Cilt 8, Sayı 15, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe İslâm’ın siyasallaşması: osmanlı devleti’nin son döneminde kimlik, devlet, inanç ve cemaatin yeniden yapılandırılması, Kemal H. Karpat(Aksaray Üniversitesi, 2021) Gökalp, HüseyinKemal Karpat’ın uzun, geniş, kapsamlı ve çok katmanlı bu eseri, Osmanlı modernleşmesi konusunda yazılmış kitaplar arasında belki de en fazla dikkat çekenidir. Bir bakıma Karpat’ın ömrünü adadığı çalışmalar, özellikle göç, değişim, toplum, uluslaşma, milliyetçilik gibi kavramlar, bu çalışmada bir mesaja delalet için ustaca kullanılmıştır. Yazara göre Kemalist ve İslamcı tarih bakış açılarının aralığını daraltmak mümkündür. Zira, taraflar daha soğukkanlı bir şekilde meseleleri yeniden okuyarak kendilerini ve muhataplarını daha doğru tahlil edebilirler. Belki biraz ütopik ya da romantik bulunabilecek bu teorik hedefin gerçekleştirilebilmesi adına yazarın bu katkısı, aslında akademik kariyerinin de hülasasıdır. Karpat, eserine Osmanlı'nın son yarım yüzyıl tarihi üzerine sosyo-politik kavramlar, şahsi görüş ve sezgilerle örülmüş bir arayış (s. xi) olarak başlamaktadır ve sonuç bölümünde de keskin modernist düşünce ile küskün İslamcı bakış açısının arasını bulmayı teklif etmektedir. Eser, bu giriş ve sonuç kısımları dışında on yedi bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın anahtar kelimesi, değişimdir. Bu değişim, devletin dönüşümüyle birlikte İslam’ın devlet nezdinden bireyin vicdanına indirilmesiyle birlikte oluşturulan zorunlu, yeni ulusal kimlik üzerinden incelenmiştir.Öğe Muhtasaru İhtilâfi’l-‘Ulemâ, Ebû Ca’fer et-Tahâvî(Aksaray Üniversitesi, 2021) Çiftçi, Muhammed HüsnüEbû Ca‘fer et-Tahâvî’nin (ö. 321/933), fıkha dair ilk kaleme aldığı İ?tilâfü’l-‘ulemâ adlı eseri günümüze kadar gelmiş olmakla birlikte eserin 130 cüz olduğu bildirilmektedir. Daha sonra İmam Kerhî’nin (ö. 340/952) önemli talebelerinden Ebû Bekr el-Cessâs (ö. 370/981) tarafından kitap ihtisar edilmiş ve Mu?ta?aru i?tilâfi’l-‘ulemâ adıyla şöhret bulmuştur. Eser önce İ?tilâfü’l-fu?ahâ adıyla Muhammed Sagîr Hasan el-Ma‘sûmî, tarafından 1971’de İslâmâbâd’da eksik olarak yayınlanmıştır. Daha sonra tamamı Mu?ta?aru i?tilâfi’l-‘ulemâ adıyla Abdullah Nezîr Ahmed tarafından 1995’te Beyrut’ta tahkikli olarak neşredilmiştir. Eser, 5 cilt olup fihrist ve diğer ziyadeler hariç 2128 sayfadan ibarettir. Muhakkik fıkhî ihtilâfları toplamda 2322 başlıkta numaralı olarak tasnif etmiştir. Kitap, diğer fıkıh kitaplarındaki gibi “Kitâbü’t-tahâre”, “Kitâbü’s-salât” şeklinde başlıklandırılmış olmakla birlikte “bab” ve “fasıl” şeklinde tasnif edilmemiştir. Halbuki müellifin daha sonra kaleme aldığı Şerhu Me‘âni’l-âsâr adlı eserinde bab başlıklarının kullanıldığı görülmektedir. Tahâvî ihtilâflı meseleleri incelediği bu eserinde mezheplere dair verdiği bilgileri mezheplerin kendi kaynaklarından aktarmaktadır. Mezheplerin teşekkül ve gelişme sürecinde Tahâvî’nin diğer mezhepleri de kuşatıcı bir eser kaleme almış olması, Hanefî literatürü için önemli bir kazanım sayılmalıdır. Nitekim Saymerî’nin (ö. 436/1045) kendi dönemine kadar bu eserin bir benzerinin yazılmadığını haber vermiş olması eserin ilm-i hilâf sahasında bir ilk olduğunu teyit etmektedir. Ayrıca müellifin, 2322 farklı ihtilâflı konuyu inceleyerek fıkıh literatürüne geniş bir fihrist kazandırmış olması çalışmaya ayrı bir değer kazandırmaktadır. Hâlbuki Tahâvî’nin diğer eserlerinde bu oranda konu başlığı yer almamaktadır.Öğe Tanrı ve sağlık: başka bir şey söylemeye gerek var mı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Harrington, Anne; Aydın, GaripYaklaşık son elli yıldır batı dünyasında özellikle Amerika’da maneviyata karşı bir yönelim vardır. Bu yönelim hayatın her bir alanına yansımakta ve bakış açılarını etkilemektedir. Bilimsel çalışmalarda bu eğilimden etkilenmekte ve yapılan akademik çalışmaların seyrini değiştirebilmektedir. Anne Harrington, bazı çalışmalarında Amerika’da son yıllarda artan manevi eğilimleri ön plana çıkarmaktadır. Özellikle sağlık alanında maneviyatla ilgili yapılan makale, kitap vb. çalışmalarla birlikte bu alandaki akademik kuruluşlara dikkatleri çekmektedir. Harrington, din, maneviyat ve sağlıkla ilgili gelişmiş sonuçlar arasındaki bağlantı konusunda, insanların bir kısmının savunmacı bir kısmının muhalif yaklaştıklarını söyleyerek bu yaklaşımların doğru olmadığını, bunların araştırılması gerektiğini de ifade etmektedir. Bu makalede, kiliseye gitmenin yaşam süresini ve hastalığa karşı direnci artırdığı, meditasyon gibi manevi uygulamaların stresi azaltıp sağlığı güçlendirdiği, Tanrı’ya iman etmenin ciddi hastalıkların iyileşmesini kolaylaştırdığı ve bir başkası için dua etmenin hastalığın sonucuna etki ettiği iddiaları gündeme getirilmektedir. Ayrıca bu iddialarla ilgili yapılan araştırmalar ve sonuçları sunulmakta ve bunlarla ilgili değerlendirmeler yapılmaktadır.Öğe İkbal’in şiirlerinde Hindistan bağlamında batılı güç İngiltere eleştirisi(Aksaray Üniversitesi, 2021) İşsever, Muhsin Ramazan; Çakmakçı, Mehmet KemalHint Alt Kıtasının filozof ve şairi Muhammed İkbal, dünyanın farklı milletlerine felsefi fikirleri doğrultusunda eserlerinde yer vererek tarihe ışık tutmuştur. Batılıların maddeciliği ve materyalizmi ön plana çıkardığını dile getiren İkbal, manevi duygulardan yoksun kaldıklarını vurgulamıştır. Bu çalışmada Muhammed İkbal’in, ticaret bahanesiyle ülkesine gelen Batılı devletlerin asıl amacının ticaret olmadığının farkında olduğuna, Hint Alt Kıtasını sömürgeleri haline getirmek isteyen Batılı sömürge güçlerinin başında gelen İngiltere’nin hegemonyası altına girmemesi için verdiği mücadeleye ve bu duruma başkaldırışına değindik. Batı devletlerinin manevi duygulardan yoksun, teknolojik açıdan ileri olduğunu dile getiren İkbal’in, Müslümanların bu konuda Batı’yı örnek alabileceklerini içeren görüşlerine yer verdik. Hint Alt Kıtasında yaşayanların İngiliz kültüründen uzak durmalarını da kaleme alan Muhammed İkbal, Müslümanların bir noktada durmamalarını, devamlı olarak çalışıp çabalayıp gelişme göstermelerini ve İslâm dünyasının yeni hedeflere doğru ilerlemesinin gerekliliğinin eserlerine nasıl yansıdığını inceledik. Müslümanların özüne dönmeleri gerektiği düşüncesini savunan Muhammed İkbal’in, İslâm’ın özünde ataletin olmadığı fikrine, ayrıca Alt Kıtaya duyduğu vatan sevgisine ve bu topraklarda yetişen her bir âlimin kendisi için değerli olduğu görüşüne de yer verdik.Öğe الفخر النرجسي في الشعر الجاهلي (دراسة أسلوبية نقدية)(Aksaray Üniversitesi, 2021) Alhamad, Bozanإنَّ علاقة الشعر بالنفس الإنسانية علاقة وطيدة، فالشعر وسيلة للتعبير عمّا يجيش في النفس الإنسانية من انفعالات وأحاسيس وعواطف وسلوكيات، والكلمات فيه مفاتيح أساسية لفهم شخصية قائلها، فالشخصية الحزينة تنشئ ألفاظًا وتعابير حزينة، والشخصية السعيدة تولِّد ألفاظًا وتعابير سعيدة، فالشخصية هي المحرّك الأساسي للكلمات، وهي الينبوع الوافر للأحاسيس والعواطف، والشعراء أبناء بيئاتهم، فكلّما كانت البيئة راقية حَضرية أَخرجَ الشاعرُ كلامًا راقيًّا مُفعمًا بالمشاعر النبيلة المتزنة، وكلّما كانت البيئة مُتدنيّة بدوية أَخرجَ الشاعرُ كلامًا مُتدنيًّا ينمُّ عن مشاعر قبيحةٍ مضطربةٍ، وقد لعبت البيئة الجاهلية -بما تحتويه من مفارقات طبقية- دورًا كبيرًا في بروز النرجسية في أشعار بعض الشعراء، نرجسية يسودها التفاخر بتعاظم (الأنا) وحب الذات وإلغاء دور الآخر في ساحات الصراع الميداني أو الكلامي، مُتجلّية في الإحساس بدنو مرتبة الشرف و النسب أو بروز النشوة بارتفاع الذات الماجنة العاشقة لجسد المرأة ومفاتنها، أو الإحساس بتعالي الذات المغرورة الطامحة إلى التسلّط والطموح. جاء البحث ليعبّر عن الفخر في الشعر الجاهلي ولكن ليس الفخر الذي عرفتْهُ كُتب الأدب و دواوين الشعر، إنّما هو فخر من نوع خاصٍّ امتزج مع الحال النَّفسية للشاعر ليخرجَ لنا فخرًا نرجسيًا يتماشى وذاته الشاعر المتعالية على غيرها بإحساس العظمة والرفعة.Öğe İslam dininde ibadetlerin sosyal boyutu(Aksaray Üniversitesi, 2021) Öz, NedimKurumlar toplumsal hayatın yapı taşlarıdır. Din de toplumu oluşturan temel kurumlardan birisidir. En genel manasıyla kutsalın tecrübesi şeklinde din, her dönemde bireyleri ve toplumları derinden etkileyen kurumlardan biri olmuştur. Dinler genelde tecrübe ve anlatım biçimi olarak akide, ibadet ve dini cemaat yani sosyolojik anlatım şeklinde tezahür etmekte ve varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmanın esas konusu ve amacı, din sosyolojisi perspektifinden hareketle dini anlatım biçimlerinden ibadetlerin sosyal boyutlarının dokümantasyon yöntemiyle ele alınıp analiz edilmesidir. Buna göre ibadetler, psikolojik etkileriyle birlikte İslâm toplumunun oluşmasında ve sürdürülmesinde sürekli olarak Allah’a teslimiyet, kardeşlik ve dayanışma, birbirini koruyup gözetme, hep birlikte sıkıntılara tahammül etme, kötülüklerden uzaklaşıp iyilik ortak paydasında buluşarak toplumsal paylaşmayı ve bütünleşmeyi gerçekleştirme gibi sosyal boyutları da insanlara kazandırmaktadır. Örneğin namaz ve oruç ibadeti, bireysel yönden kişiyi olgunlaştırmakla ve ahlâk kurallarına yönlendirmekle kalmamakta, toplumsal açıdan normlara, değerlere ve ahlâkî ilkelere uyumla birlikte suç ve asayiş problemlerinin önlenmesine de katkı sunmaktadır. Aynı şekilde zekât da kişisel etkisinden öte, toplumsal aktörlerin hem servete hem alt gelir seviyesindeki insanlara bakışını olumlu yönde etkileyerek sosyo-ekonomik yardımlaşmaya neden olmaktadır. Dolayısıyla ibadetlerin sadece bireyleri yönlendirmekle kalmayıp, toplumsal hayatı da düzenlediği görülmektedir.Öğe Kur’ân’ın Nüzûl sürecinde rab kavramının semantik alanı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Nas, HasanAllah Teâlâ’nın tüm evreni kuşatan fiillerinin ve mahlûkat üzerindeki kesintisiz tasarruflarının Kur’ân’da rab kavramı üzerinden takdim edildiği anlaşılmaktadır. Kur’ân, muhataplarının sahip olduğu, varlığı yarattıktan sonra onu kendi haline terk eden ve hayata dokunmayan rubûbiyet telakkisine mukabil ilk nazil olan vahiylerden itibaren yaratan, yaşatan, yöneten, hayatın en küçük ve önemsiz görünen ayrıntılarını bile kontrolü altında tutan dinamik bir rubûbiyet anlayışı ikame etmek istemiştir. Buna göre Allah Teâlâ’nın evrene yönelik tasarrufları bütüncül olarak değerlendirildiğinde tarihe ve tabiata seküler açıdan bakmak neredeyse imkânsız hale gelmekte ve O’nun gerek kozmik gerekse beşerî düzeyde geçerli olan fiilleriyle müdahil bir fail olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda Kur’ân’da rubûbiyetin -doğrudan veya dolaylı olarak- temas etmediği herhangi bir alandan söz etmek mümkün olmamakla birlikte muhataplarda etkin bir rubûbiyet zihniyeti ikame etmek amacıyla merkezi bazı kavramlar öne çıkmaktadır. Bu çalışmada Rab olarak Allah Teâlâ’nın kâinatta cari olan fiillerinin semantik alanına dâhil olan bu anahtar kavramlar Kur’ân’ın nüzûl süreci ve muhatap kitlenin zihniyeti dikkate alınmak suretiyle yine Kur’ân merkezli olarak incelenecektir. Bu minvalde Allah’ın insana, topluma, tarihe ve tabiata yönelik süregelen tasarrufları -anahatlarıyla- ortaya konulmaya çalışılacaktır.Öğe İbn Hazm’ın Kur’ân’ın dil ve üslûp özelliklerine yaklaşımı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Yaşar, Mehmetİbn Hazm, İslâmî ilimlerin değişik alanlarında uzman kimliğiyle ve özgün kişiliğiyle tanınan bir isimdir. Nitekim birçok alanda yetkin olduğunu ortaya koyan eserler kaleme almıştır. Eserlerinde yer verdiği konulardan biri de Kur’ân’ın dil özellikleri ile ilgilidir. İbn Hazm’ın eserleri incelendiğinde konuyla ilgili çok özgün görüşlere sahip olduğu görülür. Kur’ân’ın dil özelliklerine dair kapsamlı incelemelerde bulunmuş, meseleyi çok farklı açılardan ele almış ve âlimlerin konuyla ilgili bazı görüşlerine eleştirel yaklaşmıştır. İbn Hazm’ın kendine has metodu, muhalif kişiliği ve eleştirel yaklaşımı bu konuları ele alış biçimine de yansımıştır. Bu nedenle Kur’ân’ın üslûbu ve Arap dilinin incelikleri konusunun, muhalif ve özgün kişiliğiyle meşhur bir kişinin bakış açısıyla incelenmesi, Kur’ân’ın dil özelliklerinin farklı açılardan değerlendirilmesi açısından son derece önemlidir. Bu çalışma, İbn Hazm’ın Kur’ân tefsirinde Arap dilinin özelliklerinden istifade etme ve bu özellikleri yorumlama anlayışını konu edinmektedir. Araştırma İbn Hazm’ın Kur’ân’ın dil özelliklerinin ve üslûbunun incelenmesinde hangi yöntemleri takip ettiğini ve dikkate aldığı ilkelerin neler olduğunu ortaya çıkarmayı hedeflemektedir.Öğe Müteşâbih ayetlerin Te’vilinin bilinip bilinememesi ile ilgili yorumların oluşmasında Âl-i İmrân sûresi 7. ayetteki vakf yerinin rolü(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kara, MehmetKur’ân-ı Kerîm’in okunması, anlaşılması, dinlenmesi gibi fiillerin her biri, ibadet yönü bulunan amellerdir. İhtiva etmiş olduğu mana ise aynı zamanda inanan insanın zihin dünyasını inşa etmekte ve hayatının farklı evrelerinde kendisine rehberlik etmektedir. Bunun için de muhtevası doğru anlaşılmalıdır. Tilâvet edilen bir âyetteki murad-ı ilâhînin doğru anlaşılması için öncelikle âyetin mefhumuna vâkıf olmak gerekmektedir. Bu sebeple âyetin nüzûl sebebi ve ortamı, siyak ve sibakı, anlamını belirleyen anahtar kelimelerin tahlili, cümle yapısı gibi bazı verilerin göz önünde bulundurulması önem arz etmektedir. Bu veriler çerçevesinde tercih edilen anlama göre lafız ve anlam bütünlüğüne riayet ederek âyetlerde vakfa uygun olan yerler tayin edilmekte ve okumanın da buna göre icra edilmesi beklenmektedir. Dolayısıyla âyetteki murad-ı ilâhî, âyetin i’rabını ve buna bağlı olarak kabule şayan olan anlam tercihini belirlemektedir. Tercih edilen i’rab ve anlam ise âyetteki vakf ya da vasl yapılması gereken yerleri tayin etmektedir. Âl-i İmrân sûresinin 7. âyetinde müteşâbih âyetlerin te’vilinin bilinip bilinemeyeceği bağlamında tefsirlerde serdedilen yorumlar ve buna göre âyetteki vakf yerinin tercihine dair vakf-ibtidâ literatüründeki farklı kanaatler konumuz açısından güzel bir örnektir. Biz de çalışmamızda bu örnek âyet üzerinden âyetin anlaşılmasında vakf yerinin önemini tahlil etmeye çalışacağız.Öğe Mehmet Akif Ersoy’un eserlerinde “İttihâd-ı İslâm” düşüncesi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Çarkçı, ArifOsmanlı İmparatorluğunun çökmeye başladığı dönemde devletin nasıl kurtarılacağı sorusu dönemin aydınlarınca neredeyse en çok tartışılan konulardan birisi olmuştur. Bu dönemde pek çok fikir ve düşünce akımı ortaya çıkmış, dönemin aydınları Osmanlıcılık, Türkçülük, Panİslâmizm, Sosyalizm gibi siyasal akımlar içerisinde çeşitli siyasi, kültürel ve sosyal faaliyetlerde bulunmuşlardır. Özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde ortaya çıkan fikir hareketleri Osmanlı’nın son döneminde birer siyasi laboratuvar işlevi görmüşlerdir. Bu anlamda dönemin önde gelen fikir hareketlerinden birisi de İslâmcılık ya da ortaya çıktığı adıyla İttihâd-ı İslâm’dır. Başlangıçta dernek faaliyeti ve dergi gibi çalışmalarla ortaya çıkan ve Osmanlı toplumu da dahil tüm İslâm ümmetinin kurtuluşunu, emperyalizm karşısında bağımsızlığını ve özgürlüğünü savunan İttihâd-ı İslâm düşüncesi Sırât-ı Müstakîm ve Sebîlürreşâd Dergileri etrafında toplanan aydınların da benimsediği ve uğrunda mücadele verdikleri bir siyasi fikri akımdır. Mehmed Âkif Ersoy da bu fikri akımın önemli temsilcilerinden birisi olup gerek imparatorluğun çöküş yıllarında gerekse Millî Mücâdele döneminde hem fikri hem de fiili anlamda etkili olmuş şahsiyetlerden birisidir. Bu çalışmada Mehmed Âkif’in şiirleri, düzyazıları ve tefsir yazıları üzerinden İttihâd-ı İslâm ve İslâmcılık düşüncesine olan katkısı ve söz konusu fikriyatla olan ilişkisi irdelenmiştir. Çalışmada yöntem olarak literatür taraması ve literatür analizi esas alınmış, Akif külliyatı içerisinde İttihâd-ı İslâm vurgusunun geçtiği fikri ve edebi eserler analiz edilerek Akif’in İslâmcılığının temel parametreleri belirlenmeye çalışılmıştır.Öğe Ebû Hanîfe’nin Re’yini hadis ile temellendirmesi ve uygulamaya dair bazı örnekler(Aksaray Üniversitesi, 2021) Aydemir, SelahattinEbû Hanîfe farklı medeniyetlere beşiklik eden, siyasî ve itikâdî meselelerde ihtilafın merkezi olan ve hadis uydurmanın yoğun olduğu Irak bölgesinde dünyaya gelmiştir. Orada temel dinî bilgileri alarak ilimde derinleşmesi, fıkıh meclisinde talebe ve hoca olarak içtihat alanında uzmanlaşması ve ticaretle iştigal ederek sosyal yapının dinamik yönüne şahit olması onun meselelere karşı bakış açısının çok boyutlu olmasına ve pratik çözümlere yönelmesine katkı sağlamıştır. O, zaman ve mekânın etkisiyle ortaya çıkan sorunların çözümünde hadislerin muradını anlama adına akla ağırlık verdiği için onları yorumlaması, kimi zaman hadise aykırı görüşlerde bulunduğu şeklinde değerlendirilmiş ve bu durum kendisine karşı aşırıya varan ithamların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Hâlbuki Ebû Hanîfe’nin re’ye başvurduğu meselelerde o konuya dair nakledilen bazı hadislere zahiren muhalefet ettiği görülmekle birlikte onun görüşünü ortaya koyarken meseleleri diğer rivayetler üzerinden temellendirmiş olabileceğini göz ardı etmemek gerekir. Bu yüzden onun, problemler karşısında çözüm üretirken hem re’yi sebebiyle muhalif kaldığı hadisi hem de görüşünü belirlerken esas aldığı rivayeti bir arada sunan örneklerin tespit edilmesi, Ebû Hanîfe’nin hadise menfî yaklaşım gösterdiği iddiasının gözden geçirmesine katkı sağlayacaktır.Öğe Sosyal medyadaki mahremiyet ihlallerinin bazı fıkhî yansımalarına dair(Aksaray Üniversitesi, 2021) Çekiç, Sevdegül; Ayengin, TevhitSosyal medya platformlarının insanlar arasındaki iletişim ve etkileşime olan etkisi uzmanlar tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmaktadır. Sosyal ağ sitelerinin bilgi, belge, görüntü, ses vs. paylaşımında günümüzde ulaştığı hız ve sağladığı kolaylıklar düşünülürse insan yaşamına dair olumlu etkileri yadsınamaz durumdadır. Bunun yanında bu platformlarda yaşanan gönüllü ifşa ve bu ifşa karşısında değişen mahremiyet algısının, söz konusu sitelerin olumsuz etkileri arasında olduğu da sık sık dile getirilmektedir. Ayrıca sosyal medya ortamlarında dışarıdan izinsiz müdahale ile gerçekleştirilebilen mahremiyet ihlalleri de gündemi oldukça meşgul etmekte, bu ihlallerin fert ve toplum hayatındaki olumsuz etkilerine vurgu yapılmaktadır. Sözü edilen olumsuz etkilerin sonucunda mahremiyetin çöktüğü iddia edilmektedir. Bu durum bilim dünyasını çözüm arayışlarına itmiştir. Söz konusu çöküşe sebep olan etkenler ve çözüm yollarına dair çalışmalar günümüzde psikoloji, sosyoloji ve hukuk gibi alanlarda yerini almaktadır. Çalışmamızın ana çerçevesi yukarıda sözünü ettiğimiz sorunsaldan yola çıkarak oluşturulmuş, öncelikle İslâm hukukundaki mahremiyet anlayışı özetlenmiş ve mahremiyetin boyutları çizilmeye çalışılmıştır. Günümüzde en çok kullanılan sosyal ağ sitelerinin ahlâkî zemindeki mahremiyet anlayışına olumsuz etkileri, bu etkilerin toplum üzerindeki yansımaları sonucunda yaşanabilecek olaylar ve bu olaylar karşısında hukuki zeminde yapılması gerekenler müzakere edilmiştir. Özel hayatın gizliliği ve kişilik haklarına dair konularda modern hukuktan da faydalanılmıştır.Öğe Kur’ân islâm'ı söyleminde tutarlılık sorunu: Vahy-i Gayr-i Metlüv bağlamında Bilge Kul’un kimliği örneği(Aksaray Üniversitesi, 2021) Sevim, HasanKur’ân-ı Kerim, Kehf Sûresi 18/65-82. âyetler arasında Hz. Mûsâ ile Bilge Kul’un yaşadığı oldukça dikkat çekici bir yolculuktan bahseder. Söz konusu yolculuğun iki kahramanından biri olan Bilge Kul’un kimliği hakkında O’nun velî, nebî ya da melek olduğuna dair farklı görüşlerin olduğu bilinmektedir. Bir görüş olarak zikredilmesine rağmen tarihî süreçte çok taraftar bulamayan Bilge kişinin melek olduğu görüşü günümüzde özellikle Kur’ân İslâmı söylemi taraftarlarınca savunulmaktadır. Allah’ın Hz. Peygamber başta olmak üzere bütün peygamberlerle iletişiminin kitap inzâl etmekten ibaret olmadığı; yanı sıra doğrudan hitap, ilham, rüya ya da melek aracılığıyla onlarla iletişime geçebileceği genelde kabul edilmektedir. Kitabı vahyetmenin yanı sıra yapılan bu iletişim, tarihî süreçte İslâm âlimlerinin çoğunluğu tarafından ‘vahy-i gayr-i metlüv’ olarak isimlendirilmiş ve zamanla kavramlaşmıştır. Kur’ân İslâmı söylemi ise vahyi, Kur’ân’la sınırlandırmakta ve kitap dışında vahyin imkânsız olduğunu iddia etmektedir. Hz. Mûsâ’ya indirilen Tevrat’ın dışında O’na ilahi bilgiler öğreten Bilge Kul’un bir melek olduğunun iddia edilip bunun gayet olağan karşılanması ile Hz. Peygamber’e Cebrâil’in gelerek Allah’tan Kur’ân’ın yanı sıra özellikle de Kur’ân’daki mücmel ifadelerin açıklanması tarzında birtakım bilgiler getirmiş olmasının imkânsız görülüp reddedilmesi ise kanaatimizce bir çelişkiye ve tutarsızlığa işaret etmektedir. Bu çalışma, vahy-i gayr-i metlüv ve Bilge Kul’un kimliği çerçevesindeki görüşleri ele alarak söz konusu tutarsızlığa dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.Öğe İslam tarihi’nin ilk pandemisi amvâs vebası ile Covid-19 (koronavirüs) arasındaki benzerliklerin gündelik hayatımıza yansımaları(Aksaray Üniversitesi, 2021) Uçar, İlyasDünyanın farklı coğrafyalarını çeşitli şekillerde etkileyen insanın doğrudan veya dolaylı olarak dâhil olduğu küresel ısınma, volkan patlamaları, depremler, yangınlar, salgın hastalıklar vb. olaylar tarihin akışını değiştiren önemli faktörlerdir. Günümüzde ortaya çıkan ve günden güne çoğalan bu çeşit doğaüstü olaylar tarihin tarihi doğurabildiğini ve tek yumurta ikizi gibi birbirine benzerlik gösterdiğini bize yeniden göstermektedir. 2020 yılı tarihin akışını değiştirecek düzeyde büyük ve etkili bir salgın hastalıkla tüm dünyayı etkisi altına alırken dini, dili, ırkı ne olursa olsun her toplumda birtakım yeni kavramların ortaya çıkmasına veya popülerleşmesine sebep olmuştur. Örneğin, pandemi ve epidemi bu kavramlardan sadece iki tanesi olarak meşhur olmuşlardır. Sözlükte, dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel bir isim olan pandemi ve sınırları belirli bir alanda etkili olan enfeksiyonun yayılmasını ifade eden epidemi zaman zaman kavramsal yönden karıştırılsa da dünya genelinde yaşayan insanların sağlığını tehdit etmeleri yönüyle benzerlik göstermektedirler. Bu çalışmada tarih boyunca ortaya çıkan Kara Veba, Kolera, Grip, Tifo, Domuz Gribi ve son olarak da Covid-19 (koronavirüs) gibi salgınları ifade eden pandemi üzerinde durulacaktır. Bu yönüyle araştırmamız da Hz. Ömer zamanında ortaya çıkan ve İslam Tarihi’nde bir ilk olan Amvâs Vebası’nı konu edinmekte ve o dönem ki pandeminin günümüzde yaşanan Covid-19 (koronavirüs) ile olan benzerliklerin siyasî, iktisâdî, toplumsal ve ekonomik yönden gündelik hayatımıza yansımaları üzerine değerlendirmeler yapılacaktır.Öğe Kur’an’ın Yakut ve Mercan benzetmesinde kadın(Aksaray Üniversitesi, 2021) Bayer, İsmail; Hanay, NecattinKur’ân-ı Kerîm katmanlı bir kitaptır. “Mesânî (katlı/katmanlı/çok boyutlu/ikil)” oluş, yalnız bütünü değil her bir âyeti de niteler. Burada kastedilen yalnızca zâhir-bâtın ayırımı değil, zâhir alana ait anlamların çokluğu ve çeşitliliğidir. “Anlamın anlamları” şeklinde ifade edilebilecek bu yapının daha etkin değerlendirilmesi, Kur’ân’ın daha kapsamlı anlaşılması için önem arz eder. Bu bağlamda Rahmân sûresinde yer alan “Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler” âyeti, cennet kadınlarının maddi güzelliklerini aşan özelliklerine ve dünyadaki izdüşümlerine de işaret etmektedir. Oturmuş bir karakter, toplumla bütünleşirken benliğini ve asaletini koruma, saadet kaynağı olma, barış, sabır, direnç, saflık, şeffaflık ve edep söz konusu teşbihin çağrıştırdığı dünya hayatına dair izdüşümlerdir. Bir başka ifadeyle bu özellikler, cennetlik kadınların meziyetleridir. Söz konusu benzetme, ayrıca eğitim metotları açısından veriler taşır. Olumlu yönde büyük değişimlere ivme kazandıracak ve insana mücevher değeri katacak devrimci eğitim, ancak onu harekete geçirecek dönüşüm noktalarını bilmekle mümkündür. İslâm kültüründe kendisi de yakuta benzetilen Hz. Peygamber’in eğitim mucizesinin altında yatan sırlardan biri de bu olmalıdır.