Cilt 11, Sayı 22, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 15 / 15
  • Öğe
    Din bilimleri ve karşılaştırmalı perspektif
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Smart, Ninian; Bilecik Karacan, Sümeyra
    Din Bilimlerinde karşılaştırmalı yaklaşım ve Din Eğitimi’nde fenomenolojik modelin gelişmesinde önemli bir isim olan Ninian Smart bu çalışmada, dinlerin karşılaştırmalı olarak ele alınması ve bunun sonuçlarına değinmektedir. Din Bilimlerinin çoğulcu ve kültürler arası bir bakış açısına sahip olmasının toplumların dini ve kültürel gelişim süreçlerindeki çeşitliliği dikkate alma, insan doğasına dair teorilerin farklı bir açıdan ele alınmasına olanak tanıma, yeni dini hareketler ve sembolik temalar üzerinden dünya görüşlerini inceleyerek dinin çok yönlü yapısını ve küresel toplumdaki ortak değerlerin gelişimini anlama noktasında katkı sağlayacağını vurgulamaktadır. Ayrıca Smart, küreselleşen dünyada başkalarının inançlarını, yaşam tarzlarını ve dünya görüşlerini anlamanın daha önemli bir hale geleceğini öngörmekte, dini araştırmaların da bu çeşitliliği dikkate alması gerektiğini ifade etmektedir. Günümüz Din Bilimlerindeki çalışmalar dikkate alındığında, Smart’ın bu öngörüsünün gerçekleştiği söylenebilir.
  • Öğe
    Efdalüddîn Kâşânî’nin siyaset teorisinde ideal devlet adamı
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Abdulaziz, Veysi
    Bu çalışmada, felsefî alanda özgün düşünceleri olan Efdalüddîn Kâşânî’nin siyaset düşüncesinde, ideal devlet yöneticisinde olması gereken özellikler incelenmiştir. Kâşânî devlet yöneticisi hakkındaki düşüncesini, yaşadığı dönemin devlet yöneticisine tavsiye amaçlı olarak kaleme almıştır. Savunduğu fikirlerde özgünlükler olmakla genel anlamda ideal devlet adamı teorileriyle benzerlik göstermektedir. Araştırma, çok yüksek bir mertebede görülen devlet başkanının yönetimde başarılı olabilmesi için önce nefsini ıslah etmesi, ahlâkî kurallara riayet etmesi ve bilge olması gerektiği konusu çerçevesinde şekillenmiştir. Bu çalışma, İslâm felsefesinde bilinen filozoflar dışında isimleri öne çıkmamış filozofların da olduğunu ve bu filozofların özgün düşünceler geliştirdiklerini gösterme anlamında önem arz etmektedir. Çalışmanın amacı, daha önce düşüncelerine pek değinilmemiş bir filozofun özgün siyasî görüşlerini inceleyerek literatüre mütevazı bir katkı sağlamaktır. Çalışma filozofun siyasî ve ahlâkî eserleri bağlamında ele alınmıştır. Çalışmada konuyla ilgili diğer filozof ve düşünürlerin görüşlerine başvurulmuş, nitel araştırma teknikleri kapsamında doküman analizi uygulamasından faydalanılmıştır. Çalışmada; devlet yöneticisinin, zayıf karakterde, beceriksiz, cahil ve ahlâkî erdemlerden yoksun olmaması gerektiği ulaşılan bulgular arasında yer almaktadır.
  • Öğe
    Şeyhülislâm Mustafa Efendi ve İstiâre Risâlesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Akbaba Tanrıkut, Emine
    Osmanlı medreselerinde Arap dili eğitimi, müfredatın ana unsurlarından biri olarak verilmiş; bu sayede, dini ilimlerde derin bilgi sahibi âlimler yetişmiş ve İslâm ilim camiasına birçok kıymetli eser kazandırılmıştır. Dönemin öne çıkan ilmî eserlerinden biri, Şeyhülislâm Ebü’l-Meyâmin Mustafa Efendi (ö. 1015/1606) tarafından kaleme alınan İstiâre risâlesidir. Arap dili ve belâgatında önemli bir mecaz sanatı olan istiâre-i mekniyye’nin teorik açıdan ele alındığı bu risâlede önceki âlimlerin konu hakkındaki görüşlerine yer verilmiş ve bu görüşler cedel ilminin prensipleri doğrultusunda tartışılmıştır. Bu yönüyle eser, günümüz dilbilim çalışmaları açısından da değerli bir kaynak teşkil etmektedir. Söz konusu risâlenin neşrine yönelik yapılan bu çalışmada metin incelemesi ve literatür taraması yöntemleri takip edilmiştir. Bu bağlamda önce müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgi sunulmuş ardından risâlenin el yazma nüshası ile içeriği hakkında bilgi verilmiş ve son olarak günümüze ulaşan tek nüshanın tahkiki yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Osmanlı âlimlerinin şerh ve haşiyecilikle sınırlı kalmayıp, özgün yorumlarıyla önceki ilmî müktesebata hem geliştirme hem de sistemleştirme yönünde önemli katkı sağladıkları anlaşılmıştır.
  • Öğe
    İslam Hukukunda kadınlara tanınan muafiyetler: hac örneği
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Atcı, İsa
    İslâm dini, temel anlamda birbirlerine karşılık gelen hak ve sorumluluk düzleminde erkek ve kadın arasında bir ayırım gözetmemiştir. Yaşam hakkı başta olmak üzere, eğitim, sağlık ve âdil yargılanma gibi birçok hakka kadın da erkek kadar sahiptir. Ancak ibadât, muamelât ve ukûbât gibi hak ve sorumlulukların farklı olduğu bazı konular da bulunmaktadır. Bununla birlikte İslâm, üstünlüğü hak ve sorumluluklara değil sadece takvâya bağlayarak kadının gerçek değerini takdir etmiştir. İslâm hukukçuları da naslar ekseninde gerçekleştirdikleri içtihatlarında kadınlara ihtiyaç haline göre kolaylaştırma prensibini devreye koymuşlardır. Bu bağlamda hayız veya nifas halindeki kadınlara bu durumları devam ettiği müddetçe namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerde bazı ruhsatlar sağlanmıştır. Bu çalışmada hac ibadetinde kadın için tanınan muafiyetler konu edinmiştir. Böylece İslâm’ın kadınlara hak ettikleri değeri vermediği iddiasının hac ibadeti özelinde çürütülmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamında klasik ve güncel kaynaklar taranarak konuyla ilgili veriler toplanmış ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Araştırma neticesinde İslâm hukukunun kadınlara gereken değeri verdiği ve diğer ibadetlerde olduğu gibi hac ibadeti esnasında da kolaylıklar sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Temsilî anlatım bağlamında Kur’an’da yağmur
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Karataş, Şuayip
    Kur’an dil üslûbunun belirgin niteliklerinden biri, mücerred kavram ve konuların duyulara hitap eden müşahhas temsil ve mesellerle anlatılmasıdır. Kur’an’da, özellikle gaybî konular, bir düşünceyi sembolik bir dil ve örneklendirmelerle açıklama anlamına gelen temsil üslûbuyla anlatılmıştır. Cennet, cehennem ve ahiret gibi soyut gerçekler, gerçek hayattan alınan somut örneklerle temsil edilerek, canlı tablolar halinde betimlenmiştir. Bu bağlamda, doğal bir olay olan yağmur, bazı soyut olgu ve olayların anlaşılmasında temsil aracı olarak kullanılmıştır. Bu çalışma, Kur’an’da temsil sanatı kullanılarak yağmurla ilgili örnekleri içeren âyetleri tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesiyle veriler elde edilerek, yağmur içerikli Kur’ân âyetleri analiz edilmiştir. Çalışmanın kuram/teori oluşturma aşaması, tümevarım metoduyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin tahlili ise içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Bu çerçevede, önce temsil kavramı ve Kur’an’daki temsilî anlatım ele alınmış; ardından yağmurun temsil aracı olarak kullanıldığı âyetler incelenmiştir. Çalışmada, dünya hayatının geçiciliği, öldükten sonra tekrar dirilme, hak-bâtıl ayrımı, münafıkların ve malını Allah yolunda harcayanların durumu gibi konularda, yağmurla yapılan teşbih ve temsillerle, ilâhî mesajların muhataplar için daha anlaşılır kılındığı tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Bir hilâfet mücadelesinin arka planı: Bilge Halife Me’mûn ile Sanatçı Halife İbrâhim b. Mehdî
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Karakuş, Nadir
    İslâm tarihinde amca ve yeğen arasında geçen iktidar mücadeleleri, Asr-ı Saadet’ten Emevîlere, Abbâsîlerden daha sonraki hanedanlara varıncaya kadar kendisini göstermiştir. Bunlar arasında en ilginç ve sıra dışı özelliklere sahip olanı ise Abbâsî halifesi Me’mûn ile amcası İbrâhim b. Mehdî arasında geçen olaydır. Ana kaynaklar yanında modern çalışmalar ve oryantalist araştırmalarla desteklenen bu makalede, bilim ve hikmet ehli ile sanat ve musiki ile uğraşanların mücadelesinin nasıl sonuçlanacağının cevapları aranmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda, aynı zamanda melodiler ve duygularla, akıl ve iradenin hür düşünce ufkunda yaptığı yolculuğun sonucunun ne olacağının cevabı verilmiştir. Konuyu daha net ortaya koyabilmek için musikişinas İbrâhim b. Mehdî ile bilge halife Me’mûn’un hayatlarından kesitler sunulmaya gayret edilmiştir. Onların çevrelerinde yer alan kişiler, sanatçılar ve devlet adamlarının bu sürece katkıları ile her iki şahsiyetin bulundukları görevler ve devlet tecrübeleri de makalenin merkezinde yer almıştır. Daha sonra, yaşanan iktidar mücadelesinden kesitler aktarılarak evliliklerden, tecrübelere, kumandanlardan devlet adamlarına kadar bazı tahlillerde bulunulmuştur. İki hanedan üyesinin iktidar mücadelesini irdelemeyi amaçlayan bu makale, bilge ile müzisyen olarak tanımlamayı tercih ettiğimiz iki halife üzerinden hikmet ehli ile sanat erbabının yönetimdeki başarıları ve zaaflarını merkeze almıştır. Çalışma neticesinde bazı sonuçlara ulaşılmış, bilim ve hikmetin devlet yönetiminde sanattan daha ön planda olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    İbn Cüzey’in tefsirinde tercih uygulamaları
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Kaya, Mehmet
    Bu çalışmada tercih olgusunun tefsirdeki yansıması incelenmiştir. Bu olgu İbn Cüzey el-Kelbî’nin (ö. 741/1340) et-Teshîl li ?ulûmi’t-Tenzîl adlı eseri çerçevesinde ele alınacaktır. Bu eser âyetlerin yorumunda sıklıkla farklı görüşlere yer yerilmesi ve bu görüşler arasında tercihte bulunulması yönüyle büyük bir önemi haizdir. Eser, mukaddimesinde tefsirde tercih olgusuna ilişkin teorik olarak verilen bilgiler açısından da diğer tefsirlerden ayrışmaktadır. Bir âyete ilişkin farklı yorumların uygulama sahasına sokulamaması yahut bazı görüşlerin birbiriyle uzlaşmaması bu görüşler arasında tercihi zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple birçok müfessir tefsirinde farklı yorumlar arasında tercihte bulunmaktadır. Tefsirinde tercihe yoğun biçimde başvuran müfessirlerden biri de Endülüs tefsir geleneğine mensup İbn Cüzey’dir. Tefsirdeki tercih kriterleri incelendiğinde onun, Kur’an yorumunda ihtilafı azaltıp standart bir metot oluşturmayı hedeflediği ifade edilebilir. Eser bu yönüyle hala devam eden tefsirde usulün varlığı tartışmalarına da ışık tutacaktır. Temel amacı tercih olgusunun tefsirdeki fonksiyonunun somut biçimde gösterilmesi olan bu çalışmanın ülkemizde tefsirde tercih olgusu ve İbn Cüzey’in tefsiri hakkında yapılan az sayıdaki literatürün zenginleşmesine katkı sağlaması da amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizine dayalı olarak hazırlanan bu çalışmada İbn Cüzey’in tercihi hangi kriterler çerçevesinde yaptığı ve hangi konulara yoğunlaştığı sorularına cevap aranmıştır. Araştırma sonucunda müfessirin tefsirinin mukaddimesinde on iki olarak belirttiği tercih ilkelerinin uygulamadaki sayısını yirmi beşe çıkardığı, tercihlerini Kur’an tarihi, tefsir usulü, Kur’an yorumu ve kıraate ilişkin alanlarda uygulamaya geçirdiği, onun bu tercihlerinde mensubu olduğu Endülüs tefsir geleneğinin bariz etkisi olduğu, bu çerçevede Zâhirî bakış açısı, Kur’an bütünlüğü ve rivayetlerle desteklenen görüşler ile mensubu olduğu Mâlikî mezhebinin görüşlerine uygun yorumları tercih ettiği görülmüştür. Ayrıca onun, tefsirinde yer yer belirttiği kriterlere aykırı tercihte bulunduğu da saptanmıştır.
  • Öğe
    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programlarında birlikte yaşama kültürü (2010 ve 2018 DKAB Programları Özelinde)
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Karataş, Meryem
    Küreselleşme, bireylerin ve toplumların yaşamında değişimlere yol açmıştır. Küreselleşmenin sonucu olarak birbirlerine yaklaşan farklılıkların bir arada yaşama tecrübesi birlikte yaşamayı destekleyen değerlerin öncelenmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu değerlerin aktarıldığı kurumlardan biri okullardır. Okullardaki eğitim planlamalarındaki etkenlerden biri ise öğretim programlarıdır. Bu bağlamda örgün din eğitimi programının birlikte yaşama kültürüne olan katkısının ne olduğunu ortaya koymak, son iki program arasında varsa konunun ele alınış biçimindeki değişiklikleri betimlemek çalışmanın amaçlarındandır. Çalışmada DKAB öğretim programlarında farklılıkların neliği, kazanımlardaki görünürlüğü, öteki ile kimlerin kastedildiği, öteki ile olan iletişimin nasıllığı, farklı kültürlere karşı nesnel bir dilin kullanılıp kullanılmadığı sorularının cevapları aranmıştır. Bu sorulara cevap aramak için doküman incelemesi yolu ile ilgili öğretim programları betimsel olarak incelenmiş ve veriler yorumlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemi özellikleri taşımaktadır. Araştırma içeriği temalar ve kodlar arasındaki ilişkilere dayalı olarak tasarlanıp düzenlenmiştir. Çalışmanın temaları birlikte yaşama kültürüne katkıda bulunacak bireysel, sosyal ve kültürel faktörlerden oluşmaktadır. Çalışma sonucunda 2010 ve 2018 yılı öğretim programlarında birlikte yaşama kültürünü destekleyen kazanımlar, içerikler ve etkinlikler olduğu görülmüştür. Özellikle İslâm dini içindeki farklı yorumların zenginlik olarak vurgulanması söz konusudur. Ayrıca 2010 ve 2018 DKAB öğretim programlarında birlikte yaşama kültürünü destekleyen kavramsal çerçevede bazı farklılıkların olduğu anlaşılmıştır.
  • Öğe
    The possibility of the companions fabricating narrative according to al-M?tur?d?
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Erdoğan, Tunahan
    According to the principle adopted by the Sunn? schools of thought, the Companions were considered trustworthy in transmitting had?th. al-M?tur?d? (d. 333/944), a prominent representative of the Ahl al-Ra’y within the Hanaf? school, asserts that it is not obligatory to adhere to the narrations of everyone who encountered the Prophet. Because it is possible that some of these people may have fabricated a narration. Since they were individuals who encountered the Prophet, the Companions are also encompassed within the scope of al-M?tur?d?'s statements. This approach, which raises important problems for the science of ?ad?th, if accepted as it is, also calls into question the reliability of religious knowledge as a whole. Furthermore, al-M?tur?d? accepts a narration that implies that the companion F??imah bint Qays may have lied as authentic and uses it as evidence. Based on these two pieces of evidence, the study hypothesizes that according to al-M?tur?d?, it is both possible and probable for the Companions to fabricate ?ad?th. On the other hand, he has very clear expressions of praise and admiration for the Companions and declares that it is obligatory to follow their narrations. The aim of this study is to reveal the invalidity of the hypothesis in question within the framework of al-M?tur?d?’s positive opinions about the companions. Although his individual statements might suggest that the Companions could fabricate narrations, when considered alongside his general views on the Companions, it becomes evident that al-M?tur?d? aligns with the Sunn? sects on the trustworthiness of the Companions. According to the findings of the research, al-M?tur?d? adopts the definition of the ?a??ba proposed by the methodologist (u??liyy?n), rather than the ?ad?th scholars, referring to the hypocrites and some ordinary individuals who had limited interaction with the Prophet. In any case, al-M?tur?d? does not include them in the scope and definition of the ?a??ba, and the apparent contradiction between his statements is resolved. The research was limited to al-M?tur?d?’s explanations about the companions, and the document analysis method, which is one of the qualitative research methods, was employed in the study.
  • Öğe
    Tefsir Epistemolojisinde İlm-i Mevhibenin kaynaklık değeri
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Ayyıldız, Mahmut
    Bu çalışma, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsirinde müfessirin sahip olması gereken niteliklerden biri olan ilm-i mevhibe kavramını incelemektedir. Araştırma, klasik tefsir kaynaklarında ilm-i mevhibenin epistemolojik boyutu, elde ediliş yolları ve murâd-ı ilâhîyi anlamadaki rolüyle sınırlıdır. Literatürde genellikle tasavvufî bir bakış açısıyla ele alınan ilm-i mevhibe, bu çalışmada tefsir ilminin sistemleşme döneminden itibaren müfessirin ihtiyaç duyduğu ilimler arasında nasıl yer aldığını sistematik bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ilim-amel ilişkisine dayanan ve ilâhî bir lütuf olarak değerlendirilen bu bilgi türünün, diğer formel ilimlerden ayrılan yönlerini tespit etmek çalışmanın özgün tarafını oluşturmaktadır. Araştırmanın amacı, ilm-i mevhibenin tefsir epistemoloji-sindeki yerini ve müfessirin Kur’an’ı yorumlama sürecindeki işlevini açıklığa kavuşturmaktır. Bu doğrultuda, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılarak klasik tefsirler, usul kaynakları ve konuya ilişkin eserler incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda ilm-i mevhibenin, salt keşif ve ilhamla sınırlı olmayan, ilim-amel ilişkisi çerçevesinde Allah’ın bir lütfu olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, ilm-i mevhibenin, müfessirin Kur’an’ın derin manalarını kavrama sürecinde ve kelâmullahın hakikatlerine ulaşmasında analitik ve dil bilimsel yöntemlerin ötesinde temel bir role sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    The Holism of Morality in Taha Abdurrahman’s Work
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Şahin, Yusuf; Çifçi, Osman Zahid
    This study aims to examine Taha Abdurrahman's moral philosophy by synthesizing the concepts of human, reason, morality, religion, and modernity. In conducting this examination, special emphasis is placed on the interrelatedness of the aforementioned concepts, focusing on where Taha Abdurrahman's claims stand within the context of moral philosophy. The study distinguishes itself from other related works on Taha Abdurrahman’s philosophy by firmly establishing his position in moral philosophy and elucidating his approach to moralization. Taha Abdurrahman offers an alternative understanding to the existing moralization by attempting to reestablish a holistic moral understanding akin to that of the Ancient and Medieval periods, in contrast to the fragmented moral understanding of the Modern Age, which centers the individual in moralization. In this regard, this study concludes that Taha Abdurrahman holds a position based on the concept of “metaphysical good” within the context of moral philosophy. Another fundamental result of this study is the demonstration that through the synthesis of the concepts used by Taha Abdurrahman, he approaches moralization by considering moral obligation and moral sustainability. The document analysis method, one of the qualitative research methods, was employed in this study.
  • Öğe
    Muhammed el-Harrâz’ın Mevridü’z-Zam’ân adlı manzumesi özelinde kıraat ilminde Resmü’l-Mushaf meselesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Koyuncu, Recep
    Kur’an’ın harf ve kelimelerinin Hz. Osman’ın İslâm merkezlerine gönderdiği Mushafların imlâsına muvafık olarak yazılması “Resmü’l-Mushaf” veya “Resmü’l-Osmânî” tabiriyle ifade edilmiştir. Hz. Osman zamanında istinsah edilen Mushafların kendine mahsus imlâ keyfiyeti ulema tarafından “Resmü’l-Mushaf” veya “Resmü’l-Osmânî” adıyla tespit edilip kayda geçirilmiş ve günümüze kadar bu şekilde intikal etmiştir. İhtiyaca bağlı olarak zaman içinde birtakım ilaveler yapılsa da söz konusu imlâ öz itibarıyla muhafaza edilmiştir. Sonraki dönemlerde Mushaf yazımında Hz. Osman tarafından çoğaltılan Mushaf-ı Osmânî’nin imlâ keyfiyetinin esas alınıp muhafaza edilmesinde kıraat ilminin de önemli rolü olmuştur. Bu makalede Resmü’l-Mushaf’a dair yapılan çalışmalar arasında önemi haiz Muhammed b. Muhammed el-Harrâz’ın (ö. 728/1318) Mevridü’z-zam’ân adlı eseri incelenmiştir. Bu yönüyle çalışmada, Harrâz’ın alanla alakalı manzumesinin literatürdeki yerinin tespiti amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada, manzumenin metodu, ele aldığı konular ve Mushaf imlasındaki yerini, öne çıkan bir şerh üzerinden tahlil yöntemi tercih edilmiştir. Çalışmada öncelikle Resmü’l-Mushaf, Mushafın bağlayıcılığı gibi konulara ilişkin bilgilerin yanı sıra alanla alakalı literatüre işaret edilmiştir. Sonrasında Mevridü’z-zam’ân adlı manzum eserin öncelikle kullandığı kaynaklara değinilmiş, eserin dil ve anlatım özellikleri hakkında içerik analizi yapılmıştır. Bu bağlamda, makalenin konusunu teşkil eden Harrâz’ın ilgili çalışmasını değerli kılan ve diğerlerinden ayıran hususlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Harrâz’ın eserinin el-Mukni’, et-Tebyîn, el-Akîle gibi Mushafın imlâ keyfiyeti hususunda başat eserlerde yer alan malumatın derli toplu aktarılması noktasında önemli bir çalışma olduğu müşahede edilmiştir. Netice itibarıyla Resmü’l-Mushaf ve zabtu’l-Mushafa dair hususların bir arada verilmesi sebebiyle eserin Mushaf imlâsı literatürüne nitelikli bir katkıda bulunduğu da tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Gazzâlî Özelinde Eş‘arîlere göre duyusal bilginin zaruri oluşu ve Hissî Kerame-tin imkânı
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Şavluk, Hikmet; Hacak, Hasan
    Tabiatçı filozofların öne sürdüğü zorunlu nedensellik fikrine karşı peygamberliğin ispatı için erken dönem İslâm düşüncesinde birtakım teoriler geliştirilmiştir. Bu amaçla Mu‘tezilenin geliştirdiği tab‘, i‘timâd ve tevellüd gibi teorileri de zorunlu nedenselliği çağrıştırmaları nedeniyle reddeden Eş‘arîler ise “âdet” teorisini geliştirmişlerdir. Âdet teorisi, nedenselliğin zorunluluğunu reddeden ve tabiatta süreklilik ifade eden sebep-sonuç ilişkisinin gerçekte var olmadığı, varmış gibi algılanmasının alışkanlık kaynaklı olduğunu ileri sürer. Fakat Gazzâlî ve kimi kelâmcılar hârikulâde olayların duyularda şüphe oluşturduğunu ve mûcize gibi hissî kerametin de mümkün olması durumunda duyularda var olan zorunlu bilginin ortadan kalkacağına dair endişelerini ifade etmişlerdir. Çalışmamız, Gazzâlî’nin bu husustaki endişelerinin anlaşılmasının ancak duyusal bilgi ve âdet teorisinin izah edilmesiyle mümkün olacağı hipotezi üzerine kuruludur. Bu amaçla Gazzâlî merkeze alınarak aynı konuda fikirlerini belirten diğer Eş‘arî kelâmcıların eserleri incelenerek doküman analizi yapılmış, elde edilen veriler söylem analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Neticede, Gazzâlî’nin duyulara dayalı bilgide şüpheci ve agnostik bir bilgi anlayışından kaçınma çabası nedeniyle hissî kerametlerin gerçekleşmesinin imkanı hususunda diğer Eş‘arî kelâmcıların baskın olarak öne çıkan görüşlerinden farklı bir tavır takındığı tespit edilmiştir. Böylelikle çalışma literatürde Gazzâlî’nin Eş’arî mezhebine bağlılığının derecesi hakkında yürütülen araştırmalara ele alınan konu üzerinden bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
  • Öğe
    Muhammed Ebû Zehre’ye göre Kur’ân kıssalarının özgün yönleri
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Yaşar, Mehmet
    Geçmişten günümüze kadar Kur’an kıssaları üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bu alanda özgün fikirleriyle ön plana çıkan Muhammed Ebû Zehre’de (ö. 1394/1974) bunlardan biridir. O kıssalar konusunu teorik açıdan tartışmakla kalmamış, âyetlerin yorumlanmasındaki pratik etkilerine de yoğunlaşmıştır. Çalışmada onun kıssaların üslûbuna, konuyu aktarım biçimine, mesajlarının içeriğine yoğunlaştığı görülmüştür. Onun nazarında kıssaların, vahyin Allah’ın kelâmı olduğunun kanıtı olarak sunulmasının yanı sıra, tarihte yaşanmış gerçek olayların devam eden izlerinin hatırlatılması üzerinden dersler verilmesi gibi gayeler barındırdığı anlaşılmıştır. Bunun yanı sıra onun Kur’ân’ın, kıssalar üzerinden semavî dinlerin ortak noktalarından bazılarını vurguladığını savunduğu ve bunların neshe tâbi tutulamayacağının altını çizdiği görülmüştür. Ebû Zehre’nin bazı kıssaların tekrarını, İslâm düşünce sisteminin zihinlere yerleşmesi ve bu düşüncelerin pratiğe yansıması için gerekli gördüğü çalışmada tespit edilen bir diğer noktadır. Ebû Zehre’nin Kur’an kıssalarının beyânî, i?cazî, tarihî, gaybî, lugavî, fıkhî boyutları olduğunu ve birçok Kur’ân kıssasının bu zaviyeleri içerdiğini savunduğu ve bu yönleri başarılı bir şekilde ortaya koyduğu örnekler üzerinden ele alınmıştır. Bu çalışma, kıssaların özgün yönlerini ortaya koymak ve âyetlerin anlaşılmasındaki etkisini belirlemek adına, Ebû Zehre’nin kıssalara yaklaşımının tespiti üzerinedir. Bu bağlamda onun Kur’an kıssalarının beyânî, i?cazî, tarihî, gaybî, lugavî, fıkhî boyutlarını eserlerindeki pratik örneklerle nasıl somutlaştırdığına odaklanılmıştır. Bu çalışmada, Ebû Zehre’nin Zehretü’t-tefâsîr adlı tefsirinden ve Kur’an kıssalarını ele alan diğer eserlerinden istifade edilerek, nitel araştırma yönteminin doküman inceleme modeli kullanılarak, onun kıssaları ele alış yöntemine dair tespitlerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Arap dili Belâgati’nin temel ilkeleri
    (Aksaray Üniversitesi, 2024) Uçar, Hasan
    Her ilmin ilkeleri olduğu gibi Arap dili belâgatinin de kendine özgü ilkeleri vardır. Belâgat ilmi, başlangıçta yazılı olmayan bu ilkeler üzerine inşa edilmiştir. İlkesel düşünme, doğası gereği metinlere hâkim olmuş ve belâgat ilminin gelişim süreci içerisinde bu günlere aktarılmıştır. Lügate ve gramere dair esasların teşekkülü, yoğun çabalar gerektirmiş; dile dair illetlerin tespitinde veri toplamak, külli kaidelerin oluşumunda nirengi noktası olmuştur. Arap dilinin nazari olan bu yönü, İslâmiyet’le kendisini korumaya alacağı ilâhî bir metne kavuşmuştur. Zira Allah’ın kelâmını anlama gayreti bağlamında üretilen teorilerden, sanatların uygulanmasına kadar, doğuşu ve gelişimi kendisinden bağımsız düşünülemeyecek olan belâgatin, temel müracaat kaynağı Kur’ân-ı Kerîm’dir. Bu çalışma, kendi sınırları çerçevesinde Arap dili ve belâgatinin temel ilkelerini tespit etmeyi ve bunları Kur’ân-ı Kerîm özelinde açıklamayı hedeflemektedir. Külliyatımızda var olan bu ilkelerin daha önce derlenip incelendiği bir çalışmaya rastlanmamıştır. Belâgatin temelini teşkil ettiği ve tamamına bir çalışmada yer vermek mümkün olmayacağı için özellikle Meânî ilmi kapsamında yer alan ilkeler öncelenmiş ve bu minvalde on beş madde ele alınmıştır. Bu ilkelerin tespiti, üzerine inşa edilecek yapıların tesisi için önem arz etmektedir. Mecelle’nin küllî kaidelerinin İslâm hukukundaki konumuna öykünen bu çalışma ile belâgatin temel ilkeleri, eğitim-öğretimde kullanılabilecek prensipler hüviyetine sahip olacaktır. Klasik kaynakların tetkik ve analizi yöntemi ile belirlenen bu ilkeler, ezberlemesi zor olmayan nitelikleri ile öğretimde teysîr çalışmalarına, cümle kalıplarının ve şablonların sağladığı faydaya eş bir kolaylık kazandıracaktır.