklaşımı, 18. ve 19. yüzyıllardaki Avrupa ve Alman coğrafyasındaki güç ilişkilerini göstermeye yönelik alt zemin oluşturmada, güvenlik toplulukları yaklaşımı ise fonksiyonelden genel amalgama (birliğe) dönüşümü açıklamada tercih edilmiştir. Yapılan araştırma neticesinde, Alman siyasi birliğinin sağlanmasında, Prusya’nın, Zollverein’ın ve Bismarck’ın oldukça önemli rol oynadıkları görülmüştür. Siyasi birliği sağlama yönünde Prusya bir taraftan Avrupa güç dengesi koşullarında Fransa ile diğer taraftan da Alman devletleri arasında Avusturya ile uzun süre mücadele etmek durumunda kalmıştır. Hatta Bismarck liderliğinde izlenen strateji doğrultusunda bu devletlerle savaşılmış ve galip gelinmiştir. Bunların yanı sıra Alman siyasi birliğin sağlanması yönünde atılan stratejik bir bütünleşme hamlesi de Zollverein adı verilen Alman Gümrük Birliği’nin inşası olmuştur.Öğe Iranians as real estate purchasers and international students: Transformation of Turkish-Iranian migration corridor(Routledge, 2024) Yıldız, UğurIn case of migration of Iranian nationals, while Mediterranean countries are hesitant to accept Iranian undergraduate students and do not admit applications from Iranian citizens due to sanctions, Turkey has increasingly been preferred by Iranian students and individuals who purchase real estate in Turkey in return of residency permit in the last decade. By revealing the South-South migration in context of capital intensified migration in Turkey, the article argues that the introduction of citizenship-by-investment category in 2016 regulating the exceptional acquisition of Turkish citizenship and increasing quotas for international students have motivated more Iranian students to apply undergraduate programs in Turkey and Iranian nationals to buy real estate in Turkey. This transformation in Turkish migration domain isin line with the neoliberal logic and demands of market by commodifying both citizenship and education. In unfolding motivations of Iranians, the research utilizes qualitative data collection technique in which I conduct twenty-five semi-structured interviews with Iranian undergraduate students and real estate purchasers. Interviews suggest that the mobility of Iranian students and investors offers a unique example in the Mediterranean region as Turkey has become a plausible option for Iranian nationals who can obtain an alternative way to exit from Iran.Öğe Mahalle Baskısının Sosyolojik Tahayyülünde Kentsel Güvenlik(Gümüşhane Üniversitesi, 2023) Aslantürk, Oğuzhan; Yılmaz Aslantürk, ArzuKentin kültürel zemini üzerine inşa edilen mahalle, toplumsal bütünleşme aracıdır. Toplumsal bütünleşmenin kentsel boyutta sürekliliğinin sağlanması için ise sosyal düzen kurallarına gereksinim duyulmaktadır. Yüz yüze ve kişisel ilişkilerin modern toplumlara göre daha fazla ön planda tutulduğu Osmanlı şehir toplumunda, mahallenin adeta bir toplumsal denetim misyonu üstlendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı döneminde mahallede toplumsal duyarlılığın izdüşümü olduğu ve toplumsal denetimi sağladığı iddiasıyla ortaya çıkan mahalle baskısı kavramı tercih edilmiştir. Şerif Mardin tarafından kullanılan mahalle baskısı kavramına siyaset bilimi literatüründe sıkça yer verilmesine karşın, sosyoloji ve kentsel güvenlik bağlamında yer verilmediği görülmektedir. Literatür taramasına dayanan bu çalışmanın amacı, mahalle baskısının sosyolojik tahayyülü üzerinden kentsel güvenliğe olan etkisini geleneksellik ve modernite ekseninde değerlendirmektir. Dolayısıyla çalışmanın savı, kentsel güvenliğin sağlanmasında mahalle baskısının etkili olduğudur. Bu sebeple çalışmada, geleneksellikten moderniteye dönüşüm sürecinde mahalle baskısına, mahalle baskısının ve kentsel güvenliğin kesişim mekânı olan çıkmaz sokağa yer verilecektir. Buna ek olarak, mahalle baskısının sosyolojik etki alanları kentsel güvenlik çerçevesinde değerlendirilecektir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre, mahalle baskısı mekanik dayanışmacı toplumlarda kentsel güvenlik gibi olumlu etkiye sahipken; organik dayanışmacı toplumlarda politik içeriğe sahip olumsuz bir anlam ihtiva etmektedir.Öğe 70. yılında Türkiye-Nato ilişkilerinin tarihsel boyutu(A Kitap, 2023) Duman, MelihTürkiye için coğrafi bir manadan çok daha fazlasını ifade eden Batı kavramı, son iki yüzyılda ulaşılmak istenen modernleşme sürecinin hedefi olmuştur. Osmanlı Devleti’nin yaşadığı kayıpları gidermek üzere başlattığı süreç, nihayetinde Devletin tasfiyesini engellemek üzere kullanılan bir enstrüman haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile temin edilen güvenlik, Batılılaşmanın gerekçesini ortadan kaldırmamış aksine yeni ve en önemli hedefi haline getirmiştir. Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde NATO’ya üye olması ise SSCB karşısında emniyet ihtiyacının giderilmesinin yanında aynı zamanda uzunca bir dönemdir sürdürülen modernleşme maratonunda Batılı olma statüsü sağlamıştır. Bu kapsamda çalışma Türkiye-NATO ilişkilerini 70 yıllık perspektif içerisinde ele almakta Türkiye’nin Batı ile ilişkilerindeki dönüşümü, yaşanan tartışmalar içerisinde ortaya koymaktadır. Türkiye’nin NATO üyeliğinin 70 yılı değerlendirildiğinde Türkiye, NATO üyeliği ile birlikte tüm istediklerine sahip olmamış, üstelik NATO üyesi ülkelerle dönem dönem ciddi görüş, fikir ayrılıkları yaşamıştır ve hala yaşamaktadır. Tüm bu fikir ayrılıklarına ve olumsuzluklara karşın Türkiye, 70 yıldır NATO’nun uyumlu bir üyesi olarak NATO politikalarına destek vermektedir. Çalışma bu çerçevede Türkiye’nin üyeliği ve dış politikası kapsamında NATO meselesini çeşitli boyutlarıyla geçmişten bugüne ele almaya çalışmaktadır. Çalışma, belgesel kaynak tarama metoduyla elde edilen arşiv belgeleri ve diğer kaynaklar doğrultusunda değerlendirilmiştir.Öğe IŞİD’in Musul işgali ve Türkmenler(Iğdır Üniversitesi, 2020) Abbas, ZiyaIrak Türkmenleri 2003 öncesi Irak yönetimlerinin Araplaş- tırma politikaları, 2003 sonrası Erbil yönetiminin Kürtleştirme politikaları ve IŞİD gibi terör örgütlerinin en büyük mağduru olmuştur. IŞİD tarafından 10 Haziran 2014 yılında başlatılan operasyonlarda Türkmenler, katliamlara, tecavüzlere uğramış, göçe zorlanmıştır. 2003 sonrası Türkmen coğrafyasının tartış- malı bölgeler haline gelmesi ve 10 Haziran 2014’teki gelişmelerle birlikte, Türkmenler, tarafı olmadıkları bir savaş ve çatışma ortamında, iki ateşi arasında kalmıştır. Türkmenlerin büyük bir bölümü ise hayatta kalabilmek adına topraklarını ve evlerini ve her şeylerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu çalışma IŞİD terör örgütünün 10 Haziran 2014’te Irak’ın en büyük şehirlerinden biri olan Musul’u işgal etmesiyle başlayan krizle çatışma ortamında kalan Irak Türkmenlerini ele almaktadır. Çalışmada IŞİD’in Musul işgali öncesi Türkmenlerin genel durumuna de- ğinildikten sonra, işgal ile birlikte Türkmen coğrafyasının çatışma alanına dönüşmesi ve Türkmenlere yansımaları incelenmiştir. Son başlıkta ise Musul’da IŞİD Krizi Türkiye açısından ele alınmıştır. Türkmen bölgeler Araştırma merkezlerinin çalışmalarının yanı sıra, Akademisyenlerin çalışmaları, basın yayın organları ve saha çalışması sırasında bölgeden elde edilen bilgilerden yararlanılmıştır.Öğe Irak’ta mezhepsel çekişmelerin boyutları ve sonuçları(Aksaray Üniversitesi, 2017) Abbas, ZİyaIrak tarihi boyunca etnik ve dini çatışmalara sahne olmuş bir ülkedir. İslamiyet’in ilk çağlarından beri siyasî ayrışmaların ve çıkar çatışmalarının yol açtığı mezhepsel gerginliklerin sahnesi olmuştur. ABD’nin 2003’te Sad- dam Hüseyin rejimini devirmesinden sonra oluşturulan yeni siyasi süreç de ülkede etnik- dini gerginlikleri daha da körüklemiştir. Özellikle ABD işgalinden sonra Irak’ın kronik sorunu haline gelen mezhepsel çekişmeler, ülkenin istikrarını ve toplumsal dokusunu tehdit eden unsurların başında gelmektedir. Söz konusu mezhepsel çekişmeler her ne kadar çıkar çatışmalarından meydana gelse de, bu çalışmada ele alındığı gibi tarihsel, siyasî ve toplumsal olarak farklı boyutlarda kendini göstermektedir. Çalışmada Irak’ta mezhepsel çekişmelerin tarihi arka planı ele alınmakta, 2003 yılında ABD işgaliyle birlikte yeniden yapılandırılan Irak’ta siyasi süreç ve bu sürecin etkileriyle tırmanan siyasi Mezhepçilik irdelenmektedir. Irak’ın toplumsal yapısı, tarihi ve siyasi sürecin topluma etkisiyle birlikte toplumsal mezhepçilik ve etkisi analiz edilmektedir. Ayrıca mezhepsel çekişmeleri tırmandıran bölgesel ve küresel faktörlere de ele alınmaktadır.Öğe Afganistan ihtilafı ve Hindistan(Aksaray Üniversitesi, 2016) Çınarlı, ÖzgürAfganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edildiği 1979 yılı ile, ABD’nin Taliban’ı devirmeye yönelik askeri operasyona başladığı 2001 yılları arasında Afganistan sürekli bir istikrarsızlık içinde, küresel ve bölgesel güçlerin mücadele alanı olagelmiştir. Hindistan da yakınındaki bu ihtilafa tepkisiz kalmamıştır. Çalışmada ihtilafın değişen aşamaları doğrultusunda Hindistan’ın Afganistan’a yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu doğrultuda Hindistan’ın dış politikasının temel güdüleyicilerinden olan Pakistan karşıtlığının, Hindistan’ın Afganistan’da laik veya en azından ılımlı bir yönetim oluşturma amacı doğrultusunda politika geliştirmesine neden olduğu ortaya koyulmaktadır.Öğe El Havza El İlmiye ( Şii medreseleri)(Aksaray Üniversitesi, 2016) Abbas, ZİyaBu çalışma Şiilerce Kutsal Şehirlerin sosyoekonomik yaşantısının ayrılmaz bir parçası olan El Havza El İlmiye olarak bilinen Şii Medreselerini ele almaktadır. El Havza El İlmiye Şii Merciliği ile birlikte Şii toplumun günlük yaşantısını oldukça önemli biçimde etkilemektedir. Başka bir ifadeyle Şii Merciliği El Havza El İlmiyeler aracılığıyla Ortadoğu’nun şekillenmesinde etkili rol oynamaktadır. Çalışmanın temel amacı Türkiye’de özelde bürokrasi ve akademisyenler genelde toplunum bu konuda az da olsa bilgi edinmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Şiilerin önemli nüfus oranı oluşturdukları ülkelere yönelik politika üretirken Şii El Havza El İlmiyeleri ile Şii Merciliğinin dikkate alınmasına katkıda bulunmaktır. Araştırma sırasında Kutsal Şii Şehirlerinde saha çalışması yapılmış, El Havza El İlmiye’nin tarihi gelişimi, yapısı, işleyişi ve Şii dünyasındaki konumu irdelenmiştir. Saha çalışması sırasında yazılı kaynaklardan yararlanmanın yanı sıra El Havza El İlmiye’nin temel taşı olan Şii Merciler, onların yakınları ve El Havza El İlmiyelerde eğitim gören ilahiyat öğrencileriyle görüşülmüştür.Öğe Uluslararası örgütlerin devlet-içi çatışmalara başarısız müdahalelerinin nedenleri(Sakarya Üniversitesi, 2017) Ataman, Muhittin; Öztürk, MehmetUluslararası örgütlerin, dünyanın herhangi bir yerindeki devlet-içi çatışmaya çeşitli gerekçelerle ya müdahil olmayı seçtikleri ya da müdahil olmadıkları görülmektedir. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütlerin uluslararası barış ve güvenliği sağlama adına devlet-içi çatışmaları sonlandırması arzu edilen bir durumdur. Müdahale etmeleri durumunda nadir de olsa başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bununla birlikte, devlet-içi çatışmaları sonlandırmak için harekete geçen uluslararası örgütlerin başarısız olduğu durumlar olabilmektedir. Uluslararası örgütlerin devlet-içi çatışmalara müdahalesinin başarısız olmasının bazı önemli nedenleri bulunmaktadır. Hangi durumlarda başarısız olduğuna dair literatürde farklı bakış açıları mevcuttur. Bu makalenin amacı da uluslararası örgütlerin devlet-içi çatışmalara müdahalelerinde başarısız olma nedenlerini sınıflandırmak ve analiz etmektir.Öğe Tıp ve hukukun buluşma noktasında biyoetik tartışmalar(Türkiye ve Orta Doğu'nun Yönetim Okulu, 2016) Çoban, FundaSon yıllarda tıp ve yaşam bilimleri alanlarındaki gelişmeler ve kimi biyoetik sorunlar, hukuki ve insan hakları ile ilgili pek çok etik ve politik tartışmayı beraberinde getirmiştir. Bunlar arasında üreme teknolojilerini ilgilendiren meseleler, otonomiyi ilgilendiren meseleler ve hibrit alanlar bulunmaktadır. Meselelerin göbeğinde ise, insanın ontolojik ve hukuki statüsüne bir güvence verme iddiasında olan uluslararası insan hakları manzumeleri yer almaktadır. Söz konusu manzumelerin konuyu ilgilendiren doruğu, BM Biyoetik İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ise tartışmaları karşılayacak yeterlilikleri ve yetersizlikleriyle ayrıca incelenmeye değerdir.Öğe İslamcılığın fikri taşıyıcısı olarak türkiye siyasi hayatında Necip Fazıl(Mülkiyeliler Birliği, 2015) Çoban, FundaTürkiye’de siyasi düşüncenin oluşumunda edebiyatçı fikir ve dava insanlarının önemi büyüktür. Bu izlek içerisinde Osmanlı döneminde Tevfik Fikret’ten Namık Kemal’e, Cumhuriyet döneminde Nazım Hikmet’ten Sezai Karakoç’a dek geniş bir yelpazeyi kapsayan bir “üdeba geleneğinin” varlığından söz etmek mümkündür. Diğer bir ifadeyle şairler Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden günümüze politik ortamla ilgili yazıları, eylemleri ve davranışlarıyla siyasi geleneğin oluşumuna katkı sunmuşlardır. İşte bu gelenekte yer alan ve Türkiye’de siyasal İslamcılık akımı içinde adı saygınlıkla anılan, kendisine sürekli atıflar yapılan Necip Fazıl Kısakürek, savunduğu fikirler ve ortaya koymaya çalıştığı bütünlüklü sistem içinde yeni tartışmaları ve incelemeleri çağıracak denli önemli bir yerde durmaktadır. Potansiyel tartışmalar içinden sadece biri olan bu çalışmada, Necip Fazıl’ın bir “fikir ve aksiyon adamı” olarak Türkiye siyasi düşüncesi içinde edindiği saygın konumun, ortaya attığı fikirlerin özgünlüğünden ziyade onun edebi üslubundan ve reaksiyondaki başarısından kaynaklandığı savunulmaktadır. Bu çerçevede Necip Fazıl’ın siyasal İslam’ın bir ideoloğu değil, taşıyıcısı olduğu iddia edilmektedir.Öğe Zaman-hakikat ilişkiselliği sarmalında proustgil denklem: Kayıp zamanın izinde(Süleyman Demirel Üniversitesi, 2015) Çoban, FundaMarcel Proust’un yedi ciltlik eseri Kayıp Zamanın İzinde , edebi değerinin yanında felsefi düşünümlere yer açması bakımından da önemli bir eser olarak bel leklerimize kazınmıştır. İşte bu çalışma, eserin belkemiğini oluşturan kavramlar (istemli ve istemsiz bellek, göstergeler) ve bakış açıları (kaybolan zamandan yakalanan zamana) etrafında zaman ile bilgi/hakikat arasında varsayılan ilişkiselliği, “geçmiş ve geleceğin hep bir şimdiki zamana tekabül ettiği” iddiası çerçevesinde incelemekte, bu çerçevede de Proust’un eserini özellikle Heideggeryen zaman anlayışı perspektifinde irdelemektedir.Öğe The 15 October 2008 presidential election: The consolidation of Ilham Aliyev's power in Azerbaijan(USAK, 2009) Demirtepe, M. TurgutThe presidential election held on October 15, 2008 marked a crucial phase in the consolidation of the semi-authoritarian regime in Azerbaijan. Azeri politics has long suffered from the authoritarian tendencies of the government. Due in part to the boycott of the major opposition parties, the incumbent president, Ilham Aliyev, emerged from the election even stronger. The election was uncompetitive and the result was expectable. However, high voter turnout indicates the weakness of opposition to mobilize the voters not to participate in the elections. The election outcome can be clearly seen as an approval of the policies of Ilham Aliyev, but it also represents the opposition’s inability to be a significant force in the Azeri political landscape. Yet, the president will face thorny problems in his second term still waiting to be resolved.