Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Kent tüketicisi olarak vatandaş: Vatandaş kent deneyimlerine ilişkin keşfedici sıralı karma bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Güner Vurganer, Ebru; Uygun, MutluAksaray'da ikamet eden 18 yaş üzeri bireylerin yaşadıkları öznel kent deneyimlerini pazarlama alanındaki tüketici deneyimi, tüketim deneyimi, tüketici mekân deneyimi teorik bakış açısıyla keşfederek, bir kent deneyim kuramı ve buna bağlı olarak bir Kent Deneyim Ölçeği geliştirmek, geliştirilen kuramın genellenebilir olup-olmadığını değerlendirebilmek için tüketici deneyimi alanyazınında kilit sonuç değişkenleri olarak sıkça ele alınan "tatmin, sadakat, AAİ ve genel yaşam doyumu" ile ilişkilendirerek ilgili kuramı test etmektir. Bu amaçla, keşfedici sıralı karma yöntemler araştırmasından yararlanılmıştır. Araştırmanın ilk aşaması olan nitel araştırma kapsamında Aksaray kentinde yaşayan 59 katılımcıdan yarı yapılandırılmış ve fotoğrafa dayalı öyküleme veri toplama teknikleri ile görüşme verisi toplanmıştır. Nitel verinin tümevarım yöntemiyle analiz edilmesiyle katılımcıların Aksaray kent mekanı bağlamında yaşamış olduğu deneyimler keşfedilmiştir. Buna göre katılımcıların yaşadıkları deneyimler; kentin kapalı mekan varlıkları, kentin açık mekan varlıkları, kentin sosyal yapı varlıkları ve kentin işlevsel varlıkları olmak üzere dört ana kategoride toplanmıştır. Ayrıca nitel veriden elde edilen bulgular, kent deneyimlerin kente yönelik tatmin, sadakat ve olumlu ağızdan ağıza iletişim davranışları ile arasında örüntüler de bulunmuştur. Böylelikle bu aşama sonrasında bir kent deneyim kuramı ortaya çıkmıştır. Çalışmanın ara aşaması olan ölçek geliştirme aşamasında ve nicel araştırma kapsamında, nitel veriden ortaya çıkan vatandaş kent deneyimleri kuramındaki her bir etkileşim noktasına ilişkin deneyimleri ve kuramlaştırılan sonuç kavramlarını ölçmeye hizmet edecek geçerli ve güvenilir ölçekler geliştirmek ve bu ölçeklerin yapı geçerliliklerini doğrulamak amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek amacıyla iki saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Birinci saha araştırmasında 669 kişiden kolayda örnekleme yöntemine göre veri toplanmıştır. Toplanan bu verilerin analizinde FACTOR yazılımının 12.04.01 versiyonu kullanılmış ve oluşturulan ölçeklerin yapı geçerliliğini değerlendirebilmek, madde setinin altında yatan boyutluluğu incelemek amacıyla AFA çalışmaları yürütülmüştür. İkinci saha araştırmasında ise 524 kişiden kolayda örnekleme yöntemine göre veri toplanmıştır. Jamovi istatistik paket programının 2.3.28 versiyonu kullanılarak DFA ve YEM analizleri gerçekleştirilmiştir. Yürütülen bu analizlerin sonucunda kapalı mekan kent deneyiminin, kapalı mekân yeterlik deneyimi için, sosyal etkileşim ve sembolik kapalı mekân deneyimi, duygusal kapalı mekân deneyimleri ve kapalı mekân nostalji deneyimi olmak üzere dört alt boyutlu bir yapı elde edilmiştir. Açık mekan kent deneyimi; kent açık mekân yeterlik deneyimi, sosyal açık mekân deneyimi, estetik açık mekân deneyimi, otantik açık mekân deneyimi, duygusal açık mekan deneyimi, açık mekan nostalji ve sosyal konfor deneyimi olmak üzere altı alt boyuttan oluşmuştur. Sosyal çevre deneyimi, sosyal canlılık deneyimi, yakın çevre geliştirme deneyimi, yakın çevre etkileşimi deneyimi, sosyal yabancılık, yerel halk tutum deneyimi ve sosyal sembolik deneyimi olmak üzere altı boyuttan oluşmuştur. Son olarak işlevsel kent özellikleri deneyimleri ise iş koşulları, ekonomik yaşam koşulları, fiziksel çevre koşulları, alışveriş koşulları, kentiçi ulaşım koşulları, barınma koşulları, erişilebilirlik koşulları, kamu hizmeti koşulları, suç koşulları olmak üzere birbirinden ayrık dokuz yapı olarak ortaya çıkmıştır. Nicel aşamada elde edilen ölçüm modelleri, veri ile oldukça iyi uyum göstermekle birlikte nitel aşamada ortaya konulan kuram ile büyük ölçüde örtüşerek, bu kuramı destekler niteliktedir. Ayrıç tüm ölçeklere ilişkin ölçüm geçerliliği sonuçları, her bir ölçeğin ve ölçüm modelinin geçerliğinin Aksaray kenti örneklemine genellenebilirliğine işaret etmektedir. Ayrıca bu ölçekler farklı kişisel özelliklere sahip bireyler için gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesinde kullanılabilir niteliktedir.Öğe Çocuklar için düzenlenen özel gün etkinliklerinde annelerin ritüel ve alışveriş deneyimleri: Keşfedici sıralı karma bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Akın, Pınar Duygu; Uygun, MutluBu çalışmada, Türk kültüründe kadınların çocukları için düzenledikleri özel gün etkinliklerine (ritüellerine) ve bu etkinliklere yönelik alışverişlere yükledikleri öznel anlamları ya da deneyimlerini tüketici deneyimi bakış açısı ile keşfederek, buna ilişkin bir kuram oluşturmak; odaklanılan kuramın merkezi olgusunu oluşturan ritüel deneyimleri ve kuramlaştırılan sonuç kavramlarını (olgularını) ölçmeye hizmet edecek geçerli ve güvenilir ölçekler geliştirmek; ve geliştirilen ölçeklerden yararlanarak toplanan veri ile oluşturulan kuramı test etmek amaçlanmıştır. Bu amacı karşılayabilmek için keşfedici sıralı karma yöntem araştırma deseninden yararlanılarak, nitel aşama ile başlayan araştırma sonucunda bağlama özgü bir kuram oluşturulmuş, nicel ara aşama ile bu kurama dayalı olarak ritüel deneyimleri, ritüele olan bağlılık ve ritüel alışveriş deneyimleri ölçekleri (ölçme araçları) geliştirilmiş ve nihai nicel aşama ile geliştirilen bu ölçekler yoluyla toplanan veri ile nitel aşamada oluşturulan kurama dayalı yapısal model test edilmiş, böylece kuramın genellenebilirliği de incelenmiştir. Araştırmanın ilk aşaması olan nitel araştırma kapsamında, veri doygunluğu dikkate alınarak Türkiye'nin çeşitli illerinde ikamet eden ve çocuk sahibi olan 17 kadın katılımcıdan yarı yapılandırılmış görüşme ve fotoğrafa dayalı öyküleme veri toplama teknikleri ile görüşme verisi toplanmıştır. Nitel verinin tümevarım yöntemi esas alınarak tematik ve eksensel kodlama ile analiz edilmesiyle annelerin çocukları için düzenledikleri özel gün etkinlikleri bağlamında yaşadıkları deneyimler keşfedilmiş ve bu deneyimlerin ritüel bağlılığı ve ritüel alışveriş deneyimi temel olguları (kavramları) ile kavramsal ilişki örüntüsüne sahip olduğu belirlenmiştir. Böylelikle bu aşama sonrasında bir ritüel deneyim kuramı ortaya çıkmıştır. Bu kuram çerçevesinde ritüel deneyimlerinin sosyal deneyim, sembolik deneyim, fantezi deneyimi, nostalji deneyimi, öğrenme deneyimi, eğlence deneyimi, estetik deneyim, manevi deneyim ve kaçış deneyimi ana temalarında toplandığı; ritüel alışveriş deneyimlerinin ise, duygusal deneyim, sembolik deneyim ve faydacı (akılcı) deneyim ana temalarından oluştuğu belirlenmiştir. Çalışmanın ara aşaması olan ölçek geliştirme aşamasında ve nicel araştırma kapsamında, nitel veriden ortaya çıkan ritüel deneyimleri kuramındaki ilgili deneyimleri ve olguları (kavramları) ölçmeye hizmet edecek geçerli ve güvenilir ölçekler geliştirmek ve bu ölçeklerin yapı geçerliliklerini doğrulamak amaçlanmıştır. Bu amacı karşılamak üzere iki saha araştırması yürütülmüştür. Birinci saha araştırmasında, kişisel özelliklere sahip bazı soruların yanısıra ilgili ölçeklerin ilk madde havuzunu oluşturan maddeleri içeren bir anket yoluyla nitel araştırma katılımcılarıyla benzer kişisel özelliklere sahip 552 kişiden kolayda ve kartopu örnekleme yöntemlerine göre veri toplanmıştır. Toplanan bu verilerin analizinde Jamovi istatistik paket programı kullanılarak her bir ölçek için gerçekleştirilen madde analizlerinin yanısıra FACTOR yazılımı ile oluşturulan ölçeklerin yapı geçerliliğini değerlendirmek, madde setinin altında yatan boyutluluğu incelemek amacıyla Açımlayıcı Faktör Analizi gerçekleştirilmiştir. İkinci saha araştırmasında ise 568 kişiden kolayda ve kartopu örnekleme yöntemlerine göre veri toplanmış olup, öncelikle benzer amaçla FACTOR yazılımı ile tekrar Açımlayıcı Faktör Analizi yürütülmüş ve sonrasında boyutsal yapısı keşfedilen ölçeklerin yapı geçerliğini doğrulamak için Jamovi istatistik paket programı kullanılarak Doğrulayıcı Faktör Analizi ve çalışmada ortaya konan yapısal modelin test edilmesi için de Yapısal Eşitlik Modellemesi Analizi gerçekleştirilmiştir. Yürütülen bu analizler sonucunda ritüel deneyimlerinin; sosyal deneyimler, sembolik deneyimler, duygusal deneyimler, estetik deneyimler, kaçış deneyimleri ve manevi deneyimler olmak üzere altı boyutlu bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ritüel alışveriş deneyimleri ile ilgili ise, duygusal, sembolik ve faydacı (akılcı) alışveriş deneyimlerinden oluşan üç faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Ritüele olan bağlılığın ise, duygusal bağlılık ve devam bağlılığı olarak iki faktörlü ya da tek faktörlü bir yapı ile temsil edilebileceği belirlenmiştir. Nicel ara aşamada elde edilen ölçüm modellerinin, hem nihai nicel aşamadaki veri ile oldukça iyi uyum gösterdiği hem de nitel aşamada ortaya konulan kuram ile büyük ölçüde örtüşerek, bu kuramı destekler nitelikte olduğu sonuçlara yansımıştır. Ayrıca, yürütülen ölçüm değişmezliği analizlerinden elde edilen sonuçlar, bu ölçeklerin ve ölçüm modellerinin farklı kişisel özelliklere sahip bireyler için gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesinde de kullanılabilir nitelikte olduklarını göstermiştir. Son olarak oluşturulan kurama dayalı yürütülen yapısal model analizi sonuçları; manevi ritüel deneyimi dışında ritüele ilişkin duygusal alışveriş deneyimi ile diğer tüm ritüel deneyimleri arasındaki doğrudan ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı olduğuna ve bu ilişkiler açısından estetik ritüel deneyiminin en yüksek doğrudan etkiye sahip olduğuna; sembolik alışveriş deneyimi açısından ritüele olan bağlılığın en yüksek doğrudan etkiye sahip olduğuna; faydacı alışveriş deneyimi açısından ise, sosyal ritüel deneyiminin en yüksek doğrudan etkiye sahip olduğuna işaret etmektedir. Ritüele olan bağlılık açısından ise, sosyal ritüel deneyimi ve manevi ritüel deneyimi dışında diğer tüm doğrudan ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Bu açıdan sembolik ritüel deneyiminin en yüksek doğrudan etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, ritüele olan bağlılık değişkeninin, sembolik ritüel deneyimi, estetik ritüel deneyimi ve ritüel kaçış deneyimi ile ritüele ilişkin duygusal, sembolik ve faydacı alışveriş deneyimleri arasındaki ilişkilerde anlamlı bir aracılık etkisine sahip olduğu da sonuçlara yansımıştır. Ritüele olan bağlılık değişkeninin en yüksek aracılık etkisinin, sembolik ritüel deneyimi ile sembolik alışveriş deneyimi arasında olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan ilişkiler dikkate alındığında; istatistiksel olarak anlamsız olan sembolik ritüel deneyimi ve kaçış deneyimi ilişkilerinin, ritüele olan bağlılık değişkeninin aracı işlevi ile anlamlı olması, bu değişkenin ilgili modelde öngörüldüğü gibi, önemli bir aracılık görevi üstlendiğine işaret etmesi bakımından dikkate değer bir sonuç olarak öne çıkmıştır. Son olarak ritüel deneyimlerinin alt boyutlarının ritüele ilişkin alışveriş deneyimlerinin alt boyutları üzerindeki toplam etkilerine ilişkin sonuçlar; ritüele ilişkin duygusal ve sembolik alışveriş deneyiminin benzer şekilde en önemli yordayıcı değişkeninin estetik ritüel deneyimi; faydacı alışveriş deneyiminin en önemli yordayıcı değişkeninin ise sosyal ritüel deneyimi olduğunu ortaya koymuştur. Son tahlilde ölçeklere ilişkin tüm yapı geçerliliği doğrulama sonuçlarının ve yapısal model analizi sonuçlarının, gerek her bir ölçeğin ve ölçüm modelinin gerekse test edilen yapısal modelin (kuramın) genellenebilirliğini de desteklediği görülmüştür.Öğe Paternalist liderlik ile psikolojik güçlendirme arasındaki ilişkide örgüt kültürünün rolü: Alan araştırması(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Kılıçlı, Erol; İçerli, LeylaBu çalışmanın amacı paternalist liderlik ile psikolojik güçlendirme arasındaki ilişkide örgüt kültürünün aracı rolünün olup olmadığının Şırnak İl Milli Eğitim Müdürlüğünde görev yapan öğretmenler örnekleminde belirlenmesidir. Araştırmada veri toplama amacıyla hazırlanan anket formunda paternalist liderlik, psikolojik güçlendirme ve örgüt kültürü ölçekleri kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini Şırnak ilinde görev yapmakta olan öğretmenler oluşturmaktadır. (n=626). Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapısal eşitlik modellemesinden (YEM) yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde IBM SPSS 26 ve IBM AMOS 20 programları kullanılmıştır. Ölçekler için normallik testi, güvenilirlik analizleri ve açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin yönü ve derecesini belirlemek için korelasyon analizi yapılmıştır. Hipotezlerin testi için yapısal eşitlik modeli kurularak değişkenler arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda paternalist liderliğin alt boyutlarından sadece "çalışanların yaşamlarının iş dışı alanına dahil olma" boyutunun psikolojik güçlendirmenin tüm boyutları (anlam, yeterlilik, özerklik ve etki) ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisinin olduğu saptanmıştır. Diğer iki alt boyut olan "işyerinde aile ortamı" ve "sadakat ve saygı beklentisi"nin psikolojik güçlendirmenin tüm alt boyutlarını anlamlı bir şekilde etkilemediği belirlenmiştir. Çalışanların yaşamlarının iş dışı alanına dahil olma boyutu ile örgüt kültürünün tüm alt boyutları (klan, adhokrasi, rekabet ve hiyerarşi) arasında da anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Aracılık analizi bulgularına göre örgüt kültürünün, paternalistik liderlik ile psikolojik güçlendirme arasındaki ilişkide kısmî aracılık etkisi olduğu ortaya çıkmış ve örgüt kültürünün alt boyutlarının hepsinin paternalist liderliğin alt boyutu olan çalışanların yaşamlarının iş dışı alanına dahil olma boyutu ile psikolojik güçlendirmenin alt boyutları arasındaki ilişkide kısmi aracılık etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın, paternalist liderlik ve psikolojik güçlendirme arasındaki ilişkide örgüt kültürünün aracılık rolünün incelendiği ilk çalışma olması nedeniyle alanyazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda araştırmacılara ve yöneticilere önerilerde de bulunulmuştur.Öğe İnternet üzerinden satın alma niyetinin tüketici teknoloji kabul modeli ile araştırılması; kuşaklar arasındaki ilişkiler üzerine bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Çelik, Resul; Uslu Divanoğlu, SevilayTüketicilerin satın alma süreci pek çok faktörden etkilenen karmaşık bir süreçtir. Gelişen teknoloji ile şekil değiştiren satın alma sürecinin anlaşılmasında yeni teknolojilerin tüketiciler tarafından kabulünü inceleyen pek çok teori ve model geliştirilmiştir. Bu teori ve modellerin birçoğu kabulün bilişsel yönüne odaklanmaktadır. Yeni teknolojilerin kabulünde ihmal edilen duygular Teknoloji Kabul Modeli ve Duygusal Durum Modelinin birleşiminden geliştirilen Tüketici Teknoloji Kabul Modeli (CAT)'inde ele alınmıştır. Bu modelde Teknoloji Kabul Modeli'ndeki bilişsel boyutlar (algılana kullanım kolaylığı, algılanan yarar) ve Duygu durum Modeli'ndeki duygusal boyutlar (zevk, tahrik, hakimiyet) entegre bir şekilde ele alınmaktadır. Bu çalışma kapsamında Tüketici Teknoloji Kabul Modeli üzerinden tasarlanmıştır. Bu tez çalışmanın temel amacı internet üzerinden satın alma niyetinin Tüketici Teknoloji Kabul Modeli çerçevesinde X, Y ve Z kuşağı tüketicileri bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Nicel desende tasarlanan çalışma Mersin ilindeki tüketicilere yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen 661 tüketici oluşturmaktadır. Örneklem grubundan elde edilen verilerle normallik ve sapan analizleri, geçerlik ve güvenirlik analizleri, faktör analizleri yürütülmüştür. Araştırma modeli kapsamında belirlenen hipotezlerin test edilmesinde yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Tüm veri analizleri SPSS 24.0 ve AMOS 23.0 paket programları aracılığıyla yürütülmüştür. Çalışmadan elde edilen sonuçlar Tüketici Teknoloji Kabul Modeli'ne ilişkin önceki araştırma sonuçları ile paralellik göstererek algılanan kullanım kolaylığının algılanan yararı, tutumun ise davranışsal niyeti anlamlı bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Farklı olarak çalışmada algılanan yarar ve algılanan kullanım kolaylığının tutum üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucu elde edilmiştir. Yine teknoloji kabulüne ilişkin tutumun davranış üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Duygular yönünde çalışmadan elde edilen sonuçlara göre zevk ve hâkimiyetin tutum üzerinde etkili olduğu ancak tahrikin etkili olmadığı sonucu elde edilmiştir. Kuşaklar yönünde yapılan karşılaştırmada ise bilişsel boyutlarda elde edilen sonuçların Z kuşağı tüketiciler içinde benzer şekilde olduğu görülmüştür. Yine tüm katılımcıların aksine X kuşağı tüketicilerine göre tahrikin tutum üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu elde edilen bir diğer sonuçtur.Öğe Örgütsel politika algısının politik davranış üzerine etkisinde güç mesafesinin ve karanlık kişilik özelliklerinin düzenleyici rolü(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Bilen, Gül; İçerli, LeylaBu çalışmada, örgütsel politika algısının politik davranışlar üzerine etkisinde güç mesafesinin ve karanlık kişiliğin düzenleyici rolünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi ve kolayda örneklem metodu kullanılmıştır. Bu kapsamda toplanan veriler, geçerlilik ve güvenilirliği daha önceden sınanmış olan örgütsel politika algısı ölçeği (Kacmar ve Ferris: 1991), politik davranış ölçeği (Zanzi vd., 1991), güç mesafesi ölçeği (Clugston vd., 2000) ve karanlık kişilik ölçeği (Jones ve Paulhus, 2014) ile oluşturulan anket (soru formu) aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, Aksaray Üniversitesi, Kırıkkale Üniversitesi, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde görev yapmakta olan akademisyenler oluşturmaktadır (n=434). Araştırma sonunda elde edilen veriler SPSS, SPSS Process Macro ve AMOS paket programları ile analize tabi tutulmuştur. Bulgulara göre; akademisyenlerin örgütsel politika algısının ve alt boyutlarının politik davranış üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca örgütsel politika algısının politik davranış üzerine etkisinde güç mesafesi, karanlık kişilik ve alt boyutları olan makyavelizm, narsisizm ve psikopatinin kısmi olarak düzenleyici role sahip olduğu görülmüştür. Alt boyutlar açısından incelendiğinde ise, örgütsel politika algısının alt boyutlarının (çıkarcılık, yükselmek için gerekeni yapmak, örgütsel politika algısı ve uygulamaları, üstün ve çalışma arkadaşlarının davranışı) politik davranış üzerindeki etkisinde güç mesafesi ve karanlık kişiliğin de kısmi olarak düzenleyici rol oynadığı tespit edilmiştir.Öğe Entegre raporlamanın finansal performans üzerindeki etkisi: Türkiye uygulaması (2018-2021)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Ünlü, Nurşen; Duman, HalukKüresel iş ortamındaki öngörülemeyen gelişmeler, tüm kuruluşların yeni iş modelleri ve süreçleri takip etmek ve paydaşlarının bilgi taleplerine cevap vermek zorunluluğunu duymalarına neden olmuştur. Yaşanan finansal skandallar ve çevresel felaketlerden önce işletmelerin yatırımcılara temel mali tabloları sunmaları yeterli gelmiştir. Ancak bu sorunlar tüm ilgili taraflar için işletmeler ve faaliyetleri hakkında şeffaflığın odak noktası haline gelmesine yol açmıştır. Kurumsal yönetim, sürdürülebilirlik, paydaş teorisi ve entegre raporlama bu süreçte önem kazanan kavramlardır. Değişen pazar gerçeklerine ve sürekli gelişen koşullara yanıt olarak kapsamlı bir finansal raporlama çerçevesine ihtiyaç duyulmuştur. Böyle bir çerçeve, hissedarların finansal ve finansal olmayan bilgi ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra, strateji geliştirme, risk yönetimi teknikleri ve üst yönetimin uzun vadeli kararlar almasına da katkı sağlamalıdır. Entegre raporlama, bu kritik unsurları birbirine bağlayarak, ortaya çıkan yeni bilgi ihtiyacını karşılamak için atılmış önemli bir adımdır. Bu çalışma, işletmelerde entegre raporlamanın finansal performans üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturup oluşturmadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Türkiye'de 2018-2021 yılları arasında entegre rapor yayınlanan işletmeler araştırmaya dahil edilmiştir. Bu zaman diliminde hazırlanan 53 adet raporun kalite değerlendirmesinde kullanılmak için entegre skor kartı puanları hesaplanmıştır. Çalışmada işletmelerin finansal performansının ölçülmesi için aktif karlılık oranı, özsermaye karlılık oranı, Tobin's Q oranı, piyasa değeri/defter değeri, aktif ve öz sermaye büyüme oranları, net kar marjı, fiyat/ kazanç oranı ve özsermaye/ aktif toplamı oranlarına ilişkin veriler tespit edilmiştir. 2018-2021 yılları arasında arştırma kapsamına alınan işletmelerin piyasa değeri/defter değeri, aktif ve öz sermaye büyüme oranları, net kar marjı, fiyat/ kazanç oranı ve özsermaye/ aktif toplamı oranlarının aktif karlılık oranı, özsermaye karlılık oranı, Tobin's Q oranı üzerindeki etkisi çoklu doğrusal regrasyon analiz yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmada entegre rapor skorunun, aktif karlılık oranı, özsermaye karlılık oranı ve Tobin's Q oranı ile pozitif olarak ilişkili olduğunu öne sürülmüş ancak analizler sonucunda pozitif bir ilişki tespit edilememiştir. Sonuçlar, değişkenler arasında anlamsız bir ilişki ve negatif bir ilişki -2020 yılındaki ER skorlarının işletmelerin Tobin Q skorlarına olan etkisi- olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe X ve Y kuşakları açısından kurumsallaşma, kurumsal girişimcilik ve örgütsel yenilikçilik arasındaki ilişkilerin analizi: Küresel doğan aile işletmelerinde bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Erdem, Ahmet Tuncay; Karadal, HimmetÇalışmanın amacı, küresel doğan aile işletmelerini X ve Y kuşakları açısından kurumsallaşma, kurumsal girişimcilik ve örgütsel yenilikçilik arasındaki ilişkileri analiz etmektir. Araştırmanın örneklemini Konya ilindeki küresel doğan aile işletmelerindeki X ve Y kuşakları olan profesyonel yöneticiler ve işletme sahipleri oluşturmaktadır (n= 207). Örneklemden soru formu ve görüşme yoluyla veriler elde edilmiştir. Araştırmanın temel sorusu X ve Y kuşakları algılarına göre küresel doğan aile işletmelerinde kurumsallaşma ve kurumsal girişimcilik örgütsel yenilikçiliği nasıl ve ne yönde etkilemektedir? Şeklide belirlenmiştir. Veriler, doğrulayıcı faktör analizi, aracı değişkenli regresyon analizi, düzenleyici değişkenli regresyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi ve çoklu regresyon analizi yardımıyla test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre hem Y Kuşağı hem de X çalışanları açısından kurumsallaşma ve kurumsal girişimciliğin, örgütsel yenilikçilik üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde hem Y kuşağı hem X kuşağı açısından kurumsal girişimciliğin, kurumsallaşma ile örgütsel yenilikçilik ilişkisinde tam aracılık rolü oynadığı, ancak kurumsal girişimciliğin, kurumsallaşma ile örgütsel yenilikçilik ilişkisinde düzenleyici rolü oynamadığı tespit edilmiştir. Ayrıca Y kuşağına göre kurumsal girişimciliğin boyutlarından risk ve proaktifliğin örgütsel yenilikçiliği pozitif şekilde etkilediği belirlenirken, X kuşağına göre kurumsal girişimciliğin boyutlarından stratejik yenilik ve proaktifliğin örgütsel yenilikçiliği pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Öte yandan Y Kuşağı açısından kurumsallaşmanın boyutlarının örgütsel yenilikçiliği anlamlı şekilde etkilemediği tespit edilirken, X Kuşağı açısından kurumsallaşmanın boyutlarından formalleşme, özerklik, şeffaflık ve tutarlılığın örgütsel yenilikçilik üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen nitel bulgulara göre küresel doğan aile işletmelerinin uluslararasılaşmalarında olumlu ve olumsuz etkenler saptanmıştır. Olumlu etkenler arasında tecrübe sahibi olmak, yabancı dil bilmek, yurt dışı fuarlara katılmak bulunurken; olumsuz etkenler arasında yurt içi ve dışı fiyat farklılıkları, yurt içi nakit akışındaki dalgalanmalar olduğu görülmektedir. Araştırma kapsamında işletmelerin yenilik yapma etkenleri arasında risk alma, rekabet üstünlüğü elde etme, ürün geliştirme, fikir üretme, AR-GE faaliyetleri ve teknoloji üretme olarak belirlenmiştir. Diğer yandan işletmelerin rekabetçi üstünlükleri olarak kaliteli mal-hizmet üretme, fiyat üstünlüğü sağlama, ürün garantisi, markalaşma, pozitif müşteri ilişkileri, yüksek teknoloji ve fuarlara katılım saptanmıştır. Son olarak bu çalışma ile alan yazına ve uygulamaya katkı sağlama niteliği taşıdığı düşünülmektedir. Sonuç ve tartışmalar bölümünde araştırmanın bazı kısıtları olduğu ifade edilmiş ve gelecekte bu konuda araştırma yapacaklara bazı konularda öneriler sunulmuştur.Öğe Akademisyenlerde çalışmanın anlamının meslek algısına etkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Ulaşkın, Şükriye; Akın, Hilmi BahadırÜniversite kurumunun temel işlevleri, tarihi ve toplumsal gelişmelere bağlı olarak şekillenmiştir. Orta Çağ döneminde kurumsallaşmaya başlayan üniversitenin temel amacı eğitim ve öğretim iken, ikinci nesil üniversite anlayışıyla birlikte, araştırma rolü üniversitenin temel misyonlarından biri haline gelmiştir. Günümüz üniversite yapısını temsil eden üçüncü nesil anlayışta ise üniversitelerden beklenen, bilginin üretim ve aktarımına ek olarak ticari bir değer yaratımıdır. İşte bu ortamda, akademisyenlerin mesleki algılarını şekillendiren birtakım yeni unsurlar ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, tezde akademisyenlerin mesleklerine yönelik algılarının ve çalışmanın anlamının hangi boyutlardan oluştuğunun tespiti ve mesleki algı üzerinde çalışmanın anlamının etkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Yanı sıra demografik ve kişisel özelliklerin meslek algısı ile çalışmanın anlamı üzerinde herhangi bir farklılığa sebep olup olmadığının ortaya çıkarılması amaç edinilmiştir. Söz konusu amaçlar doğrultusunda çalışma, nicel araştırma yöntemine uygun olarak yürütülmüştür. Araştırmaya, Türkiye'nin farklı coğrafi bölgelerinde çalışan 936 akademisyen katılım sağlamıştır. Araştırma verileri 2019-2020 eğitim-öğretim yılında yalnızca Türkiyede görev yapan akademisyenlerden elde edilmiştir. Veri toplama tekniği olarak anket tercih edilmiştir. Toplanan veriler; SPSS, AMOS ve MAXQDA paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre akademisyenlik meslek algısının; maaş motivasyonu, olumlanan eğitimci rolü, özerklik, tanınma motivasyonu, piyasa işbirlikleri ve özdeşleşme olmak üzere 6 boyuttan oluştuğu görülmüştür. Çalışmanın anlamının ise; içsel beklentiler, araçsal beklentiler, sosyal normlar, çalışma ortamı ve fiziksel koşullar olmak üzere 5 boyuttan oluştuğu görülmüştür. AMOS programında kurulan yapısal eşitlik modeli sonucunda, çalışmanın anlamının akademisyenlik meslek algısı üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Demografik ve kişisel özelliklerin, akademisyenlik meslek algısı ile çalışmanın anlamı üzerinde farklılaşmaya sebep olup olmadığının ortaya çıkarılması amacıyla SPSS programında MANOVA analizleri yapılmıştır. Yalnızca, yüksek lisans/doktoranın yurtdışı veya Türkiye'de yapılmış olmasının, meslek algısı ve çalışmanın anlamı üzerinde anlamlı bir farklılığa sebep olmadığı görülmüştür. Ankette yer alan "çalışmak sizin için ne ifade eder?" açık uçlu sorusunun analizi ise MAXQDA programında yapılmıştır. Analiz sonucuna göre akademisyenler, çalışmanın en çok üretmek/değer yaratmak yönünü vurgulamışlardır.Öğe TMS-41 tarımsal faaliyetler standardı kapsamında çiftlik muhasebesinde büyükbaş canlı varlıkların değerlemesi ve muhasebeleştirilmesi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Karakışla, Enver; Duman, HalukDünyada ve ülkemizde yaşanan hızlı nüfus artışı, sanayileşme sonucunda köyden kente gerçekleşen yoğun göç olgusu ve gelir seviyesinin artması gibi durumlar yaşam standartlarının da değişmesine yol açmıştır. Hayvansal ürünlerin, insanların kendi üretimlerinin dışında kalması hayvansal ürünlere olan talebi her geçen gün daha da artırmıştır. Modernite ve hızlı değişim ile birlikte sağlıklı beslenme için hayvansal gıdaların önemi ve buna bağlı olarak hayvan yetiştiriciliği de daha önemli hale gelmiştir. Tarım yapılan, hayvan yetiştirilen, çalışanlarının da oturması için evler bulunan geniş toprak parçası olarak tanımlanan çiftlik, ailenin geçimi için faaliyetlerin sürdürüldüğü -ticari amaç gütmeyen- yapıda olabileceği gibi; belirli büyük şirketlere ait, kendi yönetim ve çalışanları bulunan kurumsal yapıda da olabilmektedir. Çiftlik hangi tür ve ölçekte olursa olsun varlığını sürdürüp, karlılığa erişebilmesi için muhasebe tutmak büyük önem arz etmektedir. Çiftlik muhasebesi, bütün çiftlik kaynaklarının ve finansal sonuçları olan ticari işlemlerin sistematik bir biçimde ölçülmesi ve kaydedilmesidir. Kullanılmakta olan mevcut muhasebe prensipleri genel olarak kendine özgü yapısı olan tarım işletmelerinin ve çiftçilerin bilgi ihtiyaçlarının ve paydaşlarının gereksinimlerini yeterli düzeyde karşılayamamaktadır. Canlı varlıklara ilişkin muhasebe işlemleri belirli bir düzen içinde yürütülemediğinden ihtiyaca uygunluk ve karşılaştırılabilir olma yönünden oldukça yetersiz kalmaktaydı. Uluslararası Muhasebe Standardı 41 (Türkiye'de Türkiye Muhasebe Standardı 41) getirilinceye kadar biyolojik varlıkların kaydedilmesine, izlenmesine ve değerlenmesine ilişkin herhangi bir standart bulunmamaktaydı. "TMS 41 Tarımsal Faaliyetler" Standardı, ilk olarak 24/02/2006 tarih ve 26090 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu Standardın amacı; tarımsal faaliyetlere ilişkin muhasebeleştirme yöntemlerini ve açıklamaları belirlemektir. Yürürlüğe konulan bu standart ile tarımsal faaliyetlere ilişkin muhasebe standardı getirilmiş ve tarımsal faaliyetlerin finansal sonuçları karşılaştırılabilir bir düzen içine getirilmiştir. Çalışmada "TMS 41 Tarımsal Faaliyetler Standardı" çerçevesinde büyükbaş canlı varlıkların değerlemesi ve muhasebeleştirilmesi süt hayvancılığı bağlamında ele alınmıştır. Çalışmada süt hayvancılığına ilişkin bir uygulama benimsenmiştir. Süt hayvancılığında hem canlı hayvan, sürü ve yem yönetimi hem de süt ve süt ürünleri üretimi söz konusu olduğu için örnek çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayınlanan TMS 41'e göre dönem başı, dönem içi ve dönem sonu muhasebe kayıtları ve mali tablolar özel örnekler ile açıklanmıştır. Türkiye'de süt üretiminin %90'ının inek sütünden gerçekleştirilmesi çalışmanın önemini daha da artırmaktadır.Öğe Bulanık çıkarım sistemleri kullanılarak sürdürülebilir tedarikçi seçim probleminin incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Hacıvelioğulları, Turgut; Umarusman, NurullahÇevresel bozulma ve sosyal eşitsizlik endişelerine karşılık ortaya çıkan sürdürülebilirlik kavramı kamu ve özel sektörü sürdürülebilirlik politikalarını ve uygulamalarını takip etmeye zorlamıştır. Bu sektörlerdeki işletmelerin tedarikçilerini sürdürülebilirlik kriterlerine göre seçmesi önemlidir. Bu seçim süreci piyasa şartlarına, devlet politikalarına ve işletmenin coğrafi konuma göre değişiklik gösterebilir. Sosyal, çevresel ve ekonomik uygulamaların tedarik zinciri yönetimine entegrasyonunu ifade eden sürdürülebilir tedarik zinciri yönetiminde tedarikçi seçimiyle ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlar arasında denge sağlanarak olası sorunlar bertaraf edilebilir. Bu çalışmada araç üstü ekipman sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin sürdürülebilir tedarikçi seçim problemi bulanık çıkarım sistemleri çerçevesinde ele alınmış ve mamdani-tipi bulanık çıkarım sistemi kullanılarak bir model önerilmiştir. Önerilen modelde tedarikçilerin performans düzeyi ve sürdürülebilirlik düzeyi aynı kurallara göre eş zamanlı olarak elde edilmiştir. Daha sonra tedarikçilerin performans düzeyi ve sürdürülebilirlik düzeyine göre işletme için uygun tedarikçiler belirlenmiştir. Ayrıca önerilen modeldeki kurallar kullanılarak tedarikçi performans düzeyi ve sürdürülebilirlik düzeyi için kriterler arasında farklı öncelik sıralamasının olduğu belirlenmiştir.Öğe Stok yönetim sistemlerinde Endüstri 4.0 uygulamalarının gerçekleştirilmesi: Bir otomotiv firmasında komisyonlama (parça toplama-montaj hatlarına parça besleme) yönteminin dijitalleştirilmesi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Pak, Ender; Uslu Divanoğlu, SevilayKüreselleşmenin neden olduğu rekabetçi ve dinamik pazar koşulları, imalat ve lojistik sektörleri başta olmak üzere birçok sektör için dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımlarını zorunlu kılmaktadır. Günümüzde işletmelerin lojistik anlayışları, stoksuz ve tam zamanında gibi karmaşık sevkiyat ve teslimat stratejilerini içeren, maksimum verimli tedarik zincirleri gerektirir. Lojistik operasyonları için geçerli tüm bu prensipler, işletme içerisindeki malzeme ve bilgi akışını sağlayan iç lojistik sistemleri için de geçerlidir. İç lojistik sistemleri, tedarik zincirlerinin önemli unsuru ve darboğazıdır. Karma model montaj hatlarına sahip otomotiv endüstrisinde, montaj bölgelerine parça besleme operasyonları en zorlu ve karmaşık süreçlerden birisidir. Müşteri taleplerinin çeşitliliği ve değişkenliği, üretim tesislerinde hareket gören parça miktarını ve kompleksiteyi fazlasıyla artırmıştır. Bu yüzden, montaj hatlarına parça besleme sistemlerinin tasarımı, üretim sisteminin performansını, verimini ve kalitesini çok yakından etkiler. Son yıllarda araştırmacılar, Endüstri 4.0 ve Lojistik 4.0 anlayışının getirdiği dijital dönüşüm rüzgârının da etkisiyle, parça toplama sistemlerinin verimliliğini artırmaya yardımcı olan çeşitli teknoloji yardımlı parça toplama teknikleri geliştirmişlerdiler. Bu çalışmada, öncelikle parça toplama sisteminin, iç lojistik uygulamalarındaki yeri ve önemi tanımlanmış, sonrasında da manuel parça toplama sistemlerinin diğer teknoloji yardımlı parça toplama sistemlerine göre kıyaslaması yapılmıştır. Bu sayede, teknoloji yardımlı parça toplama sistemlerinin araştırılması ve tasarımı, çeşitli sektörlere bir fırsat sunarak yönetim odaklı verimlilik kriterlerine göre işletmelere uygun sistemin ve teknolojinin seçilmesi için yardımcı olacağı düşünülmüştür.Öğe Stratejik maliyet yönetimi kapsamında sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi: Aksaray ilinde faaliyet gösteren işletmeler üzerinde sektörel bazda karşılaştırmalı bir uygulama(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Peker, Ali Aykut; İçerli, Mustafa YılmazKüreselleşmeyle birlikte artan rekabet ortamında işletmeler satış fiyatları üzerindeki etkilerini kaybetmişlerdir. Rakiplerine karşı rekabet üstünlüğü elde etmek isteyen işletmeler maliyetler üzerine odaklanmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle işletmeler tarafından maliyet bilgilerinin tam, tarafsız, hatasız ve gerçeğe uygun bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda birçok maliyet yöntemi geliştirilmiştir. Geleneksel maliyetlemeden çağdaş maliyet modellerine kadar istenilen nitelikte maliyet bilgilerinin üretilmesi aşamasında çeşitli problemler yaşanmaktadır. Bu nedenle geleneksel maliyetlemenin eksiklerini gidermek amacıyla Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) yöntemi ; Faaliyet Tabanlı Maliyetleme'nin eksiklerini gidermek amacıyla da sırasıyla Sürece Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (SDFTM) ve Kaynak Tüketim Muhasebesi (KTM) yöntemleri geliştirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacını geliştirilen yöntemler arasında karşılaştırmalar yapılarak farklılıkların tespit edilmesi ve maliyet yöntemlerini farklı sektörlerde uygulayarak sektörel bazda bir değerlendirme yapılması oluşturmaktır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Stratejik Maliyet Yönetimi ve Stratejik Maliyet Yönetimi Yaklaşımları ele alınmıştır. İkinci bölümde Sürece Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ve Kaynak Tüketim Muhasebesi yöntemleri açıklanmış ve yöntemler arasındaki farklılıklardan bahsedilmiştir. Ayrıca Sürece Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ve Kaynak Tüketim Muhasebesi yöntemleri hakkında kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Üçüncü bölümde Aksaray ilinde faaliyetlerini sürdüren üretim ve hizmet işletmelerinde analize konu maliyet yöntemleri (FTM, SDFTM, KTM) uygulanarak bulgular elde edilmiştir. Son bölümde ise elde edilen bulguların sonuçlarından bahsedilmiştir. Bu sonuçlar şu şekilde sıralanabilir; Faaliyet Tabanlı Maliyetleme yöntemi, atıl kapasite maliyetleri hakkında bilgi sağlamadığı için diğer yöntemlere göre maliyetlerin tespitinde daha zayıf kaldığı belirlenmiştir. Sürece Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme yönteminde sadece dağıtım anahtarı olarak sürenin kullanılmasının uygulamanın kolay gerçekleştiği fakat maliyetlerin belirlenmesinde çeşitli şüpheler uyandırdığı tespit edilmiştir. Kaynak Tüketim Muhasebesi yönteminde maliyetlerin sabit ve orantısal olarak ayrılması ve bu maliyetlerin teorik ve pratik kapasiteye göre dağıtılması yöntemin kapsamlı bir yapısının olduğunu göstermektedir. Ayrıca hizmet sektöründe Sürece Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyetleme yönteminin uygulanmasının daha kolay ve kullanışlı olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde Kaynak Tüketim Muhasebesi yönteminin üretim işletmesinde uygulanmasının maliyetler açısından daha gerçekçi maliyet bilgileri sunduğu tespit edilmiştir.Öğe Toksik liderlik algısının hizmet inovasyon davranışı ve işten ayrılma niyeti üzerine etkisinde metanetin düzenleyici rolü(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Oruç, Şükran; Yıldırım, Mehmet HalitBu çalışmada, toksik liderlik algısının hizmet inovasyon davranışı ve işten ayrılma niyeti üzerine etkisinde metanetin düzenleyici rolünü incelemek ve toksik liderlik algısına sahip çalışanların bu sürece yükledikleri öznel anlamları ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma aynı temel olgulara ilişkin nitel ve nicel yöntem, yaklaşım ve kavramların birleştirilmesi olarak tanımlanan karma araştırma yöntemine göre gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda, önce nicel sonra nitel verilerin toplandığı karma araştırma deseni olan açımlayıcı sıralı karma yöntem deseni kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutunun temellendirildiği desen "alan araştırması" desenidir. Araştırmanın nitel boyutunun temellendirildiği desen ise olgu bilim (fenomenoloji) desenidir. Nicel araştırma kapsamında veriler, geçerliliği ve güvenilirliği sınanmış ölçeklerden oluşan bir soru formu (anket) ile Hatay İl merkezinde bulunan 3 ayrı hastanede çalışan 700 katılımcıdan toplanmıştır. Elde edilen nicel araştırma verileri SPSS ve AMOS istatistik programları kullanılarak analiz edilmiştir. Toplanan veriler, betimsel istatistikler, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, pearson korelasyon analizi, regresyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılarak test edilmiştir. Nitel araştırma kapsamında ise toksik liderlik algısına sahip 22 sağlık çalışanından yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile araştırma verileri elde edilmiştir. Bu veriler tematik içerik analizi yapılarak bilgisayar destekli nitel veri analizi programı MAXQDA ile analiz edilmiştir. Programın görsel araçlarından da yararlanılmıştır. Araştırmanın amacı kapsamında, katılımcıların toksik liderlik algıları sorgulanarak tümevarımsal çıkarımda bulunmak için nitel araştırmanın veri oluşturma ve analiz teknikleri kullanılmıştır. Nicel araştırmada elde edilen sonuçlar; toksik liderlik algısının çalışanların işten ayrılma niyeti üzerinde pozitif, öte yandan hizmet inovasyon davranışı üzerinde ise, negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Buna karşın toksik liderlik algısının hizmet inovasyon davranışı ve işten ayrılma niyeti üzerinde metanetin düzenleyici role sahip olmadığı görülmüştür. Alt boyutlar açısından incelendiğinde ise, toksik liderliğin alt boyutlarının (değer bilmezlik, bencillik, çıkarcılık ve olumsuz ruhsal durum) sadece hizmet inovasyon davranışının işgören hizmet yenilik davranışı üzerindeki etkisinde çabada sebat gösterme boyutunun düzenleyici rol oynadığı tespit edilmiştir. Yapılan içerik analizi sonucunda, sağlık çalışanlarının liderlerine yönelik deneyimlerine ilişkin temalar ve alt temalar haline dönüştürülen veriler, araştırmanın bulgularını oluşturmuştur. Bu anlamda katılımcıların liderlerine yönelik öz değerlendirmeleri, "mevcut durum" kapsamında ele alınırken; ideal olarak olması gerekenlere ilişkin değerlendirmeleri ise, "hayaller" kapsamında ele alınmıştır. Mevcut durum kapsamında katılımcıların; liderlerine yükledikleri anlamlar ve liderleriyle yaşadıkları deneyimlere bağlı olarak iş hayatlarına ve günlük sosyal hayatlarına ilişkin değerlendirmelerine yer verilmiştir. Hayaller kapsamında ise, katılımcılar liderlere ve liderliğe yükledikleri anlamlardan ve bir liderde olması gereken özelliklerden bahsetmişlerdir. Metaforlar aracılığıyla da liderlerine, liderleri ile ilişkilerine ve hayallerindeki liderlere yönelik benzetmelerde bulunmuşlardır. Araştırmanın nicel ve nitel aşamasında birbirini desteklemesinin yanı sıra birbirinden farklı bulguların elde edilmesi; nitel aşamada toksik liderlik algısına sahip sağlık çalışanlarının öznel deneyimlerine dair derinlemesine bilgilere ulaşılacak karma araştırma yönteminin kullanıldığı araştırmalara duyulan ihtiyacı göstermektedir.Öğe Teknostresin ve iş geriliminin hizmet inovasyon davranışı üzerine etkisinde esnek çalışma düzenlemelerinin aracılık rolü: Çağrı merkezi örneği(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Merdan, Ethem; Karadal, HimmetTeknolojinin yoğun kullanımı ve aşırı iş yükü nedeniyle işgörenler teknostres ve iş gerilimi ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu durum, hizmet inovasyon davranışını, diğer bir ifadeyle yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesine yönelik çabaları olumsuz yönde etkilemektedir. Esnek çalışma düzenlemelerinin ise teknostres ve iş gerilimini azaltacağı, hizmet inovasyon davranışını geliştirebileceği ileri sürülse de bu konuda belirli sayıda araştırma olduğundan bir belirsizlik söz konusudur. Çalışmamız modelimizde bu değişkenler arasındaki ilişkilere dair belirsizliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, teknostres ve iş geriliminin hizmet inovasyon davranışına etkisini ortaya koymak ve bu ilişkide esnek çalışma düzenlemelerinin aracı etkiye sahip olup olmadığını tespit etmektir. Çalışmanın örneklemini Kırıkkale ilindeki bir çağrı merkezinin işgörenleri oluşturmaktadır (n= 396). Bu çalışmada veriler, Alam'ın (2016) teknostres ölçeği, Kahn ve arkadaşlarının (1964) iş gerilimi ölçeği, Albion'in (2004) esnek çalışma düzenlemeleri ölçeği ve Hu ve diğerlerinin (2009) hizmet inovasyon performansı ölçeğinin alt boyutu olan hizmet inovasyon davranışı ölçeğinden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Bu çalışma önce model ve hipotezler Açıklayıcı Faktör analizi, Doğrulayıcı Faktör Analizi ve Yapısal Eşitlik Modeli yardımıyla test edilmiştir. Daha sonra nitel veriler ise Voyant Tools programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre hem teknostresin hemde esnek çalışma düzenlemeleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde esnek çalışma düzenlemelerinin de, hizmet inovasyon davranışını pozitif etkilediği ortaya konmuştur. Buna karşın teknostres, hizmet inovasyon davranışı üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca esnek çalışma düzenlemelerinin teknostresin hizmet inovasyon davranışı üzerindeki doğrudan etkisinde aracı etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Benzer şekilde esnek çalışma sistemlerinin iş gerilimi ile hizmet inovasyon davranışı ilişkisinde aracı etkiye sahip olduğu gözlenmiştir.Öğe Üretim süreçlerinde 8D metodu ile hata analizi: Otomotiv endüstrisinde bir uygulama(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Taş, Ülge; Uslu Divanoğlu, SevilayKalitenin iyileştirilmesi, üretim proseslerinin tümünü kapsayan çalışmalardan oluşmaktadır. Üretimde meydana gelen hatalar ancak kalitenin iyileştirilmesi sonucunda önlenebilecektir. Bu bağlamda üretim proseslerindeki hataların analiziyle, hataların kök nedenleri belirlenerek ve hatalar ortadan kaldırılarak ürün/proses kalite iyileştirmeleri yapılabilmektedir. Bu çalışmada otomotiv endüstrisinde, üretim proseslerinde müşteri şikâyeti ve kalite yönetimini etkileyen değişkenler belirlenerek hataların önlenmesi amacıyla vaka analizi yapılmıştır. Araştırmanın amacı, bir işletmede oluşan müşteri şikâyetleri ve hataların sistematik analizi sonrasında FMEA, beş neden analizi ve Ishikawa diyagramı gibi teknikleri içeren 8D metodolojisi kullanılarak oluşan bu hataların en aza indirilmesi ve yalın üretim çerçevesinde yöntemin etkinliğinin artırılmasıdır. Bu nedenle 8D problem çözme metodolojisi proseslerdeki tüm tekrar eden problemlerin olduğu süreçlere uygulanmıştır. Bunun yanı sıra bu yöntemin etkin bir şekilde kullanılmasıyla sektöre ve literatüre de katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmaya konu olan otomotiv endüstrisindeki üretim proseslerinde 8D metodu ile hata analizlerinin yapılarak bulguların tespit edilebilmesi amacıyla bu metotta yer alan adımlar aşamalı olarak izlenerek bir vaka analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgular, nicel ve nitel araştırma yöntemlerini içerisinde barındıran karma model ile incelenmiştir. Araştırmanın nitel varsayımında; uygulanan 8D metodunun uygun bir problem çözme aracı olup olmadığı; nicel kısmında ise 8D metodunun problem çözme sürecinde kullanılmasında kalite seviyesini artırmada ve kalite maliyetlerini düşürmedeki etkisi test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda 1.071 ppm (parts per million - milyon başına hatalı parça oranı) olan hata oranı 8D metodolojisinin uygulanması ile sıfır (0) olarak elde edilmiştir. Bu sonuç ppm değerleriyle birlikte araştırmanın bulgularıyla da desteklenmiştir. Üretim proseslerindeki hataların analizinde, tekrar etmesinde ve raporlanmasında 8D metodolojisinin etkili sonuçlar elde edebileceğine ilişkin önemli ipuçları içeren bu çalışmanın literatür ile uyumlu olduğu görülmektedir. Proseslerde iyileştirme sağlamada ve verimliliğin artırılmasında 8D metodolojisi bir kalite aracı olarak kullanılabilir. Genellikle otomotiv endüstrisinde uygulama alanı her geçen gün yaygınlaşan 8D metodolojisinin ve entegre yöntemlerin, gelecekteki çalışmalarda diğer endüstrilere de uygulanabileceği ve bu raporların literatüre katkı sağlayacağı söylenebilir.Öğe Çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algılarının tükenmişlik, işe adanmışlık ve kariyer bağlılığı üzerine etkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Sunman, Gözde; Yıldırım, Mehmet HalitHız kesmeden ilerleyen akıllı teknolojiler üretim kapasitesi ve üretimde verimliliğin artması açısından önemli bir gelişme yaratmıştır. Özellikle Endüstri 4.0 ile birlikte artan makineleşme ile insan faktörünün üretim sektöründeki görevlerinde azalma yaşanması beklenmektedir. Ekonomik koşullar, teknoloji ve rekabet koşullarının sürekli bir dinamizm içinde değişmesinin yanında iş ortamları, yönetimler, işlerin nitelikleri ve hiyerarşik yapıların da değişmesi sonucunu doğurmuştur. İnsan ise bu değişimleri hem bir birey olarak ait olduğu toplumda hem de bir çalışan olarak ait olduğu örgütte hissetmektedir. Bu değişim baskısının zamanla çalışanların işlerine karşı tutumlarına nasıl yansıyacağıyla ilgili çok fazla bilgi yoktur. Bu çerçevede çalışmanın ana amacı Endüstri 4.0 dönüşümünü ve bu dönüşümün bileşenlerini çalışanların kendi iş/kariyerleri için bir tehdit olarak algılayıp algılamadıklarını belirlemek ve bu tehdit algısının tükenmişlik, işe adanmışlık ve kariyer bağlılığı üzerine bir etkisinin olup olmadığını inceleyerek alan yazındaki boşluğu doldurmaktır. Bu amaç doğrultusunda hem nicel hem de nitel araştırmanın en iyi yönlerini sağlama imkânı sunması açısından karma yöntem araştırması yapılmıştır. Sıralı açıklayıcı desen doğrultusunda öncelikle İSO'nun yayınlamış olduğu "Üretimden Satışa Türkiye'nin 2018 Yılı 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" listesinde alan Sakarya ilinde otomotiv sektöründe faaliyet gösteren 602 çalışana anket çalışması uygulanarak araştırmanın nicel boyutu yürütülmüştür. Tesadüfi olmayan örnekleme tekniklerinden kolayda örnekleme yoluyla toplanan veriler, açımlayıcı/keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizi, regresyon analizi, tek yönlü varyans analizi yardımıyla SPSS ve AMOS programı kullanılarak test edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasını oluşturan nitel boyutta ortaya koyulmak istenen amaç Endüstri 4.0 dönüşümünün ve bu dönüşümle birlikte gelen akıllı teknoloji, yapay zekâ, robotlar ve algoritmaların nasıl algılandığına yönelik çalışanların bireysel deneyim ve algılarını betimlemektir. Bu bağlamda araştırmanın nitel boyutunda "olgu bilim (fenomoloji)" deseni kullanılmıştır. Nicel boyuttaki örneklemi oluşturan 602 katılımcıdan amaçlı örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme tekniği ile tespit edilen kriterleri taşıyan 15 katılımcı ile nitel araştırma yürütülmüştür. Nitel veriler, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler tematik içerik analizine tabi tutularak MAXQDA analiz programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen nicel bulgulara göre, çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algılarının işe adanmışlık ve kariyer bağlılığı üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu ve çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algılarının tükenmişlik ve tükenmişliğin alt boyutları olan duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve düşük kişisel başarı hissi üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yani çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algıları arttıkça işe adanmışlık ve kariyer bağlılığının azaldığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algıları arttıkça tükenmişlik ve tükenmişliğin alt boyutları olan duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve düşük kişisel başarı hissinin arttığı tespit edilmiştir. Ayrıca Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algısının çalışanların yaş ve eğitimine göre farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen nitel bulgulara göre, çalışanların Endüstri 4.0 dönüşümüne yönelik tehdit algıları "tehdit yok", "potansiyel tehdit" ve "gerçek tehdit" olmak üzere üç ana tema altında toplanmıştır. İlk ana temada katılımcılar çalışana kendini geliştirme imkânı sunması, işlerin uzaktan yapılabilmesi, değer yaratması, iş yükünü azaltması gibi Endüstri 4.0 bileşenlerinin gerek gündelik hayatta gerekse iş hayatında kolaylıklar ve avantajlar sağladığını dile getirmişlerdir. İkinci ana temada katılımcılar insan ve makinenin birlikte çalışabileceğini fakat ilerleyen zamanlarda birtakım avantajları olduğu için Endüstri 4.0 bileşenlerinin insan iş gücüne karşı bir tehdit oluşturma potansiyelinin bulunduğu dile getirmişlerdir. Üçüncü ana temada ise katılımcılar Endüstri 4.0 bileşenlerinden olan robotik sistemler ve yapay zekalı robotların çalışanları devre dışı bırakma ve çalışanın yerini alma açısından iş gücü üzerinde olumsuz bir etki yarattığını dile getirmiştir. Çalışmanın Endüstri 4.0, tükenmişlik, işe adanmışlık ve kariyer bağlılğı yazınına görgül katkılar sağlaması bakımından önem arz ettiği düşünülmektedir. Endüstri 4.0 dönüşümünün çalışanlar tarafından nasıl algılandığı ve bu algının çalışma hayatına etkilerini ortaya koymak açısından daha fazla netlik ve bilgi sağlayacak araştırmaların farklı örneklem gruplarında yapılması önerilmektedir.Öğe Çalışan kadınların süper kadın ideali ve çoklu rollerle başa çıkma deneyimleri: Fenomenolojik bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Uğuz Arsu, Şerife; Yıldırım, Mehmet HalitSüper kadın ideali; çoklu ve sıklıkla çelişen rolleri (süper anne/eş/çalışan/ev hanımı vs.) bir arada ve güçlükle sürdürmeye çalışan kadınlarla ilişkilidir. Günümüz çalışan kadınından hem evde hem de işte iyi olması, hem geleneksel kadınsı rollerde hem de eril rollerde mükemmelleşerek hepsini yapması ve hepsinde iyi olması beklenmektedir. Ayrıca kadınlardan hem becerikli, hamarat, ideal bir ev hanımı ve iyi bir anne hem de işyerinde başarılı, kendine güvenen, bağımsız bir kariyer kadını olmaları beklenirken aynı zamanda bakımlı, fit ve güzel olmaları da istenmektedir. Dolayısıyla süper kadın ideali; ebeveynler, aile, iş arkadaşları, çalışanlar ve genel olarak toplumun algılanan ve açık beklentileri ile kadınların kendilerine yerleştirdikleri beklentilerden oluşmaktadır. Söz konusu kültürel beklentilere ek olarak çalışan kadınlar birinci vardiyalarının ardından kendilerini bekleyen ikinci bir vardiya ile karşılaşmakta, ev işleri ve çocuk bakımında sorumlulukların büyük bir çoğunluğunu üstlenmektedirler. Bu bağlamda kadınların her iki vardiyayı nasıl dengede tutacakları birçok çalışmaya konu olmuştur. Ancak kadınların çoklu rol taleplerine karşı hem annelik ve kariyeri dengede tutma hem de kültürel beklentileri karşılama konusunda üzerinde durulması gereken, bu iki vardiyayla mücadelelerini oluşturan üçüncü vardiyadır ve bu vardiya hakkında henüz çok az şey bilinmektedir. Buradan hareketle bu çalışmanın temel amacı Türk toplumunda kadınlara yönelik kültürel idealler ve beklentiler ile toplumda kadın olmaya ve çoklu rollere ilişkin deneyimlerini görünür kılmak, bu deneyimlerden çıkardıkları anlamlar ile süper kadın idealine yönelik bakış açılarını betimlemek ve bunlara ilişkin başa çıkma stratejilerini belirleyerek alan yazındaki boşluğu doldurmaktır. Bu amaç doğrultusunda Türk toplumunda kadın olmaya ilişkin algıları, süper kadın idealine bakış açıları ve başa çıkma yöntemlerini sorgulayarak, tümevarımsal çıkarımda bulunulmuştur. Bu bağlamda nitel araştırmanın veri oluşturma ve analiz teknikleri ve nitel bir araştırma yöntemi olan fenomenolojik tasarım benimsenmiştir. Nitel araştırma kapsamında amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ve maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada Aksaray ve Bursa'da çalışan 971 kadına uygulanan Süper kadın ölçeği (SKÖ) ve Öz-Roller Envanteri (ÖRE) ile elde edilen skorlara göre kadınlar süper kadın idealini "reddeden", "onaylayan" ve "belirsiz" şeklinde üç gruba ayrılmıştır. İkinci aşamada ise gönüllü olan 50 kadın ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerin tematik içerik analizi MAXQDA 18 nitel araştırma programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; kadınların evlilik öncesi/sonrası ve annelik sonrası deneyimlerine bakıldığında gittikçe artan çoklu rol talepleri ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bunların yanı sıra kadınlar "iyi anne, iyi eş, iyi evlat, iyi çalışan, iyi gelin, iyi arkadaş vs." olma beklentileri ile de karşılaşmaktadır. Söz konusu beklentilerin tamamı "hem geleneksel hem modern kadın beklentileri: süper kadın olma" beklentisini ortaya çıkarmaktadır. Bu kültürel beklenti ve ideallere karşı kadınların bireysel idealleri, bireysel tercihleri ve süper kadın idealine yönelik bakış açıları 3 grupta ele alınmaktadır: (1) süper kadın idealini onaylayanlar için "ulaşmak istedikleri bir hayal"; (2) süper kadın idealini reddedenler için toplumun, medyanın ve erkeklerin bir "dayatması" ve "gerçekçi olmayan, imkansız bir ideal" (3) "belirsiz" durumda olanlar için ise farkında olmadan içselleştirdikleri ve zorunluluklarının getirdiği "kalıp yargılar ve toplumsal bir gerçeklik" şeklindedir. Ayrıca bu üç bakış açısından hareketle kadınların kültürel idealler ve çoklu rollerle başa çıkabilmeleri için stratejiler belirlenmiştir. Buna göre; süper kadın idealine bağlı olan ve "onaylayan" kadınlar çoklu rol taleplerinin ve kültürel beklentilerin hepsini bir arada sürdürmeye yönelik stratejiler kullanmaktadırlar. "Reddedenler" sınır koyma, seçim yapma, dengeleme ve mücadele etmeye yönelik stratejiler uygulamaktadır. "Belirsiz" kalanlar ise bilinçli bir strateji uygulamaktan ziyade süper kadın ideali ile başa çıkamayarak sendrom, depresyon ve tükenmişlik yaşamaktadırlar. Elde edilen bulgular dikkate alınarak tezin sonuç bölümünde kadınlardan gelen öneriler incelenmiş ve gelecekte yapılacak akademik çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Öncelikle bu çalışmada kadının eviçi ve çalışan rollerinin yanı sıra kadın kimliğinin anne ve eş rolünden sonra kendisine yüklemiş olduğu geleneksel roller incelenmiştir. Buna göre çalışmada Türk kültürüne uyarlanmış olarak eklenen "geleneksel roller", gelecekte yapılacak olan çalışmalarda kullanılabilir. Ayrıca bu çalışmada süper kadın rolü için katkıda bulunan bağlamsal faktörler, eklenen geleneksel roller ve başa çıkma yöntemleri kullanılarak bir ölçüm aracı geliştirilebilir. Söz konusu ölçüm aracı, bu çalışmada incelenen kadın deneyimlerinin yanı sıra erkek deneyimlerini incelemek için de kullanılabilir. Bunun yanı sıra gelecek çalışmalarda süper kadın ideali kavramına ilişkin farklı sosyo-demografik, etnik ve dini gruplardaki kadınların deneyimleri de incelenebilir.Öğe Ruhsal liderliğin hizmet inovasyon davranışı üzerindeki etkisinde takım uyumu ve bilgi paylaşımının aracılık rolü üzerine bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Gümüşsoy, Yalçın; Yıldırım, Mehmet HalitÇalışmanın temel amacı ruhsal liderlik, takım uyumu, bilgi paylaşımı, hizmet inovasyon davranışı arasındaki ilişkileri analiz etmektir. Bu bağlamda Aksaray Organize Sanayi Bölgesin'deki imalat işletmeleri bu çalışmanın kapsamı içindedir. Ek olarak takım uyumu ve bilgi paylaşımının, ruhsal liderlik ile hizmet inovasyon davranışına aracılık rolünü tespit etmektir. Bu amaçla nicel analiz araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bulguları desteklemek ve test etmek amacıyla açık uçlu sorulardan da faydalanılmıştır. Aksaray OSB'de faaliyet gösteren imalat işletmelerinde çalışan 359 işgörenden toplanan veriler analiz edilmiştir. Ölçüm araçlarının geçerlik ve güvenilirlikleri için doğrulayıcı faktör analizi, modelin iyi uyum değerleri ve aracılık rolü için AMOS Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Ruhsal liderliğin takım uyumu, bilgi paylaşımı, hizmet inovasyon davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Takım uyumu, ruhsal liderliğin hizmet inovasyon davranışına etkisine kısmi olarak aracılık etmektedir. Bilgi paylaşımı, ruhsal liderliğin hizmet inovasyon davranışına etkisine aracılık etmemektedir. Çalışmanın değişkenleri gözönüne alındığında alan yazın ve uygulamalara katkı sağlaması bakımından önem arz ettiği düşünülmektedir.Öğe Kapasite planlamasında; yalın üretim, kısıtlar teorisi ve çevik üretim tekniklerinden yararlanarak bir tampon (destek) ekibin oluşturulması ve otomotiv sektöründe bir imalât işletmesi örneği(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Şahin, Bedia DenizDünyada sanayinin gelişmesinin sonucunda üretim yöntemleri de gelişmektedir. İşletmeler yeni üretim yöntemleri ile birlikte kaynakları verimli kullanarak, en kısa zamanda müşteri taleplerine cevap vermeyi hedeflemektedirler. Araştırma, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren çok uluslu bir işletmede yapılmıştır. İşletmede ürün çeşitliliğinin fazla olması sebebiyle, kapasite planlaması sorunu yaşanmaktadır. Güncel kapasitenin yetersiz olması kararına istinaden, işletmede ek kapasite oluşturma kararı verilmiştir. Ürün kalitesi göz önünde bulundurularak, yeni bir tampon ekip kurulmuştur. Bu araştırmanın amacı; yeni kurulması planlanan tampon ekip ile yalın üretim, kısıtlar teoremi ve çevik üretim tekniklerinden yararlanarak kapasite planlanması gerçekleştirmektir. İşletmede yalın üretim özelliklerini sağlayan bir üretim sistemi devreye alınmıştır. Araştırmada yalın üretim kapsamında israfları tespit etmek adına ilk adım olarak muda analizi yapılmıştır. Muda analizinin sonucuna göre sipariş yönetimi bölümünde değer akış haritalaması yöntemi uygulanmıştır. Değer akış haritalama yönteminde süreçte israfa neden olan kapsamlar için iyileştirmeler yapılarak gelecek durum değer akış haritası hazırlamıştır. Muda analizi yardımı ile süreçteki kısıtlar tespit edilmiştir. Kısıtların ortadan kaldırılması aşamasında Kısıtlar Teorisinin odaklanılması gereken 5 adımı ve Kısıtlar Teorisinin mantıksal düşünme süreçleri adımlarından yararlanılarak iyileştirmeler yapılmıştır. İkinci aşamada yeni oluşturulan ekibin çeviklik özelliklerini sağlaması gerekliliği tespit edilmiştir. Bu amaçla nicel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Verilerin toplanması için destek ekip üyesi 70 çalışana Sharifi'nin çeviklik anketinden ve Yıldız 2011'de oluşturduğu çeviklik anketinden yararlanılarak hazırlanan anket uygulanmıştır. Anket verilerinin analizleri için; ölçüm araçlarının güvenilirlikleri için Croanbach Alpha güvenilirlik analizi, verilerin geçerliliğini test etmek adına KMO Bartlet testi ve Faktör analizi uygulanmıştır. Demografik etkenler için yüzdesel dağılımlar ve aritmetik ortalamaların analizleri, çevik üretime yönlendiren faktörlere yönelik standart sapma ve aritmetik ortalamaların analizleri, çevik üretim araçlarının analizinde yüzdesel dağılımlar ve aritmetik ortalamaların analizlerinden ve hipotezlerin test edilmesinde Pearson korelasyon analizlerinden yararlanılmıştır. Yalın üretim, çevik üretim ve kısıtlar teorisi verileri yardımı ile kapasite planlaması için sırasıyla, sistem modeli, sistemin algoritması ve ekran görseli tasarlanmıştır.Öğe Üniversite öğrencilerinin bilişsel yansıma düzeyleri temelinde ve davranışsal finans kapsamında anomalilerin incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Polat, Yusuf; Duman, HalukEkonomi literatürünün ilk dönemlerinden neo-klasik döneme gelinene kadar sosyal bilimlerin temel araştırma konusu olan insanın belirli açılardan rasyonel olmadığı ve söz konusu varsayımın bireyin her zaman, her yerde ve her koşulda ekonomik insan (homo economicus) olarak çerçevelenen karakteristikleri göstermeyebileceği konusu benimsenen bir olgu olarak kabul edilegelmiştir. Ancak söz konusu dönemde bireyin her zaman rasyonel olamayacağının kabulü bireyin duyuları, duyguları vs. olan bir varlık olması gerçeğine dayandırılmıştır. Neo-Klasik dönemden günümüze kadar olan dönemde ise özellikle işletme ve iktisat alanlarında yapılan çalışmaların neredeyse tümünde yer alan istatistik ve ekonometri gibi dalların adeta bir dayatması haline gelen bireyin rasyonel olduğu ve ekonomik çıkarlarını düşüneceği varsayımı son 30-40 yıl içinde davranışsal literatürün temel tartışma konusu haline gelmiştir. Ancak söz konusu varsayım neo-klasik iktisattan önce olduğu üzere bireyin bir beşer olması dolayısıyla hislerinin, korkularının, isteklerinin vs. güdülediği bir sapmanın değil, yine bireyin bir beşer olması ve beyin yapısının sistematik olarak belirli yanlıklar (anomaliler) göstereceği yönünde bir ihlalden bahsetmektedir. Bireyin zihinsel yapısından – Sistem 1 olarak adlandırılan zihinsel prosesten – kaynaklanan ve tüm bireylerde gözlemlenebilen sistematik davranışsal hatalar (anomaliler veya yanlıklar) bireyin biliş düzeyinin tespit edildiği bilişsel yansıma testi yardımı ile kategorize edilmektedir. Biliş düzeyi herhangi bir durum için zihinsel olarak bir çıkarımda bulunmasının gerektiği hallerde zihninde beliren ve yanıltıcı olabilecek sezgisel ilk yanıta yönelik olarak tepki verebilmesi ve durumu zihnine komut vererek – Sistem 2’yi kullanarak – değerlendirmesi ile ölçülmektedir. Davranışsal finansın temel aldığı bireyin bilişsel yansıma düzeyi ile bireyde hevristiklerden kaynaklı (bulunabilirlik, temsiliyet ve çıpalama) gözlemlenen davranışsal anomalilerin yapılan çalışmalar sonucunda doğru yönlü bir ilişki sergilediği anlaşılmaktadır. vii Bu çalışmada da 2002 yılında Kahneman’a, 2017 yılında ise Thaler’e nobel iktisat ödülünü kazandıran ve gün geçtikçe finans, pazarlama ve iktisat alanında çalışmaların yoğunlaştırıldığı davranışsal yanlıklardan aşırı güven yanılgısı, zihinsel muhasebe yanılgısı, temel oran yanılgısı ile üssel büyüme yanılgısına ilişkin olarak hâlihazırda yapılmış sınırlı çalışmalara katkıda bulunmak hedef alınmıştır.