Cilt 1, Sayı 1, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 5 / 5
  • Öğe
    Spontan hifemada nadir bir tanı: ankilozan Spondilite sekonder anterior üveit
    (Aksaray Üniversitesi, 2020) Gürlevik, Uğur
    56 yaşında erkek hasta kliniğimize sol gözünde 3 gün önce başlayan görme azalması ve gözde kızarıklık, ağrı şikayeti ile başvurdu. Sol görmesi 5 metreden parmak sayma düzeyinde idi. Ön segment muayenesinde sol gözde 3/10 hifema mevcuttu ve pupil alanında membran mevcuttu. Hastadan ayrıntılı kan testlerinin yanısıra romatoloji ve hematoloji konsültasyonları istendi. Hastaya fundus floresein anjiyografisi ve oküler ultrasonografi tetkikleri yapıldı patoloji saptanmadı. Tetkiklerinde HLA B27 pozitif olarak geldi. Hastada topikalsteroid ile baskılanan ön üveit mevcuttu. Spontan hifema ile başvuran hastalarda nadirde olsa üveit akılda bulundurulması gereken bir oküler hastalıktır.
  • Öğe
    Parotis kitlelerinin karakterizasyonunda sonoelastografinin yeri
    (Aksaray Üniversitesi, 2020) Alkan, Ender; Cevheroğlu, Selman; Özberk, Ömer; Tolu, İsmet; Eryılmaz, Mehmet Ali
    Amaç: Biz bu çalışmamızda parotis lezyonlarının benign malign ayırımında non invazif yeni bir test olan sonoelastografi etkinliğini araştırdık. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada, Haziran 2012-Ekim 2013 tarihleri arasında Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji KliniğiUltrasonografi bölümüne, parotis bezi kitlesi ön tanısı ile yönlendirilen 34 hasta prospektif olarak incelendi. Hastaların ultrasonelastografi sonuçları daha sonra kesinleşen histopatolojik tanıları ile karşılaştırmak için kaydedildi. Değerlendirme gerçek zamanlı elastografi yazılımı bulunan ultrasonografi Toshiba aplio MX cihazı ( Toshiba Medikal, Nasu; Japonya) ile 12 MHz probu kullanılarak yapıldı. Elastogramlar elde olunduktan sonra iligili alana ‘region of interest’ (ROI) yardımıyla kitlenin ve aynı hizadaki komşu normal parotis dokusunun gerinimi sayısal değer olarak ölçülüp oranlandı. Bulgular: Değerlendirilen 34 hastanın en küçüğü 14, en büyüğü 85 yaşında olup, yaş ortalamaları 51.76 idi. Hastaların 20’si erkek (%58.82), 14’ü bayan (%41.18) idi. Olguların yapılan histopatolojik değerlendirilmesinde %47.05’i benign tümör, %38.24’ü diğer benign lezyonlar ve % 14.71’i malign tümör tanısı aldı. Sadece tümöral kitleler dikkate alındığında toplam 21 vakanın 16’sı (%76.19) benign (11 pleomorfik adenom, 5 Whartin tümörü) ve 5’i (%23.81) malign idi. Ortalama gerinim oranı değerleri benign kitleler için 1.67±1.29, malign kitleler için ise 2.27±1.55 olarak hesaplandı. Malign ve benign kitlelerin gerinim ortalamasının karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.357). Sonuç: Parotis bezi malign ve benign kitlelerin ayırımında sonoelastografinin etkin olmadığını gözlemledik.
  • Öğe
    Çocuklarda akut apandisit tanısında MPV’nin rolü
    (Aksaray Üniversitesi, 2020) Öztürk, Ayşe Betül; Ateş, Can
    Amaç: Bu çalışmada, çocuklarda akut apandisit tanısında ortalama trombosit hacmi (MPV)’nin rolüolup olmadığının araştırılması amaçlandı. Yöntemler: Bu çalışmada hasta dosyaları retrospektif olarak tarandı. Klinik ve patolojik olarak akut apandisit tanısı alan 311 olgunun MPV değerleri, günübirlik operasyonlar için başvuran sağlıklı çocuklardan seçilen kontrol grubunun (n=314) MPV değerleri ile karşılaştırıldı. Çalışmada elde edilen verinin istatistiksel anlamda değerlendirilmesi amacıyla SPSS (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 20.0. Armonk, NY: IBM Corp.) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Akut apandisitli çocukların 188’i (%60.5) erkek, yaş ortalaması 10.22±3.83 idi. Akut apandisiti olan (8.37±0.83fL) ve olmayan (10.55±0.83fL) çocukların MPV değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0,001). Sonuç: Çocuklarda MPV değerinin akut apandisit tanısında kullanılabilecek bir belirteç olduğu, ancak hastalığa spesifik olmadığı görülmüştür.
  • Öğe
    Tokat ili çevre köylerinden elde edilen sütlerde Brucella cinsi bakterilerin varlıgının araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi, 2020) Rüstemoğlu, Hüsniye; Karaman, İsa; Rüstemoğlu, Aydın
    Brucelloz, Brucella cinsi bakterilerin neden olduğu en sık görülen zoonotik hastalıklardan biridir. Hastalık sığır, koyun, keçi, köpek ve domuz gibi memeli hayvanların dişilerinde genital organlanna yerleşerek yavru atma, infertilite, mastitis, erken doğum, plasenta retensiyonu ve metritise; erkeklerde ise orşitise (erbezi iltihabı) neden olur. Bu çalışmada, Tokat ili ve ilçelerine ait köylerden toplanan sütlerde Brucelloz etmeninin prevalansının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 161 inek, 58 koyun ve 33 keçi sütü örneklerinde Brucelloz etmeni Milk Ring Test (MRT) ve direkt ekim yöntemi ile araştırılmıştır. Çalışma sonucunda 161 inek sütünden 24'ü, 58 koyun sütünden 20'si ve 33 keçi sütünden 5'inin MRT sonucu pozitif bulunmuştur. Toplamda 252 adet çiğ süt örneğinden 49 adedinin, yani % 19.41'inin MRT sonucu pozitif bulunmuştur. MRT'si pozitif olan 49 örnekten yapılan kültür sonrası 2 adet süt örneğinden Brucella melitensis biyotip 3 izole edilebilmiştir. Brucella izole edilen 2 süt örneğinin de aynı sürüden 2 farklı koyuna ait olduğu belirlenmiştir. Böylece tüm çalışılan örneklerin % 0.79'unda, MRT pozitif çıkan örneklerin % 4.08'inde ve koyun sütü örneklerinin % 3.45'inde Brucella etkeni izole edilmiştir. Tokat ili ve ilçelerine ait köy ve kasabalardan toplanan sütlerle yapılmış ilk çalışma özelliğinde olan araştırmamız sonucunda örneklerin % 19.41 'inde MRT sonucu pozitif bulunmuş, % 0.79'unda ise etmen direkt ekim yöntemiyle izole edilmiştir. Böylece, bu çalışmayla Tokat ili ve ilçelerindeki hayvanlarda belirli oranda Brucella etmeninin var olduğu belirlenmiş ve süt ürünlerinin Brucelloz bakımından risk oluşturabileceğini göstermiştir.
  • Öğe
    Tüp bebek merkezine başvuran azospermik olgulardan alınan seminifer tübül örneklerinin ultrastrüktürel ve histopatolojik olarak incelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2020) Erkaya, Nurhan
    Bu çalışmada; TESE yöntemi ile alınan testis biyopsi örneklerinde seminifer tübül örneklerinin histopatolojik ve elektron mikroskobik metotlarla incelenmesini ve hastaların serum FSH, LH ve Testosteron hormon seviyelerinin elde edilen bulgularla ilişkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmada yer alan azospermik hastalar ilk önce sperm elde edilen ve edilmeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Biyopsi örneklerinden gelen testis dokuları ışık ve elektron mikroskobik olarak doku takibi işlemlerine tabi tutuldu. Hastaların serum hormon düzeyleri belirlenerek, gruplar arası karşılaştırmaları istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışma sonunda elde edilen tüm bulgular değerlendirildi. Hem elektron mikroskobik hem de ışık mikroskobik açıdan değerlendirildiğinde gruplar karşılaştırıldığında, sperm elde edilmeyen grubun seminifer tübüllerinde daha dikkat çeken hasarlar tespit edildi. Sperm elde edilen grubun örneklerinde yer yer dejenere tübüller ve inflamasyon izlense de spermatogenezisin devam ettiği tübüller ve sperm hücresinin varlığı görüldü. Sperm elde edilmeyen grupta ise interstisyel dokuda izlenenen makrofajlar ve mast hücreleri, seminifer tübüllerin vakuolizasyonu, lipid inklüzyonlarının, Sertoli cell only sendromu olan tübüller ışık ve ultratrüktürel analizlerde, önemli bulgular arasındaydı. Serum FSH, LH ve Testosteron hormonları gruplar arası analiz edildiğinde; FSH ve LH hormonları arasındaki fark anlamlı iken, Testosteron hormonu istatistiksel olarak anlamlı değildi. Azospermi olan bireylerin seminifer tübül örneklerinde belirlenen histopatolojik sonuçlarda, FSH ve LH hormonlarının önemli belirteç olduğu fakat testosteronun herhangi bir etkisinin olmadığı bu çalışmada gösterilmiştir. Hormonların yüksek seviyelerde olması ile spermatogenezisin devam edemeyip, testiküler yetmezliğin oluşacağı sonucuna ulaşılmıştır.