Cilt 5, Sayı 6, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Ekmek Karnesi uygulaması(Aksaray Üniversitesi, 2019) Karabulut, Rabia1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırısı sonrasında İkinci Dünya Savaşı’nın çıkması Türkiye için de yeni bir dönemi başlatmıştır. Başbakan Refik Saydam, TBMM’de yaptığı konuşmada zirai durumla ilgili iyimser bir tablo çizmiş, gıda maddelerinde bir sıkıntı yaşanmayacağını vurgulamış, ekmek ve unla ilgili bir problem çıkmayacağı gibi, Türkiye’nin buğday ihraç eden ülkeler arasında yer alacağını açıklamıştır. 3 Eylül 1939 tarihli Tan gazetesi Dâhili haberler bölümünde “Piyasamızda sıkıntı yok, mahsul mevsimine kadar sarsılmadan halkın ihtiyaçları temin edilecektir.” başlığı altında piyasanın harp vaziyetine karşı hazırlıklı olduğunu ve gelecek mahsulüne kadar halkın bir sıkıntı yaşamayacağı ve bilhassa buğday stoklarının arttırılmış ve buğdayın cins ve kalitesine göre 5-15 kuruş indirime gidildiği belirtilmiştir.Yine aynı gazetenin 5 Eylül 1939 tarihli yazısında meydana gelebilecek vurgunculuğa karşı da tedbirlerin alındığı ve vurgun yapanların için ihtikâr kanununun gerekliliklerine uygun tetkiklerin de yapılmaya başlandığını belirtilmiştir.Alınan önlemlere rağmen ihtikâr hareketi hız kesmeyince başbakanlık bir tebliğ yayınlayarak gıda maddelerinin hemen hepsinin ihracının durdurulduğunu ve bunla mücadele için meclisten yeni yetkiler isteyeceğini bildirmiştir.Öğe Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kıbrıs’taki rolü(Aksaray Üniversitesi, 2019) Kartal, MertcanKıbrıs coğrafyası etnik köken anlamında karışık bir bölge olması nedeniyle birçok farklı kültürü içerisinde barındırmaktadır. Ayrıca Kıbrıs’ın jeopolitik konumunun önemli olması bu etnik grupların ve buna destek veren büyük devletlerin Kıbrıs adasını ele geçirmek istemesinde büyük bir payı vardır. Bu yüzdendir ki Kıbrıs adasında yaşayan soydaşlarımız burada sadece şeref ve namusunu korumamış Kıbrıs’ta uzun yıllardır Türklerin yaşadığı göstermiş ve kanıtlamıştır. Burada yaşayan soydaşlarımız her ne kadar katliamlara maruz kalmış da olsa her zaman Kıbrıs adasının bir Türk yuvası olduğunu ifade etmiş ve haklı davalarından asla vazgeçmemiştir.Öğe Hamit Zübeyr Koşay’ın çalışmaları ışığında hayatı(Aksaray Üniversitesi, 2019) Yaman, NergizÜlkelerin sosyal ve siyasi tarihlerini ortaya koymada biyografi çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır. Biyografi çalışmalarının yapılması tarihe bütüncül bir bakış açısı geliştirmede katkı sağlayacaktır. Bu çalışmanın da ana konusu olan cumhuriyet döneminin önemli isimlerinden Hamit Zübeyr Koşay biyografisine de bu gözle bakmak faydalı olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu aşamasında yurdun her yanında büyük bir mücadele –milli mücadele- verilmektedir. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün işgalleri ve mevcut durumu kabullenmeyişi ve Samsun’a gitmesiyle birlikte Millî Mücadele de başlatmıştır. Lakin bu süreçte Anadolu’daki şartlar tahayyül edilemeyecek derece de zorlukta olduğu görülmektedir. Memleketin her bir yanı Birinci Dünya Savaşı’nda üstün gelen büyük devletler tarafından işgal edilmişti. Bu devletler dışında hem İngilizler tarafından desteklenen Yunanlıların hem de Fransızlar tarafından desteklenen Ermenilerin saldırıları Anadolu coğrafyasında kötü günlerin yaşanmasına sebebiyet vermişti.Öğe Çerkez Ethem meselesinin değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi, 2019) Öztürk, Melek1918 yılında Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra savaş sona ermiş fakat İtilaf Devletleri mütareke maddelerini istedikleri gibi yorumlayarak ülkemizin önemli yerlerini işgale başlamıştır. Bunun sonucunda 1919- 1922 yılları arasında Türkiye’de Milli Mücadele gelişmeye başlamış ve Osmanlı Devleti dağılırken yerine meşruiyet kaynağının millet olduğunu belirten yeni bir devlet sistemi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yavaş yavaş kurulmaya başlamıştır. İşgaller başladıktan kısa bir süre sonra direnişe başlayan Çerkez Ethem, Yunan işgalinin ardından Salihli Cephesi’nde Yunan askeri birliklerine karşı düzenlemiş olduğu gerilla saldırılarıyla kısa sürede ün kazanmış, emrinde bulunan kuvvetlerin de sayısını arttırarak Kütahya bölgesine egemen hale gelmiştir. Ethem Bey’in başarıları ve şöhreti yayılmış ve halk tarafından “Milli Kahraman”, “Milli Kurtarıcı” olarak anılmaya başlamıştır.Öğe Yugoslavya’da gizli bir Türk yapılanması: “Yücel Teşkilatı”(Aksaray Üniversitesi, 2019) Cengiz, CelalMakedonya’da Türk varlığı, IV. yüzyılda Hun Türkleri’nin buralara gelişiyle başlamıştır. Eski Hun- Bulgar geleneğini devam ettiren ve çoğunlukla XI. yüzyılda kuzeyden gelen Türk akınları, Dobruca- Deliorman üzerinden nihayet en fazla Trakya’yı etkilemişti; ama Peçenek, Oğuz ve Kıpçak birlikleri kimi zaman daha küçük ölçekte Makedonya’ya kadar da ulaşmıştır. Mesela, Oğuzlar Kumanlardan kaçarak Balkanlar’a girdiklerinde yaptıkları saldırılardan Makedonya da nasibini almıştır. Benzer şekilde, güçlerinin büyük bölümü Kuman-Bizans ittifakı tarafından 1091 yılında yok edilen Peçenekler, son bir kez ayağa kalktıklarında Balkanlar’da ulaşabildikleri tüm Bizans arazisini yağmalamışlar, Trakya ve Makedonya’yı da çiğnemişlerdir. Ancak 1122 yılında tattıkları acı yenilginin ardından artık Bizans için sorun olmaktan çıkmışlardır.Öğe Atatürk Dönemi çok partili hayata geçiş politikası(Aksaray Üniversitesi, 2019) Deniz, DilanOsmanlı döneminde 2. Meşrutiyet’in ilanı ile geniş birsiyasal faaliyet dönemi başlamıştır.1 Bu dönemde İttihat veTerakki Cemiyeti ülke yönetiminde etkin rol almıştır. Ardından küçük çapta da olsa partiler kurulmuş ancak ilk güçlü muhalefet olma özelliği ile kurulan parti Hürriyet ve İtilaf Fırkası olmuştur. İttihat ve Terakki, Hürriyet ve İtilafın hızlı yükselişi sonucunda yönetimi kaybetme korkusu yaşayarak 1913 Babıâli baskını ile bütün muhalif partileri susturmuştur. Böylelikle İttihat ve Terakki zamanla dikta bir rejim oluşturmaya başlamıştır. Mondros Mütarekesinin imzalandığı dönemde ise İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri yurt dışına kaçmıştır. Milli Mücadele’nin başlaması neticesinde yeni bir siyasal rejime geçilmiştir. Bu sırada Mustafa Kemal Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre önce bütün kesimleri toplayabilecek bir parti teşekkülü oluşturmak üzeredir.Öğe 18 Mayıs 1944 sürgününden sonra Kırım Türklerinin sürgün yerlerindeki yaşamları(Aksaray Üniversitesi, 2019) Gündüz, HandeII. Dünya Savaşı esnasında Kırım üzerinde II. Yekaterina’nın hayali gerçeğe dönüştürülmeye çalışılmıştı. Savaşın başlarında Stalin zulmüne dayanamayan bazı kişiler Kırım’a gelen Almanları kurtarıcı olarak görmüş ve Alman askerleri tarafından teşkil edilen Gönüllü Nefsi Müdafaa Taburları’nda vazifelendirilmişlerdi. Her ne kadar askerî birlik isminde gönüllü kelimesi zikredilmiş olsa da gerçekte böyle bir durum mümkün olmamıştı. Şöyle ki taburlarda yer alan askerlerin çoğu zoraki bir şekilde Alman esir kamplarından birliklere dâhil edilen kişilerden oluşmuştu. Durum böyle olunca zor durumda olan günahsız insanlara hayatta kalmaları için Alman ordusunda görevli olmaları yönünde baskılar yapılmış bu şekilde onların Alman cephesinde yer almaları sağlanmıştı. Bununla birlikte Kırım Türklerinin hepsi ya vatanlarını müdafaa etmek için Kızıl Ordu saflarında yer almış ya da Kırım’da oluşturulan partizan hareketlerinde faaliyet göstermişlerdi. Ancak Almanların Kırım’dan çekilmelerinin ardından binlerce insan vatana ihanet ettikleri gerekçesiyle vatanlarından sürgün edilmişlerdi. Hakikaten Kırım Türkleri arasında Almanlar ile işbirliği yapanlar mevcut olup Alman askeri güçleri Kırım’dan ayrıldıkları zaman onlar da Alman ordularıyla birlikte gitmişler ve yetişkin Kırım Türklerinin de Kızıl Ordu’da veya partizan hareketlerinde vatan savunması yapmalarından ötürü Kırım’da yalnızca çocuklar, kadınlar ve yaşlılar kalmıştı.Öğe The Tımes Gazetesine göre 1950-1960 Türk dış politikası(Aksaray Üniversitesi, 2019) Alanoğlu, HaticeII. Dünya Harbi, dünya konjonktüründe yeni bir sistemin oluşmasına neden olmuştur. Özellikle Almanya, savaşın sonunda yok olma noktasına gelmiş; İngiltere ve Fransa ise söz söyleme yetkisini kaybetmiştir. Sovyetler Birliği (SSCB) ise Almanlar karşısında almış olduğu galibiyet neticesinde dünyanın yeni gücü olarak ortaya çıkmış; aynı zamanda Avrupa’nın korkulu rüyası olmuştur. Savunduğu komünizm propagandası karşısında durabilecek güce sahip olmayan Avrupa Devletleri ise bu tehlikeyi başlarından savuşturabilmek için çözüm arayışı içerisine girmişlerdir. ABD var olan durumun farkına varmış ve SSCB tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ülkelere yardım elini uzatmak zorunda kalmıştır. Bu amaçla ABD, Avrupa’nın bu sıkıntılı durumdan kurtulması ve SSCB tehdidine karşı ayakta kalması için gerek maddi gerekse askeri yardımda bulunmaya karar vermiştir. Bu ihtiyaç ve güç dengesinin gereği olarak ABD, Truman Doktrini ile askeri, Marshall Planı ile de ekonomik açıdan Avrupa’nın yeniden kalkınması için üzerine düşeni mümkün olduğunca yapmaya çalışmıştır.Öğe Ahmed Fanakati: hayatı ve mali politikaları(Aksaray Üniversitesi, 2019) Engin, BerkkanKubilay Han döneminde Yuan Devleti (Kubilay Hanlığı) dört sınıftan oluşmaktaydı. En tepede Moğollar, sonra Batı-Orta Asyalılar, Kuzey Çinliler ve Güney Çinliler gelmekteydi. Dört sınıfın haricinde İranlılar, Araplar ve Süryaniler de bulunmaktaydı. Yuan Devleti’nin nüfusunun çoğunluğunu Han Çinlileri oluşturmaktaydı. Geriye kalanını da 3000 bin kişilik batı ve orta Asyalı Müslümanlar oluşturmaktaydı. Çinliler devlet kademelerinden ziyade orduda komuta anlamında çoğunluktaydı. 1279’da kurulan Yuan Hanedanlığı’nın mali işlerinin başında bölge insanı olan Çinlilerden ziyade Müslümanlar getirilmekteydi. Çinlilerin Moğollara karşı tutumları ve Moğolların üstünlüklerini kabul etmemeleri bir güven sorunu oluşturmuştu. Dahası, Kubilay Çinlilerin kendisine isyan edebileceğini veyahut Çinli devlet adamlarının arkasından iş çevireceğini düşündüğünden onları devlet kademelerinden uzaklaştırmaktaydı. Müslümanlar ise Moğolların üstünlüğünü kabul etmeleri, onlara Çinlilerden daha bağlı olmaları, ticarette ve ekonomide iyi olmaları sayesinde öne çıktılar. Müslüman bürokratlar devlet içerisindeki varlıklarını Kubilay Han sayesinde arttırdılar. Fakat Müslüman bürokratlarının nüfusunun devlet içerisinde artması, Çinli bürokratlar tarafından muhalefetle karşılanmış, bu durum Çinli ve Müslüman devlet adamları arasında bir takım çekişmelere sebebiyet vermişti.Öğe Rus yıllıklarına göre Türk-Rus hâkimiyet mücadelesi ve dönüşüm hikâyesi(Aksaray Üniversitesi, 2019) Zeren, Baharİnsanoğlu dünyaya ayak bastığı andan itibaren yeryüzünde yayılmış ve pek çok medeniyetler kurarak kendi hâkimiyet sahalarını oluşturmuşlardır. Dünyanın farklı coğrafî bölgelerinde kurulan bu medeniyetler yeri geldiğinde birbirine sırt dayamışlar, yeri geldiğinde kafa kafaya savaşmışlardır. Nitekim Türkler de çok geniş sahalara yayılmış, medeniyetler kurmuş ve çevresindeki diğer topluluklarla iyi-kötü ilişkilerde bulunmuşlardır. Böylece çeşitli topluluklarla bir ilişki kuran Türkler, onların tarihî kayıtlarında adlarından bahsettirmeyi başarmışlardır. Bunlar arasında özellikle Rus yıllıkları, Türklerin Ruslarla kurduğu ilişkiler sonucu Türk tarihi hakkında oldukça önemli bilgileri kaydetmiş, Türk-Rus münasebetlerine kaynaklık etmiş ve Türklerin Ruslar üzerinde ne kadar etkili olduğu ile ilgili oldukça zengin bilgiler vermiştir. Rus yıllıklarına göre Türkler ve Ruslar arasındaki münasebetleri değerlendirdiğimizde bölgede bir üstünlük sağlayan Hazarların, Rus toplulukları üzerindeki hâkimiyetlerini görebilmekteyiz. Bu üstünlüğü görebilmek için öncelikli olarak Hazarların bölgede nasıl ortaya çıktığı ve söz geçirebilecek kadar hâkimiyet sahalarını nasıl teşkil ettiklerini bilmemiz gerekmektedir.Öğe Nikolay İlminskiy’in kültürel emperyalizm politikası ve Türkistan(Aksaray Üniversitesi, 2019) Yüksel, Ali16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hızlı bir yayılma sürecine giren ve işgal ettiği bölgelerde askeri ve siyasi anlamda egemenlik kuran Çarlık Rusyası’nın hâkimiyet altına aldığı bölgeler, ağırlıklı olarak Türklerin yaşadığı coğrafyalardır. Rus hâkimiyeti altına giren Türkler, aralarında Müslüman olmayan küçük grupları da barındırmakla birlikte, ekseriyetle Müslüman kimliğine sahiptiler. İşgal edilen bölgelerde yaşayanlara karşı Rus Ortodoks Kilisesi ile birlikte hareket eden Çarlık Rusya’sı, 16. yüzyıldan itibaren başta Volga ve Kama bölgeleri olmak üzere, misyonerlik faaliyetlerinden azami derecede yararlanmış, gayrı Rus milletleri Hristiyanlaştırarak Rus kültür dairesine sokmayı ve bu sayede “medenileştirmeyi birincil amaç edinmiştir.Öğe İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde öldürülen ve intihar eden hükümdarlar(Aksaray Üniversitesi, 2019) Coşkun, AhmetDünyada Türk tarihine baktığımızda Türklerin, bir coğrafyada sabit olarak yaşadığını görmek pek mümkün değildir. Pek çok coğrafyada boy göstermişlerdir. Bir milletin yerinde durmayıp da sürekli yer değiştirmesi olağan bir şey değildir. Milletler durduk yere ülkesinden, toprağından vazgeçip başka coğrafyalara göçmezler. Milletlerin farklı coğrafyalara göç etmesinin birçok nedeni olmuştur. Kimi devletler ekonomik nedenlerle, kimi devletler de siyasi nedenlerle göç etmişlerdir. Türklerin yaptıkları göçlerinin sebeplerine baktığımızda ilkim değişikliği, açlık ve kuraklık gibi tabii felaketlerin yanı sıra kendi aralarında ve komşu kavimlerle yaptıkları savaşların etkili olduğu görülmektedir. Toprağın artan nüfusu besleyemez hale gelmesi ve temel ekonomisi hayvancılığa dayalı bir toplumun sürüleri için gerekli olan yaylak arayışına girmeleri de göçlerin önemli sebepleri arasındadır.2 Öte yandan nüfusun artması sonucu yaşanan göç hareketlerinin yanı sıra Türk cihan hâkimiyet anlayışı gereğince gerçekleşen göçlere de rastlanır.Öğe Kutadgu Bilig ve Siyasetname’ye göre hükümdarlık anlayışı(Aksaray Üniversitesi, 2019) Şahin, DuyguDevlet, hukuken emretme ve o emrin icra kudretini elinde bulunduran yüksek bir sosyal nizâmdır. Bu emretme hakkı, ahalisi tarafından kabul görmedikçe meşru sayılamazdı. Meşruluğu tanınan devletlerde gelenekçi, karizmatik ve kanunî hâkimiyet olmak üzere ortak vasıfta üç tip hâkimiyet anlayışı görülmektedir. Eski Türk hâkimiyet telakkisi yetkileri Tanrı tarafından verilen “karizmatik tip” olarak kabul edilmiştir. Hükümdarın Tanrı tarafından güç ve yetkilerle donatılmasına rağmen Türklerde yöneticiler tanrı-kral sayılmamıştır. Türklerin kadir-i mutlak Tanrı’nın emrinde ve himayesinde oldukları, onun yüceliği karşısında kendi tevazu ve acizlerini itiraf ettikleri anlaşılmaktadır. “Tanrı gibi” tabirini Tanrı’ya benzer veya “semanın oğlu” değil, hakanların ilahi teyit ve himayeye mazhar oldukları veya Tanrı tarafından memur edilmiş bulundukları manasında anlamak gerekmektedir. bahsedilen telakkiye Müslüman Türklerde ve sultanlarda da rastlanılmaktadır. Burada yüksek ruhların ve dolasıyla hakanların doğum ve ölümlerinde Tanrı’ya yakın bulunmaları inancı esastır.Öğe 1697 numaralı Rodoscuk Şer’iye Sicili üzerine bir değerlendirme(Aksaray Üniversitesi, 2019) Doğanay, PınarOsmanlı mahkemelerinde kadılar huzurunda tutulan Şer’iye Sicilleri, Osmanlı Devleti’nin dini, siyasi, askeri, hukuki ve sosyo-ekonomik yapısının doğru bir şekilde incelenmesine olanak sağlamaktadır. “Kadı sicili”, “kadı defteri”, “sicil-i mahfûz” ve “mahkeme defteri” gibi isimlerle adlandırılan bu defterler, şer’i mahkemelerde kronolojik sıra ile tutulurdu. Bu mahkemelerde görülen davalarda, İslam hukuku ve örfi hukuk kurallarına riayet edilir, ortaya çıkan anlaşmazlıklarda “Hanefi Fıkhı” doğrultusunda hüküm verilirdi. Yazı türü olarak rika, talik, sülüs ve divani çeşitlerinin kullanıldığı defterlerin ebadı hakkında ise kesin bir bilgi verebilmek mümkün değildir.4 Resmî bir evrak olan Şer’iye Sicilleri, mahkemelere taşınan her türlü anlaşmazlığın yanı sıra tereke kayıtları, vasi tayinleri, mülk satışları, evlilik akidleri, borç-alacak gibi kayıtlarla birlikte merkezi hükümetten gönderilen ferman, berat, buyruldu, kanunname gibi yazıların veya kadıların birbirleriyle ya da diğer mahalli idarecilerle yaptıkları yazışmaları içermektedir.Öğe Ermeni misyonerlik faaliyetlerinin yayılmasında Sivas Öğretmen Koleji faktörü(Aksaray Üniversitesi, 2019) Karaoğlu, Elif SedaAmerikan misyoner teşkilatı olarak kurulan Board Teşkilatı Sivas’ta eğitim faaliyetleriyle ön plana çıkmıştır. 1880 yılında başlayan eğitim faaliyetleri 1915 yılına kadar gelişerek devam etmiştir. Sivas Vilayeti’nde, Amerikan misyonerleri eğitim çalışmalarına önem vermiştir. Sivas merkez ve kazalarından olan Tokat, Gürün, Zara’da açmış oldukları okullarla bölge halkının Protestanlaştırılması için çalışmışlardır. Şark meselesinin üst boyuta geldiği ve hissedildiği bir dönemde Osmanlı Devleti büyük tehlikeler ile karşı karşıyaydı. XX. Yüzyılın başında ise Amerika Birleşik Devletleri bu meselede etkin bir rol oynamıştır. Osmanlı Devleti büyük güçler arasında II. Abdülhamid’in sürdürmüş olduğu politika ile ayakta kalmaya çalışıyordu. İç ve Dış politikada azınlıklar ve onlara verilen imtiyazlar nedeniyle sıkıntılar yaşanmaktaydı. Amerikan misyonerleri ve diğer misyoner örgütleri de bu sıkıntılı dönemden fayda çıkarmak amacındaydı. Ülke gerilemeye giderken misyoner örgütleri ve faaliyetleri büyüyordu.Öğe 8191 numaralı Gümüşhane-Şiran Şer’iyye Siciline göre Osmanlı’da Vasî tayini(Aksaray Üniversitesi, 2019) Çalışkanoğlu, CansuSözlükte “eklemek, bitişmek; birinden bir işi üzerine almasını istemek” anlamındaki vasy kökünden türeyen vesayet, fıkıhta eda ehliyeti bulunmayan veya eksik olanlarla ehliyeti sonradan kısıtlananların mallarını koruma ve işletme, onlar adına mallarında tasarrufta bulunma yetki ve sorumluluğunu yahut veli/hâkim tarafından bir kimseye bu yetki ve sorumluluğun verilmesini ifade eder. Bu yetkiyi veren veliye (baba ve dede) mûsî, yetki verilen kimseye vasî yahut mûsâ ileyh, vesayetin sağladığı yetki ve yüklediği sorumluluğa mûsâ bih, vesayet altındaki kimseye de mûsâ aleyh denilmektedir. Vasî-i muhtar; ölünün hayatta iken tayin ettiği vasî olup vasiyeti yerine getirmekle vazifelidir.3 Vasî-i mansub; yetim için hâkim tarafından tayin edilen vasîdir.Öğe II. Abdulhamit’in hafiyeleri(Aksaray Üniversitesi, 2019) Satıcı, Mustafa30 Mayıs 1876 tarihinde Osmanlı tahtına oturan Sultan II. Abdülhamit, amcası Sultan Abdülaziz’in katledilmesi ve abisi Sultan V. Murat’ın tahttan indirilmesi gibi olaylarla karşılaşmış, onlar gibi öldürülmek ya da tahttan indirilmekten vehmetmiştir. Bu olayların ardından, V. Murat’ı yeniden tahta çıkarmak için girişilen Ali Suavi Olayı II. Abdülhamit’in vehim ve şüphelerinin artmasına yol açmıştır. Ayrıca Jön Türklerin Avrupa’ya giderek Sultan II. Abdülhamit aleyhinde sürekli propaganda faaliyetinde bulunmaları, Bulgar ve Ermeni komitelerinin çalışmaları gibi içte yaşanan sorunlar vardır. Dışta ise Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti üzerinde oynadıkları oyunların ardı arkası kesilmemiştir. Osmanlı Devleti’ni bölüp parçalamak için ellerinden geleni yapmıştır. Bu olaylara muhattap olan Sultan II. Abdülhamit kötü bir akıbete maruz kalmamak için bazı önemli tedbirler almıştır. Bunların en önemlisi ise istihabaratın toplanması için en önemli kaynak olan Hafiyelik Teşkilatı’nın kurulmasıdır. Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren istihbaratı etkin bir şekilde kullanmıştır ancak en etkili ve teşkilatlı hale Sultan II. Abdülhamit döneminde gelmiştir.Öğe Osmanlı Devleti’nde Çingeneler/Kıptiler(Aksaray Üniversitesi, 2019) Şahin, SümeyyeOsmanlı Devleti, birçok topluluğu bünyesinde barındıran bir devletti. Bu topluluklardan biri de Çingenelerdi. Peki gerek günümüzde gerekse geçmişteki topluluklara nazaran göçebe bir yaşam benimseyen Çingeneler, göç ettikleri yerlerde nasıl muamele görmüşlerdi? Bu topluluğun Osmanlı Devleti içindeki yaşam tarzı nasıldı? Biz bu gibi sorular ışığında Çingeneler hakkında bilgiler vermeye çalışacağız. Anadolu’dan sonra Bizans topraklarına geçen Çingeneler, orada “Atsingonoi” ismi ile anılmışlardır.Öğe Kadı Sicilleri ışığında Tereke Defterlerine dair bir inceleme(Aksaray Üniversitesi, 2019) Aktaş, YaseminŞehir kadılıklarında tanzim edilen siciller içeriklerine göre belli gruplara ayrılmaktadır. Genel başlıklarıyla bunlar hüccec, ferman, narh, ihtisab ve terekelerdir. Bu çalışmada, Osmanlı miras hukukunun önemli belgeleri arasında olan Kadı Sicilleri ve bunların içinde bulunan Tereke defterleri incelenecektir. Terekeler üzerine kesin bir sınır çizememekle beraber bu alanda yapılan çalışmaların sayısı ve içeriği her kaynakta farklı farklı karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı hukukunda önemli bir yere sahip olan Tereke kayıtları, kadılar tarafından tutulur ve dönemin içtimai-iktisadi hayatına ilişkin önemli bilgiler sunar. Tereke kayıtları sayesinde bir kişinin sahip olduğu tüm mal varlığı kayıt altına alınmaktadır. Ve bu bilgiler ışığında Osmanlı Devleti’nde sosyal ve ekonomik hayatla ilgili kesin olamasa da bir hükme varmak mümkün olmaktadır.Öğe "Mevla” sözcüğü örnekliğinde “Çelebi” sözcüğünün kökenine farklı bir bakış(Aksaray Üniversitesi, 2019) Arslan, AyşeTarihin akışı içerisinde kelimeler durağan kalmamış, ilk anlamlarından az veya çok uzaklaşarak yeni anlamlar kazanmıştır. Bu durum bazen anlam daralması, bazen anlam genişlemesi, bazen de ilk anlamından oldukça ayrı bir manayla karşımıza çıkmaktadır. Kültürel değişimler, coğrafya, din ve gelişen teknoloji gibi etkenler kelimelerin zaman içerisinde tahavvül etmesine neden olmuştur.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »