Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 50
  • Öğe
    Sıfır değerlikli demir nanopartikülleri ile pestisit arıtımı ve optimizasyonu
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Çolak, Gamze; Şam, Mesut
    Bilinçsiz şekilde kullanılan pestisitler hem doğamıza hem de bizlere zararlı olmaktadır. Zararlı pestisitlerin birçoğunun parçalanmasıyla ortaya çıkan metabolitler ve ana bileşiğin bizzat kendisi doğada yüksek kalıntı bırakma potansiyeline sahiptir. Bu parçalanma süreçlerinde hava ve toprak koşulları, uygulama dozları, uygulanılan ortam, uygulama zamanı gibi birçok etken önemli rol oynamaktadır. Örneğin DDT ve imidacloprid pestisitleri parçalanmadan uzun süre toprakta kalabilirken bazıları zamanla daha zararsız metabolitler oluşturabilir, yeraltı sularına karışabilir veya ortam koşullarına bağlı olarak daha zararlı metabolitler oluşturabilir. Zamanla toprak ve suda biriken pestisitlerin arındırılmasına ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda değişik arındırma yöntemleri ortaya çıkmış olsa da birçoğu pahalı, zahmetli ve geniş alanlarda yetersiz kalmıştır. Kullanılan tekniklerin çoğu kimyasal arıtım temeline dayanmak ile birlikte kimyasal arıtımın pahalı ve çevre dostu bir teknik olmaması nedeni ile bu alanda daha çevre dostu, daha düşük maliyetli ve daha yüksek başarımlı yeni tekniklerin araştırılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyaca ise son yılların hızlı gelişen bilim dallarından olan nanoteknoloji oldukça olumlu bir cevap vermiştir. Makro boyuttaki bir maddenin nano boyutta bir partıküle çevrimi ile mesela sadece 1 gr ağırlığında bir demirden milyonlarca demir nanopartikülü sentezenmekte ve her demir nanopartikülünün yüzey alanı hesaplandığında makro boyuttaki az bir malzemeden çok yüksek bir yüzey alanına sahip malzeme elde edilmeltedir. Demir partıküllerinin pesitisitler ve bunlar gibi birçok bileşiğin remediasyonu üzerinde oldukça başarılı bir şekilde kullanılması da pesitisit arıtımında yüksüz demir nanopartiküllerinin kullanımı konusunda büyük bir heyecan yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu çalışmada +2 veya +3 değerlikli olan demir yüksüz hale getirilerek pestisit arıtımında kullanılmak üzere hazır hale getirilmiş ve bir piretroid ester istektisiti olan Deltametrin'in arıtımında kullanılmıştır.Çalışma sonucu elde edilen giderim değerlerinin toksisiteye etkisini ortaya koymak amacı ile yüksüz demir nanopartikülleri ile muamele edilmiş örnekler için MTT testi uygulanmış ve deney sonucunda % 84 oranında detoksifikasyon oranı elde edilmiştir.
  • Öğe
    Tuz stresi koşullarında silisyum uygulamalarının ayçiçeği çeşitlerinin gelişimi ve bazı fizyolojik özelliklerine etkileri
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Altun, Büşra; Karaman, Seher
    Bu çalışma, üç farklı ayçiçeği (Helianthus annuus L.) çeşidinin (Pegaz, Buleria, Sumo Granstar) farklı silisyum (Si) ve tuz (NaCl) uygulamalarına karşı gösterdikleri bazı fizyolojik değişim ve gelişimin etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Deneme Aksaray Üniversitesi Bilimsel ve Teknolojik Uygulama ve Araştırma Merkezi (ASÜBTAM)'a ait iklim odasında kurulmuştur. Farklı konsantrasyonlarda tuz (0, 50, 100, 150, 200 mM NaCl) ve silisyum (0, 50, 100, 200 ppm) uygulamaları topraktan ve yapraktan yapılmış, ayçiçeklerinin sürgün ve kök boyları, yaş ve kuru ağırlıkları, klorofil ve karotenoid içerikleri, nisbi su içeriği ve elektrolit sızıntısı ölçülmüştür. Silisyum uygulamalarının, tuz stresine maruz kalan bitkilerde sürgün ve kök boylarını, yaş ve kuru ağırlıklarını, klorofil ve karotenoid içeriklerini artırdığı gözlemlenmiştir. Silisyum uygulamaları ayrıca nisbi su içeriğini koruyarak su yönetimini desteklediği ve hücre zarlarının dayanıklılığını artırarak elektrolit kaybını azalttığı görülmüştür. Silisyum, bitkilerin tuz stresine karşı dayanıklılığını artırarak bitki sağlığı ve verimliliği üzerinde olumlu etkiler yarattığı görülmüştür.
  • Öğe
    Adli entomolojinin olay yeri inceleme timlerinde etkinliğinin artırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Şeker, Belemir; Darılmaz, Mustafa Cemal
    Adli entomoloji, böceklerin biyolojisi ve davranışları üzerine yapılan bilimsel araştırmaların adli soruşturmalarda kullanılmasını içeren bir alandır. Tarih boyunca, ölüm zamanının tespitinde ve suç araştırmalarında böceklerin rolüne dair örnekler bulunmaktadır. Bu alandaki araştırmalar, ölüm sonrası geçen zamanın tahmininde, cesedin bulunduğu pozisyonda herhangi bir değişiklik olup olmadığının incelenmesinde ve ölüm nedeni tahmininde önemli ilerlemeler kaydedildiğini göstermektedir. Bu çalışmada, Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığına bağlı olay yeri inceleme personelinin adli entomolojiye yönelik bilgi düzeyi, bakış açısı, öz yeterlilikleri ve algıları incelenmiştir. Beşli likert ölçeği kullanılarak oluşturulan araştırmadan elde edilen bulgular, katılımcıların adli entomolojinin işlerinde faydalı olacağını (%66,9), verimliliklerini (%65,7) ve etkinliklerini arttıracağını (%64,3) belirttiklerini göstermektedir. Adli entomolojiyi öğrenmenin (%63) ve kullanmanın (%58,2) kolay olduğuna dair algılar mevcuttur. Ayrıca, katılımcılar arasında adli entomoloji konusunda bilgi paylaşımının ve etkileşiminin (%54) önemli olduğu düşünülmektedir. Ancak, katılımcılar adli entomoloji performansı (%32,5) ve kullanımı konusunda (%31,8) belirsizlikler taşımaktadır. Yine de, olay yeri inceleme timlerinin adli entomolojiyi olumlu şekilde karşıladıkları (%72,2) ve kullanmaya istekli oldukları (%62,8) belirlenmiştir. Sonuç, adli entomoloji uygulamalarında eksiklikler olduğunu göstermekte ve kolluk kuvvetlerinin adli entomoloji alanında eğitimlerinin artırılması, deneyimli personel sayısının çoğaltılması, adli entomoloji uygulamalarının standartlaştırılması ve kurumlar arası işbirliği gibi çeşitli öneriler sunmaktadır.
  • Öğe
    Bortezomibin HL-60 promyelositik lösemi hücrelerindeki antikanser etkisinin JAK/STAT sinyal yolağı ile ilişkisinin araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Nashoor, Zahraa Abdulkareem; Öksüzoğlu, Emine
    JAK/STAT (Janus Kinaz Dönüştürücüleri ve Transkripsiyon Aktivatörleri) sinyal yolağı, hücre büyümesi, gelişmesi, hayatta kalma, tümör oluşumu ve hücre farklılaşması gibi birçok hücresel olayda yer alır. Ancak bağışıklık hücreleri ve hematopoietik hücreler için kritik öneme sahiptir. Kan hücrelerinin normal oluşumunun devamı için JAK/STAT yolunun düzgün çalışması gereklidir. Bu yolakta ortaya çıkabilecek mutasyonlar, JAK/STAT işlevselliğini bozarak hemotolojik kanserlere neden olabilir. Lösemi, myeloid ve lenfoid kökenli hemotolojik bir kanser türüdür. JAK/STAT sinyal yolağı hemotolojik kanserlerden olan löseminin tedavisinde uygun hedeflerden biri haline gelmiştir. Dolayısıyla, çalışmamızda, hematolojik kanserlerde JAK/STAT sinyal yolunun rolünü aydınlatmak için, bortezomib uygulanmış HL-60 (akut myeloid lösemi) hücre hattında JAK/STAT sinyal yolağı genlerinin ekspresyon düzeyleri araştırılmıştır. HL-60 lösemi hücre hattı hücre kültüründe çoğaltıldı. Hücre hattına uygulanan bortezomibin IC50 değeri belirlemek için MTT analizi yapıldı. Ardından, RNA izolasyonu gerçekleştirilerek cDNA sentezi yapıldı. JAK/STAT sinyal yolağında yer alan JAK1, JAK2, JAK3, STAT1, STAT3, STAT5A ve STAT5B genlerinin ekspresyonları Real-Time qPCR kullanılarak analiz edildi. Bulgularımıza göre, HL-60 hücre hattında JAK1, JAK2 ve JAK3 gen ekspresyonlarının bütün bortezomib dozlarında istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı belirlendi. STAT1, STAT5A ve STAT5B gen ekspresyonlarında tüm dozlarda önemli oranda düşüş gözlendi. Fakat STAT3 gen ifadesininde 20nM'da azalma görülmedi, diğer dozlarda ise STAT1 ve STAT5(A,B) genlerine göre daha az azalma belirlendi. Sonuç olarak, bortezomibin HL-60 lösemi hücrelerinde neden olduğu antikanser etkisini JAK/STAT yolağını baskılayarak gerçekleştirdiğini göstermiştir. Böylece, baskılanan bu JAK/STAT genlerine spesifik yeni inhibitör ilaçlar geliştirilerek, akut myeloid lösemi hastaları için alternatif tedavi stratejilerinin oluşturulması mümkün olabilir.
  • Öğe
    Hypericum salsugineum N. Robson & Hub.-Mor. türünde morfolojik, mikromorfolojik, anatomik çalışmalar ve ekolojik özelliklerinin belirlenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Acar, Sema; Tekşen, Mehtap
    Hypericum salsugineum N. Robson & Hub.-Mor. (Tuzkantaronu), önemli tıbbi aromatik türleri içeren bir familya olan Hypericaceae'ye ait Türkiye'de tek cins olan Hypericum'un endemik bir türüdür. Aksaray ve Konya illerinin Tuz Gölü çevresindeki tuzcul bataklık ve steplerinde doğal olarak yetişir. Bu çalışmada, H. salsugineum türünde morfolojik, mikromorfolojik, anatomik çalışmalar ve ekolojik özelliklerinin belirlenmesi ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda beş adet sarı renkli petal ile beş adet sepalinin bulunduğu, çok sayıda stamen içerdiği, pistilin üç parçalı stilus içerdiği; bununla birlikte tohumlarının retikulat-striat ornamentasyona sahip olduğu; yapraklarda trikom bulunmadığı, yaprağın üst yüzeyinde kütikulada çok yoğun mumsu laminer pul birikintileri ile çapraz bağlı karışık kütiküler süslemeli hücrelerin bulunduğu, stoma hücrelerinin boyutunun fazla ışık ve sıcaklığa adaptasyondan dolayı küçüldüğü, stoma indeksinin su stresine bağlı olarak yüksek olduğu, stoma yönünden yaprağın amfistomatik olduğu, kseromorf özellik gösterdiği, anizositik stoma tipine sahip olduğu, tuzcul ve kurak alanda yetişen türün yapraklarında tamamen palizat parankiması bulunmasından dolayı unifasiyal mezofile sahip olduğu; poleninin küçük boyutlu, izopolar, subprolat, trizonokolporat, polen ornamentasyonun perforat-mikroretikulat özellik gösterdiği; kök anatamisinde öz bölgesinin tamamen ksilemden oluştuğu ve salgı bezine rastlanmadığı; gövde anatomisinde köke yakın bölgede öz bölgesinin kökten uzak gövdeye göre küçük ve dar olduğu, bununla birlikte burada salgı bezine rastlandığı tespit edilmiştir. Türün, Türkiye florasında yer almayan karakterleri eklenip farklılık gösteren karakterleri belirtilmiştir.
  • Öğe
    HSP27 inhibitörü brivudin'in bortezomible birlikte multiple myeloma tedavisinde kullanılabilirliğinin araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Tetik, Ayşegül; Öztürk, Kamile
    Multiple myeloma (MM) fonksiyonel olmayan monoklonal immunoglobilin üretiminden sorumlu malign plasma hücrelerinin kemik iliğinde birikmesiyle karakterize edilen hematolojik bir kanserdir. Son yıllarda myeloma hücrelerinde aşırı üretildiği rapor edilen ısı şok protein ailesinin küçük üyesi HSP27 şaperonun hem MM patogenezinde hem de tedaviye direnç gelişmesinde rol oynadığı gösterilmiştir. Myeloma tedavisinde özellikle bortezomib gibi proteasome inhibitörleri ile büyük ilerlemeler kaydedilmesine karşın, MM kinikte halen tam olarak tedavi edilemeyen bir kanser türüdür. Bu çalışmanın amacı klinikte antiviral tedavi için kullanılan biruvidinin bortezomible birlikte myeloma tedavisinde kullanılabilirliğini araştırmaktır. Bu amaç için brivudin (BRVD) ve bortezomibin (BZM) tek başına ve kombine olarak U266 ve RPMI-8226 insan myeloma hücre hatlarındaki sitotoksisiteleri MTT test kullanarak saptandı. BZM ve BRVD'nin her iki hücre hattında 48 saatteki IC50 dozları hesaplandı. BZM'in IC50 dozunda sabit, BRVD konsantrasyonunun değiştirildiği kombine ilaç uygulamalarının U266 ve RPMI-8226 hücre hatlarındaki sitotoksitesi belirlendi. BZM-BRVD etkileşimini değerlendirmek için kombinasyon indeks (CI) analizi yapıldı. Ayrıca BRVD ve BZM uygulamasının U266 ve RPMI-8226 hücre hatlarında HSP27 gen ifadesi üzerine etkisi real time RT-PCR yöntemi kullanarak araştırıldı. Sonuçta BRVD'nin IC50 değeri 48 saat için U266 ve RPMI-8226 hücre hatlarında sırasıyla 24.39 ?M ve 18,83 ?M olarak bulundu. BZM'in IC50 değeri ise 48 saat için U266 ve RPMI-8226 hücre hatlarında sırasıyla 13,75 nM ve 11,22 nM olarak bulundu. BZM'in IC50 dozu ile BRVD'nin 3.75, 7.5, 15 ve 30 ?M dozları kombine edildiğinde, BZM + 3.75 ?M BRVD kombinasyonunun her iki hücre hatında additif etkiye (CI=1), diğer tüm BRVD konsantrasyonlarının ise BZM'le birlikte doza bağlı olarak artan sinerjistik etkiye neden olduğu bulundu (CI<1). Ayrıca, BRVD'nin her iki hücre hatında HSP27 gen ifade düzeyinde kontrole göre anlamlı bir düşüşe neden olduğu saptandı (p<0.05). İlginç olarak BZM'in de her iki hücre hattında HSP27 gen ifade düzeyinde kontrole göre anlamlı bir azalmaya neden olduğunu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak biz BRVD-BZM kombinasyonunun MM tedavisinde kullanılabileceğini ve tedavinin etkiliğinde HSP27 gen ifade düzeyinin baskılanmasının rol alabileceğini önerdik.
  • Öğe
    Olay yeri incelemelerinde jandarma adli entomoloji ekipmanının değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Daşcı, Özgür; Darılmaz, Mustafa Cemal
    Adli entomoloji, ölüm sonrası geçen zamanı, ölüm şeklini (zehirlenme), ölüm yerini (taşıma) ve ölüm nedenini belirlemek amacıyla faydalanılan disiplinler arası bir bilim dalıdır. Adli olaylarda, entomolojik verilerin kullanılabilmesi için olay yerine ait böcek faunasının bilinmesinin yanında böcek örnekleri toplayacak adli kolluk ya da adli entomoloji uzmanının ekipmanların kullanım ve uygulama yöntemlerini doğru bir şekilde yapması gerekmektedir. Ülkemizde, adli kolluk birimleri tarafından adli entomolojinin önemi tam olarak anlaşılamamıştır. Bunun en önemli sebepleri arasında olay yeri incelemeyi yapan adli kolluk birimlerinin böcek toplama ekipmanlarının olmaması ya da elinde olan ekipmanın nasıl kullanılacağını bilmemesidir. Bu çalışma, jandarma adli entomoloji ekipmanının kullanılabilirliğini test etmek, geliştirmeye açık yönlerini tespit etmek ve olay yeri inceleme yapan birimlerin ekipmanın etkili kullanımını sağlamak için yapılmıştır. Jandarma adli entomoloji ekipmanının kullanılabilirliğini ve gelişmeye açık yönlerini tespit etmek amacı ile Oryctolagus cuniculus L.1758 (Yeni Zelanda Beyaz Tavşanı) cesedi üzerinden, otuz gün boyunca böcek örnekleri jandarma adli entomoloji ekipmanı ile toplanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda jandarma adli entomoloji ekipmanında bulunan malzemelerin özellikleri belirlenerek gelişmeye açık yönleri ile kullanım amaç ve görevleri belirlenmiştir. Bu çalışma ile olay yeri inceleme birimlerinin, böcek örneklerinin uygun bir şekilde toplaması, muhafazası ve nakil işlemlerini uygun bir şekilde yapması sağlanacaktır.
  • Öğe
    Amonyağa maruz bırakılan sazan (Cyprinus carpio L. 1758) balıklarındaki histopatolojik ve eritrosit morfolojilerine gilaboru (Viburnum opulus L.) bitki özütünün etkisi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Polat, Hamiyet; Erdoğan, Kenan
    Bu çalışmada 4 ve 21 günlük (akut ve kronik) amonyağa maruz bırakılan sazan (Cyprinus carpio L. 1758) balıklarında meydana gelen histopatolojik ve eritrosit morfolojilerindeki değişimlere gilaboru (Viburnum opulus L.) bitki özütünün olumlu veya olumsuz etkileri araştırılmıştır. Kontrol grubu dışındaki gruplara tek doz amonyak (5ppm) ve 3 farklı doz gilaboru bitki özütü (25 mg/kg, 50 mg/kg, 100 mg/kg) ayrı ayrı ve birlikte uygulanmıştır. Uygulama sonucunda karaciğer dokularında hepatositlerde vakuolleşme, hücreler arası mesafede genişleme ve mononükleer hücre infiltrasyonu gözlenmiştir. Solungaç dokusunda ise; sekonder lamellerde epitel ayrılması, kısalma, birleşme ve uçlarda çomaklaşma gözlenmiştir. Eritrositlerin incelenmesinde hücre morfolojisinde; ekinosit, hipokromi, küremsi, orak ve fusiform değişiklikler gözlenirken çekirdek morfolojilerinde ise; mikronükleus, çentikli, tomurcuklu, loblu ve binükleus değişimleri tespit edilmiştir. Meydana gelen değişikliklerin tümü dikkate alındığında kontrol grubuna göre 4 ve 21 günlük sürelerde gilaboru bitki özütü kullanılan grupta aşırı değişimler gözlenmezken amonyak grubunda doz ve süreye bağlı olarak artan değişimler gözlenmiştir. Amonyakla gilaboru bitki özütünün birlikte kullanıldığı grupta değişimler amonyak grubuna göre azalmış olmakla birlikte kontrol grubuna göre gözlenen değişimlerin fazla olduğu tespit edilmiştir. Sonuçta; amonyağın meydana getirdiği değişimlerde gilaboru bitki özütünün olumlu etkileri olmakla birlikte en iyi dozunun araştırılması için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulduğu kanaatine varılmıştır.
  • Öğe
    Tatlı su ıstakozlarında (Astacus leptodactylus Esch. 1823) akrilamidin toksik etkilerinin belirlenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Tümen, Osman Koray; Erkmen, Belda
    Akrilamid, poliakrilamid malzemeleri yapmak için kullanılan, yüksek ısıda protein ile şekerin reaksiyona girmesi sonucu ortaya çıkan bir kimyasaldır. Akrilamid çevrede çok düşük konsantrasyonlarda bulunsa bile, son yıllarda endişe yaratan kimyasal grupları arasında yerini almıştır. Çalışmada, tatlı su ıstakozu dipte beslenmesi, besin zincirindeki önemi ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar tarafından standart test organizması olması yönüyle tercih edilmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de geniş bir dağılım gösteren tatlı su ıstakozu Astacus leptodactylus'un dokularında, çevresel kirletici olarak yaygın bulunan akrilamidin, subletal düzeylerine (100 ve 200 mg/L) 48 saat ve 7 gün süre maruziyetin toplam hemosit sayıları ile solungaç ve hepatopankreas dokularındaki histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Çalışmada uygulama grubu tatlı su ıstakozlarının toplam hemosit sayılarının kontrol grupları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli düzeyde bir azalma gösterdiği saptanmıştır (p< 0.05). Araştırmada, solungaç ve hepatopankreas dokuları histolojik yöntemlere uygun bir biçimde hazırlanmış ve histopatolojik yönden incelemeleri yapılmıştır. Akrilamidin subletal dozlarına maruz kalan uygulama gruplarında kontrol gruplarına göre bazı histopatolojik değişiklikler gözlenmiştir. Uygulama grubu solungaç dokularında solungaç lamellerinde deformasyon ve solungaç lamellerinde hipertrofi (genişleme), hepatopankreas dokularında ise, hepatopankreatik dokuda dejenerasyon ve focal tübül epitel hücre nekrozu gibi histopatolojik dejenerasyonlar saptanmıştır. Tespit edilen bu değişiklikler her bir uygulama grubuna ait tatlı su ıstakoz örneklerinde farklı sıklıklarda olmakla birlikte, hemen hemen bütün örneklerde kaydedilmiştir. Histopatolojik bulgular artan doz ve maruziyet süresine bağlı olarak artış göstermiştir.
  • Öğe
    Permethrine maruz kalmış sazan balıklarında (Cyprinus carpio L. 1758) antioksidan değişimlerin incelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Uğurer, Orhan; Örün, İbrahim
    Bu çalışmada, iki farklı dozda sentetik piretroidpermethrin'e (kontrol, araç, 10 ppm ve 20 ppm) iki farklı dönem (4 gün 21 gün) maruz kalan sazan balıklarının antioksidan parametrelerindeki değişiklikleri araştırmayı amaçladık. Deneyde kullanılan sazan balıkları Yedikır Su Ürünleri Çiftliği'nden (Amasya, Türkiye) taşınmıştır. Balıklar50-60 gr ağırlığında ve 12-14 cm uzunluğundadır. Deney, yarı statik bir sistemle doğal ışıkta (12h aydınlık-12h karanlık) gerçekleştirildi. Deney sırasında balıklar günde bir kez pelet yem (% 45 protein,% 19 yağ,% 3 ham lif) ile beslendi. Toplam protein ölçümü için Bradford yöntemi kullanıldı. Toplam protein miktarları hesaplandıktan sonra, doku homojenatlarında lipid peroksidasyonunun bir biyobelirteci olan MDA miktarı Beuge ve Aust (1972) yöntemi ile belirlenmiştir. Enzim aktivitelerini incelemek için hazırlanan doku homojenatlarından elde edilen süpernatanlarda, katalaz (CAT) aktivitesi Luck (1963) , Glutatyon peroksidaz (GSH-Px) enzim aktivitesi Lawrance ve Burk (1976), süperoksit dismutaz (SOD) enzim aktivitesi McCord ve Frivovich (1969) tarafından tarif edildiği gibi gerçekleştirildi. Çalışma sonunda elde edilen veriler 24.0 SPSS paket programında çift yönlü varyans analizi (two-way ANOVA) modeli uygulanarak p <0.05 düzeyinde incelenmiş, karaciğerde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edilmiştir. Her iki doz grubunda permethrine maruz kalan sazan balıklarının solungaç dokuları kontrol grubuna göre 4. ve 21. günlerde, CAT, SOD ve GSH-Px seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p <0.05). Sonuç olarak permethrin, Cyprinus carpio'da toksik etki yaparak antioksidan sistemi indükler.
  • Öğe
    Bortezomib dirençli multiple myeloma kanser hücre hatlarında hücre döngüsü kontrol noktaları ile ilişkili ilaç dirençliliğinin araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2021) Dursun, Büşra; Öksüzoğlu, Emine
    Multiple Myeloma (MM), kemik iliğinde malign plazma hücrelerinin birikmesiyle ile karakterize olan hematolojik bir kanser türüdür. Bortezomib multiple myeloma tedavisinde klinikte kullanılan en etkin kemoterapötik ilaçlardan biridir. Fakat kanser tedavisi sürecinde bortezomibe karşı dirençlilik sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Tümör hücrelerinde, ilaç taşıma proteinlerinin sentezinin artması, apoptozisin baskılanması ve hücre döngüsü kontrolünde yer alan düzenleme faktörlerindeki değişikler kemoterapötik ilaçlara karşı direnç oluşmasına sebep olan en önemli mekanizmalardır. Bu nedenle çalışmamızda, multiple myeloma kanser hücrelerinde gelişen bortezomib dirençliğinin hücre döngüsü kontrol noktalarında bulunan cyclin genleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada, multiple myeloma KMS-28 (bortezomibe hassas) ve KMS-20 (bortezomibe dirençli) hücre hatları çoğaltıldı. MTT testi uygulanarak her iki hücre hattı için bortezomibin IC50 değerleri saptandı. Hücre hatlarından RNA izolasyonu yapılarak cDNA sentezi gerçekleştirildi ve hücre döngüsü düzenleyici faktörleri olan Cyclin D1, Cyclin D2, Cyclin A1, Cyclin E1 ve Cyclin B1 genlerinin ifade düzeyleri Real-time PCR ile analiz edildi. Elde ettiğimiz bulgulara göre Cyclin A1 geninin bortezomibe hassas hücrelerde ifade edilmeyip, bortezomibe dirençli hücrelerdeki yüksek ifadesi (overekspresyon) bu genin multiple myelomada bortezomib dirençliliğinin gelişiminde doğrudan rolünün olduğunu göstermiştir. Cyclin D1 geni KMS-28'de aşırı ifade edilirken, KMS-20'de ise baskılanmıştır. Cyclin D1 genindeki bu değişikliklerin bortezomib dirençliliğine neden olabilceği düşünülmektedir. Sonuç olarak, multiple myelomada ilaç dirençliliğine yol açan mekanizmaların aydınlatılması, hastalığın moleküler düzeyde anlaşılmasını sağlayacak ve MM ile ilgili daha etkili tedavi seçeneklerinin oluşturulmasını olanak tanıyacaktır.
  • Öğe
    Isatis floribunda boiss. ex bornm. (Brassicaceae) bitkisinde rapd-pcr yöntemi ile genetik çeşitlilik analizi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Dovletova, Ayna; Karaca, Mehmet
    Türkiye, bitki biyoçeşitliliği ve endemizmi açısından dünyadaki zengin ve ilginç ülkelerden biridir. Isatis cinsi 32 türü ve 22'si endemik 47 taksonu ile ükemiz sınırları içinde dağılım göstermektedir. Literatür taramalarında endemik Isatis floribunda Boiss. ex Bornm. (deliızgın) bitkisinde genetik çeşitliliği gösteren moleküler genetik bir çalışmanın henüz yapılmadığı görülmüştür. Bu tez çalışmasının amacı, genetik çeşitliliği duyarlılık ve etkinlikle saptamaya olanak veren RAPD-PCR yöntemini kullanarak Isatis floribunda'da RAPD markırlarını oluşturmak ve moleküler genetik analiz sonuçlarını literature kazandırmaktır. PCR reaksiyonları sonucunda toplamda 114 adet bant gözlemlenmiştir. Bu bantların 95'i polimorfik, 19'u ise monomorfik bant olarak değerlendirilmiştir. Total polimorfizm oranı %83.3 olarak tespit edilmiştir. Kullanılan 15 adet primerinden sadece OPA-14 ile istenilen polimorfik RAPD bantları amplifiye edilememiştir. Geri kalan 14 primerin altısında (MM, OPA-08, OPA-12, OPA-13, OPA-15 ve OPA-18) %100 polimorfizm oranına ulaşılırken, sekiz primerde ise %25-90.9 arasında değişen polimorfizm değerleri bulunmuştur. Toplam 95 adet olan polimorfik bandın 31'i populasyona spesifiktir. Bu sonuç, yayılım alanları arasında Aksaray'ın da olduğu belirtilen Isatis floribunda endemik türünün aslında kendi gen merkezi sınırları içinde de genetik çeşitliğini devam ettirebildiğini, populasyonlar arasında genetik varyasyon düzeyinin yüksek olduğunu göstermesi açısından da önemli bir veridir. Tez çalışması bu konuda yapılan ilk bilimsel araştırma özelliği taşıması nedeniyle; Isatis floribunda türüyle yapılacak sonraki moleküler genetik çalışmalarda kullanılabilecek faydalı literatur bilgileri sağlayacaktır.
  • Öğe
    Frankenıa salsugınea (Frankenıaceae) türünün ekolojisi ve korunması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) İnce, Mehmet; Karaman Erkul, Seher
    Tez çalışmasında Türkiye’ye endemik Frankenia salsuginea (Hoşpembe) türünün morfolojisi, tohum, yaprak, polen mikromorfolojisi ve yaprak anatomisi incelenerek türlerin ayrımında kullanılabilecek taksonomik farklar ortaya konulmuştur. Ayrıca toprak analizleri yapılarak yetiştiği alanın toprak özellikleri belirlenmiştir. Frankenia salsuginea türü çiçeklenme ve meyvelenme dönemlerinde Konya il sınırları içinde Ağustos 2017 - Ekim 2018 tarihleri arasında arazi çalışmaları yapılarak toplanmıştır.
  • Öğe
    Türkiye'de yayılış gösteren Gazella gazella (Pallas, 1766) türünün filocoğrafyası
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) İlaslan, Eylül; Kankılıç,Tolga
    Ceylanların, avlanma, kaçak avcılık, habitat kaybı ve bozulması sebepleriyle soyu tükenme tehlikesi altındadır. Türkiye'de iki ceylan türü bulunmaktadır; Dağ ceylanı (Gazella gazella) ve Kum ceylanı (Gazella marica). Her iki ceylan türüde IUCN kriterlerine göre kırmızı listededir ve sırasıyla "Endangered" ve "Vulnarable" olarak sınıflandırılmaktadır. Gazella gazella türü Suriye sınırına yakın Hatay, Kırıkhan-İncirli bölgesinde, Gazella marica türü Şanlıurfa çevresinde yayılış göstermektedir. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de dağılan Gazella gazella popülasyonları ile İsrail popülasyonları arasındaki genetik çeşitlilik ve farklılaşma, mtDNA sitokrom-c oksidaz III ve d-loop'un dizi analizi kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca diğer Gazella cinsi türleri ile filogenetik ilişkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Hatay popülasyonunun genetik analizi, yetersiz çeşitlilik seviyelerini ve diğer İsrail popülasyonlarıyla gen akışının olmadığını ortaya koymuştur. Gazella cinsinde bulunan 9 türün tümü monofiletik bir soy oluşturmuştur. Bu çalışmadaki genetik değerlendirmeler Hatay dağ ceylanı için yeni koruma önerileri sunmaktadır.
  • Öğe
    Anadolu'da yayılış gösteren Nannosplax xanthodon (Nordmann, 1840)'da y-kromozomu dizi varyasyonları
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Tınaz, Ekrem; Kankılıç, Tolga
    Körfareler genel görüşe göre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde 3 tür ile temsil edilmektedir. Türkiye körfarelerin gen kaynağı olmasına rağmen, yapılan çalışmalar ağırlıklı olarak kromozomlar ve morfoloji üzerine yoğunlaşmış, sınırlı sayıda genetik çalışma yapılmıştır. Bu tez çalışmasında, Anadolu'da geniş bir yayılış alanına sahip olan Nannosplax xanthodon popülasyonları arasındaki genetik farklılıklar ilk kez Y kromozomu, yani babasal hat üzerinden ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, söz konusu kromozom üzerinde yer alan ZFY ve SMCY8 gen bölgeleri PCR yöntemi ile çoğaltılarak dizi analizleri yapılmış ve farklı filogenetik yaklaşımlar ile değerlendirilmiştir. 60 lokaliteden 12 farklı diploit kromozom (2n = 36, 38, 40, 44, 46, 48, 50, 52, 54, 56, 58, 60) sayısına sahip 65 erkek bireyin kullanıldığı çalışma sonucunda, ZFY gen bölgesi için 6, SMCY 8 gen bölgesi için ise 8 farklı haplotip tespit edilmiştir. İki gen bölgesi için de yapılan filogenetik analizler benzer örüntüler verirken, Anadolu' da yayılış gösteren Nannosplax xanthodon popülasyonunun genetik olarak iki ana gruba ayrıldığı net şekilde görülmektedir. Özellikle İç Anadolu ve çevresini kapsayan merkez popülasyonunun daha önceki çalışmalarda da belirtildiği şekilde diğer örneklerden ayrıldığı görüşü desteklenmiştir.
  • Öğe
    Gagea cinsinin Plecostıgma seksiyonu türlerinin morfolojik, mikromorfolojik ve anatomik özellikleri
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Reis, Reyhan; Tekşen, Mehtap
    Bu tezde Türkiye’nin çeşitli lokalitelerinden toplanmış olan Gagea cinsinin Plecostigma seksiyonu türlerinden G. chloranta, G. sivasica ve G. uliginosa’nın morfolojisi, tohum, yaprak ve polen mikromorfolojisi ile taban yaprak ve pedunkul anatomisi incelenmiştir. Ayrıca türlerin hem Türkiye hem de dünyadaki coğrafik yayılışları haritalar ile gösterilmiştir. İncelenen karakterlerin taksonomide kullanılır olduğu görülmüştür. Tohum yüzeyi ornamentasyonu G. sivasica’da supraretikulat, G. uliginosa ve G. chloranta’da retikulattır. En büyük boyutlu tohumlar G. chloranta türüne, en küçükler ise G. sivasica’ya aittir. Gövde ve taban yapraklarının yüzey ornamentasyonları G. sivasica’da papillat, G. uliginosa ve G. chloranta’da granulat veya mikropapillattır. Polen şekli G. uliginosa ve G. chloranta’da oblat, G. sivasica’da peroblat, polen yüzeyi ornamentasyonu ise G. uliginosa’da retikulat-kristatum, G. chloranta’da retikulat, perforat, G. sivasica’da rugulat-granulat, rugulat-perforattır. Anatomik inceleme sonucunda, taban yaprağı ve pedunkulun, türlerin ayrımında kullanılabilecek önemli karakterler olduğu görülmüştür.
  • Öğe
    Gagea cinsinin platyspermum seksiyonu türlerinin morfolojik, mikromorfolojik ve anatomik özellikleri
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2016) Çapkın, Şebnem; Tekşen, Mehtap
    Bu araştırmada Türkiye’nin çeşitli lokalitelerinden toplanan Gagea cinsinin Platspermum seksiyonuna ait G. alexeenkoana, G. commutata ve G. reticulata türlerinin morfolojisi, tohum yüzeyi, yaprak yüzeyi (taban ve gövde yaprağı) ve polen mikromorfolojisi ile anatomik özellikleri (pedunkul, taban yaprak ve yaprak yüzeyi) incelenmiş ve coğrafik yayılışları verilmiştir. G. alexeenkoana ve G. commutata’da tohum yüzeyi murileri düzenli, G. reticulata’da düzensizdir. En küçük boyutlu tohumlar G. commutata’ya aittir. Her üç türde taban ve gövde yaprak yüzey ornamentasyonları mikropapillat, buna ilaveten G. alexeenkoana ve G. commutata’da granulat da olabilmektedir. Polen yüzey ornamentasyonu G. alexeenkoana’da mikroretikulat-granulat, rugulat, G. commutata’da rugulat, psilat, G. reticulata’da ise mikroretikulat-rugulat, granulattır. Anatomik özellikler tipik Platspermum seksiyonu özellikleri göstermekle birlikte seksiyon içerisindeki türlerin ayrımında ve diğer seksiyonlar ile ayrımda önemli karakterlerdir.
  • Öğe
    Tuz stresi uygulanan domates bitkisinde ekzojen melatoninin bazı fizyolojik parametreler üzerine etkisi
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Karaca, Perihan; Albayrak, Fazilet Özlem
    Melatonin (N-asetil-5-methoksitriptamin) birçok canlı grubunda tanımlanan düşük molekül ağırlıklı bir maddedir. Bununla birlikte, melatoninin bitki metabolizmasındaki etkileri günümüzde dikkat çeken bir konudur. Domates (Solanum lycopersicon L.) ülkemizde ve dünyada ticari olarak oldukça önemli tarım ürünlerinin başında gelmektedir. Bu çalışmada tuz stresi uygulanan domates bitkisinde ekzojen melatoninin bazı fizyolojik parametrelere etkileri incelenmiştir. Domates bitkisi iklim kabininde kontrollü şartlar altında yetiştirildi. Melatonin solüsyonu (200 ?M) sprey yöntemi ile domates bitkisinin yapraklarına uygulandı ve daha sonra tuz stresi (100 mM NaCl, 200 mM NaCl) Hoagland solüsyonu içinde saksılara uygulandı. Bu çalışmada bitki yapraklarından bitkilerde stres sırasında sinyal olarak görev alan gama aminobütirik asit (GABA) ile antioksidan etki gösteren fenolik madde analizi HPLC ve toplam klorofil miktarı ve hücre hasarının belirteci olan malondialdehit miktarı analizleri spektrofotometre ile gerçekleştirildi. Çalışma sonucunda ekzojen melatonin uygulamasının toplam klorofil miktarı, GABA miktarı ve bazı fenolik madde miktarını artırdığı, bununla birlikte MDA miktarını azalttığı belirlendi. Bu nedenle, ekzojen melatonin uygulamasının tuz stresinde domates bitkisinde iyileştirici etkilerinin olabileceği söylenebilir.
  • Öğe
    Multiple Myeloma'da bortezomibe karşı gelişen direnç mekanizmasında toll like reseptörlerin rolünün araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Tarhan, Mehtap; Öztürk, Kamile
    Multiple myeloma (MM) kemik iliğindeki plazma hücrelerinin anormal proliferasyonu ve invazyonu ile karakterize edilen, tedavi edilemeyen hematolojik bir kanserdir. Günümüzde MM tedavisi için kullanılan en etkin tedavi yöntemlerinden birisi proteazom inhibitörü bortezomibin yer aldığı kemoterapötik rejimlerdir. Ancak bortezomibe karşı gelişen direnç mekanizması tedavinin başarısızlığına neden olmaktadır. Literatürde dirençlilik mekanizmasında rol aldığı bilinen birçok mekanizma çalışılmasına karşın, TLR'in ilaç dirençlilik mekanizmasındaki rolleri henüz aydınlatılmamıştır. Bu nedenle, bu tez çalışması ile MM hücre hatlarında bortezomibe karşı gelişen direnç mekanizmasında TLR'lerin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç için, bortezomibe dirençli (KMS-20) ve hassas (KMS-28BM) MM hücre hatları kullanılmıştır. İlk olarak, bortezomibin doza ve zamana bağlı hücre canlılığına etkisi, MTT testi kullanılarak saptanmıştır. İkinci olarak, hücre hatları farklı bortezomib konsantrasyonları ile 12, 24 ve 48 saat muamele edildikten sonra total RNA izolasyonu ve ardından cDNA sentezi yapılmıştır. TLR 2, 3, 4, 7, 9 ve MyD88 genlerinin mRNA düzeyleri her gene özgü primer ve TaqMan problar kullanılarak real time RT-PCR yöntemi ile saptanmıştır. KMS-20 hücre hattında bortezomibin 12, 24 ve 48 saat için IC50 dozları sırasıyla 31.62nM; 15.85nM; 5.89nM olarak ve KMS-28BM hücre hattında ise 12, 24 ve 48 saat için IC50 dozları sırasıyla 11.84nM; 5.30nM; 3.66nM olarak saptanmıştır. KMS-20 için 12, 24 ve 48 saatlik dirençlik indeksleri (RI) sırasıyla 2.67; 2.99 ve 1.61 olarak hesaplanmıştır. Gen ifade düzeylerine bakıldığında, TLR2 ifade düzeyinin dirençli hücrede hassas hücreye göre doz ve zaman bağlı olarak çok anlamlı azalış gösterdiği bulunmuştur. TLR3 ve TLR4 gen ifadesi hassas hücrede doz ve zamana bağlı azalış gösterirken, dirençli hücrelerde tamamen baskılanmıştır. TLR7 ifadesi hassas hücrede doza ve zaman bağlı azalış gösterirken, dirençli hücrede anlamlı bir artışa neden olmuştur. TLR9 hassas hücrede doz ve zamana bağlı anlamlı azalış gösterirken, dirençli hücrede sadece yüksek konsantrasyonlarda anlamlı azalma göstermiştir. MyD88 dirençli hücrede sadece 48 saatte anlamlı artış, hassasta özellikle 24 ve 48 saatte doza ve zamana bağlı azalma göstermiştir. Sonuçta, dirençli ve hassas hücrelerdeki tüm gen ifade düzeyleri karşılaştırıldığında, dirençli hücrelerde TLR2, TLR3 ve TLR4 mRNA düzeylerindeki azalmanın ya da tamamen baskılanmanın, buna karşın TLR7 ve MyD88 mRNA düzeylerindeki artışın bortezomibe karşı gelişen direnç mekanizmasında rol alabileceği görülmüştür.
  • Öğe
    Neonikotinoid grubu insektisit formülasyonlarının, farklı Ankara ergin ev sinekleri (musca domestica l.) populasyonlarındaki etkinliklerinin araştırılması
    (Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Bayraktar, Hatice; Erkmen, Belda
    Bu çalışmada, Sağlık Bakanlığı "İzinli Biyosidal Ürünler Envanteri"nde yer alan neonikotinoid grubu insektisitlerden CAS No: 153719-23-4 thiamethoxam, CAS No:138261-41-3 imidakloprid, CAS No:135410-20-7 acetamiprid ve CAS No:210880-92-5 clothianidinin ev sineğinin (Musca domestica L.) Ankara populasyonlarındaki biyolojik etkinlikleri incelenmiştir. Laboratuvar koşullarında WHO (Dünya Sağlık Örgütü)'nun yemleme metoduyla 10x10x20 cm tül kafeslerde biyolojik etkinlik deneyleri yapılarak populasyonların etkinlikleri belirlenmiştir. Populasyonların nesillerinin devamlılığı 2012 yılından bu yana laboratuvar koşullarında sağlanmış ve sağlanmaya devam etmektedir. İncelenen neonikotinoidler, standart duyarlı (WHO) popülasyonu ile, Ankara ili ve ili temsil eden gen havuzundan toplanan Sincan Çadırtepe Çöplüğü, Mamak Çöplük, Gölbaşı Hayvan Barınağı, Çubuk Büğdüz Mevki ve Hacettepe Üniversitesi Referans Laboratuvarından temin edilen Beytepe populasyonları biyolojik etkinlik deneylerinde kullanılmıştır. Deneylerde 5.,15.,30. dakikalarda Knock Down sonuçlarına göre Probit Analiz Metodu (Finney,1971)ile KT50 değerlerihesaplanmış ve duyarlı popülasyonla karşılaştırma yapılarak dirençleri(R/S) belirlenmiştir.Bu değerler incelendiğinde; İmidaclopride karşı Beytepe popülasyonu, acetamipride karşı Sincan popülasyonu, thiamethoxama karşı Çubuk Populasyonu ve clothianidine karşı ise Beytepe popülasyonunda yüksek direnç(R/S)tespit edilmiştir. 24.,48.,ve 72. saat ölüm değerlerine göre de LT50 değerleri hesaplanmış ve duyarlı popülasyonla karşılaştırma yapılarak R/S belirlenmiştir. Bu değerler incelendiğinde ise; imidaklopride ve thiamethoxama karşı Mamak popülasyonu, acetamipride karşı Gölbaşı popülasyonu ve clothiniadine karşı Sincan popülasyonunda yüksek direnç (R/S) tespit edilmiştir. Neonikotinoid grubu insektisitlere göre değişen oranlarda direnç geliştiği gözlemlenmiştir.