Cilt 8, Sayı 16, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Irak’ın fethi ve islamlaşma süreci, Hüseyin Gökalp(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kuşçalı, AliIrak toprakları insanlık tarihi açısından çok önemli bir coğrafyadır. Zira kayda geçen ilk imparatorlukların, ilk devletlerin, ilk yazının ve ilk sulama sistemlerinin merkezidir. Bu nedenle doğuya ve batıya genişlemiş medeniyetler tarihsel olarak bu coğrafya ile bağlantılıdır. Stratejik öneme ve son derece bereketli topraklara sahip Irak coğrafyası, Mezopotamya adıyla da bilinmektedir. Bu nedenle eski çağlardan itibaren istilalara ve göçlere sahne olmuş ve Sümer, Akkad, Bâbil, Asur, Pers, Grek, Roma-Bizans ve Sâsânî gibi çeşitli medeniyetler burada hüküm sürmüştür. Başka ifadeyle Irak, Sâmî, Yunan-Helen ve Hind-İran kültür ve medeniyetlerinin kesiştiği bir kavşak noktası olmuştur. Aynı zamanda çeşitli dinleri ve inanç gruplarını da barındırmıştır.Öğe Değer çatışmasının kökenleri: bebekler aynı fikirde olmamayı kabul etmez(Aksaray Üniversitesi, 2021) Wynn, Karen; Çifçi, Osman ZahidBize benzeyenleri sevmek insanın doğasında vardır. Bebekler bile kendi zevklerini paylaşan bireyleri tercih eder ve zıt görüşlere sahip olanlardan hoşlanmazlar. Ancak çoğulcu toplumumuz farklılıkları kabul etmeyi ve aynı fikirde olmayanlara tahammül etmeyi gerektirir. Bebek araştırmalarındaki bulgular çeşitliliği kabul etmeyi teşvik edecek stratejilerle ilgili bilgi verebilir mi?Öğe Hamidiye döneminde taşradaki güç mücadelesinin Küfrevi Dergâhına yönelik bir itibar suikastı üzerinden değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Öztop, Fatih; Karataş, Yakup19. yüzyıl boyunca merkezileşmeye ve taşradaki kontrolünü arttırmaya çalışan Osmanlı Devleti’nde, özellikle Sultan II. Mahmud tarafından güçlü ayan ve emirlerin bertaraf edilmesi üzerine Anadolu’nun doğusunda ve güneydoğusunda yeni güç odakları ortaya çıkmıştır. Kürt Emirlerinin yerini alan aşiret liderleri, emirlere kıyasla daha küçük topraklara hükmederek yarı-muhtar bir yönetim sergilerken zaman içinde Nakşibendiyye tarikatı örneğinde olduğu gibi bazı şeyhler de nüfuz kazanmaya başlamıştır. Farklı güç odaklarının aynı bölgede kazandıkları nüfuz bir rekabete dönüşmüştür. Tarikat-Aşiret denklemi içerisinde bu güç mücadelesinin hangi boyutlara varabileceğini göstermeyi amaçlayan bu çalışma içerisinde, merkezi Bitlis olup Bayezid sancağına nüfuz etmek isteyen Nakşibendiliğin Halidiye koluna bağlı, Küfrevi hanedanından Şeyh Abdülhadi ve Abdülbaki kardeşlerin, Bayezid sancağı içerisindeki aşiretler tarafından nasıl suçlandıkları ve Saray tarafından nasıl muamele gördükleri anlatılmaktadır. Başkent ve taşra arasındaki yazışmaların yol gösterdiği bu çalışmada iki şeyh kardeşin “ilahlık iddiasında bulunmak, Kürtler arasında fesat çıkarmak, Rusya’dan silah getirip ayaklanma başlatmak” gibi dönemin siyasal konjonktüründe sarayın doğrudan dikkatini çeken ithamlarla yüzleştiği görülmektedir. Bahse konu ithamlar güç mücadelesinin nasıl bir itibar suikastına dönüşebildiğini göstermektedir. Şeyhlerin, haklarında yürütülen soruşturmalar neticesinde suçsuz oldukları anlaşılıp çarptırıldıkları sürgün cezasının affedilmesi kadar bu gibi ağır iddialar karşısında Hamidiye rejiminin gösterdiği refleksin tanımlanması da önemlidir.Öğe استحضار شخصيةِ النّبيِّ محمّدٍ عليه السّلام في شعرِ عمرَ أبي ريشة(Aksaray Üniversitesi, 2021) Turkey, Muhamadامللخص َّت يت شعراء العصر اْلديث على اث ّكئ ً حيتوي على إمكاّنت هائلة من اإلحياء، ال أبنواعه كافة بوصفه منهالً خصيبا د ر واف ر من وسائ ل التأثري، وعلى ق ُ تنبع من الفكر اإلنسان قد، ّ املت والقيم ة ّ الفني اخلالدة عرب العصور، ومن املبادئ ة ّ اإلنساني ة ّ املتج ّد . اْلي دة ُ ث فعناصر هذا َّتا ال َلا قدرةٌ كبريةٌ على توليد الكثري من املشاعر واۡلحاسيس الت ل تنفد، الت اَلادف يف نفوس املت ي ّ وَلا سطوةٌ عظيمة يف أثري ّ لق وعواطفهم، ونستطيع القول: إهنا من أكثر وسائل التأثري لدى الشعراء؛ إذ تسكن هذه املعطيات ة ّ َّتاثي ال يف أعماق البشر، ول تكاد تفارقهم، ۡلّهنا تعد اْلذور ة ّ اۡلساسي لتكوينهم الفكري والوجدان فسي ّ ّش والن . والشاعر عمر أبو ريشة واحٌد من هؤلء عراء ال الّذين ْلؤوا إل الَتاث واستحضروا اته، ّ ّ شخصي ول ما ب ّدينية منها، فاكتسب عملُه اۡلد ً سي ال ً، وامتازت قصائده برباعة التأليف ة غن ثقافيا ّ وقو املنت. ّد وعلى هذا ستقوم هذه راسة ال ِبلكشف عن ُجاليات هذا الستحضار وكيفية توظيف الشاعر إيه يف قصائده. ْت ف ّ ر ُ ّد ع يف هذه راسة ال ة ّ ّشخصي واصطالحا لصلتها الوثيقة َّبوضوع البحث، نت ً ال لغة ّ ي ُ وب ة ّ أمهي توظيف املوروث يف ً عند ض ال حت ّشعر، وأُو عوامل استحضار الَتاث، ووقفت الدراسة أيضا ّ أهم ات ّ ّشخصي ال يف شعر عمر أب ريشة، وأُفيض اْلديث عن أشعاره الت استحضر فيها ة ّ ّ شخصي الرسول اۡلكرم صلّى للا عليه وسلّم، وأَّناط توظيف ورة الص . ا الكلمات املفتاحية: اللغة العربية والبالغة، الشعر العرب اْلديث، عمر أبو ريشة، شخصية النب.Öğe İktidar-Ulemâ ilişkileri bağlamında İzzeddîn b. Abdüsselâm(Aksaray Üniversitesi, 2021) :Düzenli, AygülEyyûbîler döneminde yaşayan ve Memlük Devleti’nin kuruluş yıllarına da şahitlik etmiş olan İzzeddîn b. Abdüsselâm müderrisliğinin yanı sıra Emevî Camii hatipliği ve Dımaşk kadılığı gibi pek çok önemli görevi üstlenmiş büyük âlimlerdendir. Bu görevleri dolayısıyla o, halkla her zaman yakın bir münasebet içerisinde olmuş, sultanlar ve devlet görevlileri tarafından da büyük ilgi görmüş ve taltif edilmiştir. İzzeddîn b. Abdüsselâm’ın bu konumu ve şahsî özellikleri onun iktidar mensuplarıyla müspet ve menfi bazı münasebetler içerisinde bulunmasını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada hem Eyyûbîler hem de onlardan iktidarı devralan Memlükler döneminde meydana gelen siyasî, sosyal ve dinî hadiselerle ilgili olarak İzzeddîn b. Abdüsselâm’ın sultan ve diğer devlet adamlarıyla münasebetleri kronolojik olarak ele alınmıştır. Böylelikle ulemânın iktidar üzerindeki etkinliğinin Eyyûbîlerden Memlüklere taşınmasında şahsî itibarı ve Şâfiî kimliğiyle ön plana çıkan İzzeddîn b. Abdüsselâm’ın bu süreçteki rolünü ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışma neticesinde İzzeddîn b. Abdüsselâm’ın hem mezhebî kimliği hem ilmî otoritesi hem de tavizsiz tutumuyla örneklik teşkil ettiği, bahsi geçen iki devlet arasında ilmî miras ve ulemânın anlayışı bakımdan köprü vazifesi gördüğü tespit edilmiştir. Ayrıca yönettikleri toplumla olan farklılıklarından dolayı ulemânın nüfuzundan istifade cihetine giden her iki devlet döneminde de onun ağırlıklı olarak idareyi yönlendirdiği, idarenin aynı şeyi onun üzerinden yapmasına müsaade etmediği anlaşılmıştırÖğe Mekkî-Medenî Sûrelere dair manzûmeler üzerine bir inceleme(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kahraman, Muhammed Şerifİslâmî ilimlerin tedrisinde nazım tarzı ve usûlü karşımıza ilk dönemlerden itibaren çıkmaktadır. Öğrenmeyi ve akılda kalıcılığı kolaylaştırması hasebiyle Kur’ân ilimleri sahasında bu usûl de tercih edilegelmiştir. Mekkî-Medenî alanında sûrelerin sayısı, tasnifi, tertibi vd. hususların pratik bir şekilde öğretimi için birçok manzûme telif edilmiştir. Bunların bir kısmı müstakil kasideler olup bir kısmı da kapsamlı manzûm eserlerin içinde birer bölüm olarak yer almaktadır. Yine bu çalışmaların bir kısmı Mekkî-Medenî sûre tespitinde daha önce yapılmış çalışmalara dayanmakta iken bir kısmı da bazı mensûr eserlerden nazma dönüştürülmüştür. Hatta nüzûl sırasına göre sûre tertibine dair bir rivayetin nazmedildiği de müşahede edilmektedir. Mekkî-Medenî sûrelerle ilgili yazılmış bu manzûmelerin amaçladığı ortak faydaların yanı sıra ayrıştığı birçok husus da bulunmaktadır. Tespit edebildiğimiz çalışmalardan makalede incelemesi yapılacak nazımların bir kısmında bu meselelere değinilecek ayrıca örnek kabilinden bazılarının metnine yer verilecektir. Didaktik şiir türünden sayılan bu manzûmelerin önemi, yazılma gayesi, yöntem ve muhteva açısından tahlili makale sınırları içinde ele alınacaktır.Öğe Antonio Gramsci’nin ‘Hegemonya’ kavramı çerçevesinde Fetö’nün kültürel faaliyetleri(Aksaray Üniversitesi, 2021) Baş, FatihBu makalede Gramsci’nin ‘hegemonya’ kavramı çerçevesinde Fetö’nün Türkiye’de devlet ve toplum üzerinde tam tahakküm kurabilmek için kültürel sahada yapmış olduğu faaliyetlere odaklanılmaktadır. Gramsci’de sivil toplum alanı üzerinden gerçekleşen hegemonya kültürel ve ideolojik araçlarla kendini var etmektedir. Dahası hegemonya baskı ve dayatmadan ziyade ikna etmeye odaklı bir benimsetme modeline dayanmaktadır. Terör örgütü olarak tanımlanan Fetö’nün faaliyet tarzı ve yapmış olduğu çeşitli organizasyonlar hegemonya kavramı çerçevesinde analiz edilmeye muhtaçtır. Bu doğrultuda öncelikle Gramsci’nin hegemonya kavramı ele alınmakta ve sivil topluma bakışı değerlendirilmektedir. Akabinde tarihsel olarak Fetö yapılanması genel hatlarıyla anlatılmaktadır. Fetö’nün kültürel faaliyetleri çeşitli başlıklar altında sosyolojik perspektifle ortaya konularak, sonuç kısmıyla makale tamamlanmaktadır. Çalışmada kısa bir literatür taraması yapılmakta ve konu ile ilgili varsa daha önceki benzer çalışmalar incelenmektedir. Gülenist hareketin daha çok siyasal, ekonomik ve bürokratik kurumlarla ilişkisinin ön plana çıkartılması, sivil toplum ile kültürel alandaki çalışmaların gözden kaçırılmasına neden olmaktadır. Hegemonya kavramı üzerinden örgütün kültürel bağlamda analiz edilmesi, çalışmaya özgün bir bakış açısı kazandırmaktadırÖğe el-Keşşâf tefsiri özelinde Zemahşerî’nin eleştirileri(Aksaray Üniversitesi, 2021) Gengil, VeyselEleştiri, bir eleştirmenin olay, kişi ya da eserdeki yanlışı tespit edip doğruyu/hakikati ortaya çıkarma amacıyla yaptığı bir eylem olarak tanımlanır. İslâm düşüncesinde de eleştiri önemli bir yer tutmaktadır. Birçok âlim çeşitli gerekçelerle farklı düşüncedeki insanları ve anlayış biçimlerini eleştirmiş, yanlış olduğunu düşündükleri hususları ortaya koymuşlardır. Bununla beraber zaman zaman eleştirilerin dozu artmış ve fikirden ziyade isimlerin üzerine yoğunlaşılmış, eleştiri adeta karşıt düşünceyi ilzam etme aracına dönüşmüştür. Tefsirde eleştiri geleneği açısından öne çıkan kişiliklerden biri de Zemahşerî’dir. O, mensubu olduğu Mu?tezile mezhebi eksenindeki yorumlarından dolayı özellikle Sünnî anlayıştaki birçok âlim tarafından eleştirilmiştir. Bununla birlikte onun, elKeşşâf adlı tefsiri incelendiğinde kendisinin de Sünnî gelenek başta olmak üzere çeşitli kişi ve anlayışa eleştirilerde bulunduğu görülmektedir. Kendisine yöneltilen eleştirilerle tanınan müfessirin, başka kişi ve düşüncelere yönelttiği eleştiriler bugüne kadar müstakil bir araştırmada incelenmemiştir. Zemahşerî’nin, farklı kişi ve düşünce yapılarına yönelttiği eleştirilerinin konu edindiği bu çalışmada el-Keşşâf adlı eseri bütüncül bir gözle ele alınmış, onun tefsir, mezhep ve toplumsal konulara yoğunlaştığı görülmüştür.Öğe Hıristiyanlıkta sünnet(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kıranatlıoğlu, MustafaÇok eski zamanlardan beri çeşitli toplumlar tarafından farklı amaçlarla uygulanan sünnetin Yahudilere göre özel bir anlamı vardır. Yahudiler, Tanrı Yehova’nın ataları İbrahim’le bir anlaşma yaptığına ve anlaşmanın sembolü olarak da sünneti belirlediğine inanırlar. Tevrat’ta açıkça emredilen sünneti uygulama konusunda Yahudiler tarih boyunca titizlik göstermişler ve bununla ilgili geleneksel bir kutlama töreni oluşturmuşlardır. Sünnet konusu, Hıristiyanlığın Yahudilikle ilişkisini ve Hıristiyanların Eski Ahit’e yaklaşımını gösteren güzel bir örnektir. Hıristiyanlar Eski Ahit’e inandıkları hâlde, özellikle hukuki konularda, ona bağlı kalmazlar. Çünkü Tanrı’nın insanlarla yeni bir antlaşma yaptığını, bu antlaşmaya göre kurtuluşun yasaya uymakla değil Îsâ Mesih’e inanmakla mümkün olduğunu düşünürler. Bu sebeple şekilsel uygulamalar Yahudilikte önemli bir yer tutarken Hıristiyanlıkta çok dikkate alınmaz. Temizlik ve yiyecekle ilgili kurallar uygulamadan kaldırıldığı gibi cerrahi sünnet uygulaması da kaldırılmıştır. Îsâ, Yahudi yasasına uygun olarak sekiz günlükken sünnet edilmiştir. Ancak bu uygulama onun tercihi değildir ve sünneti benimsediğini göstermez. Yetişkin olduğunda sünnetin önemli olmadığını ifade etmiştir. Petrus’un ve İstefan’ın sözlerinden sünnetin gerekli olmadığı anlaşılır. Pavlus’un sünnetle ilgili ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde onun da sünnete karşı olduğu görülür.Öğe ed-Dürerü’n-Nâsire fî Tevcîhi’l-Kırââti’l-Mütevâtire adlı eseri bağlamında İbn Acîbe’nin kıraat yönü(Aksaray Üniversitesi, 2021) Taşpınar, Kadirİbn Acîbe’nin (ö. 1224/1809) ed-Dürerü’n-nâsire fî tevcîhi’l-kırââti’l-mütevâtire adlı eseri, kıraatlerin tevcihine yönelik yapılan çalışmaların 18. yüzyıldaki en önemli örneklerinden biridir. Eser, İbn Acîbe’nin kıraat alanında müstakil olarak kaleme aldığı tek çalışması olup adından da anlaşılacağı üzere mütevâtir kıraatlerin tahlilini konu edinmektedir. Müellif bu çalışmasıyla kıraat alanındaki bilgi ve birikimini ortaya koymaktadır. Eserin girişinde yer alan üç mukaddimede Kur’ân tilâvetine ve kıraat ilmine dair bazı meselelere yer verilmiştir. Özellikle üçüncü mukaddimede kıraat ihtilâflarının kaynağı olarak kabul edilen yedi harf meselesi ele alınmıştır. Mütevâtir kıraatlerin tahlilinde her sûreden seçilen ve izahına ihtiyaç duyulan kelimeler, i?rab, isnad, mana ve tercih gibi yönlerden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eser, tarihi süreçte kaleme alınan tevcih kaynaklarını ve görüşlerinden istifade edilen âlimleri referans göstermesi bakımından da dikkat çekmektedir. İbn Acîbe’nin kıraat yönünü ele alan herhangi bir akademik çalışmanın yapılmamış olması bizi bu konuyu araştırmaya sevk etmiştir. Çalışmamızda, mezkûr eser bağlamında İbn Acîbe’nin kıraat ilmi tarihine ve kıraat ihtilâflarının tevcihine yönelik görüşleri değerlendirilecek ve müellifin kıraat yönü ortaya konmaya çalışılacaktır.Öğe el-İktisâd fi’l-İ?tikâd adlı eseri örnekliğinde Gazzâlî’nin kelam metodolojisi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kahraman, HüseyinEl-İktisâd fi’l-i?tikâd Gazzâlî’nin başlı başına kelam disiplinine ayırdığı nadide bir eserdir. Eserin kelam disiplini açısından en önemli özelliği mütekaddimîn döneminden müteahhirîn dönemine geçiş sürecine dair önemli bilgiler ihtiva etmesidir. Gazzâlî elİktisâd’ı daha önce kelamın mütekaddimîn dönemi metodolojisine yapılan eleştirileri dikkate alarak kaleme almıştır. Mütekaddimîn döneminin burhâna dayanmayan zayıf yöntemlerinin terkedildiği ilk eser olma özelliğini haiz olan el-İktisâd, daha sonra mantığın İslâm düşüncesine taşınmasına giden süreci temsil etmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Özellikle subûtî sıfatların ilâhi zatta bulunma tarzını temellendirmeye dair yöntem değişimini temsil eden bu eserde subûtî sıfatlar için tecrübe dünyamızdan benzerlik ilişkisi kurularak yapılan delillendirme yöntemleri terk edilmiştir. Bunun yerine kelamî disiplinin en temel iddialarından biri olan fâil-i muhtâr Tanrı tasavvuru ile tutarlı olan Allah âlem arasındaki fail-fiil ilişkisinin dikkate alınarak delillendirmede bulunulduğu görülmektedir. Ayrıca felsefenin metodolojik gücünün kelamcılar tarafından fark edilmesiyle birlikte mütekaddimîn dönemi kelamının metotlarının eksik yönleri tespit edilmiş ve özellikle mantık ile uyuşmayan metotların elenerek; uyumlu olanların ise ıslah edilerek adeta mantığın kelam ilmindeki kabulüne giden yolun taşları bu eserle döşenmiştir. Bu makale özetle mütekaddimîn dönemi cedelî metotlarının yerine mantığa dayalı burhânî metoda geçişte el-İktisâd’ın rolünü ele almaktadır.Öğe Kur’ân’ın anlaşılmasına yönelik bir mana ve mahiyet analizi: Teysîrü’l-Kur’ân(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kanik, İsaKur’ân, bazı âyetlerinde kendisinin açık ve anlaşılır bir kitap olduğunu bildirmektedir. İnsanların Kur’ân’ı anlama düzeylerinin birbirinden farklılığı doğal bir durumdur. Kur’ân’ın ilk ve öncelikli muhatabı Hz. Peygamber’in, bütün Kur’ân’ı tebliğ etmekle birlikte bir kısım âyetlerini de tefsir ettiği nakledilmektedir. Özellikle Hz. Peygamber’in vefatı sonrasındaki siyasi, içtimai ve ilmî değişimler Kur’ân’ın doğru anlaşılması sorununu gündeme getirmiştir. Hicrî ikinci ve üçüncü asırlardan itibaren de Kur’ân’ın tefsiri ve onu doğru anlamanın metodunu derleyen eserler yazılmıştır. Kur’ân’ın açık ve kolay anlaşılır bir kitap olduğu, insanların anlaması için kolaylaştırıldığı bizzat Kur’ân’ın kendisi tarafından mükerreren altı çizilen bir konudur. Bununla birlikte Kur’ân’ın nüzûlünden günümüze yaklaşım ve yöntemleri bakımından farklı anlama ve yorumlama çabalarının olduğu da bir gerçektir. İnsanların ilmî birikimleri, yetenekleri, zekâ ve tecrübeleriyle orantılı olarak zaman içerisinde tefsir literatürü giderek genişlemiştir. Öncelikle cüz’î alanda başlayıp lügavî, mezhebî, işârî, kronolojik vb. yaklaşımlarla Kur’ân’ın bütün âyetlerini kapsayacak noktaya gelen tefsir çalışmaları, bu bağlamda Kur’ân’da farklı lafızlarla tekrarlanan “ ?????? ?????/teysîrü’l-Kur’ân” mevzuunun irdelenmesini önemli hâle gerektirmektedir. Bu nedenle çalışmamız kapsamında mezkûr kavramın mana ve mahiyeti, bağlamı, epistemolojik imkânı ve anlama ile ilişkisi gibi konulara değinilmektedir. Buradan hareketle Kur’ân’ın anlaşılması meselesiyle de ilgisi olan konunun müfessirler tarafından nasıl yorumlandığı incelenmiş, farklı hikmetleri ve yönleri olan kolaylaştırmanın ilâhî bir nimet olduğu anlaşılmıştır.Öğe Râvînin adâleti bağlamında Buhârî’nin kullandığı Ta?dil Istılahları(Aksaray Üniversitesi, 2021) Karabacak, MustafaHadisin sıhhati senet ve metin incelemesiyle gerçekleşir. Sahih hadisin tanımında da görüldüğü gibi muhaddisler senedin muttasıl olup ve rivayetin şaz ve muallel olmamasını râvinin adâlet ve zabt sıfatlarından sonra araştırmışlardır. Diğer bir tabirle muhaddisler, hadisin sıhhatini tespitte önceliği râvilerin durumlarını araştırmaya vermişlerdir. Hadisin senedindeki râvilerin durumları da yine muhaddisler tarafından geliştirilen cerh ve ta?dil lafızlarıyla ifade edilmiştir. Bu lafızların da bir gelişim süreci vardır. Cerh ve ta?dil lafızlarının gelişim sürecinde Buhârî’nin yeri ise yadsınamayacak derecede önemlidir. Buhârî, tasnif dönemi ve hadisin altın çağı olarak nitelendirilen üçüncü asırda yaşamış bir muhaddistir. Döneminde rical ve tarih bilgisiyle daha sonra da el-Câmiu’s-sahîh’i ile meşhur olmuştur. Yazdığı hadis ve rical kitaplarında birçok cerh-ta?dil lafzı ve hadis ıstılahı kullanmıştır. İlk mustakil hadis usûlü kitabının kendisinden yaklaşık bir asır sonra yazıldığı düşünülürse Buhârî’nin kullandığı hadis ıstılahları bu anlamda önemlidir. Buhârî’nin kullandığı bütün hadis ıstılahları makale boyutunu aşacağından bu çalışmada sadece onun eserlerinde kullandığı ta?dil lafızları tespit edilmiştir.Öğe Bekkâr b. Kuteybe: Hanefî Bir Fakîh ve Âdil Bir Kadı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Furkani, MehterhanBekkâr b. Kuteybe (ö. 270/884) adaleti, zühdü ve ilmiyle meşhur olan bir kadı idi. Hanefî fakîhi ve muhaddis olan bu zat fıkıh ve hadis ilminin eğitim öğretimiyle meşgul olmuş, birçok eser telif etmiş ve uzun bir süre de kadılık görevini üstlenmiştir. Kadılık görevini yaparken de görevini hakkıyla yerine getirerek hükümdar ile sıradan vatandaşlar arasında hiçbir ayrım yapmayan, tek ilkesi adalet ve hakkaniyetle hükmetmek olan Bekkâr, Hz. Peygamber’in cennetle müjdelediği kadıların özelliklerine sahip olmuştur. Bekkâr siyasî kargaşalardan da payını almış, bir dönemde kadı olup hükümdara ders veren bir konumda iken diğer bir dönemde de aynı hükümdar tarafından hapis cezasına mahkûm olmuş, kalan ömrünün tamamını hapishanede geçirmiştir. Bütün bunların sebebi de yine onun doğru bildiği şeyden vazgeçmemesi ve her türlü zulüm ve haksızlığa karşı dik duruşu, Allah’tan başkasından korkmaması ve bir şey beklememesi idi. Bekkâr’ın hayatında sergilediğitavır, fukahânın siyasetçilere karşı sergiledikleri duruşları açısından da önem arz etmektedir. Bu çalışmada Bekkâr b. Kuteybe’nin hayatı, fıkhî kişiliği, kadılığı ve siyasetçilere karşı duruşu ele alınacak ve değerlendirilecektir.