Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanı sorunu bağlamında Türkiye ve İsrail'in enerji politikaları(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Yumuşak, Abdulkadir; Abbas, ZiyaTarih boyunca jeopolitik önemini kaybetmeyen Doğu Akdeniz, hidrokarbon rezervlerinin keşfi sonrasında daha çok önem kazanmıştır. Sanayi devrimi sonrası artan enerji ihtiyacı, ülkelerin siyasi ve ekonomik mekanizmasının devamı için enerji bağımlılığını da beraberinde getirmiştir. Bu da enerji kaynağı açısından zengin olan bölgeye olan ilgiyi bölgesel ve küresel düzeyde artırdığı için kıyıdaş ülkelerin deniz yetki alanı sorununu başlatmıştır. Çalışma, Doğu Akdeniz'de hidrokarbon enerji kaynaklarının keşfedilmesi sonrasında ortaya çıkan Deniz Yetki Alanları paylaşımı sorununu, kıyıdaş ülkelerin tutumu ve uygulamalarını uluslararası hukuk bağlamında ele alması bakımından ve bölgede iki önemli aktör olarak bulunan Türkiye ve İsrail'in enerji politikalarıyla da ilişkisini ele alması bakımından önem arz etmektedir. Bu iki ülkenin stratejilerinin, diğer aktörlerinde bulunduğu pozisyonda etkili olduğunu söylemek mümkündür. Tüm bu yönleriyle çalışma, bölgede sorunun taraflarının rollerini detaylı olarak incelendiği için ve güncel bir konu olması bakımından da önem taşımaktadır.Öğe Türkiye'de radikal dini grupların siyasete yönelik yaklaşımlarında değişimlerin incelenmesi (Hizbullah ve Akıncılar örneği)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Taşçi, Tugay; Yıldız, MuratDeğişim insan doğasında olan, kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilinçsiz bir şekilde kendiliğinden oluşan bir süreçtir. Modernizm, değişim kavramını daha köklü ve daha hızlı bir hale büründürmüş ve tarihte kıyaslanmayacak farklılaşmanın temelini oluşturmuştur. Osmanlı döneminde başlayan değişim süreçleri cumhuriyet döneminde daha köklü bir biçimde devam etmiştir. Elbette değişim herkesi değiştirememiş bazı toplumsal gruplar değişime geçici de olsa direnerek marjinal gruplar ortaya çıkarmıştır. Bu grupların ortak özelliği ise mevcut sistemlere ve düzenlere karşıt olmalarıdır. Ancak her ne kadar değişime direnilmiş olsa da zamanla bu gruplar da değişimden nasibini almış ve bu değişimi ilerleme ya da olgunlaşma olarak görmüşlerdir. Bir dönem Türkiye'de radikal söylem ve eylemler içerisinde olan Hizbullah ve Akıncılar teşkilatı, dönem dönem apolitik bir tutum sergilemelerine karşın 2002 seçimlerinin akabinde Kaynak Mobilizasyon Teorisi bağlamında sosyal, siyasal ve ekonomik kaynakların değişimi ile politize olmuşlardır. Bu çalışma, Türkiye'de mevcut düzene ve siyasal sistemlere karşı mesafeli olan söz konusu İslami grupların zamanla geçirdikleri değişim ve dönüşümlerin neticesinde yaşadıkları farklılaşmanın temelindeki sebepleri konu edinmektedir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu grupların yaşadığı değişimin altındaki etmenlerin ortaya konularak analiz edilmesidir.Öğe Afrika'daki bütünleşme hareketlerinde fikirlerin rolü: Nkrumah ve Nyerere örneği(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Esendağ, Beyza; Öztürk, MehmetBu çalışmanın amacı; Afrika ülkelerinin dekolonizasyon sürecinden sonra bağımsızlıklarını garanti altına almak ve kendilerini Avrupalı ülkelere karşı korumak amacıyla giriştikleri bütünleşmeye (entegrasyona) dair iş birliği sürecinde fikirlerin rolünü özellikle Ganalı lider Kwame Nkrumah ve Tanzanyalı lider Julius Nyerere üzerinden araştırmaktır. Çalışmada; kıtada en önemli bütünleşme girişimleri olan Pan-Afrikanizm ve Afrika Birliği Örgütü ile Afrika'dan da desteğin verildiği Bağlantısızlık Hareketi gibi oluşumlarda fikirlerin önemli bir yeri olduğu savı, Nkrumah ve Nyerere üzerinden yapılan liderlik incelemesi ile teyit edilmiştir. Daha çok birincil kaynakların tercih edildiği çalışmada; sırasıyla bütünleşmeye yönelik kuramsal çerçeve çizilmiş, üç bütünleşme girişimi (Pan-Afrikanizm, Afrika Birliği Örgütü ve Bağlantısızlık Hareketi) incelenmiş ve Nkrumah ve Nyerere'nin kıtada bütünleşmeye yönelik fikirleri üzerinden lider incelemesi de yapılmıştır. Ayrıca söz konusu bütünleşme çabalarında Afrika'da fikirleriyle öne çıkan diğer görüşlere yer verilerek kıta ülkelerinin ve liderlerinin bu oluşumlara karşı olan genel istek ve çekinceleri de incelenmiştir. Yapılan araştırma, yıllar boyu başka ülkelerin boyunduruğu altında yaşayan devletlerin egemenliklerini supranasyonel bir örgüte devretme konusunda temkinli olduklarını göstermiştir. Özellikle Nkrumah ve Nyerere'nin fikirleriyle, Bağlantısızlık Hareketi, Pan-Afrikanizm ve Afrika Birliği Örgütü gibi bütünleşmelerin başlamasında önemli roller üstlendikleri gözlenmiştir. Bu aynı zamanda bütünleşmelerde fikirlerin rolünün önemini vurgulayan bir örnek incelemeyi teşkil eder.Öğe Millî Görüş partilerinin anayasa yaklaşımı(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Baysal, Erdem; Yıldız, MuratDemokrasilerin olmazsa olmazı olan anayasalar, tarihsel süreçte olgunlaşarak geçmişten günümüze uzanmaktadır. Türkiye'de anayasa faaliyetlerinin kökleri Osmanlı dönemine kadar uzanmakta olup, zaman içerisinde siyasi iktidarların girişimleri neticesinde günümüzdeki halini almıştır. Türkiye'de iktidarda olan veya muhalafet cephesinde yer alan siyasi partiler de bu değişimlerin bir tarafı olmuş ve anayasal görüşlerini çeşitli şekillerde ifade etmişlerdir. Bu çalışma, Türk siyasal hayatında önemli yer edinmiş olan Millî Görüş hareketinin temsil edildiği siyasi partiler olan MNP, MSP, RP, FP ve SP'nin dönemsel olarak mevcut anayasalara ilişkin görüşlerini ele almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, söz konusu siyasi partilerin tüzük ve programları, seçim beyannameleri ile birlikte partiyi temsil eden siyasilerin görüşleri çerçevesinde anayasalarda değişmesini düşündükleri ve öne çıkardıkları kısımların ele alınarak analiz edilmesidir.Öğe Afrika Birliği'nin Afrika'daki çatışmalara müdahale kapasitesi bağlamında avantajları ve kısıtlılıkları: Komorlar ve Mali örnekleri(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Kerimova, Aysel; Öztürk, MehmetSoğuk Savaş sonrası dönemde çeşitli sebeplerden dolayı Afrika'daki çatışmaların sayısında artışlar yaşanmıştır. Bu çatışmalara müdahale eden en önemli aktörlerden birisi Afrika Birliği olmuştur. Peki, bu Afrika Birliği, Afrika'daki çatışmalara müdahil olmada diğer aktörlere göre öncelikle tercih edilmesi gereken bir aktör müdür? Ayrıca Afrika Birliği'nin Afrikalı sorunlara Afrikalı çözümler üretmek üzere giriştiği müdahaleler kapsamında avantaj ve kısıtlılıkları neler olabilir? Bu temel sorular üzerinden yürütülen çalışmada; Afrika Birliği'nin kıta genelindeki çatışmaları çözmede özellikle müdahale kapasitesinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda bu örgütün Komorlar ve Mali'ye yönelik müdahalelerine ilişkin iki örnek olay incelemesi de yapılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde; kendinden önceki Afrika Birliği Örgütü'nden daha donanımlı hale gelen Afrika Birliği bölgesel örgütünün birtakım eksikliklerine rağmen kıtadaki çatışmalara müdahale edebilecek diğer aktörlere (kıta dışındaki üçüncü taraf niteliğindeki devletlerin, uluslararası ve bölgesel örgütlerin yanı sıra kıta içindeki bölge-altı örgütlenmelere) kıyasla daha fazla avantajlar sunduğu tespitinde bulunulmaktadır.Öğe Tek partili yaşamdan çok partili yaşama geçişte hegemonyanın inşası ve ideolojik aygıtlar(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Öztekin, Cüneyt; Yıldız, UğurCumhuriyet sonrası Türk siyasal hayatının önemli dönüm noktalarından birisi çok partili siyasal yaşama geçiştir. 1923-1950 yılları arası yönetimini sürdüren tek parti iktidarı demokrasiye geçişle birlikte yerini Demokrat Parti'ye bırakmıştır. 27 sene boyunca ülkeyi tek parti iktidarı olarak yöneten Cumhuriyet Halk Partisi, I. Dünya Savaşı sonrası Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü önderliğinde cumhuriyetin kurucu partisi olarak sosyal ve siyasal alanda adeta bir mimar gibi çalışmıştır. Dönemin konjonktüründe Batı ülkelerinin sosyal ve siyasal anlamda daha ileri bir medeniyeti temsil ettiğini düşünen Atatürk ve İnönü liderliğindeki CHP, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin gelişiminin anahtarını "Batı" olarak görmüş ve bu doğrultuda politikalar gerçekleştirmişlerdir. CHP bu bağlamdaki politikalarını yürütürken Althusser'in devletin ideolojik aygıtları olarak isimlendirdiği aygıtlardan yararlanarak otoriter bir politika seyri izlemiştir. Pek çok farklı dinamiğin etkili olduğu sebeplerden dolayı iktidarını kaybeden CHP'den sonra iktidara gelen DP, hegemonyanın tesisi ve yeniden üretimi için ideolojik aygıtlardan yararlanmıştır. Althusser'in devletin ideolojik aygıtları ve Gramsci'nin hegemonya kavramını teorik çerçeveye oturtarak Türk siyasal hayatı analizine girişen bu çalışma, CHP ile DP'nin ideolojik aygıtlardan nasıl ve hangi amaçlarla yararlandığını ve çok partili siyasal yaşama geçişte yeni iktidarın hegemonyasını tesis etmek için eski hegemonyaya ait ideolojik aygıtları nasıl dönüştürdüğü sorularını yanıtlarken aynı zamanda ideolojik aygıtların konjonktür ve politika farklılıklarına göre ideolojik veya pragmatik bir amaçla kullanılabildiğini de kanıtlamış olacaktır.Öğe Yemen iç savaşı'nda kadınlar ve barış çabalarında Yemenli kadın örgütlenmelerinin rolü(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Mahmoud, Fatma Ibrahım Yassen; Öztürk, MehmetBu çalışma, Yemen iç savaşı sırasında ve sonrasında Yemenli kadınların durumunu (iç savaşın sosyal, ekonomik, eğitim, sağlık ve güvenlik etkilerini) ortaya koymak ve kadınların barış çabalarındaki fiili rolünü inceleme amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmanın önemi; Yemen İç Savaşı döneminin araştırılmasının, Yemenli kadınlar ve kadın örgütlenmelerine odaklanarak, Yemenli kadın bir araştırmacı tarafından yürütülmesidir. Giriş ve sonuç haricinde üç bölümden oluşan çalışmada ilk olarak, iç savaş ve kadın örgütlenmeleri ilişkisi üzerinde durulmuştur. İkinci olarak, kuruluşundan günümüze Yemen tarihine değinilerek iç savaş süreci detaylı incelenmiştir. Son olarak, Yemen İç Savaşı'nın kadınlara yansıması ele alınmış ve barış çabalarında Yemenli kadın örgütlenmelerinden örnekler verilmiştir. Yapılan araştırma neticesinde Yemen'de gerek ülke içi ve gerekse de ülke dışı pek çok faktörün istikrarsızlık kaynağı oluşturduğu görülmektedir. Yemen'deki iç savaş durumundan en fazla muzdarip olanların başında Yemenli kadınların geldiği belirlenmiştir. Kadınların bu dezavantajlı konumlarının bertaraf edilmesinde ve ülke genelinde genel bir barış ortamının oluşumunda Yemenli Kadınların Birliği gibi kadın örgütlenmelerinin önemli rolü bulunsa da bunların daha fazla etkiye sahip olmasının yine bu örgütlere destek verilmesinden geçtiği tespit edilmiştir.Öğe Bir yumuşak güç unsuru olarak maarif vakfının Türkiye'nin uluslararası ilişkilerindeki rolü(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Karahan, Mehmet; Abbas, ZiyaOluşan yenidünya düzeninde devletler, eskide olduğu gibi etki alanlarını sınırlarının dışında göstermek, bölgesel veya küresel çıkarlarını korumak ve geliştirmek arzusu içerisinde hareket etmektedirler. Bu hedeflerine ulaşabilmeleri dün olduğu gibi bugünde güç kullanmalarını kaçınılmaz kılmaktadır. Kullanılan bu güç, savaş ya da ekonomik yöntemlerin kullanıldığı "Sert Güç" olabileceği gibi uluslararası ilişkiler literatürüne Joseph S. Nye tarafından kazandırılan, daha çok takip edilme, cazibe uyandırma şeklinde kendini gösteren "Yumuşak Güç" şeklinde de olabilmektedir. Küreselleşme sonucu değişen dünya düzeninde devletler, sahip oldukları ulus ötesi kurum ve kuruluşları ile dış politikalarına yön vermektedirler. Bu bağlamda Türkiye de dış politikasını yenilemiş, dış yardımlara dayalı kültürel diplomasiye geçiş yapmıştır. Zengin ve köklü kültürel değerlere sahip Türkiye, yumuşak güç kapasitesini yeni oluşturduğu kurum ve kuruluşlar ile arttırmaktadır. Eğitim, bir anlamda toplumların sahip olduğu insan kaynağını yeniden tanımlayarak geleceği kontrol etme girişimi olarak tanımlanabilir. Devletler, sahip oldukları eğitim sistemleri sayesinde nitelikli insan kadrolarını arttırma ile kalkınma amacını taşırlar. Bu bağlamda kalkınma ile eğitim arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Kalkınmış ülkelerin küresel ölçekli olaylarda ortaya koydukları çözüm projeksiyonları diğer ülkeler nezdinde takip edilmekte, pozisyonlarını belirtmekte bir ölçü olmaktadır. Bu pozisyon tam anlamıyla yumuşak güç kavramı ile ilişkilidir. Türkiye'nin uluslararası ilişkiler denkleminde ve dış politika pratiğinde öne çıkardığı kurumlarından biri de Türkiye Maarif Vakfıdır. Türkiye Maarif Vakfı, yüklendiği misyon sayesinde Türkiye'nin sınırları ötesinde oluşturduğu etki alanlarında aktif bir tanıtım aracı olmanın yanı sıra, aynı zamanda dış politikasında kullandığı yumuşak güç unsurlarından da bir tanesi olarak görülmektedir. Türkiye Maarif Vakfı bulunduğu ülkelerde, kültür ve medeniyet bakımından etkileşimde bulunmak suretiyle, Türkiye'nin küresel çıkarlarının korunması noktasında büyük önem taşımaktadır. Vakıf, uluslararası eğitim alanında Türkiye ile dünya arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Bu nedenlerle, konunun araştırılarak literatüre kazandırılması yerinde olacaktır.Öğe Kapitalist ataerkil çağda anaerkil toplumların yeri: Mosuo, Minangkabau, Tuareg ve Bribri örnekleri üzerinden bir inceleme(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Ocan Kubat, Ayyüce; Öztürk, MehmetBu çalışma, kapitalizm-ataerkillik iş birliğinin yüksek olduğu günümüzde anaerkil toplumların yerini, özelliklerini ve bunlara kapitalizmin etkilerini dünyanın farklı yerlerinden seçilen örneklerle incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmada nitel bir araştırma yöntemi olan örnek olay araştırmaları yöntemi kullanılmış ve araştırma sorularına Mosuo, Minangkabau, Tuareg ve Bribri olmak üzere dört anaerkil toplum üzerinden cevap aranmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni kapitalist ataerkil çağ, bağımlı değişken ise anaerkil toplumların yeridir. Yapılan araştırma sonucunda kapitalist ataerkil çağda anaerkil toplumların az da olsa dünyanın değişik bölgelerinde var oldukları incelemesi yapılan dört örnek üzerinden teyit edilmiştir. Kapitalizmin kadınları ikincilleştiren etkisine rağmen anaerkil toplumlarda kadınların hâlâ başat aktör olmaya devam ettiği ve bu toplumlarda kadın-erkek eşitliğinin sağlandığı görülmüştür. Şiddetin görülmemesi, kapitalizmin yarattığı rekabetçi kazanma hırsının yok denecek kadar az olması, cinsel eşitliğin görülmesi, erkeklerin kadın hâkimiyeti altında ezilmemesi bu toplumların dikkat çeken özellikleri olmuştur. Bununla birlikte kapitalizm ve teknolojik gelişmelerin gittikçe artmasının anaerkil toplumların geleneklerini muhafaza etmede güçlük oluşturduğu yadsınamaz.Öğe Toplumsal sınıfların dönüşümü: Prekarya kavramı(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Ada, İbrahim; Abbas, ZiyaEşitsizlikler üzerine mi bir toplum meydana gelir yoksa toplumların oluşmasından sonra mı eşitsizlikler doğmuştur? Cevaplaması çok zor bir sorudur ancak daha kolay yoldan gidilirse tüm toplumların yapısında eşitsizliğin var olduğu görülebilir. Eşitsizlikler, sosyal bilimler alanının her daim konusu olmuştur. Toplum analizlerinde başat aktördür. Toplumlarda eşitsizlikler tarafından insanlar arasında meydana gelen farklılıklar her zaman düşünürlerin ilgisini çekmiştir. Bu eşitsizlikler en sonunda sınıf kavramının meydana gelmesine neden olmuştur. Sınıf kavramı, ortaya çıkışından günümüze kadar gelen süreçte birçok değişikliğe uğramış ve birçok düşünürün süzgecinden geçmiştir. Sınıflı toplumların oluşumundan kapitalizmin egemen olduğu zamana kadar modern sınıf kavramı, anlamında ve açıklanmasında değişiklikler yaşamıştır. Ancak eskinin tanımları her zaman yeni dönemi yakalayamamaktadır. Sınıf kavramı doğuşundan farklı olarak modern anlamını üretim ilişkileri içerisinde kazanmıştır. Elbette kavramı etkileyen, değiştiren birçok dinamik mevcuttur. Bu çalışmada yeni bir sınıf olduğu düşünülen prekarya kavramı ele alınacaktır. Kapitalizmin doğuşu ve gelişimi, kapitalizmde var olan sınıfların açıklanması için Karl Marx'ın ve Max Weber'in düşünceleri açıklanacaktır. Daha sonra prekarya kavramının ortaya çıkışında önemli bir etkisi olan küresel neo-liberalizme değinilecektir. Son olarak prekarya kavramı özelinde tartışmaların merkezinde olan Guy Standing'in kavrama dair düşünceleri ortaya konacaktır.Öğe Osmanlı Afrikası ve çokkültürlülük(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Bağrıaçık, Musa; Öztürk, MehmetYaşadığımız dünyada her gün yeni gelişme ve değişmeler meydana gelmektedir. Bu gelişme ve değişmeler esnasında da farklı farklı yeni kavramlar ortaya çıkmaktadır. Bu kavramlar içerisinde belki de en önemlisi ve en popüleri "multiculturalism" kelimesinden dilimize çokkültürlülük olarak geçen terimdir. Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nun Afrika topraklarını yönetirken uyguladığı politikaların çokkültürlülük çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çok çeşitli dinlere, dillere, ırklara, kültürlere mensup grupları bir arada bulundurmuştur. Hüküm sürmüş olduğu yaklaşık altı yüz yıl boyunca farklı özelliklere sahip bu grupları adaletli ve uyum içerisinde bir arada yönetmeyi başaran dünyadaki nadir imparatorluklardan birisi olmuştur. Bu başarısı ile dünyada Osmanlı Dönemi için "Osmanlı Barışı" ifadesi kullanılır olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nun uygulamış olduğu "millet sistemi" ile her grup kendi içerisinde ve diğer gruplar ile barış içinde, refah ve huzur ortamında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu dini, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel bağları ile Afrika'yı yüzyıllarca idare etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu buradaki halkı yönetirken halkın din, dil, gelenek, görenek, kıyafet yani kültürel değerlerine herhangi bir müdahalede bulunmamıştır ve günümüzde "çokkültürlülük" olarak adlandırılan bir politika uygulamıştır.Öğe Avrupa'daki bölgeli devletlerin karşılaştırılması(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Güner, Ahmet Bünyamin; Alkuş, OktayBilinen tarih boyunca belli amaç, istek ve ortak fayda neticesinde bir araya gelerek oluşturulan toplum yapısı kendini yönetmek adına bir yapı geliştirmiş ve bazı haklarını üst yapıya devrederek yönetilme noktasına evirilmiştir. Bu noktada çeşitli teoriler gelişmiş ve süreç sonunda devlet yapısı ortaya çıkmıştır. Devletin yöneten ve yönetilen etkileşiminde siyasi bir teşkilatlanma olarak örgütlenmesi neticesinde Dünya'nın çeşitli ülkelerinde farklı siyasi yapılanmalar olduğu gibi yerel anlamda idari yapılanmalarda farklılık göstermektedir. Genel anlamıyla devletler konfederal, federal, üniter ve son zamanlarda karşılaşılan üniter yapılanmanın alt başlığı olarak kabul gören bölgeli devlet modelleriyle isimlendirilmiştir. Bu tez çalışmasında devletin ortaya çıkışı hakkında tarihsel gelişimi, devletin genel olarak kabul edilen temel unsurları ve devlet şekilleri ele alınarak "Avrupa'daki Bölgeli Devletler" incelenmektedir. Devlet tanım ve ortaya çıkış indeksi modern devlet öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılır. Devletlerin halk bakımından bugün en bariz özelliği her alana nüfus etmesidir. Bu yayılma devletin şekillenmesinde, varlığının devamında, hangi ideolojiyi benimsemesiyle doğru orantılıdır. Devlet organik yapı içerisinde gelişimini daim kılması, vasıflarını koruması bakımından güç, kudret kullanması ve hizmetlerin doğru oranda işlemesi teşkilatlanmayı gerektirir. Devletin teşkilatlanması çeşitli yol, yöntem ve unsurlara göre farklı devlet şekillerini oluşturmuştur. Devlet şekilleri gerek tek elde toplanma, gerek bir ailenin elinde toplanması veya diğer şekillere göre doğrudan ve direkt milletin temsil edildiği ve halkın temsilcilerinin parlamento ile halkın istekleri doğrultusunda karar alan üniter sistem şeklinin içinde yer alan ve birkaç özelliğiyle ayrılan bölgeli devlet şeklidir. Çalışmanın amacı, günümüzde ortaya çıkan yeni bir yönetim modelinin inceleyerek bireylerin daha fazla özgür ve yönetime katılma adına devletlerin uygulamalarından yola çıkılmıştır. Devletlerin bu minvalde benimsediği yöntemler neleri içermektedir sorusuna karşılaştırmalı olarak bakılmıştır. Çalışmada niçin, nasıl, ne şekilde sorularına cevap aranmaya çalışılarak metin analizi, örnek olay incelemesi, tarihsel araştırma ve karşılaştırma yöntemi benimsenmiştir. Çalışmada bireylerin yaşadıkları devletlerde yönetim adına daha fazla söz hakkı elde etmek istemi veya devletlerin devamlılıklarını koruma adına mevcut iki devlet modelinden ayrı üniter devletin alt kısmında yer alan bölgeli devlet modelini her devletin kendine özel şekillerde modellemeler ile model oluşturabilmişler midir? Sorusuna karşılaştırmalı olarak bakılmaktadır. Avrupa'da bulunan Birleşik Krallık, İspanya, İtalya, Portekiz ve Finlandiya devletlerini ele alıp bölgeli devlet yapısı neden ve nasıl uygulanmaktadır sorularıyla anlatımlar yaptıktan sonra bu devlet modelinin diğer devlet modellerinden farklılıkları ve benzerlikleri açıklanmaktadır. Çalışmada bölgeli devlet modelinin üniter devletin alt kısmında yer alan bir model olduğunu ve yeni bir devlet modeli olmadığı vurgulanmaktadır. Bu model 19. Yüzyılda kartelleşme etkisiyle zayıflayan devletler nedeniyle topraklarını ve ekonomisini koruma adına üniter devlet şeklinin revize edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bölgeli devlet modeli daha fazla adem-i merkezileşme ile bireylerin yönetime katılması ve kendini yönetmede daha fazla etkin rol oynaması hedeflemektedir.Öğe Afrika'da zayıf devletlerin ortaya çıkışı: Sömürgeci mirasın etkisindeki egemenlik ve devleti yeniden düşünmek(ksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021) Yaradılmış, Cem; Öztürk, MehmetBu tez çalışmasında, Afrika devletlerinin sömürgeleştirilmesi, sömürgecilik sonrasında egemenliklerini elde edişleri ve zayıf devlet yapıları konu edinilmiştir. Bu çalışmada sömürgeciliğin, Afrika kıtasında egemenliğin bir problematik içerisinde oluşmasına ve devlet inşa sürecine etkisine odaklanılmıştır. Sömürge dönemi bitip sömürgecilik sonrası dönem başladığında ne tür süreçlerden geçtiklerinin ve bu durumdan dolayı zayıf devlet yapılarının oluşup oluşmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Afrika kıtasıyla ile sınırlandırılmıştır. Faydalanılan yerli ve yabancı kaynakların bu araştırmayı belirlenen sınırlılıklar çerçevesinde açıklayacak düzeyde olduğu varsayılmıştır. Çalışmada literatür taraması yoluyla veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bu doğrultuda tarihsel araştırma metodu kullanılmış ve elde edilen bulgular betimsel analiz yöntemiyle tanımlanmış ve değerlendirilmiştir. Bağımlı değişken egemenlik ve zayıf devlet oluşumu olurken bağımsız değişken ise sömürgeci miras olarak belirlenmiştir. Araştırmalar neticesinde, sömürgeci mirasın Afrika’da egemenlik ve ulus-devletin farklı biçimde oluşmasına neden olduğuna ulaşılmıştır. Sömürgeci miras Afrika kıtasında egemenliği olumsuz etkilerken, ulusdevletlerden ziyade devlet-ulusların oluşmasına kapı aralamıştır. Bunun bir sonucu olarak da Afrika kıtasında zayıf devlet yapıları ortaya çıkmıştır.Öğe Küreselleşen dünyada çok uluslu şirketlerin artan rolü ve Latin Amerika'daki darbelere etkileri: Guatemala, Şili ve Bolivya örnekleri(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Filazi, Ebru; Öztürk, MehmetToday's international relations are required to consider not only states, also existence of non-state actors. For example, both in numbers and activities of multinational companies (MNCs) which are one of these non-state actors have increased with globalization.The increasing roles of multinational companies in the globalizing world are not limited with economic activities anymore. So much so that they have been able to undertake a function shaper the policies of underdeveloped nation states. Moreover, these companies were able to have role in the coups staged in these countries in case of benefit conflicts with them. In this study, the place and roles of multinational corporations in the globalizing world, their effects on the state policies and their roles in coups through three examples in Latin America were investigated. In the completed study, it has been observed that those multinational corporations, which increased the roles with globalization, are not always limited with economic activities, especially could have negative impact on state policies of underdeveloped countries. Moreover, it has been observed in the analyses upon Guatemala, Chile and Bolivia from Latin America countries that the mentioned multinational corporations had a role in the coups. Key Words: Globalization, multinational companies, military coup, Guatemala, Chile, Bolivia.Öğe Yerel yönetimlerde yönetişim: Aksaray Belediyesi örneği(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Bölükbaş, Vahit; Öztürk, MehmetDeğişen dünya, yeni bir toplum algısı ortaya çıkarmış ve bazı kavramları yeniden ele alıp değerlendirmeye sevk etmiştir. Yönetim de bu kavramlardan birisi olarak değişim ve güncelleme süreçleri yaşamıştır. Öyle ki yönetim kavramı, zamanla daha fazla esnekliği, şeffaflığı, denetlenebilirliği, katılımcılığı, iletişim ve etkileşimi esas alan "yönetişim" kavramına yerini bırakmaya başlamıştır. Yönetişim kavramının son yıllarda en belirgin görülen uygulama alanlarından birisi yerel yönetimlerdir. Hatta yerel yönetimlerde yönetişim adı altında yeni bir inceleme alanı da oluşturan bu durum, aynı zamanda yönetişimin yerel yönetimleri nasıl etkilediğini ve şekillendirdiğini göstermeye adaydır. İşte bu çalışma, yönetimden yönetişime geçişi ve yerel yönetimlerde yönetişimin muhtevasını açıklamayı amaçlamıştır. Bunun yanı sıra Aksaray Belediyesi örneğinde Türkiye'de yerel yönetimlerin aldıkları kararlarda, sundukları hizmetlerde ve dikkate almaları gereken unsurlarda yönetişimin yeri ve uygulanabilirliği sorgulanmıştır. Bu bağlamda Avrupa Yönetişim Mükemmelliği Etiketi (ELoGE) kriterleri referans alınarak Aksaray Belediyesi'nin yönetişim faaliyetlerinden önemli bir kısmını karşıladığı sonucuna ulaşılırken görülen eksikliklere ilişkin de önerilerde bulunulmuştur.Öğe Emperyalizm kuramları ve Türk aydınının emperyalizm algısı(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2020) Gürbüz, Ömer Bahadır; Çınarlı, ÖzgürKlasik Marksist Emperyalist Kuram, emperyalizm teorisini on dokuzuncu yüzyıl boyunca kapitalist gelişimin ulaştığı aşamanın analizi üzerine inşa etmiştir. Emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak gören görüşler (Lenin-Bukharin) ile birlikte emperyalizmi kapitalizmin daima içinde bulunan bir nitelik olduğunu ortaya koyan (Luxemburg) görüşler de söz konusudur. Ancak bu kuramın odak noktası sadece gelişmiş kapitalist ülkeler ile sınırlıdır. Bağımlılık Okulu Kuramı ise emperyalizmin 'azgelişmiş' ülkelerde meydana getirdiği bağımlı ekonomik ilişkileri incelemiştir. İki kuramın da odaklandığı süreçler ve ülkeler farklı nitelikler göstermektedir. Dolayısıyla emperyalizme ilişkin ortaya koydukları kuramlar da farklılık göstermektedir. Ancak Türk Aydınının 'azgelişmiş' ülke aydını olmalarından dolayı emperyalizme dair görüşleri bu iki kurama da katkı sunmaktadır. Türk Aydınının perspektifi Klasikler ile Bağımlılık Okulu arasında bir köprü inşa etmektedir.