Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Alman mast kazı (anser anser) ile fransız toulouse kazı (anser anser) organa oculi optica ve organa oculi accessoria anatomik yapılarının karşılaştırılmalı olarak incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2024) Kara, Mehmet; İlgün, RamazanBu çalışmada Fransız Toulouse kazı ile Alman Mast kazının göz yapısının incelenmesi, karşılaştırmalı olarak ölçümlerinin yapılması ve bu ölçümlerin aritmetik ortalamalarının belirlenmesi ve ikili olarak karşılaştırma yapılarak aradaki farkların tespit edilmesi amaçlanmıştır. 6 adet erkek Fransız Toulouse kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 7.22 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 14.72 mm, lens dikey genişliği ortalaması 4.71 mm, lens yatay genişliği ortalaması ise 4.63 mm olarak ölçülmüştür. 6 adet dişi Fransız Toulouse kazında ise iki comissura arası mesafenin ortalaması 6.95 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 13.98 mm, lens dikey genişliği ortalaması 4.09 mm, lens yatay genişliği ortalaması ise 3.99 mm olarak bulundu. 6 adet erkek Alman Mast kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 5.95 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 13.59 mm, lens dikey genişliği ortalaması 3.83 mm, lens yatay genişliği ortalaması da 3.75 mm’dir. 6 adet dişi Alman Mast kazının iki comissura arasındaki mesafenin ortalaması 5.57 mm, bulbus oculi yatay genişliği ortalaması 12.55 mm, lens dikey genişliği 3.49 mm, lens yatay genişliği 3.31 mm’dir. Bu verilere bakıldığında ölçüm olarak Fransız Toulouse kazının Alman Mast kazına, erkek cinsiyetinin de dişiye göre uzunluk olarak bir üstünlüğü bulunmaktadır. Yapılan çalışmada karşılaştırılan Fransız ve Alman kazları arasında anatomik yapı olarak benzer, ölçüm olarak farklılıkların olduğu kanısına varıldı.Öğe Malya koyunlarında koroner damarlar üzerine makroanatomik bir araştırma(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Mayda, İbrahim; Özüdoğru, ZekeriyaBu tez çalışmasında Malya koyunu'nun koroner arterlerinin anatomik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde çalışmada Malya koyunu'nun koroner arterleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada cinsiyet farkı gözetilmeksizin 10 adet malya koyunu kalbi kullanıldı. Latex enjeksiyon tekniği ile koroner arterlerin demostrasyonu için %10'luk formaldehit ve kumaş boyası ile renklendirilen latex 50cc'lik enjektör ile aorta abdominalis'den koroner arterlere verildi. Latex enjekte edilerek doldurulan damarların diseksiyonu yapılarak değerlendirilip fotoğrafları çekildi. Kalbin arteriyel vazkularizasyonunun a. coronaria dextra ve a. coronaria sinistra'nın sağladığı, bu damarlardan a. coronaria sinistra'nın a. coronaria dextra'dan daha güçlü olduğu belirlendi. A. coronaria sinistra'nın r. interventricularis paraconalis ve r. circumflexus sinister dalları tespit edildi. A. coronaria dextra'nın r. proximalis atrii dextri, r. intermedius atrii dextri, r. distalis atrii dextri ve r. coni arterios'i verdiği görülmüştür. Sonuç olarak; bu çalışmanın literatür eksikliğinin giderilmesi yönünde, bu ırkla ilgili yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.Öğe Çin kazı (Anser Cygnoides) dalağının histolojik ve taramalı elektron mikroskobik (sem) yöntemle incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Kaya, Burak; Kuloğlu, Hatice YarenDalak, vücuttaki en büyük ikincil bağışıklık organıdır ve kanla taşınan antijenlere karşı bağışıklık reaksiyonlarını başlatmaktan ve kanın yabancı maddelerden ve eski veya hasar görmüş kırmızı kan hücrelerinin filtre edilmesinden sorumludur. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının anatomik, histolojik ve Taramalı Elektron Mikroskobik (SEM) olarak araştırılmasıdır. Araştırma Aksaray'da özel bir işletmeden temin edilen Çin kazları kullanılarak ortaya konmuştur. Araştırmada 12 adet (6 tane erkek + 6 tane dişi) sorunsuz büyük Çin kazı (Anser cygnoides) ile yapılmıştır. Çin Kazlarına premedikasyon amacıyla 10-12 mg/kg xylazine, anestezi için 30-40 mg/kg oranında intramüsküler ile ketamin (ketalar) verilmiştir. Sonrasında dalaktan doku örnekleri alınmıştır. Rutin histolojik tespit ve takip işlemlerinden sonra dokulardan 5–6 mikron kalınlığında kesitler alınarak Hematoxilen Eosin (HE) boyama metodu ile mikroskobik düzeyde incelenmiştir. Anatomik inceleme sonucunda, Çin kazı (Anser cygnoides) dalağı glanduler ve muskuler midenin bir araya geldiği yerde gözlendi. Dalak midenin hemen yakınında, karaciğerin sağ lobunun üst tarafında yer alan bir organdır. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağı lacivertimsi-kahve bir renkte görüldü. Yine Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının yumurta şeklinde olduğu dikkati çekti. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının histolojik değerlendirmeleri sonucunda; organı dıştan saran bağ doku kapsülü ve bu bağ dokunun organ içerisine gönderdiği trabeküller gözlendi. Kapsül ve trabeküllerde bol miktarda düz kas tellerine rastlandı. Kapsül içinde yer yer lenf folikülleri ve subkapsüler sinüs gözlendi. Organın parenşiminin beyaz ve kırmızı pulpa alanlarından oluştuğu görüldü. Beyaz pulpa; merkezinde yer alan arteria sentralisin etrafında toplanmış lenfoid doku ve damarlar etrafındaki seyreden lenfatik kordonlardan oluştuğu gözlendi. Kırmızı pulpanın ise bol miktarda kan içeren venöz sinuslar ve kırmızı pulpa alanlarından oluştuğu dikkat çekti. T lenfositlerin yerleşim gösterdiği arteria sentralis etrafında periarteriyoler lenfoid kılıf (periarterioler lymphoid sheat, PALS) gözlendi. Ayrıca lenf foliküllerinin içinde germinal merkez saptandı. Yine lenf folikollerinin etrafında marjinal sinüs ve marjinal bölgede gözlendi. Çin kazı (Anser cygnoides) dalağının Taramalı Elektron Mikroskobik (SEM) bulgularında organı dıştan saran bağ doku kapsülü düşük büyütmede düzgün seyirli iken daha yüksek büyütmelerde ve enine kesitte ipliksel uzantılar dikkat çekti. Dalağın enine kesitinde beyaz pulpa, kırmızı pulpa marjinal bölge ve trabeküller iyi bir şekilde ayırt edildi. Beyaz pulpanın yüksek büyütmelerinde arteria sentralis ve etrafında yer alan periarteriyoler lenfoid kılıf (PALS) gözlendi. Kırmızı pulpada yüksek büyütmelerde venöz sinüsler ve lenfositler görüldü. Yine kırmızı pulpada yüksek büyütmelerde venöz sinüslerin birbirleriyle oluşturduğu bağ gözlendi. Yapılan çalışma sonucunda, literatürde rastlamadığımız ancak Çin kazı (Anser cygnoides) dalağında dıştan saran bağ doku kapsülünün içinde çok sayıda birbirinden bağımsız lenf foliküllerini tespit ettik.Öğe Aksaray malaklı köpeklerinde lumbal ve sakral vertebraların morfometrik olarak incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Fidan, Muhammet Alperen; Özüdoğru, ZekeriyaBu araştırmada Aksaray Malaklı ırkı köpeklerin lumbal ve sakral omurlarının makroanatomik incelemesi, kemik yapılarının ölçülerinin belirlenmesi ve bu ölçülerin aritmetik ortalamalarının ortaya konmasıyla literatüre katkıda bulunulması amaçlanmıştır. 6 kadavranın L1 kemiği processus transversus genişliği ortalaması 5.84, processus spinousus uzunluğu ortalaması 3.24, foramen vertebrale kemik duvarı kalınlığı ortalaması 0.62 cm ölçüldü. L2 kemiğine ait ortalamalar sırasıyla 6.82, 3.51 ve 0.62 cm ölçüldü. L3 kemiğine ait ortalamalar sırasıyla 7.34, 3.62, 0.58, L4 kemiğine ait ortalamalar 7.90, 3.86, 0.55, L5 kemiğine ait ortalama değerler ise 8.68, 3.89 ve 0.59 cm olarak ölçüldü. L6 ve L7 kemiklerine ait processus transversus genişliği ortalamaları 9.14 ve 8.71, processus spinousus uzunluğu ortalamaları 4.03 ve 3.43, foramen vertebrale kemik duvarı kalınlığı ortalamaları 0.65 ve 1 cm olarak ölçüldü. 6 kadavranın sacrum kemiğinin; craniocaudal uzunluk ortalaması 5.77 cm, laterolateral uzunluk ortalaması 6.65 cm, canalis sacralis kanalının cranial girişinin vertikal çapı ortalaması 1.24 cm, canalis sacralis kanalının cranial girişinin transversal çapı ortalaması 1.9 cm, canalis sacralis kanalının caudal çıkışının vertikal çapı ortalaması 0.62 cm, Canal is sacralis kanalının caudal çıkışının transversal çapı ortalama değeri ise 1.49 cm olarak ölçüldü. Lumbosacral vertebra'larının craniocaudal uzunluğu ölçümleri ise 33.33 cm, 34.07 cm, 32.10 cm, 36.61 cm, 34.45 cm ve 30.63 cm'dir.Öğe Feline parvovirus (panlökopeni) ile enfekte kedilerde pentraxin (PTX3) düzeyinin araştırılması(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Eroğlu, Mehmet; Erdoğan, Hidayet MetinFeline Parvovirus (panlökopeni) enfeksiyonları kediler için günümüzde ciddi bir problem olarak devam etmektedir. Bu nedenle kedilerde panlökopeni enfeksiyonu ile ilgili tanı, tedavi ve patogenez çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmada feline parvovirus (panlökopeni) ile enfekte kedilerde PTX-3'ün düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca hematolojik ve biyokimyasal parametreler ile PTX-3 arasında ilişki araştırılarak hastalığın patogenezinin aydınlatılmasına katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Bu çalışmada, halsizlik, durgunluk, iştahsızlık, ishal, kusma şikayeti ile Özel Aksaray Veteriner Kliniği ve Aksaray Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastahanesi'ne getirilen yapılan testlerde FPV pozitif olan farklı ırk ve cinsiyete sahip 12 kediden tedaviye başlamadan önce ve sağlıklı olarak değerlendirilen 7 kediden kan örnekleri alınarak tam kan, biyokimya parametreleri, TAS, TOS, OSI, SAA, CRP, PTX-3 konsantrasyonları belirlendi ve PTX-3 ile ölçülen parametrelerin ilişkisi istatistiksel olarak incelendi. Çalışmanın sonucunda hastalarda sağlıklılara kıyasla belirgin bir panleukopeni olduğu, serum PTX-3 (58,69 pg/mL), SAA (59,91 µg/mL), TOS (14,35 ?mol H2O2 Eq/L) ve OSi (1,17 arbitary unit) değerlerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlendi. FPV ile enfekte kedilerde serum PTX-3 seviyesi ile oluşan oksidatif hasarın arasında ilişkili olduğu belirlendi. Sonuç olarak, panlökopeni ile doğal enfekte kedilerde ilk defa olarak PTX-3'ün plazmadaki düzeyi belirlenmiş ve serum PTX-3 seviyesinin yükseldiği belirlenmiştir. Ancak hastalık prognozunda rolünün belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu kanısına varılmıştır.Öğe Herpesvirus-1 ile aşılanmış atlarda bazı serum oksidatif stres parametrelerindeki değişikliklerin izlenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Özdil, Ömer; Çamkerten, İlkerBu çalışmada, Herpes Virüs-1 ile aşılanmış atlarda bazı serum oksidatif stres parametrelerindeki (Tiyol/disülfit dengesi ve Total oksidan / anti oksidan durumu) değişikliklerin izlenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, sorumlu veteriner hekimi ile birlikte yapılan genel klinik muayene (vücut sıcaklığı, kalp ve solunum frekansı) sonucu sağlıklı olduğu belirlenen 9 at kontrol grubu ve 9 at çalışma grubu olmak üzere toplamda 18 ata ait veriler bu çalışmada değerlendirildi. Çalışma grubunu oluşturan atlardan aşı yapılmadan önce (0.gün), aşı yapıldıktan sonraki 14. ve 21.günlerde olmak üzere 3 defa kan alındı. Kontrol grubundaki atlara aşı vb. uygulama yapılmadı ve çalışma grubu ile aynı günlerde (0, 14 ve 21.günler) kan alındı. Atlardan aşılamadan önce ve aşı uygulamasından sonra belirlenen dönemlerde oksidatif stres parametreleri analizleri için tekniğine uygun olarak V.jugularislerin'den 9 ml'lik serum tüplerine alınan kanlar 3000 devirde 10 dk santrifüj edilerek serum elde edildi. Serum örneklerinden, Native thiol, Total thiol, Disülfit, Disülfit/Native thiol, Native thiol/Total thiol, TAS, TOS ve OSI düzeyleri belirlendi. Aşı grubu 0.gün,14 gün.21.gün değerlerine göre, aşı grubunun serum TOS düzeyi ile serum OSI düzeyinde 14. Günde (değeri) 0. Güne (değeri) göre artış gözlendi (p<0,05).Aşı grubunun serum TAS düzeylerinde 21.günde 0. Güne göre artış;21.günde 14 güne göre artış gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak, Herpes Virüs 1 ile aşılanmış atlarda oksidatif stresin meydana geldiği ancak, total antioksidan sistem parametresindeki artışlar sebebiyle oksidan/antioksidan dengenin sağlanmaya ve oksidatif stres kaynaklı hasarların antioksidan savunma mekanizmasıyla en aza indirgenmeye çalışıldığı kanaatine varıldı.Öğe Influenza ve tetanoz ile aşılanmış atlarda bazı serum oksidatif stres parametrelerindeki değişikliklerin izlenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Lüleci, Abdurrahman; Çamkerten, İlkerSunulan çalışmada, İnfluenza ve Tetanoz kombine aşısı ile aşılanmış atlarda bazı serum oksidatif stres parametrelerindeki (Tiyol/disülfit dengesi ve Total oksidan / anti oksidan durumu) değişikliklerin izlenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sorumlu veteriner hekimi ile yapılan genel klinik muayenede sağlıklı olduğu belirlenen 9 at çalışma grubu ve 9 at kontrol grubu olmak üzere toplamda 18 ata ait veriler değerlendirildi. Çalışma grubunu oluşturan atlardan aşı yapılmadan önce 0.gün, aşı yapıldıktan sonraki 14. ve 21.günlerde olmak üzere 3 defa kan alındı. Kontrol grubundaki atlara aşı vb. uygulama yapılmadı ve bir kez kan alındı. Aşı grubunun serum tiyol seviyesinin azalması oksidatif stresin arttığının bir göstergesidir. Hem native tiyol, hem de total tiyol değerleri 2. ölçümde diğer ilk iki ölçüme göre oldukça azalmıştır. Disülfit ve disülfit/native tiyol oranı 0. ölçümden sonra 1.ölçümde artmış ve devamında 2.ölçümde azalmıştır. Bu durum, ilk aşılama yapıldıktan sonra oksidatif stresin belirgin şekilde arttığının bir göstergesidir. Total oksidan değeri değişmemesine rağmen, 1.ölçümde TOS ve oksidatif stres indeksi değeri artmış ve devamında yine azalmıştır. Dolayısıyla ilk aşılamadan 14 gün sonra alınan kan örneklerinde oksidatif stresin maksimum seviyede olduğu, 21.gün de alınan kan örneklerinde oksidatif stresin normal parametrelerine ulaştığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu durumda ilk aşılamadan sonra 0 ile 14. gün arasında, yani aşının ilk yapıldığı dönemde antioksidan takviyesi önerilebilir. İlk 14 gün içinde antioksidan takviyesi ile bu çalışmalar geliştirilebilir. İnfluenza ve Tetanoz kombine aşısı ile aşılanmış atlarda oksidatif stresin meydana geldiği ancak, total antioksidan sistem parametresindeki artışlar sebebiyle oksidan/antioksidan dengesinin sağlanmaya ve oksidatif stres kaynaklı hasarların antioksidan savunma mekanizmasıyla en aza indirgenmeye çalışıldığı kanaatine varıldı.Öğe Koruyucu amaçlı mantar aşısı kullanılan atlarda dinamik tiyol/disülfit dengesi ve total oksidan/antioksidan dengenin değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Kurt, Ülkü; Çamkerten, İlkerAtlarda yüzeysel ve sistemik mantar hastalığına yol açan birçok mantar vardır. Bu türlerin oluşturduğu enfeksiyon türe ve konağa göre farklı seviyelerde olabilir. Enfeksiyon yaş ve cinsiyet farketmeksizin tüm atlarda görülür. Trichophyton verrucosum gibi zoonoz mantarlar, enflamatuar karakterde deri enfeksiyonu üretebilir. Farklı yollarla ve hızlı bulaşan bu hastalık için aşılama oldukça önemlidir. Aşı uygulanan atlarda enfeksiyona karşı koruyucu özelliğinin bulunmasının yanı sıra hayvanlarda bir stres faktörü olarak etkilemesi serbest radikal düzeylerini arttırabilir. Oksidatif stres oksidan/antioksidan dengenin oksidan lehine bozulmasıdır. Oksidatif hasarın hastalıkların oluşumuna rolü olduğunu pek çok yayın kanıtlamıştır. Oksidatif mekanizma, pek çok hastalığın hem nedeni hemde oluşum sürecinde aktif rol oynar. Bu çalışmada, çoğu araştırmada hastalıkların oluşumuyla bağlantısı kanıtlanan oksidatif stresin mantar aşısı sonrası değişiminin gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda mantar aşısı ile koruma amaçlanan atlarda bazı serum oksidatif stres parametrelerindeki (tiyol/disülfit dengesi ve total oksidan/antioksidan durumu) değişikliklerin izlenmesi ve sonuçlarının değerlendirilip bilimsel literatüre yeni bilgilerin kazandırılması amaçlanmıştır.Öğe COVID-19 geçiren bireylerde fiziksel aktivite düzeyi ve beden kitle indekslerinin incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Eren, Emre; Özüdoğru, ZekeriyaBu araştırmada covid-19 hastalığını geçirmiş bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin ve beden kitle indekslerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde covid-19 geçirmiş 260 katılımcıdan anket yoluyla elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcılara ait demografik bulgular, covid-19 hastalık sürecine ilişkin bulgular, fiziksel aktivite düzeyleri ve beden kitle indekslerine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcı grubun fiziksel aktivitelerinin yüksek düzeyde (1929.09) olduğu görülmüştür. Yine katılımcıların beden kitle indekslerinin ortalaması 24.10 olarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bir diğer sonuç ise katılımcıların fiziksel aktivite düzeyleri beden kitle indeksleri sınıflandırmasına göre farklılık göstermezken cinsiyet değişkenine göre farklılık göstermiştir.Öğe Koronavirüs hastalığının (Covid-19) denge ve işitme kaybı üzerine etkisi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Özüdoğru, Tuğçe Nur; İlgün, RamazanCovid-19'un nörotropik virüs olduğu bilinmektedir buna rağmen; COVID-19'un doğrudan işitme ve denge sistemini etkilediğine dair yeterli bilimsel kanıt henüz mevcut değildir. Bu araştırmada, COVID-19 hastalığını geçiren bireylerin Koronavirüs hastalığının (COVID-19) denge ve işitme kaybı üzerine etkisini tespit etmek ve bu alanda yapılacak çalışmalara fikir verebilmek amaçlanmaktadır. Bu amaç çerçevesinde COVID-19 geçirmiş toplam 122 katılımcıdan anket yoluyla elde edilen veriler istatistiksel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcıların ait yaş, cinsiyet, eğitim durumu gibi demografik bulgular, COVID-19 hastalık sürecine ilişkin bulgular ve işitme, denge kaybına ilişkin bulguları değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler sonucunda COVID-19 geçiren bireylerde işitme ve denge kaybı bulgularına rastlanmıştır. İşitme ve denge kaybı olan bireylerde ise COVID-19 sonrası işitme ve denge kayıplarında artış görülmüştür.Öğe Koronavirus hastalığının (Covid-19) gastrointestinal sistem üzerine etkileri(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Özüdoğru, Halime Bulem; İlgün, RamazanBu araştırmada koronavirus hastalığının (Covid-19) gastrointestinal sistem üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla covid-19 geçirmiş katılımcılardan anket yoluyla elde edilen veriler analiz edilmeye çalışılmıştır. Tarama modelinin kullanıldığı araştırmada katılımcılara ait demografik bulgular ve covid-19 hastalık geçirenlerde görülen yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, ağız kuruluğu, boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ishal gibi semptomların hangi oranda görüldüğü belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmaya gönüllülük esasına göre belirlenen 115 kişi katılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre en yaygın olarak görülen semptomun % 95.1 ile yorgunluk olduğu tespit edilmiştir.. Ayrıca, bu çalışmada % 29 karın ağrısı, % 56.4 iştahsızlık (anoreksiya), % 45 bulantı, % 14 kusma ve % 28 oranında ishal vakasına rastlanmıştır. Yapılan çalışmada covid-19 hastalarında gastrointestinal belirtilerin değerlendirilmesinin çok önemli olduğu ve bu hastalarda gastrointestinal belirtilere de dikkat edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Böylece solunumla ilgili belirtiler göstermeyen hastaların erken dönemde covid-19 tanısı için hastalığı hafif geçiren kişilerin klinik özelliklerini tanımlamanın önemli olduğu kanısına varılmıştır.Öğe Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinin histolojik ve transmisyon elektron mikroskobik yöntemle incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 2023) Çıraklı, Ali Burak; Kuloğlu, Hatice YarenEnerji teminin devamlılığında ana organ görevi gören karaciğer vücutta bulunan en büyük bezdir. Vücudu toksinlerden arındırması, safra sentezlenmesi ve sentezlenen safranın salgılanması, metabolizmayı düzenlemesi gibi işlevleri olan karaciğer; endokrin ve ekzokrin bez olarak faaliyet gösterir. Sindirime uğrayan ve emilen maddeleri işleyip diğer organların faydalanması amacıyla depolayan ya da dolaşım sistemine aktaran karaciğer, kompleks yapıda bir organdır ve böylece sindirim sistemi ile dolaşım sistemi arasında bir geçiş bölgesi meydana getirir. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinin histolojik açıdan incelenip yorumlanmasıdır. Bu çalışma Aksaray'da özel bir çiftlikten alınan Çin kazları (Anser cygnoides) kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada 6 adet dişi 6 adet erkek olmak üzere 12 adet Çin kazı (Anser cygnoides) kullanılmıştır. Premedikasyon amacıyla Çin kazlarına (Anser cygnoides) kas içine 10-15 mg/kg ksilazin, anastesi içinse yine kas içine 30-50 mg/kg dozunda ketamin enjekte edilmiştir. Daha sonra karaciğerden doku örnekleri alınmıştır. Alınan doku örnekleri %10'luk tamponlu formaldehit bulunduran tüplerde 1 gün boyunca tespit edilmiştir ve daha sonra da yıkama işlemine alınmıştır. Alınan doku örnekler rutin histolojik doku takibinden geçirilip, parafin kullanılarak bloklanmıştır. Parafin kullanılarak bloklanan dokular, 7–8 mikron ebatında bölünüp Hematoxilen Eosin (HE) boyama yöntemi uygulanarak ışık mikroskobunda incelemeye alınmıştır. Transmisyon elektron mikroskobunda incelenmek amacıyla alınan dokular 1 mm büyüklüğünde parçalara bölündükten sonra 20 ml PBS ve 3 ml Gluteraldehitten oluşan tespit solüsyonu içinde bir gece bekletildi ve 3 kere 15 dakika PBS ile yıkandıktan sonra HITACHI HT 7800 transmiyon elektron mikroskobunda incelendi. Çin kazı (Anser cygnoides) karaciğerinde tipik lopçuk yapısının olmadığı, bir çok lobülden oluştuğu ve interlobüler septumun ince olduğu görüldü. Hepatositlerin oval ve merkezi konumlu olup birleşerek remark kordonlarını oluşturdukları saptandı ve bu remark kordonlarının sinüzoidlerle ayrılmış olduğu görüldü. Kupffer hücrelerine rastlandı. Lenf nodülleri incelenen dokularda yoğun olarak gözlendi. Kiernan aralığını oluşturan safra kanalı, arteria hepatica ve vena portaya rastlandı. Vena centralisin olduğu her ünitenin lopçuk yapısına benzer olduğu saptandı.Öğe Çin kazı (Anser cygnoides) sindirim sisteminin histolojik ve taramalı elektron mikroskobik yöntemle incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2022) Deniz, Tolgahan; Yaren Kuloğlu, HaticeSindirim sistemi, canlılığın ve fonksiyonların devam edebilmesi amacıyla gerekli enerjinin temini için; besin maddelerinin vücuda alınması, dönüşümü, emilimi ile bu süreçte oluşan atıkların vücuttan atılmasından sorumlu olan sistemdir. Kanatlı sindirim sistemi temel yapı ve fonksiyonlar bakımından memeli sindirim sistemine benzemekle birlikte bazı anatomik ve histolojik farklılıklara sahiptir. Göze çarpan en büyük farklılıklardan biri de bütün bir mide yerine glandular ve müsküler olarak ikiye ayrılmış olan midedir. Bu çalışmanın amacı Çin kazı (Anser cygnoides) kassel ve bezsel midesinin histolojik açıdan incelenmesidir. Bu çalışma Aksaray'da özel bir işletmeden temin edilen Çin kazları (Anser cygnoides) ile yapılmıştır. Çalışmada 12 adet (6 adet erkek + 6 adet dişi) sağlıklı yetişkin Çin kazı (Anser cygnoides) kullanılmıştır. Kullanılan Çin Kazlarına (Anser cygnoides) premedikasyon amacıyla 10-12 mg/kg xylazine, anestezi için 30-40 mg/kg dozunda intramüsküler yolla ketamin (ketalar) enjekte edilmiştir. Daha sonra bezsel mide ve kassel mide, doku örnekleri alınmıştır. Her bir doku bekletilmeden %10'luk tamponlu formaldehit içeren şişelerde 24 saat boyunca tespit edildikten sonra yıkama işleminden geçti. Daha sonra rutin histolojik doku takibinden geçen örnekler, parafinde bloklandı. Hazırlanan parafin bloklar, 5–6 mikron kalınlığında kesilip Hematoxilen Eosin (HE) boyama metodu kullanılarak mikroskobik düzeyde incelenmiştir. Taramalı elektron mikroskobu ile inceleme için alınan dokular fosfat tamponunda yıkandıktan sonra %2.5 gluteraldehit içinde yeniden tespit edildi, aseton serilerinde dehidrate edildikten sonra critical point dryer ile kurutuldu. Metal plakalar üzerine yerleştirilen dokular sputter coaterda altın-paladyum ile 18-20 nm kalınlığında kaplandı ve LEO 440 taramalı elektron mikroskobunda incelendi. Çalışmamızda Çin kazlarının (Anser cygnoides) bezsel midelerinde tunika muskularis katmanında sadece sirküler seyirli düz kas telleri gözlendi. Aynı zamanda Çin kazı (Anser cygnoides) kassel mide duvarında tunika submukozanın gevşek bağ doku özelliğinde olduğu gözlendi. Bu çalışmada Çin kazı (Anser cygnoides) kassel mide duvarında tunika muskularisin kassel midenin duodenuma yakın bölümlerinde içte sirküler seyirli ve kalın, dışta ise longitudinal seyirli ve daha ince katmanlardan oluştuğu; bezsel mideye yakın bölümlerinde ise sadece sirküler şekilde devam ettiği ve longitudinal seyirli katmanın yerini tunika submukozaya bıraktığı görüldü.Öğe Genç erişkin ratlara intraperitoneal olarak verilen kurkumin (Curcuma longa) maddesinin karaciğer, safra kesesi ve kanalları üzerine etkilerinin morfometrik ve makroanatomik olarak incelenmesi(Aksaray Üniversitesi Sağlık Bilimler Enstitüsü, 2022) Geçin, Merve Nur; İlgün, RamazanYüksek yağlı beslenme ile karaciğerin yağlanması durumunda alternatif tıp yöntemleri günümüzde oldukça ilgi çekmektedir. Zerdeçal bitkisinin ana biyoaktif bileşeni olan kurkuminin, anti-oksidan, anti-inflamatuar, anti-bakteriyel ve anti-aterosklerotik ve anti-lipidemik özelliklere sahiptir. Buradan yola çıkılarak; kurkuminin lipit birikimini ve inflamasyonu azaltabileceği düşünülmüştür. Bu çalışmamızdaki temel hedefimiz, yüksek yağlı diyet kullanarak yağlı karaciğer modeli oluşturulmuş ratlar üzerinde, kurkumin maddesinin karaciğerin lipidogenesiz mekanizması üzerine etkisinin makroanatomik ve morfometrik olarak sonuçlarının incelenmesidir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda Sprague-Dawley cinsi erkek sıçanlar seçildi ve 3 gruba ayrılarak (n=8/grup) 8 hafta boyunca beslendi. Birinci gruba normal diyet (Yağ oranı: %12), ikinci gruba yüksek yağlı diyet (YYD)(Yağ oranı: %43.6), üçüncü gruba ise YYD'ye ilaveten her gün intraperitonel verilmek üzere kurkumin maddesi (150 mg/kg/gün) verildi. Süre bitiminde hayvanlar ötenazi edilerek, karaciğer dokuları alınarak makroskopisi incelenip, kumpas yardımı ile anatomik olarak karaciğer loplarının en ve boy uzunlukları ölçüldü. Karaciğer ağırlıkları ölçülerek not edildi. Hayvanların birinci günden deney bitimine kadar olan ağırlık değişimleri kaydedildi. Bulgular: YYD uygulanan ratlar (II.Grup) ile YYD ile beslenip aynı zamanda kurkumin tedavisi gören ratlar (III.Grup) arasındaki fark belirgindi. Ratların (n=24) vücut ağırlıkları, karaciğer ağırlıkları ve loplarının uzunlukları ağırlıkları ölçüldüğünde II. gruptakilerin diğerlerinden daha fazla değerlere sahip olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak, kurkumin kullanımının anti-lipidemik özelliğinden dolayı karaciğer yağlanmasını engellediği ve makroanatomik açıdan karaciğerin lobuler büyüklüğünü normal seviyelere çektiği ve visceral yağ oranını azalttığı için vücut ağırlıklarının düşmesini sağladığı gözlemlenmiştir.