Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 47
  • Öğe
    Dış ticarette teslim ve ödeme şekilleri:Aksaray ili örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Mutlu, Fatih; Gülpınar Demirci, Vildan
    İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra dünya üzerindeki blokların yıkılması ve buna ilave olarak ortaya çıkan küreselleşme olgusu ile dış ticaret işlemleri ivme kazanmıştır. Diğer taraftan Covid 19 Pandemi döneminde tüm dünyada yaşanan navlun sorunundan dolayı, dış ticaretteki teslim şekillerinde değişiklikler gözlenmiştir. Dış ticaret yapan firmalar tarafından Pandemi dönemine kadar önemi fazla bilinmeyen Ex-Work teslim şekli bu dönem içerisinde değer kazanmış, dış ticarete konu malın satışını yapan firmalar için navlun sorununu çözebilecek alternatif bir ödeme şekli olarak ortaya çıkmıştır. Pandemi döneminde ortaya çıkan dış ticaretteki değişen ödeme ve teslim şekillerinin bölgesel odaklı incelenmesi, hem bölgesel ekonomi ve dış ticaret potansiyelinin belirlenmesi hem de dış ticaret yapan firmalara yol göstermesi açısından önemlidir. Bu noktadan hareketle tezin temel amacı Aksaray Organize Sanayi Bölgesindeki dış ticaret üzerine faaliyet gösteren şirketlerin Türkiye ekonomisine katkılarını ortaya koymak, ihracat ve ithalat potansiyellerini belirlemek ve dış ticaret teslim ve ödeme şekillerini incelemektir. Bu çalışmada, Aksaray ilinde aktif dış ticaret faaliyeti yürüten ve sektörünün önde gelen şirketlerinin de aralarında bulunduğu 70 farklı şirketin üst düzey yöneticilerine yüz yüze görüşmelerle anket uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilerek nicel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda ihracat ve ithalatın yapıldığı bölgenin ödeme ve teslim şekillerini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre Uzak Doğu ülkelerinde peşin ödeme yöntemi ve ithalat hacmi arasında; AB ülkelerinde ise peşin ödeme yöntemi ve ihracat hacmi arasında anlamlı ve pozitif ilişki tespit edilmiştir. Diğer taraftan ithalatta ve ihracatta en sık kullanılan ödeme şekli sırasıyla peşin ödeme ve akreditifli ödeme iken, ihracatta peşin ödeme oranı ithalattan çok daha yüksektir.
  • Öğe
    Gelir dağılımı ve sağlık harcamaları arasındaki ilişkinin bölgesel analiz yöntemi ile incelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Öztürk, Kübra; İğdeli, Arif
    Bu çalışmada küresel boyutta sorun teşkil eden gelir eşitsizliğindeki herhangi bir değişimin, sağlık harcamaları üzerinde de herhangi bir değişime sebebiyet verip vermediği incelenmektedir. Çalışmada örnek ülke olarak Türkiye’nin 26 bölgesi (Düzey II bölgesi) ele alınmıştır. Araştırmanın dönem kısıtı 2014-2018 olarak belirlenmiştir. 2014-2018 dönemi için gelir eşitsizliğinin kişi başına düşen sağlık harcamaları üzerindeki etkisi Düzey II bölgeleri örnekleminde mekânsal panel veri (SAR) teknikleri ile analiz edilmiştir. SAR testi bulgularına göre kişi başına düşen gelir arttıkça kişi başına düşen sağlık harcamaları da artmaktadır. Esneklik değerine bakarsak kişi başına düşen gelirdeki %1’lik değişim kişi başına düşen sağlık harcamalarında %1,8 artışa yol açmaktadır. SAR testi bulgularına göre doğurganlık hızındaki %1’lik değişim kişi başına düşen sağlık harcamalarında %0,8 artışa neden olmaktadır. Bu sonuç hane halklarının hamilelik dönemlerinde düzenli olarak sağlık harcamasında bulunduğuna işaret etmektedir. Eğitimin kişi başı sağlık harcamaları üzerindeki anlamsız etkisi ise dikkat çekicidir. Bunlara ek olarak SAR testi bulgularında en dikkat çekici husus mekânsal etkinin varlığıdır. Bulgulara göre bir bölgedeki kişi başına düşen sağlık harcamaları komşu bölgedeki kişi başına düşen sağlık harcamalarını %0,283 oranında artırmaktadır. Bu durum komşu bölgeler arasındaki etkileşimin varlığını desteklemektedir.
  • Öğe
    The effect of fuel price on food inflation in Türkiye
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Güdükçam, Mesut; İğdeli, Arif
    Covid 19 pandemisinin ardından gıda enflasyonu Türkiye başta olmak üzere Dünya genelinde politika yapıcıların üzerinde durduğu temel bir sorundur. Gıda enflasyonunun yükselişe geçmesinde çeşitli faktörler rol oynamaktadır. Bu faktörlerden biri akaryakıt fiyatlarıdır. Akaryakıt fiyatları tarımda kullanılan traktörden, lojistik sağlanan tırlara kadar birçok kalemde gıda ürünlerine maliyet olarak yansımaktadır. Türkiye'de akaryakıt fiyatlarının yüksek olduğu görülmektedir. Bunun iki ayrı sebebi vardır. Birinci sebep döviz kuru yükselişleri, ikinci sebep ise akaryakıt fiyatlarındaki yüksek oranlı özel tüketim vergisidir. Gıda enflasyonun düşürülmesi için gıda üretim ve lojistik maliyetlerinin düşürülmesi şarttır. Bu çalışma akaryakıt fiyatlarının gıda enflasyonu üzerinde etkisinin olup olmadığını araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmada 2005-2022 yılları arasındaki aylık benzin ve motorin fiyatları ile gıda fiyat endeksi kullanılmıştır. Covid 19 pandemisi gibi nadir olayların etkisinin de dikkate alınması için araştırmada Fourier KPSS ve Fourier Shin eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Analiz bulgularına göre serilerde yapısal kırılmanın varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca analiz bulgularında seriler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığına rastlanmıştır. Son olarak analiz bulguları uzun dönemde akaryakıt fiyatlarının gıda enflasyonunu artırdığına işaret etmektedir.
  • Öğe
    Gelir yakınsaması analizi: Euro bölgesinden yeni kanıtlar
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) İpek, Apti; İğdeli, Arif
    Yakınsama hipotezi Neo-klasik büyüme teorisinin önemli bir çıkarımıdır. 1980'li yıllarda popüler olan yakınsama farklı çeşitleri ile günümüze kadar araştırmacılar tarafından yoğun bir ilgiyle incelenmektedir. Literatürde yakınsama hipotezine farklı ülke, bölge ve ekonomik birliklere örnekleminde makroekonomik değişkenlerin eşitsizliklerini açıklamak amacıyla başvurulmuştur. Böylelikle uygulanan politikaların ne derece etkin olduğu konusunda çıkarımda bulunulmuştur. Euro bölgesi ülkeleri Covid 19 krizi ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden en çok etkilenen bölge olmasından dolayı stagflasyon endişesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda Euro bölgesi için ortak bir politikanın uygulanıp uygulanmayacağının araştırılması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Ortak politikanın başarılı olup olmayacağının temel kriterlerinden biri ülkeler arasındaki makroekonomik değişkenlerin yakınsamasıdır. Bu bağlamada araştırmada en fazla tercih edilen makroekonomik değişken olarak gelirin Euro bölgesi ülkeleri arasında ne ölçüde yakınsadığı yapısal kırılmayı dikkate alan ve almayan panel birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Analiz bulgularına göre Euro bölgesi ülkelerinde %1 anlamlılık düzeyinde sıfır hipotezinin reddedilmekte ve gelir yakınsamanın olmadığı sonucuna varılmaktadır. Başlangıçta ticaret anlaşması olarak kurulan daha sonra ülkelerin sadece ticaret değil diğer alanlarda da birlikte hareket etmesi üzerine genişleyen Euro bölgesindeki ülkelerin gelirlerinin homojen dağılım göstermediği gözlenmiştir. Bu bulgular ışığında Euro bölgesi için uygulanacak ortak politikaların her ülkede benzer sonuçlar veremeyeceğini ve bu yüzden başarılı olmasının pek mümkün olamayacağı kanaatine varılmıştır. Bu bulgular doğrultusunda politika yapıcılara ortak politikalar yerine bölgesel politikalar üretmesi önerilmektedir.
  • Öğe
    Kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret ilişkisi: E7 ülkeleri üzerine bir araştırma
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Sifyan, Esra; Sever, Erşan
    Ülkelerde ekonomik istikrarsızlığa neden olan birçok sosyo-ekonomik faktör bulunmaktadır. Kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret birçok ülkeyi etkileyen sosyo-ekonomik faktörler arasındadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı 1999-2018 yılları arasında E7 ülkelerinde kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmada panel veri analizi kullanılmıştır. Enflasyon oranı ve kişi başına düşen GSYH değişkenleri de analize dahil edilmiştir. Araştırmada iki modelli bir analiz gerçekleştirilmiştir. İlk modelde asgari ücret, kişi başına GSYH ve enflasyon değişkenlerinin kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. İkinci modelde ise kayıt dışı ekonomi, kişi başına düşen GSYH ve enflasyon değişkenlerinin asgari ücret üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Analizde sabit etkiler modelinin kullanılmasına karar verilmiştir. Sabit etkiler modelinde değişen varyans, otokorelasyon ve birimler arası korelasyon sorunları ile karşılaşılmıştır. Bu nedenle etkin bir tahmin yöntemi olan Driscoll Kraay tahmincisi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre asgari ücret ve enflasyonun kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisinin pozitif olduğu sonucuna varılmıştır. Kişi başına düşen GSYİH'nin kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisi ise negatiftir. Kayıt dışı ekonomi ve kişi başına düşen GSYİH asgari ücret ile pozitif ilişkilidir. Enflasyon ile asgari ücret arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Genel olarak ana değişkenler incelendiğinde kayıt dışı ekonomi ile asgari ücret arasında pozitif ve çift yönlü bir ilişki olduğu sonucuna varılmaktadır.
  • Öğe
    Osmanlı Devleti'nin sosyo-ekonomik sistemi üzerine tartışmalar: Sabri Ülgener ve Niyazi Berkes özelinde mukayeseli bir analiz
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Ermiş, Fatih; Bilir, Hüsnü
    Bu çalışma Osmanlı Devleti'nin sosyo-ekonomik yapısını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda Niyazi Berkes ile Sabri Fehmi Ülgener'in eserleri çerçevesinde feodalizm-kapitalizm tartışmalarına odaklanılmıştır. Berkes'in Osmanlı sisteminin ne feodalist ne de kapitalist olarak tasvir edilebileceğini daha ziyade despotik bir karakter taşıdığını ileri sürerken, Ülgener'in Osmanlı Devleti'nin tasavvuf zihniyetinin etkisiyle kapitalizme geçiş yapamadığı görüşünü savunduğu görülmektedir. Bu çalışmanın temel iddiası ise Osmanlı Devleti'nin sosyo-ekonomik yapısının tam anlamıyla feodal, kapitalist ve despotik olarak nitelendirilemeyeceği, kendine özgü bir sistem olarak tanımlanabileceğidir. Çünkü Osmanlı toplumundaki köylü ile feodal sistemdeki serf benzer özellikleri sahip olsalar da yerel yönetici olan tımar beyi ile feodal senyör arasında bir benzerlik bulunmadığı söylenebilir.Feodal beyin toprak üzerinde mâlikliği sözleşmeye dayanmakta iken tımar beyi devletin görevlisi olarak çalıştığı için toprak malikliği yoktu. Çünkü mülkiyet kavramı üretim sistemleri arasında farklılık ve benzerliği sağlayan en önemli yol ayrımıdır. Feodal bey yargı yetkisi kullanırken, tımar beyi yargı yetkisine sahip değildi. Bu noktadan hareketle Osmanlı sosyo-ekonomik yapısının feodal sistemden ayrıştığı söylenebilir. Ayrıca Osmanlıların kapitalist üretim yapısına da sahip olmadığı ileri sürülebilir. Çünkü Osmanlıların devlet düzeni ekonomik anlamda güçlü ve söz sahibi bir sınıfın ortaya çıkmasına izin vermeyecek bir yapıya sahipti. Bu durum da sermayenin özel ellerde birikmesine engel oluyordu. Ayrıca Osmanlı'da üretim faktörlerinin mülkiyeti özel kesimin elinde bulunmamaktaydı. Bu bakımdan Osmanlı Devleti'nin sosyo-ekonomik yapısının feodalizme de kapitalizme de benzemediği ve kendine has bir yapıya sahip olduğu söylenebilir.
  • Öğe
    Tüketici davranışlarının İslam iktisadı boyutu üzerine bir araştırma
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Küçük, Esra Nur; Sever, Erşan
    Değişen ve dönüşen tüketim kültüründe tüketim davranışlarını anlamak, etki eden değerleri incelemek araştırmacılar ve işletmeciler açısından oldukça önemli bir konudur. Dinler de insan hayatının bütün alanlarına ilişkin her konuya temas eden geçmiş dönemlerden bu yana devam eden değerlerdir. Tüketim ve din veya inanç, ibadet ve değerler, tarihsel süreçte farklı etkileşim içinde bulunmuşlardır. Modern toplumun dönüştüğü tüketim kültürü etkisi ile dini değerlerde farklı dönüşümlere uğramıştır. Bu nedenle özellikle günümüz tüketim toplumu yapısında İslam dininin tüketim davranışları üzerindeki etkisi önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı da tüketici davranışları ile dindarlıkları arasındaki ilişkileri incelemektir. Ayrıca tüketicilerin dindarlık düzeyleri ve tüketim davranışlarının demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, medeni hâl ve gelir durumu) yönünden farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymakta çalışmasının diğer bir amacıdır. Çalışma nicel araştırma modelinde hazırlanmıştır. Katılımcıların demografik değişkenlerin çeşitlenmesi amacıyla farklı şehirlerdeki bireylere ulaşım sağlanmıştır. Bu araştırma anket tekniği ile gerçekleştirilmiş ve frekans analizleri, bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA testi ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanarak analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, dindarlık ve tüketim davranışlarının demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaşmalar gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen diğer bulgulara göre, katılımcıların dindarlığının tüketim davranışlarından hedonik tüketim, faydacı tüketim, gösterişçi tüketim, savurgan tüketim, İslam' a uygun tüketim boyutları ile ilişkisi olduğu, rasyonel tüketim boyutu ile ilişkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca analiz sonuçlarında çalışmaya katılan Müslüman bireylerin namaz kılma ve Kur'an okuma ibadetlerini gerçekleştirme ortalamalarında en düşük orana sahip olmalarına rağmen, bu ibadetlerin tüketim davranışı boyutlarından savurgan tüketim, gösterişçi tüketim, hazcı tüketim boyutlarında negatif yönde ilişkisi bulunan, açıklayıcı gücü en yüksek ve en önemli etken olması dikkat çeken sonuçlardandır.
  • Öğe
    Küreselleşen dünyada davranışsal ekonominin yeri: Küreselleşme riskleri ve davranışsal ekonominin geleceği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Mammadli, Nurana; Fırat, Emine
    1980 yıllarından itibaren neoliberal politikalar eşliğinde dünyada gerçekleşen değişim, dönüşüm süreci küreselleşme olarak tanımlanmakta ve kabul görmektedir. Bu süreç siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel boyutları da kendi içerisinde barındırmaktadır. Özellikle küreselleşmenin ekonomik boyutu önem arz etmekte, ekonominin küreselleşmesiyle beraber ülkeler arasındaki sermaye, mal ve hizmet hareketlerinin serbestleşmesi, bunun neticesinde dünya ekonomisinin tek pazar çatısı altında bütünleşmesi ve bu durumun ülkeler arasındaki ekonomik bağları daha da arttırdığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmada küreselleşme olgusu detaylı bir biçimde ele alınmış, küreselleşmenin doğurduğu riskler anlatılarak bu bağlamda küreselleşme sürecinin hız kazandığı yıllar itibariyle ortaya çıkan ekonomik krizler incelenmiştir. Ardından psikoloji ve ekonomi bilimini kendi bünyesinde barındıran davranışsal iktisat konusuna geçilmiştir. Davranışsal iktisat psikoloji biliminin yardımıyla birey davranışlarını incelemekte ve neoklasik iktisadın aksine bireylerin rasyonel değil de irrasyonel olduğunu savunmaktadır. Tezin son kısmında ise davranışsal iktisat yardımıyla insan davranışlarının krizler üzerindeki önemli etkileri incelenmiştir.
  • Öğe
    Gelişmekte olan ülkelerde Çevresel Kuznets Eğrisi ve kirlilik sığınağı hipotezlerinin geçerliliği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Akkaya, Fatoş; Çetin, Mümin Atalay
    19. yy'ın ikinci yarısından itibaren hızla artan sanayileşme ve küreselleşme süreçleri, küresel toplam talebi artırmıştır. Artan üretim ihtiyacı, küresel ölçekte doğal kaynakların yoğun bir biçimde kullanılmasına neden olmuştur. Özellikle fosil temelli doğal kaynakların üretim süreçlerinde aşırı kullanımı, ülkelerin çevresel kalite düzeyleri üzerinde baskı meydana getirmiştir. İktisadi literatürde ekonomik kalkınma sürecinin temel taşı olan toplam arz seviyesindeki artışın meydana getireceği olası çevresel sorunlara ilişkin iki önemli yaklaşım mevcuttur. Bunlardan ilki Çevresel Kuznets Eğrisi Hipotezi (EKC) olarak, diğeri ise Kirlilik Sığınağı Hipotezi (PHH) olarak isimlendirilir. EKC hipotezine göre politika yapıcılar ve toplumlar kalkınmanın erken safhalarında materyal çıktı seviyesinde artışa odaklanmaktadır. Ancak belirli bir dönüm noktasından sonra, artan ekonomik büyüme süreci çevre kalitesini artırıcı bir etki meydana getirir. Büyüme ve kirlilik arasındaki bu ters U şeklindeki eğri EKC olarak tanımlanmıştır. PHH'ye göre ise çevrenin korunmasına ilişkin düzenlemelerin oldukça sıkı olduğu gelişmiş ülkeler kirli teknikler ile üretim yapan endüstrilerini, çevresel regülasyon ve kısıtların görece gevşek olduğu gelişmekte olan ülkelere kaydırırlar. Bu tez çalışmasının amacı 1991-2017 yılları arasında 55 gelişmekte olan ülke için EKC ve PHH hipotezlerinin geçerliliğini statik ve dinamik panel veri teknikleri yardımıyla incelemektir. Statik ve dinamik panel veri tahminci sonuçları gelişmekte olan ülkelerde EKC ve PHH hipotezlerinin geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca heterojen panel nedensellik test bulguları, kişi başına düşen gelirden, kentsel nüfustan, elektrik tüketiminden ve doğrudan yabancı yatırımlardan kişi başına düşen karbondioksit emisyonuna doğru bir nedensellik ilişkisinin var olduğunu göstermiştir.
  • Öğe
    Covid-19 pandemisinin makroekonomik etkileri: Ülkelerarası mukayeseli analiz
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Karakaya, Fatma Yasemin; Sever, Erşan
    Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkarak kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgının tüm dünyaya yayılmasından itibaren başta sağlık ve ekonomi olmak üzere hayatın her alanında olumsuz etkilere neden olmuştur. Pandeminin yıkıcı etkilerini en hafif şekilde atlatabilmek amacıyla ülkeler çeşitli tedbirler almak durumunda kalmıştır. Covid-19 pandemisinin hızla yayılması ve küresel etkilere neden olmasından dolayı geçmişte yaşanan salgın hastalıklardan farklılık göstermektedir. Salgının kısıtlayıcı etkileri gündelik hayat ve çalışma hayatı üzerinde olumsuz etkilere neden olmuştur. Ülkelerin birbirlerine olan ticari bağlılıklarının artması nedeniyle salgının ekonomik anlamda etkisi küresel boyut kazanmıştır. Bu çalışmada, Covid-19 pandemisinin Türkiye, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kore ve Çin ekonomileri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Seçili ülkelerin Covid-19 pandemisine karşı almış oldukları sosyal ve ekonomik tedbirler incelenerek pandemi sürecinin nasıl sürdürüldüğü açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada pandeminin makroekonomik değişkenler (kamu finansman dengesi, dış borç, dış ticaret, işgücü piyasası, ekonomik büyüme, finansal kesim ve enflasyon) üzerindeki etkileri seçilmiş ülke örnekleri ile araştırılmıştır. Konu ile ilgili literatürden yararlanılarak yayınlanmış raporlar ve istatistiki veriler yardımıyla mevcut durumun değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu kapsamda pandemi sürecinde seçili ülke ekonomilerinin makroekonomik değişkenler üzerinde mukayeseli analizine yer verilmektedir.
  • Öğe
    Bilgi iletişim teknolojilerinin illerin ekonomik büyümesi üzerine etkisi: Panel veri analizi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Demirtaş, Fatma; Ilıkkan Özgür, Munise
    Çalışma iller bazında bilgi iletişim teknolojilerinin ekonomik büyümeye etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. BİT'in ekonomik büyümeye etkisi 81 il düzeyinde 2011-2019 dönemleri için panel veri analiz yöntemi (Driscol Kraay tahmincisi) kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada beş model oluşturulmuştur. Model I çalışmanın temel aldığı MRW(Mankiw, Romer, Weil) (1992) modelini ifade ederken, Model II, III, IV ve V ise sırasıyla MRW modeline BİT değişkenlerinin (sabit telefon kullanımı, cep telefon kullanımı, internet kullanımı ve bu değişkenlerden yazarın temel bileşenler analiz tekniği ile kendi hesaplaması olan endeks değişkeni) ilave edilerek genişletilmiş versiyonudur. Elde edilen bulgular şu şekildedir: MRW modelinde yer alan ve kontrol değişkenleri olarak kullanılan değişkenler analiz edilen bütün modellerde anlamlı ve teorik beklentiyle uyumludur. Buna karşın çalışmanın amacını oluşturan bilgi iletişim teknolojileri için kullanılan "sabit telefon kullanımı, cep telefon kullanımı, internet kullanımı ve endeks " değişkenlerine ait katsayılar teorik beklentilerle uyumlu olmasına rağmen, istatistiksel olarak anlamlı değildir. Çalışma iller bazında BİT'in ekonomik büyümeye etkisini mevcut veriler kullanılarak daha önce analiz edilmemiş olmasından dolayı literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.
  • Öğe
    Sosyal medyada gıda sektörünün Netnografi ve metin madenciliği yöntemi ile incelenmesi: Torku markasının Twitter analizi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Dikkaya Kavak, Fatma; Gülpınar Demirci, Vildan
    Son yıllarda tüketiciler sosyal medya kanallarını ürün, hizmet ve marka değerlendirmede sıklıkla kullanmaya başlamıştır. Bu durum, işletmeler için çok büyük, karmaşık ve gömülü biçimde veri yığınlarını ortaya çıkarmış ve bu veriler, müşteriyi anlamayı sağlayacak önemli bir kaynağa dönüşmüştür. İşletme stratejilerinin geliştirilmesinde, sanal veriyi daha detaylı analiz ederek anlamlı çıkarımlarda bulunmak son derece önemlidir. Bu noktadan yola çıkarak çalışmada, Türkiye'nin en büyük ilk 50 şirketinden biri olan ve büyük bir dijital veriye sahip olan Torku markası seçilerek, Twitter platformu üzerinde #torku etiketi kullanılarak yapılmış paylaşımların netnografi ve metin madenciliği ile incelenmesi amaçlanmıştır. Twitter üzerindeki 01.01.2011 ile 01.01.2021 tarihleri arasında Türkçe dilinde paylaşılmış 8208 tweet'e Python programlama dili, twint kütüphanesi kullanılarak erişilmiştir. Tüm gönderiler belirli ön işlemlerden geçirildikten sonra doğal dil işleme tabanlı duygu analizi için BERT modeli kullanılmıştır. Ardından duygu durumuna göre pozitif ve negatif olarak ayrıştırılmış veriler üzerindeki benzersiz kelimeler tespit edilerek frekansları hesaplanmış ve Python programlama dili, wordcloud kütüphanesi kullanılarak kelime bulutları oluşturulmuştur. Duygu analizi sonucunda; Konyaspor kelimesini içermeyen 7212 gönderiye duygu analizi yapıldığında 4283 tanesinin pozitif, 2929 tanesinin negatif olduğu görülmüştür. Tüm gönderiler içerisinde en sık tekrar eden üç kelime; yerli, milli, güzel kelimeleridir. Kelime bulutu analizi sonucunda pozitif gönderiler içerisinde en sık tekrar eden üç kelime; dosta, Recep, Anadolu kelimeleri iken; negatif gönderiler içerisinde en sık tekrar eden üç kelime; satış, yazık, resmen kelimeleridir. Hem pozitif hem de negatif paylaşımlarda geçen ortak kelimeler de ayrıca analiz edilmiş ve içlerinde en sık tekrar eden üç kelimenin yerli, milli ve şeker kelimeleri olduğu görülmüştür. Bu sonuçlara ek olarak ilgili kelimelerin geçtiği gönderiler incelenmiş ve markanın tüketilmesinde yerli ve milli olmasının en önemli etken olduğu, ürünlerin kullanımında yararlanılan hammaddenin Anadolu çiftçisi tarafından üretilmesinin ise tüketiciler üzerinde doğal ve sağlıklı algısını oluşturduğu görülmüştür. Helal ürünlerin kullanıldığının belirtilmesinin ise tüketimi olumlu yönde etkilediği gözlenmiştir. Tüm gönderiler içerisinde en sık tekrar edenlerden beş tanesi olan yerli (803), milli (567), Nutella (211), helal (192), Banada (97) kelimelerine bakıldığında; Torku markası kullanıcılarının markayı, milliyetçilik ve helal gıda ile birlikte kodladıkları görülmektedir. Negatif kelimeleri içeren yorumlar incelendiğinde ise, tüketicilerin bazı ürün fiyatlarının yüksek olmasından yakındıkları ön plana çıkmıştır.
  • Öğe
    Tütün kullanımına bağlı akciğer kanseri riski; Türkiye'de sağlık sektörü ve harcamaları
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Memiş, Remziye; Turgut, Ahmet
    Bu çalışmada, tütün ürünleri 1990'lı yıllardan günümüze gelişen tütün sektörü ve politikaları, sağlık harcamaları ilişkisi incelenmiştir. Tütün sektörü ve tütünden elde edilen ürünlerin geçmişten günümüze nasıl değişimler geçirdiği ve sağlık alanında sebep olduğu akciğer kanserine değinilmiştir. Tütün talebinin yıllar geçtikçe artış göstermesi ile akciğer kanserinin dünyada erkeklerde ilk sırada ölüm sebebi olması nedeniyle tütün ve tütün ürünleri üzerinde inceleme yapmaya itmiştir. Çalışma DSÖ, TÜİK, T.C. Sağlık Bakanlığı istatistik raporlarından elde edilen sonuçlara göre hazırlanmıştır. Türkiye'de yetiştirilen tütün, dünya piyasasında yüksek taleple karşılanmıştır. Fakat tütün tüketimine bağlı artan ölümler sonucunda hükümetler tütün ve tütün ürünleri üzerinde farklı politikalar uygulamaya çalışmışlardır. Tütün ve tütün ürünlerinin insan sağlığına verdiği zararı en aza indirebilmek, için tütünden elde edilen geliri tütün ve tütün ürünlerinden alınacak vergi haline dönüştürmüşlerdir. Sağlığa zararı sebebiyle TÜİK verilerine göre 1990'lı yıllarda tütün üretim alanı 320.236 hektar iken 2000'li yıllarda bu alanda daralmaya gidilmiştir. 4733 sayılı Tütün yasası çıkarılarak tütün ve tütün sektöründe düzenleme denetleme yoluna gidilmiştir. Bu düzenlemeler sayesinde tütün üretiminde sözleşmeli üretime geçilmiştir. Sağlık harcamalarının dünya genelinde artış göstermesi sebebiyle bu harcamayı azaltmamıza yardımcı faktör olarak tütün ve tütün ürünlerini inceledik. Tütüne olan talebi az da olsa aşağı seviyelere çekebilirsek hem akciğer kanseri riskini hem de sağlık harcamalarının azalması mümkün görülmektedir. Sağlık harcamasındaki artış dünya genelinde her geçen gün artma eğilimi göstermesi ülkelerin gelişmişlik düzeylerinde de belirleyici olmaktadır. Fakat bu çalışmada sağlık harcamalarının dijitalleşen dünyada ileri teknolojiyi takip eden cihazlara ve bu cihazların kullanımına ulaşmakta harcanması ve inovatif sağlık hizmetlerine ulaşımda sağlık harcamaları artışına vurgu yapılmaktadır. Çalışmada tütün kullanımına bağlı olarak akciğer kanser riskinin arttığı ve sağlık harcamalarını artırarak genel bütçeyle daha fazla yük oluşturduğu görülmektedir. Tütün kullanımının azaltılarak kontrol altına alınması genelde sağlık harcamasını özelde ise akciğer kanseri riskini ve harcamalarını azaltacağı sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    İç göç ve kamu yatırımları ilişkisi: Türkiye örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Türedi, Kevser Yaldız; Fırat, Emine
    Göçler insanlık tarihiyle başlayıp kesintisiz şekilde devam eden nüfus hareketlilikleridir. Özellikle sanayi devrimiyle beraber hız kazanmıştır. Bireylerin göç etme kararının ardında; şiddet olayları, ekonomik nedenler, kültürel ve sosyal nedenler ve iklim koşulları gibi etkenler bulunmaktadır. Göç hareketleri uluslararası olabileceği gibi aynı ülke içinde farklı bölgelere de gerçekleşmektedir. Aynı ülke içinde yapılan iç göçler ülke içinde gelişmişlik ve gelir düzeylerinin farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Kamu yatırımlarının önemli amaçlarından biri de bölgelerin ihtiyaçlarını karşılarken bölgeler arasındaki gelişmişlik farkını da asgari düzeye çekmektir. Türkiye'de iç göçler dönemler itibariyle farklı nedenlere dayanmakla birlikte iç göçlerin yönü genel olarak kırsaldan kentlere doğrudur. Dış göç çalışmalarının oldukça fazla olması ve iç göçle ilgili yeterince çalışma bulunmaması nedeniyle bu çalışmada iç göçler üzerinde durulmuştur. Çalışmada; Türkiye'de iç göçlerin tarihsel gelişimi, nedenleri, nüfus yapısı ve kamu yatırımlarının kapsamı, sektörel dağılımı ve en çok kamu yatırımı yapılan iller 2015-2019 yılları arasındaki verilerle ele alınarak iç göç ve kamu yatırımları ilişkisi doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Bu çalışma için elde edilen bulgular sonucunda net göç hızı ve kamu yatırımlarının 2015-2019 yılları arasında en çok kamu yatırımı alan 10 il bazında değerlendirilmesi sonucunda kamu yatırımları artış ya da azalışlarının net göç hızlarını etkilemediği söylenebilir. İç göçlerin diğer nedenleri de göz önüne alındığında sadece kamu yatırımları ile iç göçler üzerinde kontrol sağlanamayacağı, iç göçlerle ilgili önlem almak için göçlerin sosyolojik nedenlerinin detaylı araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
  • Öğe
    Kamu harcamaları, kamu gelirleri ve GSYH ilişkisi
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Böge, Mustafa Kemal; Abioğlu, Vasıf
    Bu çalışmada kamu harcamaları, kamu gelirleri ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla arasında nedensellik ilişkileri analiz edilmektedir. Bu amaçla, analizde 1994:Q1 – 2019:Q4 dönemi için Johansen eşbütünleşme testi ve Vektör Hata Düzeltme Modeli kullanılarak söz konusu değişkenler arasında nedensellik ilişkileri analiz edilmektedir. Ampirik sonuçlar, kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasında mali senkronizasyon hipotezini destekleyen çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğunu göstermektedir. GSYH'den kamu harcamalarına doğru tek yönlü ve güçlü bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır ama kısa dönemde kamu harcamalarından GSYH'ye doğru bir ilişki görülmemektedir.
  • Öğe
    Dünyada ve Türkiye'deki şeker piyasasının mevcut durumu: Kayseri Şeker Fabrikası örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Yürekli, Esra; Fırat, Emine
    Ülke ekonomilerinin ana sektörlerinden birini tarım sektörü oluşturmaktadır. Tarım sektörü içinde şeker sektörü, yan ürünleri de dikkate alındığında tüm Dünya'da stratejik öneme sahip bir üründür. Ülkemizde şeker üretimi, üretim maliyeti şeker kamışına nazaran daha yüksek olan şeker pancarından yapılmaktadır. Bu nedenle Türkiye'de şeker üretim maliyeti ton başına 900 dolar ile Dünya ortalamasının yaklaşık iki katıdır. Maliyetleri artıran diğer hususlar ise, yüksek hammadde maliyetleri ve düşük verimlilik gibi sorunlardır. Ülkemizde hammadde maliyeti pancardan üretim yapan diğer Avrupa ülkelerine göre %30 daha fazladır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, şeker sektörünün yarattığı katma değer ve toplumsal faydası oldukça yüksektir. Şeker pancarı tarımı, doğrudan ve dolaylı olarak yaklaşık 10 milyon insanı etkilemektedir. Bu bağlamda, bu tez çalışmamızın amacı kapsamında, üretim maliyeti dezavantajına rağmen, Kayseri Şeker Fabrikası özelinde ülkemiz şeker endüstrisinin mevcut durumu incelenmiş olup, SWOT analizi yapılmıştır. Çalışmada, Kayseri Şeker Fabrikası tarafından maliyetleri düşürme, hizmet kalitesini artırma ve marka değerini artırma çabaları kapsamında yapılan uygulamaların iyi örnek teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarının şeker politikasının oluşturulması kapsamında politika yapıcılara, şeker fabrikalarının ekonomik refahı artırma avantajını artırma konusunda fabrika yöneticilerine yol gösterici olduğu değerlendirilmektedir.
  • Öğe
    Yeni keynesyen ücret Phillips eğrisi: Türkiye üzerine bir uygulama
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Ozan, Engin Can; Bakırtaş, İbrahim
    Ücret enflasyonu ve işsizlik arasındaki ters yönlü ilişkinin varlığının gösterildiği Geleneksel Phillips Eğrisi 1980'li yıllarda ücret ve fiyat yapışkanlıkları ve piyasa başarısızlıkları varsayımları altında Yeni Keynesyen İktisatçılar tarafından mikro temelleri güçlendirilerek yeniden yorumlanmıştır. Ekonominin tam istihdamda dengeye ulaşmasını engelleyen bu varsayımlar altında oluşturulan yeni Phillips Eğrisi modellerinden biri de Yeni Keynesyen Ücret Phillips Eğrisi (NKWPC)'dir. Parasal ücretlerdeki değişim oranı ile işsizlik arasındaki ters yönlü ilişkinin mikro olgular da göz önünde bulundurularak gösterildiği bu eğrinin Türkiye için test edilmemiş olması bu tez çalışmasının temel hareket noktasıdır. Çalışmanın amacı NKWPC'yi Türkiye için test etmek ve analizler sonucunda elde edilen bulguları tartışmaktır. Bu amaç doğrultusunda 1995:Q1-2019:Q4 dönemini kapsayan veriler kullanılarak Türkiye'nin NKWPC'si Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Sınır Testi (ARDL) yöntemi vasıtasıyla tahmin edilmiştir. Yeni Keynesyen görüşünün varsayımlarına bağlı olarak yapılan analiz bulgularına göre Türkiye için ücret enflasyonu ile işsizlik arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Aynı zamanda analizlerde ücret enflasyonu ile enflasyon arasında da doğrusal bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında gelecek dönem ücret ve fiyatlar tahminlenirken ve yaşanan şoklar sonrasında ekonominin tekrar dengeye gelme hızı tespit edilirken, Türkiye'deki politika yapıcıların NKWPC'den faydalanarak politika üretebilecekleri sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Yoksullukla mücadele ve İslam dininde yoksulluğa bakış
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Tutuk, Merve; Kara, Fatma Zişan
    Yoksulluk, insanlığın var olduğu zamandan beri yaşanmaktadır. Yoksulluğun önlenmesi için birçok uluslararası ve ulusal kurum ve kuruluş bir takım politikalar uygulanmış ve uygulamaktadır. Yoksulluğun neden kaynaklandığı ülkelere göre değişebildiği gibi bireylerin yoksulluğu algılayış biçimlerine göre de değişmektedir. Çalışmada iktisadi ve İslami bir yaklaşım çerçevesinde yoksulluk ve yoksullukla mücadele açıklanmaya çalışılmıştır. İktisadın rasyonel, bireysel çıkarı düşünen bir anlayışına karşılık İslam dininin yardımlaşmayı ve bireysel çıkar yerine toplumu düşünen bir anlayışa sahip olmasının yoksulluğun önlenmesinde daha etkili olabileceği anlayışı dikkat çekmektedir. Bu durum Homo Economicus ve Homo Islamicus varsayımlarının karşıtlığı içinde yoksullukla mücadeleyi farklılaştırabilmektedir. İslami yaklaşım çerçevesinde Kur'an-ı Kerim ve sünnette birçok yerde yoksul, kimsesiz ve ihtiyaç sahibi kimselerin gözetilerek yoksulluğun olabildiğince ortadan kaldırılmasına yönelik bir yaklaşım vurgulanmaktadır. İslam dini yoksulluğu önlemek amacıyla birçok uygulamada bulunmaktadır. Bu uygulamalardan biri zekât ve sadaka vermektir. Zekât, zengin kesimin mal varlığından alınıp yoksul kesime aktarılmasıyla gerçekleşmektedir. Sadaka da kişinin kendi istediğiyle yoksul kesimin ihtiyaçlarını gidermek için maddi yardımda bulunmasıdır. Her ikisinde de amaç yoksul kesimin ihtiyaçlarını karşılamak olmaktadır. Kişinin çalışıp bir gelir elde etmesi de yoksulluğun önlenmesinde önemli bir yere sahip olmaktadır. Faiz de yoksulluğa neden olarak yoksul ile zengin arasındaki açığı artırdığı için yasaklanmıştır. Çalışmada yoksullukla mücadele konusunda hali hazırda izlenen iktisadi sistemin uygulamadaki yetersizliğine karşılık İslam dininin yol gösterdiği uygulamalarının etkinlik sağlayıp sağlamayacağı vurgulanmış, çalışma Kur'an ve sünnetten yararlanarak belgesel kaynak tarama yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır.
  • Öğe
    Sınır ticaretinin sosyal ve ekonomik etkileri: Habur Sınır Kapısı örneği
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Som, Mehmet; Ilıkkan Özgür, Munise
    Küreselleşmeyle birlikte, dünya düzeninin, yeniden şekillenmesi, yeni anlayış ve politikaların gelişmesi, ülkeler ve bölgeler arasındaki karşılıklı etkileşim ve bağımlılık gibi olguların oluşması, ülkeler ve bölgelerde meydana gelebilecek olası gelişme etkilerinin yayılma hızını artırmıştır. Ekonomik sistemin küreselleşmesi ve uygulanan neoliberal ekonomik politikalarla gün geçtikçe artan yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi sorunların çözümü konusunda politika yapıcıların ve araştırmacıların arayışları artmıştır. Bu arayışların bir parçası olarak sınır ticareti, genel kanıya göre, uygulandığı bölgelerin ve sınır kapısı bulunduran şehirlerin sosyal ve ekonomik yapısını önemli ölçüde etkileyen ve değiştiren bir ticaret şekli olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tezin amacı, Şırnak'ın temel sorunlarını teşkil eden yoksulluk, işsizlik ve gelir dağılımı adaletsizliği gibi kavramlar üzerinde odaklanarak; tezin öznesi olan Habur Sınır Kapısı'nın Şırnak ilinin ekonomisi üzerindeki etkisi ve bölge halkı üzerindeki sosyolojik yansımalarını ortaya koymaktır. Tezde, 15 Ekim-15 Aralık 2019 tarihleri arasında bölgede ikamet eden katılımcıların anket yoluyla konuya ilişkin değerlendirmeleri göz önüne alınmış ve araştırmanın örneklemi için yargısal (amaçsal) örnekleme kullanılmış olup; görüşlerin ortaya konulması amacıyla betimsel istatistiki yöntemler kullanılmıştır. Sosyal ve ekonomik değişkenlerin kendi içinde gruplanması adına keşfedici faktör analizi uygulaması yapılmıştır. Diğer yandan, cinsiyet, yaş, eğitim durumu gibi demografik bilgiler arasındaki ilişkilerin tespiti için çıkarımsal istatistiki yöntemlerden Anova ve T testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bölgede yaşanan yoksulluk faktörü ve istihdam alanlarının yetersizliğinin yöre halkının Habur Sınır Kapısı'nı sosyal ve ekonomik anlamda alternatif ve çıkar yol olarak görmelerine neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Türkiye'de 1980 sonrası kadın istihdamındaki değişim ve dönüşüm
    (Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Eceler, Abdullah Samet; Fırat, Emine
    Ülkemizde kadınların işgücüne katılımına bakıldığında OECD ülkelerine nazaran bir hayli geride takip edildiği görülmektedir. Bu halin başlıca nedenleri ülkemizde cinsiyet temelli bakışın egemen olması ve kadının esas görevinin çocuk bakımı ve ev içi düzenin sağlanması gerekliliği algısıdır. Ev içi imalatın istihdama dahil bulunmaması, kadınların uygulamış olduğu bu emeğin ücretsiz emek olarak değerlendirmesine sebebiyet vermektedir. Ülkemizde kadınların işgücüne katılmalarını çoğaltmak amacıyla bir takım yasal düzenlemeler ve projeler sürdürülse de istenilen duruma erişilmemiştir. Kadınların işgücü piyasasına dâhil olması hem iktisadi kalkınmayı hem de iktisadi büyümeyi etkisi altına almaktadır. Kazanç elde etmeye başlamış olan kadınların hem sosyal hem de iktisadi hürriyeti artmaktadır. Ülkemizde 2000-2018 seneleri arasında kadın istihdamı, kadın istihdamının yerini ve önemini aktarmanın amaç olarak belirlendiği bu çalışmada aynı anda müşterilerin kadın çalışanlara karşı sergilemiş olduğu tutumlarının ve kadın çalışanlara dair özelliklerin müşteri memnuniyeti üstündeki etkisinin tespit edilmesi şeklinde alt amaçlar da mevcuttur. Buradan hareketle çalışmada kadın çalışanların kuruluşlarda müşteri memnuniyetini temin etme ve arttırmadaki konumlarının ortaya koyulması ve kuruluşlarda daha çok geri planda çalışmakta olan kadın çalışanların niteliklerine göre daha ön planda çalışma şartlarının temin edilebilmesi bakımından önem arz etmektedir.