Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Effects of February 6, 2023 Kahramanmaraş Earthquakes on housing preferences vis-à-vis Sociology of disasters(İstanbul Üniversitesi, 2024) Sığın, Aykut; Akyıldız, Nihal ArdaOn February 6, 2023, two major earthquakes occurred in Kahramanmara & scedil;, T & uuml;rkiye. This study analyzes the transformations in housing preferences of the earthquake victims. Accordingly, 30 earthquake victims who were in Adana, Hatay, Kahramanmara & scedil;, and Malatya during the earthquakes were reached via snowball sampling, and then semistructured interviews were conducted with them. After transcribing the interviews, the software ATLAS.ti 9 was used to identify the five themes of the study: 1) preferences shifting from vertical to horizontal housing, 2) preferences shifting from comfort -oriented options to those with safety, 3) preferences shifting from urban to rural areas, 4) rising demand for buildings complying with the earthquake legislation, and 5) reasons for not leaving the earthquake zone because of economic or family reasons despite lack of trust in the building/area. The findings revealed that safety needs were prioritized over other needs, supporting Maslow's theory of hierarchical structuring of needs. This study might make a general contribution to the field of sociology of disasters and guide development of public policies postdisaster.Öğe Soğuk Savaş Dinamikleri Ekseninde Merkez-Sağ Siyaset: Adalet Partisi Örneği(TESAM - Ekonomik, Siyasal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2023) Özet, İrfanBu çalışma, merkez-sağın 1980 öncesi konjonktürde geliştirdiği siyaset ve kamusal söylemlerde Soğuk Savaş’a özgü dinamiklerin etkilerini ortaya koyma amacındadır. Çalışmanın zaman sınırını 1960-1980 arası dönem oluştururken; odaklanılan merkez-sağ parti ve hareket ise Adalet Partisi’dir. AP, özellikle tek başına iktidar olduğu 1960’ların ikinci yarısında, ekonomik kalkınma ve merkez sağa özgü esnek denge siyasetinin izlerini taşıyordu. Ancak 1970’lere geldiğimizde Amerikan 6. Filosu’nun Türk limanlarına gelişi ve Kıbrıs meselesi etrafında yükselen anti-Amerikanizm dalgası, siyasal alandaki işleyişe yeni boyutlar kazandırdı. Bu dönemde sol kanat gençlikte başlayan protest örgütlenmelere karşı, Türk sağının genç kuşaklarında da radikal hareketler ivme kazandı. Giderek hareketlilik kazanan yeni ideolojik fay hatları, Ecevit etrafında sol siyasete iktidar kanallarını da açıyordu. Söz konusu süreç sonunda, AP’nin tarz-ı siyaseti de, keskin ideolojik hatlara doğru çekilir. Bu doğrultuda anti-komünizm, AP elitlerinin kamusal söylem ve politikalarında merkezi dinamiği oluşturdu. Aynı zamanda AP’nin “Milliyetçi Cephe Hükümetleri”ndeki yeni paydaşlarıyla İslamizasyon ve milliyetçiliğe açılan kültür politikaları, bu dönüşüme derinlik kazandırdı.Öğe Frankfurt school’s critical theory and a critique of video games as popular culture products(Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2022) Sığın, AykutFrankfurt School’s critical theory provides a framework to study mass media. In Dialectic of Enlightenment, Adorno and Horkheimer, two of the most prominent theorists of the School, coined the term “culture industry” to discuss the state of the entertainment sector. However, the critical theorists of the Frankfurt School were either dead or they simply did not analyze the case of video games when the medium became an important agent both in social and economic terms. The main argument of this paper is that, as an inseparable part of the entertainment sector of today’s capitalist societies, video games are eligible for an analysis as products of the culture industry. It is argued in the study that the fantasy worlds of video games divert people’s attention away from the problems of capitalist societies. Further, the commodities are claimed to be getting increasingly standardized and are aimed at providing easy pleasures to consumers. Besides, a discussion of video games is carried out in accordance with the view that the video games of today seem to cater more to casual gamers than “serious” gamers, transpiring a dichotomy akin to that of high culture versus low culture.Öğe Milliyetçi söylemde “yerli ve milli”lik: kutlu sesleniş dergisi örneği(A Kitap, 2022) Özet, İrfanBu çalışma, son dönem Türk siyasal dünyasının popüler kavramlarından yerli ve milliliğe, milliyetçi cephe etrafında yüklenen anlam ve işlevlere odaklanır. Kavrama dönük entelektüel ve akademik ilgiler, daha çok muhafazakâr siyasetin dönüşümünde oynadığı rol ile sınırlı bir görünüm sergiliyordu. Milliyetçi cephede kavrama yüklenen anlamlar ise, önemli ölçüde tali düzeyde kalıyordu. Bu açıdan çalışmamız, yerli ve milliliğin Türk modernliğinin ilk evrelerinden bugüne milliyetçilik cereyanındaki özgül biçim ve renklerini ortaya koyma amacındadır. Çalışmada yerli ve milliliğin linguistik boyutları ve erken Cumhuriyet’ten 1980’lere değin tarihsel ve toplumsal serencamı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonraki aşamada milliyetçi siyasa ve entelektüel mecralarda kavrama yüklenen sembolik anlamlar ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Son olarak ise, Türk milliyetçiliğinin aktüel düzeyde etkili kültür enstrümanlarından biri olan “Kutlu Sesleniş” adlı dergide, “yerli ve milli” söylemin tezahürlerine yöneldik. 1997 yılından itibaren yayınlanan dergide yerli ve millilik, “Batıcı ve kozmopolitan eksen karşıtlığı”, “iktisadi bağımsızlık”, “Türk milli kimliği”, “beka” gibi bir dizi vurgular üzerinden varlığını ortaya koyuyordu.Öğe Erkeksi davranış ölçeğinin türk kültürüne uyarlanması: geçerlik ve güvenirlik çalışması(Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, 2020) Sarıçam, Hakan; Sığın, AykutBu çalışmanın amacı, Erkeksi Davranış Ölçeği’nin (EDÖ) üniversite öğrencilerinde geçerlik ve güvenirliğini sınamak ve bunun yanında, ölçeğin psikometrik özelliklerini incelemektir. Araştırmada çalışma grubunu yaşları 18 ile 41 arasında olan toplamda 602 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Açıklayıcı Faktör Analizi sonuçlarına göre Erkeksi Davranış Ölçeği’nin Türkçe formunun orijinal halindeki gibi dört boyuta sahip olduğu ve bu modelin ölçtüğü özellikle ilgili toplam varyansın %56.50’sini açıkladığı anlaşılmıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucu ölçeğin uyum iyiliği değerleri ?²/sd=2.56, RMSEA=.072, CFI=.92, GFI=.90, IFI=.92, NNFI=.90 ve SRMR=.072 şeklinde hesaplanmıştır. Bunun yanı sıra, madde faktör yükleri .40 ile .77 arasında sıralanmaktadır. Ölçüt bağıntılı geçerlik çalışmasında Erkeksi Davranış Ölçeği ile Bem Cinsiyet Rolleri Ölçeği arasında pozitif ilişkiler saptanmıştır. Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı Başarıya Adanma alt boyutu için ?=.84; Kısıtlı Duygusallık alt boyutu için ?=.77; Kısıtlanmış Sevgi alt boyutu için ?=.80; Abartılı Özgüven ve Kontrol alt boyutu için ?=.73 ve ölçeğin bütünü için ?=.81 olarak tespit edilmiştir. Düzeltilmiş madde toplam korelasyon katsayıları .41 ile .68 arasında değişiklik göstermektedir. Sonuç olarak, Erkeksi Davranış Ölçeği’nin yetişkin Türklerde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu anlaşılmıştır.Öğe The catholic church and her destructive enemies: the renaissance, the reformation, and the absolute monarchs(Siirt Üniversitesi, 2020) Ertit, VolkanBefore the modernization process, the Church had been shaping the daily life of ordinary people, intervening in important political decisions made by empires and dominating the subjects of the medieval intelligentsia, all at the same time. This article is about the transformation of this supposed “invar-iable” social power of the Catholic Church at the very beginning of the Eu-ropean modernization process. The article aims to present the transforma-tive and staggering effects of the emergence of Renaissance, Reformation and Absolute Monarchies on the power of the Church. The qualitative approach was adopted and the data obtained through accessing primary and secondary sources were subjected to descriptive analysis. The article reveals the follow-ings: In the process beginning with the Renaissance, the fields of thought and culture began to distance themselves from the Church. The Church was not regarded as the sole institution for salvation and eternal happiness anymore and the concept of an intermediary institution between God and individu-als became defunct for almost half of the continent. Over a period of approx-imately 200 years, the kings previously enthroned by the Pope either formed their own churches or declared their independence from the Papacy.Öğe Two different concepts that used interchangebly: worldlinization and secularization(İslami İlimler Araştırma Vakfı: İSAV, 2021) Ertit, Volkan; Cifçi, Osman Zahid; Çifçi, Osman ZahidIn Turkey, concepts of worldlinization and secularization are both used interchangeably in academic texts and in the media. The aim of this article, however, is to make a theoretical discussion to question this equation of "worldlinization=secularization" by making a critical reading. Secularization, which is the relative decrease in the social prestige of a previously-dominant belief in a supernatural realm, and worldlinization, which means prioritizing worldly affairs, signify two different processes. Just as the secularization of an individual does not have to result in worldlinization of her/his, not every individual who becomes worldlinized has to become secularized. This article proposes a new concept in order to indicate the problems of using these two concepts interchangeably and introduces new typologies based on this concept. The proposed new concept is "aworldliness". Aworldliness is used to describe people who do not have worldly desires/ambitions. In this case, it is presented to the reader that contrary to what is claimed-an individual could be secular and at the same time aworldly. However, academic texts and newspapers in Turkey are conducting discussions through the dichotomy of other-world/this world. As a third way of life, they ignore that an individual may be both secular and not interested in the blessings of both worlds (the other-world and this-world). This article, for this reason, opposes this logical grid with the concept of "aworldliness" and it presents four different typologies to describe the differences of two concepts, secularization and worldlinization. According to these typologies, an individual can be both secular and worldly (Typology A), desecular and worldly (Typology B), secular and "aworldly" (Typology C), and desecular and aworldly (Typology D).Öğe Din (İslam) merkezli sekülerleşme kavramı yerine metafizik merkezli sekülerleşme kavramı(Aksaray Üniversitesi, 2017) Ertit, Volkan21. yüzyılın hemen başında “Türkiye sanılanın aksine sekülerleşiyor mu?” sorusu Türkiye kamuoyunu meşgul eden tartışmalardan biri oldu. Bu tartışmalar “din (İslam) merkezli” ve “metafizik merkezli” olmak üzere iki farklı sekülerleşme kavramının karşı karşıya gelmesine ve aynı kavramla farklı iddialar ortaya atılmasına sebep oldu. O nedenle Türkiye’nin sekülerleşmesi üzerine bir tartışma yapmadan önce, sekülerleşmenin ne olduğu ve ne olmadığı üzerine tartışma yapmanın gerekliliği ortaya çıktı. Zira sekülerleşmeyi süreç içerisinde metafizik alanın (din, dinimsi yapılar, halk inançları, batıl inançlar vb.) toplumsal gücünün azalması olarak ifade eden metafizik merkezli tanım, sekülerleşmeyi “dinsizleşmek” ya da “İslam-dışılık” olarak kodlayan din merkezli tanımın gölgesi altında kaldı. Bu makale ise modernleşme sürecinin Türkiye’de yaşanan toplumsal dönüşüm üzerindeki etkisini anlayabilmek için din merkezli değil, metafizik merkezli bir tanıma ihtiyaç olduğunu açıklamaya çalışmaktadır.Öğe Gözetim toplumundaki yapısal değişim ve dönüşümler(Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2018) Bozalp, MerveGözetim, bir toplumsal kontrol mekanizması olarak toplum yapısında önemli bir yer tutar. Toplumdaki değişim ve dönüşümlere uygun biçimde yeni biçimler alarak varlığını sürdürür. Modernizm, gözetim için kırılma noktasıdır; çünkü modernizmle birlikte sınırlı alanlarda sistemli gözetim faaliyetleri başlamıştır. Bu faaliyetlerin amacı, toplumdaki düzen bozucu belli kesimleri disipline etmektir. Teknik gelişmelerle ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile birlikte sistemli gözetim tüm toplumsal alana yayılmıştır. Artık amaç, tüm toplumu denetim altına almaktır. Bu amaç doğrultusunda bireylerin özgürce seçimler yapmaya yönelmelerinin ve hiç farkında olmadan gözetime maruz bırakıldıklarının nasıl gerçekleştiği incelenmiştir.Öğe Sekülerleşmenin hızlandırıcısı olarak kentleşme(Dumlupınar Üniversitesi, 2014) Ertit, VolkanBu makalenin amacı sekülerleşme ve kentleşme arasındaki doğru orantılı ilişkinin teorik çerçevesini sunmaktır. Belli bir zaman diliminde dinin ve dinimsi yapıların toplumsal gücünün azalması olarak ifade edilen sekülerleşme, kentleşme süreci ile artış göstermektedir. Kentleşme sürecinin üç karakteristik özelliği dinin toplumsal gücünün azalmasına neden olmaktadır: Mobil halde olma, farklı alternatiflere sahip olma ve özel alana sahip olma. Kentleşme süreci ile kişilerin mobil halde yaşamaya başlamaları, kırsala kıyasla hemen her konuda daha fazla alternatife sahip olmaları ve kırsaldaki yaşamlarının aksine kentlerde kendilerine ait özel alanlar yaratmaları dinin sahip olduğu etki gücünü sınırlamaktadır. Kentleşme ile ortaya çıkan yapısal ve sosyal farklılıklar, din ya da bir başka ahlaki kodun kentin tüm bileşenlerini temsil etmesinin önüne geçerek, herkes için geçerli bir ahlaki kodun varlığını zora sokmuştur. O nedenle gelişmiş ülkelerin ve kent hayatının baskın olduğu gelişmekte olan ülkelerin kendi geçmişlerine nazaran daha seküler olmaları tesadüf değildirÖğe Eğitim fakültesi öğretim elemanlarının sınıf yönetimi becerilerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi(Erzincan Üniversitesi, 2016) Uslu, Turgut; Avcı, MüjdatBu çalışmanın amacı seçilen bir üniversitenin eğitim fakültesinde görev yapan öğretim elemanlarının (profesör, doçent, yardımcı doçent, öğretim görevlisi ve araştırma görevlisi) sınıf yönetimi beceri düzeylerini ortaya koymak ve bu beceri düzeylerinin, bazı değişken- lere göre anlamlı şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Çalışma kapsamında cinsiyet, medeni durum, akademik unvan, yaş ve lisans mezuniyeti bağımsız değişkenler olarak belirlenmiştir. Bu araştırma genel tarama (betimsel) modeline dayalı, ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Evrenin tamamı ulaşılabilir olduğundan, örneklem alma yoluna gidilmemiş ve evreni oluşturan 113 öğretim elemanı üzerinde çalışılmıştır. Çalışmaya, 93 öğretim elemanı, kişisel bilgi formu ve sınıf yönetimi becerileri ölçeğini doldurarak katılmışlardır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı vasıtasıyla, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri yapılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, seçilen üniversitenin eğitim fakültesinde görev yapan öğretim elemanlarının sınıf yönetimi becer- ileri “iyi” düzeydedir. Öğretim elemanlarının sınıf yönetimi beceri düzeyleri cinsiyet, medeni durum, yaş ve lisansta mezun olunan fakülte değişkenlerine göre istatiksel olarak anlamlı şekilde farklılaşmakta; fakat akademik unvan bağımsız değişkenine göre an- lamlı bir farklılık göstermemektedir.Öğe Bireysel bellekten kolektif belleğe: Dergâh'ı su basınca...(Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, 2016) Salman Yıkmış, MeralBu makalede, Hacı Bektaş Veli Dergâhının kapatıldığı 1925 yılından ve müze olarak yeniden açıldığı 1964 yılına kadar, yani dergâhın kapalı olduğu dönemde, Hacıbektaş ilçesi halkı- nın hayatında ve hafızasında nasıl ve ne biçimde yer edindiği sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu amaçla, sözlü tarih çalışmasına başvurularak o döneme dair ilçe halkının kolektif belleğinde yer etmiş nadir anılardan biri olan ve dergâhın Kırklar Meydanı'nda gerçekleşen su baskını üzerinde durulmaktadır. Su baskını ve baskını takip eden olaylar üzerine gerçekleştirilen gö- rüşmelerin dayandığı bireysel bellek kaçınılmaz olarak kişisel farklılıkları barındırmaktadır fakat bireysel belleğin toplumsal yönü, su baskının kolektif bellekte nasıl biçimlendiğine işaret etmektedir. Anlatılar sadece su baskınını ve suyun temizlenişini değil, temizlik esnasında meydana bulunan mezarlardan birinin açılması ve mezarda bulunan cesedin bozulmamış oldu- ğunun görülmesi gibi keramet olarak yorumlanan olayları da barındırmaktadır. Her ne kadar su baskınının gerçekleştiği dönemde dergâh dini ve ekonomik açılardan işlevini yitirmiş olsa da ve mekân olarak ilçe halkının gündelik hayatında yer bulmasa da görüşme yapılan kişilerin aktardıkları bilgiler dergâhın kutsallığına duyulan inancın devam ettiğine işaret etmektedir. Su baskını, kutsal bir mekân olarak kabul edilen ama ziyaret etmenin yasaklandığı dergâhla ilçe halkı arasında tekrar bir bağ kurulmasını sağlayan nadir olaylardan biridir. Bu nedenle o döneme dair bilgi verebilecek bir anı olarak bireysel ve kolektif bellekte yer edinmektedir. Dergâhın müze olarak açılmasının getirdiği mekânsal süreklilik de bu anıyı canlı tutmaktadır.Öğe Felsefe dersi tutum ölçeği geçerlik ve güvenirlik çalışması(Turkish Studies, 2015) Tecim, ErhanBu çalışma, Türkiye'de özel veya devlet okulu olan bütün liselerde zorunlu ders olarak okutulan felsefe dersine yönelik öğrencilerin tutumlarını ölçebilmek amacıyla düzenlemiştir. Aksaray il merkezinde gerçekleştirilen bu araştırmada, lise 11. sınıf öğrencileri araştırma evreni olarak tespit edilmiştir. Aksaray il merkezinde yer alan 14 ayrı lisede (farklı lise türleri) gerçekleştirilen çalışmada tabakalı örneklem seçimi kullanılmıştır. Çalışmaya, daha önce felsefe dersi almış olan 377 öğrenci katılmıştır. Hazırlanan soru formunda öğrencilere ait kısa demografik verilerin elde edilmesinin yanında, felsefe dersine dair tutumlarını ortaya koymayı amaçlayan soru maddeleri yer almıştır. Elde edilen veriler ile açımlayıcı faktör analizi yapılmış ve felsefe dersine yönelik bir tutum ölçeği oluşturulmuştur. Açımlayıcı faktör analizinin sonucunda Cronbach's Alpha Güvenirlik Katsayısı 0,911 olan, 20 maddeden ve beş alt faktörden (ilgisizlik, yararlılık, sevgi, güven, öğreticinin rolü) oluşan tutum ölçeği elde edilmiştir. Soru formuna eklenen bu bilgiler sayesinde öğrencilerin felsefe dersine dair tutumlarında etkili olduğu düşünülen; öğrencinin cinsiyeti, akademik alanı ve okul türü gibi değişkenler de incelenmiştir. Cinsiyet değişkeni ile ölçeğe ait alt faktörler arasında yapılan t-testi analizine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Buna göre kız ve erkek öğrencilerin felsefe dersine yönelik benzer tutumlara sahip olduğu söylenebilmektedir. Akademik alanlara göre ölçeğin alt faktörleri arasında yapılan analizlerde ise sadece güven alt faktörüne ait bir anlamlı farklılığa rastlanmıştır. Sosyal bilimler alanındaki öğrenciler, diğer akademik alanlara göre güven alt faktörü açısından ortalamanın üzerinde yer almışlardır. Diğer yandan sevgi alt faktörünün ortalamasının (1,9) oldukça düşük olması Türkiye genelinde yaygın bir kanı olan felsefe dersinin pek sevilmediği mitini doğrular şekilde olmaktadır.Öğe Arno Gruen’in analizlerinde insandaki yıkıcılığın sosyo-patolojik bir kaynağı olarak aile(Ankara Üniversitesi, 2013) Meşe, İlknurToplumumuzda annelik ve babalık rolleri idealleştirilmiştir. Bu idealleştirme daha küçükken çocuğun zihnine yerleştirildiği için çocuklar anne-babalarının kendilerine yaşattıkları olumsuz deneyimleri yok sayarak onları sevmeye devam ederler. Büyüklerin “ata” olarak öğretildiği sosyalleşme süreci çocuğun kendi deneyimlerini ve benliğini yaratmasını engellemekle kalmaz, gerçeklik algısını da bozar. Kötü anne baba veya ata, idealleştirme yoluyla “iyi” olarak görülür. Bu sadece aile büyükleriyle kalmaz siyasi, tarihi veya dini daha birçok şahsiyeti ve iktidarı da içine alır. İktidarın idealleştirilmesi çocuğa neredeyse tek bir çıkış yolu bırakır: “Eğer senin istediğin gibi olursam bana dokunamazsın.” savunusu. Gelenekleri kabul etmenin “ruhsal sağlığın” ve “normal” olmanın ölçütü kabul edildiği bir toplumda, aksine hareket etmek “sosyal ihanet” olarak damgalanıp “anormal” olarak değerlendirilir. İyi ve kötü kavramlarının birbirinin yerine geçmesi ile toplumda sevgisizlik sevgi, vicdansızlık vicdan, duygusuzluk duygu ve güçsüzlük güç olarak gösterilir. Çocuk anne babasının sevgisizliği karşısında, ihtiyaçlarını ve beklentilerini, onlar tarafından bir daha incitilmemek için yok ederek kendini yaralanmaz kılmaya çalışır. Bu yüzden etrafımıza baktığımızda içlerindeki çaresizliği ve boşluğu maddeyi, insanı ve doğayı tüketerek, iktidar peşinde koşarak kapatmaya çalışanların sayısının arttığını görebiliriz. Kibir, güçlülük, utanmazlık, duyarsızlık ve bunların olağan sonucu olan saldırganlık ve şiddet, bir insanlık sorunu olmasının ötesinde bugün yaşanma şekli ve boyutları açısından daha farklı ve yoğun bir görünürlük kazanmıştır.Öğe Türk toplumunda aile ve dinin sosyal sermaye potansiyeli(Selçuk Üniversitesi, 2012) Aydemir, Mehmet Ali; Tecim, ErhanSon dönem sosyal bilim tartışmalarının önemli konu başlıklarından biri olarak öne çıkan ‘sosyal sermaye’nin Türkiye özelinde geniş çaplı bir değerlendirmesi henüz yapılmamıştır. Ancak bu başlık altında çeşitli alanlarda ortaya konulan özel inceleme ve araştırmaların sayısında bir artışın olduğuna şahit olmaktayız. Türkiye toplumunun sahip olduğu potansiyel sosyal sermaye kaynaklarının başında gelen ‘aile’ ve ‘din’ yapısal olarak değerler hiyerarşisindeki yerini henüz yitirmiş görünmemektedir. Toplumun atfettiği önemi ‘Dünya Değerler Araştırması’(DDA) ve ‘Türkiye’de Aile Değerleri’ (TAD) gibi araştırmalardan elde edilen verilerle ortaya koymak bu yazının temel amacı olacaktır. Aile ve din kurumu diğer sosyolojik kurumlar arasında sosyal sermaye teorisine rahat bir şekilde eklemlenebilen bir kurumdur. Sosyal sermayenin temelinde değerlerin, güvenin ve birlikte yaşamanın olması bir anlamda aile ve din kurumunun rolleri ile örtüşmektedir. Bu açıdan aileyi bir etkileşim ağı olarak ele aldığımızda bu etkileşimde ortaya çıkan unsurların sosyal sermaye değerini ortaya koyabilmek önemlidir. Yine benzer şekilde din kurumunun bir etkileşimler ağından oluştuğunu ve bu etkileşimlerden ortaya çıkan sosyal sermaye unsurlarını ortaya koyabilmek önemlidir. Bu çalışmada aile ve din kurumunun sosyal sermaye üretebilirliğine ilişkin bütün detayların incelenmesine ve ortaya koyulmasına imkan yoktur. Ancak bu konuda bir farkındalık kazandırabilecek ölçüde vurgular yapılmaktadır. Sosyal sermaye teorisi diğer teorilerden farklı olarak toplumu daha çok etkileşim ağları ve biraradalık üzerinde değerlendirmektedir. Sosyal uyumun ortaya çıktığı, güvene dayalı ilişkilerin olduğu ve biraradalığın yaşandığı toplumlar sosyal sermaye stoğu yüksek toplumlar olmaktadırlar. Sosyal sermayenin nasıl üretileceği ve nasıl sürdürülebileceği ayrı tartışma konularıdır. Böyle olmakla birlikte bu soruların cevabını vermede aile ve din kurumunun hem yapısal unsurları hem de etkileşim örüntüleri kolaylık sağlamaktadır. Sosyal sermaye çalışmaları oldukça yeni bir alandır ve Türkiye örnekleminde daha fazla ve farklı perspektiften çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmektedir. Yani, yerli bir perspektife ihtiyacın olduğunu ifade ederken aynı zamanda evrensel bakış açısının da kaçırılmaması gerektiği vurgulanmalıdır. Diğer yandan Aile ve din kurumu üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak sosyal sermaye ekseninde yapılan alışmalara ihitiyaç olduğu görülmektedir. Aile kurumuna ve din kurumuna dair sosyal sermaye teorisi bağlamında yapılacak tahlillere ihtiyaç olduğunu da vurgulamak gerekir. Bu çalışma katkısı azda olsa böyle bir kaygıyla ortaya koyulmuştur.Öğe Evrenselleştirilmiş -klasik- sekülerleşme teorisi(Mustafa Kemal Üniversitesi, 2014) Ertit, VolkanKlasik sekülerleşme teorisinin savunucuları, teorinin evrensel bir iddia taşımadığını, aynen Weber’in Protestan Ahlâkı tezinde olduğu gibi, sekülerleşme teorisinin de belli bir tarih aralığında ve belli bir coğrafya içinde din-toplum-modernleşme arasındaki ilişkiyi açıklamak için kullandığını iddia etmekteler. Bu makalenin amacı ise Protestan Reformu’nu başlangıç olarak kabul eden, coğrafi olarak da Avrupa ülkeleri ile Avrupa kökenli (Kanada, ABD, Avustralya ve Yeni Zelanda) ülkeleri kapsayan teoriye evrensel bir nitelik kazandırmaktır. Teorinin evrensellik iddiası taşıması için onu yerelleştiren ve zamansal olarak kısıtlayan bölümleri flulaştırılıp, zaman ve mekândan bağımsız olarak dünyanın her köşesine uygulanabilecek ve evrenselleştirilebilecek bölümleri öne çıkartılacaktır. Böylece revize edilmiş yeni teorinin, farklı toplumlara uygulanabilecek şekilde uygulanabilecek şekilde evrensel bir nitelik taşıyıp taşımadığı tartışılacaktır.Öğe Birbirinin yerine kullanılan iki farklı kavram: Sekülerleşme ve laiklik(Sakarya Üniversitesi, 2014) Ertit, VolkanSekülerleşme kavramı özellikle Cermen dillerindeki akademik eserlerde ve bu dillerin konuşulduğu günlük yaşamda sıkça kullanılmaktadır. Ancak söz konusu Türkiye olduğunda hem tarihsel hem de etimolojik sebeplerden dolayı sekülerleşme kavramı yeterince bilinmemektedir. Medya ve akademi dünyası, sekülerleşme kavramının ifade ettiği şeyleri laik, laiklik ve laikleşme gibi kavramları kullanılarak ifade etmektedir. Bu çalışma ise belli bir zaman dilimi içerisinde dinin toplumsal gücünün ve prestijinin azalması demek olan sekülerleşme kavramı ile siyasi bir ilke ve proje olarak devlet işleri ile dinin birbirinden ayrılması demek olan laiklik kavramı arasındaki farkı tarihsel ve etimolojik olarak ortaya koymaktır. Türkiye’de din-toplum ekseninde yapılan tartışmaların “laiklik-muhafazakârlık” ekseninden çıkması gerektiğini ifade eden makale, laik devletlerin seküler olmayan toplumları ya da laik olmayan devletlerin seküler toplumları olabileceği sonucuna ulaşmaktadır.Öğe İki kurgusal metin olarak otobiyografi ve tarih: Afet İnan örneği(Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM), 2012) Meşe, İlknurAfet İnan Cumhuriyet döneminin yeni tarih anlayışının temellerinin atılmasında ve kadın kimliğinin kurgulanmasında hem bir ideolog/misyoner gibi hizmet etmiş, hem de bunların şekillendirdiği bir Cumhuriyet aydını/kadını olmuştur. Çeşitli yerlerde Atatürk’ün direktifiyle başladığını söylediği tarih çalışmalarında kendisine verilen işleri başarıyla altından kalkılması gereken bir “milli vazife” olarak değerlendirmiştir. Afet İnan anılarında bu sürece, zaten çocukluğundan beri kendinde var olan tarih ve kültüre olan ilgi, okuma aşkı ve potansiyelinin kaynaklık ettiğini belirtmiştir. Böylece Afet İnan, hayatının Atatürk’le tanıştıktan sonraki evresi ile önceki evresi arasında süreklilik kurarak kişisel tarihinin inşasından ulusal tarih inşasına gitmiş, bir Cumhuriyet tarihçisi ve kadını olarak yarattığı benlik izlenimini yüzeysellikten kurtarıp sağlam bir arkaplan üzerinde meşru göstermeye çalışmıştır.Öğe Sekülerleşme teorisinde bilim ve din ilişkisine farklı bir yaklaşım(Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, 2013) Ertit, VolkanSekülerleşme gözlüğü ile bilim ve din ilişkisini inceleyen bu makalede sekülerleşme teorisi modernleşme süreci ile birlikte dinin toplumsal gücünün ve prestijinin azalması olarak ifade ediliyor. Bu tanımı temel alarak makale iki önermede bulunuyor. Birincisi, sekülerleşme teorisi için bilim ve din arasında sıfır toplamlı bir ilişki yoktur. Yani, birinin varlığı diğerinin varlığı için doğrudan tehdit içermemektedir. İkinci önerme ise, bilim ve din arasında sıfır toplamlı bir ilişki olmamasına rağmen, bilimsel gelişmeler sekülerleşmenin başlıca sebeplerinden biridir. Makaleye göre bilimsel gelişmeler oldukça dolaylı şekilde, din ile kavga etmeden ve dinin iddialarını çürütmeye çalışmadan onun toplumsal gücünü azaltmaktadır. Doğa olaylarını sebep-sonuç ilişkisi içinde açıklayan rasyonel bilinç düzeyinin artması ve dine ihtiyaç duyulan alanların teknolojinin yaygınlaşması ile azalması bu sürecin başlıca ayakları olarak kabul edilmektedir.Öğe Europeanisation and secularisation of immigrant muslims in Western Europe(Cambridge University Press, 2016) Manço, UralEvery society produces its own concept of otherness. It is a universal fact, necessary for the social cohesion of the majority group. In recent decades, along with the development of a European consciousness and citizenship, the concept of 'other' relating to immigration is largely imposed on Muslims in Western Europe. There are historical reasons for this social enmity that trace their roots back to the Middle Ages and to nineteenth century colonialism. However, other contemporary reasons have reinforced thesemind-sets; some of which are international events (e.g. the Arab-Israeli conflict, the Iranian revolution, the wars in Iraq and Syria, international terror of Islamic inspiration, and so on). These facts have - at least since 11 September 2001 - made the expression of Islamophobic opinions politically and morally more acceptable in Europe.