Cilt 10, Sayı 20, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 15 / 15
  • Öğe
    Müteşâbih Hadislerin Yorumu, Osman Bodur
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Coşkun, Ali
    İslam’ın iki asıl kaynağını teşkil eden Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in hadisleri asırlardan beri Müslümanların gündeminde olmuştur. İslam âlimleri de bu iki kaynağın anlaşılması için pek çok ilmi çalışmada bulunmuştur. İlahi hitabın anlaşılması noktasında yürütülen çalışmalardan biri de Muhkem ve Müteşâbih ifadelerin yorumlanması olmuştur. Bu kavramlar tefsir ilminde de önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Akılla idrak edilebilen, manası açık bir şekilde anlaşılan âyetler muhkem; birden fazla manaya ihtimali bulunan âyetler ise müteşâbih olarak adlandırılmıştır. Müteşâbih âyetlerin anlaşılması için te’vîl ya da yoruma ihtiyaç duyulduğu gibi, Hz. Peygamber’in (a.s.) hadislerinin de bir kısmının mü-teşâbih olup açıklanmaya ihtiyaç duyduğu şüphesizdir. Osman Bodur tarafından kaleme alınan “Müteşâbih Hadislerin Yorumu” kitabı; önsöz, giriş, dört bölüm, sonuç, kaynakça ve indeksten oluşmaktadır. Eser hadislerde yer alan müteşâbih lafızların yorumuyla ilgili hazırlanmış bir doktora çalışmasından kitaplaştırılmıştır.
  • Öğe
    Endülüs Hadisçiliği ve İbn Abdilber, Yusuf Acar
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Kara, Ali Rıza
    Endülüs yaklaşık sekiz asır boyunca İslam medeniyetinin hüküm sürdüğü bir coğrafya olmuştur. Bu süre zarfında Endülüs’te Batı’nın ay-dınlanmasına da katkı sağlayacak gerek fen gerekse İslam ilimleri alanla-rında birçok eser yazılmıştır. Konu hadis ilmi özelinde ele alınacak olursa bu coğrafyanın hadis şerhlerinde de öncü bir rol üstlendiğini söylenebilir. Zira bazı hadis kitaplarının şerhleri ilk olarak burada başlamış sonrasın-da ise gelişim göstererek devam etmiştir. Endülüs, hadis şerhlerinde ön-cü bir rol almasının yanı sıra diğer coğrafyalardaki hadis şerhlerinin kay-nakları arasında da yer almıştır. Endülüs hadis şerhçiliği söz konusu olunca ilk akla gelen isimlerden biri, İbn Abdilber’dir (ö. 463/1071). İbn Abdilber, kaleme aldığı et-Temhîd ve el-İstizkâr şerhlerinin Muvatta’ üzerine yazılan en geniş şerh eserlerinin olmasının yanında kendinden sonraki birçok şerhe de kaynak-lık etmiştir. Bundan dolayı İbn Abdilber’in hadisçiliği müstakil olarak çalışılması gereken bir konudur. Tanıtım ve değerlendirmesini yapaca-ğımız bu kitap, ismine uygun olarak Endülüs’deki hadis faaliyetlerinin tarihî seyrini ve İbn Abdilber’in hadisçiliğini konu edinmektedir. Emek mahsulü olan bu eser, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmakta olup yaza-rın doktora sonrasında kaleme aldığı bir çalışmadır. Ülkemizde doktora seviyesinde İbn Abdilber üzerine bir çalışmanın olmaması yazarı bu çalışmaya sevk eden başlıca amil olmuştur. Yazar, bu eksikliğe dikkat çek-tikten sonra İbn Abdilber üzerine hem ülkemizde yapılan yüksek lisans çalışmalarının hem de yut dışındaki doktora seviyesindeki çalışmaların bir listesini yapmıştır.
  • Öğe
    Değer ve Varoluş
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Urban, Wilbur M.; Çiçek, Nuri
    Değer hakkındaki incelemelerde değerin ontolojisine yönelik çalışmaların başta geldiği görülmektedir. Bunun yanında değerin varoluş koşullarına göre kime ve neye göre değerlendirildiğinden hareketle değerlendirme ve değer yargısının mahiyeti problemleri de değer üzerine tartışılan konular olarak karşımıza çıkmaktadır. Değerin ontolojik ve epistemolojik statüsü üzerine yapılan bu tartışmalar kimi zaman değerin tanımlanamaz olduğunu ileri süren düşüncelerle, kimi zaman da değeri belirli bir amaç ve faydaya bağlayan görüşlerle ele alınmaktadır. Değerin birden fazla alanla ilişkili olması birbirinden farklı disiplinlerin yol açtığı tanımlama güçlüklerini de beraberinde getirmektedir. “Değerlidir”, “değerdir” ya da “bir değeri vardır” gibi yapılan her tanımlama değer ile ilgili belli bir kullanımı ortaya koymaktadır. Bu çalışma değer kavramında yer aldığı düşünülen kargaşadan kaynaklı öznel ve nesnel değerler üzerine bir tartışma yürütmektedir. Değer teriminden kaynaklanan karmaşanın kaynağında değer yargısının sözel formlarının geldiği düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışma, söz konusu sözel formların kullanım örnekleri üzerinden değer felsefesi açısından önemli öneriler içermektedir.
  • Öğe
    Şeyhü’l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî’ye Nispeti Hatalı Eserler
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Yıldırım, Nurettin
    Memlükler döneminin önde gelen âlim ve kâdılkudâtlarından biri kabul edilen Şeyhü’lİslâm Zekeriyyâ el-Ensârî’nin (ö. 926/1520) tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, mantık, Arap dili ve edebiyatı gibi İslâmi ilimlerin hemen her dalında pek çok ihtisâr ve şerh türü eseri bulunmaktadır. Bu eserlerin büyük bir bölümü, tabakât kaynaklarında adlarının geçmesi ve çoğunun tahkik edilerek günümüze kadar ulaşması sayesinde Ensârî’ye aidiyetleri hususunda herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Fakat araştırmacılar tarafından tabakât kaynaklarında geçen bazı metinlerin yanlış anlaşılması; Ensârî’ye ait olup farklı isimleri bulunan eserleri ile ilgili her bir ismin müstakil birer eser telakki edilmesi ve başka âlimlere ait bazı çalışmaların ona sehven nispet edilmesi gibi nedenlerden ötürü nispet hataları yapıldığı görülmüştür. Bu çalışmada nispeti hatalı olduğu düşünülen eserlerden mevcut olanlar okunarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Mevcut olmayanlar ile ilgili ise kaynaklara başvurularak yanlış anlaşılmaya neden olabilecek sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Metin analizi yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın sonucunda aslında Ensârî’ye ait olmayan pek çok eserin hatalı bir şekilde ona nispet edildiği tespit edilmiştir
  • Öğe
    Kur’ân’ın Temel İlkelerinin İnşâsı Bağlamında Meâric Sûresi
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Güney, Derya
    Kur’ân, dünya görüşünü bir süreç dâhilinde ortaya koymuştur. Bu anlamda hem mekân hem de zaman boyutuyla Mekke’de başlayan söz, Medine’de devam etmiştir. Allah tasavvuru başta olmak üzere varlığa dair tüm tasavvuru bu süreç içinde şekillendiren Kur’ân, söze temel ilkelerini inşa etmekle başlar. Bu inşa ediş, Kur’ân’ın bütününe sirayet etmiş olmakla birlikte, vahyin dünya görüşünün temel kodları Mekke’de oluşturulmuştur. Bu bağlamda, Mekkî dönemi yaşamış bir müminin, dinin ne olduğu ve insandan neler beklediğine dair bir bilinçle kuşandığını ve Medine atmosferine hazır hale geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Medenî dönemde ise yeni bir vasatın farklı gündemlerinde temel ilkelerin kuşatıcı ve belirleyici atmosferine çekilmek istenmiştir. Nitekim bu atmosfer özü itibariyle Mekke ruhunu hatırlatmış ve bu ruhun hiçbir koşulda ıskalanmaması gereğine işaret etmiştir. Bu anlamda Mekkî dönem kemâle ermesi beklenen eksik bir sözün başlangıcı olmadığı gibi, Medenî dönem itikadî ve amelî anlamda en mütekâmil sözün söylendiği bir vasat olarak görülmemelidir. Aksi halde muhatabının inşasını hedefleyen Kur’ân’ın dil ve üslûbu göz ardı edilmiş olur. Çalışmada, Meâric Sûresi, Kur’ân’ın bütününe sirayet etmiş olan dünya görüşü ve başından beri değişmeyen temel ilkeleri ekseninde bir okumaya tabi tutulmuş; böylece Mekkî ve Medenî dönemler arasındaki irtibat, Kur’ân dili açısından ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna göre sûrede âhiret, şahsî sorumluluk, servetin paylaşımı ve iffetli yaşam gibi konular ele alınırken evlilik, zekât ve ribâ gibi Medenî dönemin meselesi olarak düşünülen hususlara dair temel yaklaşımların ortaya konulduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Siyasetnâme Literatüründe Öne Çıkan İslâm Siyaset Ahlâkının Temel İlkeleri
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Şahin, Salih
    İnsanlığın toplum halinde yaşama ihtiyacından doğan ve insanları yönetme sanatı olarak tanımlanan siyasetin ahlâkî zeminde ve meşru dairede yürütülmesi bütün asırlarda önemli bir tartışma konusu olmuştur. Her inanç, felsefe ve kültür, siyaseti bu meşru zeminde tutmak için hukuki ve ahlâkî tedbirlere başvurmuştur. İslâm’ın temel kaynaklarından alınan ilhamın beşerî tecrübeyle yoğrulması neticesinde ortaya çıkan siyasetnâme literatüründeki hikmet birikimini de benzer çabanın bir ürünü olarak görmek mümkündür. Huzurlu ve mamur bir siyasal düzenin formülünü üretmeyi amaçlayan ve aynı zamanda telif edildikleri dönemin siyasal ve toplumsal işleyişine de bir ayna tutan siyasetnâme literatürünün hikmet birikiminin güncellenerek günümüze taşınması önem arz etmektedir. Bu çalışmada siyâsetnâme literatürünün öncü müellifleri ve eserleri bağlamında İslâm siyaset ahlâkının temel ilklerinden en kapsayıcı ve öne çıkmış olan “diyânet, adalet, emânet ve meşveret” ilkeleri incelenecektir. İslâm siyasal sisteminin daha çok hukuki boyutunu konu edinen Ahkâm-ı Sultâniyye literatürüne de ihtiyaca göre atıflar yapılmıştır. Çalışmada birincil kaynaklara müracaat esas alınmakla beraber araştırmaya katkı sağlayacağına kanaat getirilen güncel araştırmalara da müracaat edilmiştir. İnsanlığın asırlar boyu devam eden siyasal ve toplumsal hayat birikiminden ortaya çıkan tecrübenin ürünü olan devlet yönetimine dair temel ilkelerin günümüz toplumuna aktarılması çalışmanın temel amacıdır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Siyâsetnâme, Ahlâk, Adalet, Emanet, Meşveret.
  • Öğe
    Savaş ve Barış Ahlâkı: Dinî Metinler, Uluslararası Hukuk ve Sivil Toplum Örgütleri Zemininde Bir Yaklaşım
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Karabağ, Rıza
    Savaş ve barış olgusu, başlangıçtan günümüze insanlık tarihini şekillendiren önemli bir konudur. Dolayısıyla bu çalışma insanların, ulusların, niçin savaştıkları, mensuplarının çokluğu nedeniyle büyük dinlerin ve günümüz evrensel yaklaşımlarının savaşı önleme ve barışı sağlama hususundaki hukukî ve ahlâkî sınırlarının neler olduğu ve bu soru(n)lara barış eğitiminin çözüm sunabilme imkânlarını problem edinmiştir. Bu bağlamda teorik olarak savaşın meşruluğu, ahlâkî ölçüsü, barış yoluyla çözümü, çatışmalarda sivillerin hakkı, hukuku, kayıplarının engellenebilirliği; dinlerin özellikle İslâm’ın savaş, barış yaklaşımları, hukukî, ahlâkî, toplumsal sınırları; uyulacak kurallar açısından evrensel yaklaşımlar, çözüm arayışlarından barış hareketleri, barış eğitimi konuları sosyolojik bakış açısından literatür taraması yöntemiyle tartışılmıştır. Bu çalışmayla savaşın önlenmesi ve barışın sağlanması hususlarında çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmaktadır. Araştırma sonuçlarında; dinlerin zorunlu durumlarda savaşa izin vermekle birlikte teşvikte bulunmadığı, teşvik, çağrı söylemlerinin dinlerin ilahi kaynağı yerine din temsilcilerinin dini anlama, algılama, yaşantı biçimlerini yansıttığı; arka planında farklı ekonomik, politik, sosyolojik saikleri meşrulaştırmak için dini araç olarak kullandıkları gibi bulgulara ulaşılmıştır. İslâm’ın tutumu; savaşı önleme ve savaş halinde hukukî, insanî değerleri öncelemedir. Uluslararası hukuk güçlü devletlerce şekillendirilmekte ve onların lehine işlemekte, şeklî bağlılık göstermekten öteye geçememektedir. Uluslararası sözleşmelerde/beyannamelerde, barış eylemlerinde kamuoyunun dikkati çekilse de emperyalist güçleri, silah üreticilerini engellemekte cılız kalmaktadır. Barışı sağlamaya yönelik ülkelerde akademik, içerikli ve sistemli barış eğitiminin örgün, yaygın eğitim kurumlarında verilmesinin ve yaygınlaştırılmasının dinlerin, özellikle İslâm’ın barış mesajlarının metotlu işlenmesinin önemli yöntem/imkân olabileceği anlaşılmaktadır.
  • Öğe
    Kıraat İmamlarından Nafi‘, İbn Kesîr ve İbn Âmir’in Hadis Rivayetindeki Rolü
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Bulgurcu, Kahraman
    Hadisler İslâm’ın ikinci kaynağı olan sünnetin taşıyıcılarıdır. Hz. Peygamber kendi sözünün diğer insanlara duyurulmasını tavsiye etmiş ve sözünü aktaranlara dua etmiştir. Bu sebeple sahabe neslinden itibaren her meslekten her Müslüman, Allah resulünün sözlerini öğrenmiş ve öğretmeye gayret etmiştir. Kıraat âlimleri de asıl ihtisas alanları yanında hadisle de ilgilenmiş, hadis rivayetinde bulunarak hadis ilmine hizmet etmişlerdir. Kırâat-i seb’a olarak bilinen yedi kıraat, hicrî üçüncü asırdan itibaren ilim ehli tarafından kabul görerek günümüze kadar gelmiştir. Yedi kıraat, ilk asırlarda önemli ilim merkezleri olan Medine, Mekke, Şam, Basra ve Kûfe’de hicrî bir ve ikinci asırda yaşamış âlimlerin okuduğu ve onlara nispet edilen kıraatlerdir. Kıraat âlimlerinin hadis ilmine ilgisi ve hadis ilmiyle alakalı gayretlerinin araştırılmasının önemli olduğu düşünülmüştür. Bu sebeple zikri geçen kıraat âlimlerinden Medine kıraat âlimi Nâfi‘in (ö. 169/785), Mekke kıraat âlimi İbn Kesîr’in (ö. 120/738) ve Şam Kıraat âlimi İbn Âmir’in (ö. 118/736) rivayette bulundukları hocaları ve kendilerinden hadis rivayetinde bulunan talebeleri, hadis kitaplarındaki rivayetleri, rivayetlerinin içerikleri ve bu içeriklerin kıraat alanıyla ilgisi tümevarım yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Bunun yanı sıra onların hadis rivayetindeki cerh ve ta‘dîl durumları da ele alınmıştır. Araştırmada kıraat âlimlerinin hadis ilmindeki konumları ve hadis ilmine katkıları ortaya konulmaya çalışılmıştır
  • Öğe
    Kur’ân-ı Kerîm Eğitim ve Öğretiminin İdeal Yaşı
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Önder, Halil İbrahim
    İslâm toplumlarında Kur’ân-ı Kerîm eğitim ve öğretimi temel olarak görülmüş, daha sonra öğrenilecek bilgiler bu temel üzerine bina edilmiştir. İslâm’ın ilk yıllarından itibaren dinin şiarlarından birisi haline gelen Kur’ân eğitim ve öğretimi, çocukların kalplerinde İslâm inancının yerleşmesine vesile olması sebebiyle de önemsenmiştir. Asrı Saâdet’te temeli atılmış ve yüzyıllar içinde gelişme göstermiş olan İslâmî eğitim geleneğinde erken yaşta edinilen bilgi, taşa yazılan yazıya; yaşlılıkta öğrenilen bilgi ise suya yazılan yazıya benzetilerek çocuk eğitimi, Kur’ân eğitimiyle başlatılmıştır. Günümüzde özellikle örgün öğretim kapsamındaki Kur’ân eğitim ve öğretiminin problemlerinden bazıları, yaş ile ilgilidir. Zira eğitime başlama yaşı, diğer bileşenlerle birlikte eğitimin niteliğini belirleyici bir faktör olma hüviyetine sahiptir. Kur’ân-ı Kerîm eğitim ve öğretiminin ideal yaşının tayini ve ilgili hususlar, bu araştırmanın temel problemini teşkil etmektedir. Söz konusu problemle ilgili olduğu düşünülen literatür, tarihi tecrübe ışığında yorumlanmıştır. Çalışmada, çocukluk dönemini temsil eden erken yaşların, Kur’ân eğitim ve öğretimi için daha elverişli yaşlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe
    Şeyhülislâm ‘Alâeddin el-‘Arabî’nin ‘Asr Sûresi Tefsiri ve Metodu
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Ravaşdeh, Ziyad
    Osmanlı Devleti’nde ilim ve âlimler yüksek bir mevkiye sahipti. Bu sebeple Fatih Sultan Mehmet ?an (ö. 886/1481) İstanbul’u fethettiğinde Sahn-ı Semân medresesini inşa etmiştir. Burada meşhur birçok müderris ders vermiştir. Bu müderrislerden biri de tefsir, fıkıh ve kelâma dair telif, şerh vb. birçok ilmî eser kaleme almış, özellikle tefsir ilminde engin bir birikime sahip Molla Alâeddin el-Arabî’dir (ö. 901/1496). Kendisinin kütüphanelerde yazma eserler arasında bekleyen birçok şerh ve haşiye türündeki eserlerine ilaveten “Asr Sûresi”ne dair müstakil bir sûre tefsiri vardır. Arabî’nin ilimle dolu hayatı, Sultan II. Bâyezid’in (ö. 918/1512) kendisine Şey?ülislâm ve Müftilenâm payelerini vermesinden üç sene sonra miladî 1496 senesinde son bulmuştur. Bu incelememizde, bu çok yönlü âlimin, genel olarak ilmî mirasına ışık tutulmuştur. Özel olarak ise luğavî, işârî ve va‘zî tefsir metotlarını birlikte kullandığı “?sr Sûresi Tefsiri” adlı eserinde takip ettiği metodu ortaya konulmuştur. Bu çalışmada özellikle tefsirlerinde Arapça ve Kelâm konularına ağırlık veren Zemahşerî (ö. 538/1144), Beyzâvî (ö. 685/1286), Râzî (ö. 606/1210), Ebüssuûd Efendi (ö. 982/1574) gibi müfessirlerle Alâeddin el-Arabî arasında mukayeseye yer verilmiştir.
  • Öğe
    Abdullah Eyyûbî’nin Okçuluğa Dair Eserinin Osmanlı Kırk Hadis Edebiyatı Çerçevesinde Değerlendirilmesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Sever, Ali
    Belirli bir konuya ait rivayetler hacimli eserlerde toplanabildiği gibi pratik amaçlar gözetilerek daha küçük hacimli telifler de yazılabilmiştir. Bu çerçevede akla ilk gelen türlerden birisi de kırk hadis edebiyatıdır. Şekil ve içerik olarak Osmanlı dönemi, kırk hadis yazımında önemli bir yere sahiptir. Bu makalede Abdullah Eyyûbî’nin okçuluğa dair kırk hadis seçkisi hem kendi özellikleri itibariyle hem de Osmanlı dönemi kırk hadis edebiyatının yazım serüveni çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Eserin yazma nüshalarının ve türünün tespiti yapılıp isimlendirmeye dair farklılıklara değinilmiştir. Ayrıca farklı bir yazım türü içerisinde yer alan bu kırk hadis yazım şekli, bir edebî veya ilmî tür içinde diğer bir türün devam etmesinin olanağı çerçevesinde konu edinilmiştir. Bunun için Eyyûbî’nin eseri örnek olarak ele alınmıştır. Müellifin kırk hadis seçkisinde genel olarak kaynak ve üslup hassasiyetinin olduğu görülmüştür. Sadece tercümeye yer verilmemiş, bazı hadislerde kısa şerhler de yapılmıştır. Eserin, Osmanlı dönemi kırk hadis edebiyatı yazım çeşitliliğine dair yeni değerlendirmelere veri sunacak bir potansiyelde olduğu ifade edilmelidir.
  • Öğe
    Kur’an’ı Tercüme Eden Gayrimüslim Kadınlar ve Tercümeleri
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Aydar, Hidayet
    Gayrimüslimlerin Kur’an-ı Kerim’i tercüme çalışmaları oldukça eskilere gitmektedir. Bir gayrimüslim tarafından yapılan ilk tam Kur’an tercümesi 1141-1142 yıllarına tekabül etmektedir. Bundan sonra aşağı-yukarı beş yüz yıl ikinci bir Kur’an tercümesi yok ise de bilhassa on altıncı asırdan itibaren yeniden Kur’an’ı tercüme faaliyetleri başlamıştır. 2000’li yıllara kadar bütün dünyada, özellikle Batı’da gayrimüslimler tarafından çok sayıda Kur’an tercümesi yapılmıştır. Gayrimüslim olduğu halde Kur’an’ı çevirenler arasında kadınlar da bulunmaktadır. Bu çalışmada Müslüman olmadığı halde Kur’an’ı tercüme eden kadınlar ve yapmış oldukları çeviriler üzerinde durulmaktadır. Makalede gayrimüslim kadınların yapmış olduğu çevirilerin tanıtımının yanı sıra bunları yapan kadınlar hakkında da bazı bilgiler verilmektedir. Yine elde edebildiğimiz bilgiler muvacehesinde söz konusu gayrimüslim kadınların Kur’an’ı tercüme etmeye niçin ihtiyaç duydukları, tercümelerinde muhatap aldıkları kitleler, yaptıkları çeviride takip ettikleri yöntem, tercümelerinin kaynakları, tercümelerinde herhangi bir tahrif yapıp yapmadıkları, tercümelerinin meydana getirdiği etki, bu tercümelerin günümüzde tedavülde olup olmadıkları gibi hususlar da irdelenmektedir. Kur’an’ı tercüme etmiş olan bütün kadınları ele almak, bir makalenin sınırlarını aşacağından, burada sadece gayrimüslim kadınların tercümeleri üzerinde durulmaktadır.
  • Öğe
    İbnü’l-Cezerî’nin Tayyibetü’n-Neşr’inde Med ve Kasr Konularının İncelenmesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Aksoy, Mustafa; Akkuş, Murat
    Bu çalışma, İbnü’l-Cezerî’nin Kırâât-i Aşere’ye dair Tayyibetü’n-neşr fî’l-kırââti’l-?aşr isimli manzum eserinin med ve kasr ile ilgili “bâbü’l-meddi ve’l-kasr” kısmının tahliline yönelik bir incelemedir. İlgili bölümün tahlilinden önce müellifin hayatı, ilmi seyahatleri ve eserleri hakkında genel bilgi verilmiş ve kıraat ilmindeki yeri ve önemi vurgulanmıştır. Daha sonra Tayyibetü’n-neşr isimli eseri ele alınarak eserin muhtevası hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Son olarak eserin med ve kasr bölümü tahlil edilerek müellifin konuya yaklaşımı, ele alışı ve okuyucuya sunuşu incelenmiştir. Bu bağlamda ilgili beyitler çerçevesinde med ve kasr kavramları izah edilmiş ve on kıraat imam ve râvilerine göre meddin çeşitleri, ölçüleri ve mertebeleri açıklanarak konunun daha kolay anlaşılması hedeflenmiştir. İbnü’l-Cezerî’nin böylesi zor ve ihtilaflı bir konuyu yer yer örnekler de vererek kısa, öz ve bir bütün olarak yalnızca on üç beyte sıkıştırarak sunması hiç şüphesiz kıraat ve tecvit ilmi araştırmacıları için çok büyük önem arz etmektedir.
  • Öğe
    Zihin Felsefesi Bağlamında Ruh Kavramının Bilinç Kavramına Dönüşümü
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Tülüce, Hüseyin Adem
    Bilinç, modern zamanların en temel ve zor problemleri arasında yer alır. Bilince kaynaklık ettiğini düşündüğümüz ruh kavramı için de benzer şeyleri söylemek mümkündür. Çalışmada günümüz filozof ve nörobilimcilerinin ana uğraş alanlarından biri haline gelen bu problem, ruh kavramından bilinç kavramına doğru gerçekleşen dönüşüm çerçevesinde incelendi. Bu dönüşümün gerçekleşmesi insanın kendini ve evreni anlamaya ve açıklamaya çalışmasıyla mümkün olabilmiştir. Bu anlamlandırma ruh ve bilinç ile doğrudan ilgilidir. İnsan, varoluş tarihi boyunca doğaötesi bir arayışın içinde olmuştur. Bu arayışın birinci basamağında ruh, son basamağında ise bilinç vardır. İnsan, tarım toplumundan sibernetik topluma doğru büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Tarım toplumunda, dini anlamda ruhu merkeze alan insan, sibernetik toplumda bilimsel anlamda bilinci merkeze almıştır. Makalede, yaşanan dönüşümü göstermek açısından ruh ve bilinç kavramları hem tarihi gelişim süreçleri itibariyle hem de zaman içinde geçirdikleri anlam dönüşümü açısından tasvir edildi. Makalede ruh sözcüğünün yerine geçebilecek şekilde bilinç sözcüğünün kullanımının tarihi, felsefî ve bilimsel zemini açıklanmıştır. Bu bağlamda da bilimsel dünya görüşü arttıkça ruh yerine bilincin kullanılmaya başlandığı meselesi üzerinde durulmuştur.
  • Öğe
    İslâm Borçlar Hukukunda Teaddînin Tespitinde Örfün Etkisi
    (Aksaray Üniversitesi, 2023) Kızılay, Muhemmed Emin
    hukukunun bir alt disiplini olan sorumluluk hukuku kapsamında ele alınır. Haksız fiil sebebiyle sorumluluğun oluşabilmesi için birtakım unsurların varlığı gereklidir. Klasik fıkıh eserleri modern hukuk sistematiğinde tedvin edilmediğinden, bu unsurların İslâm hukuk telakkisindeki karşılığını tespit etmek, tikel örneklerin detaylı incelenmesiyle mümkün olmaktadır. Örneklerin farklı yorumlanmaya müsait olması sebebiyle bazı noktalarda fikir ayrılıkları ortaya çıkmıştır. İslâm sorumluluk hukukunda sorumluluğun unsurlarından biri kabul edilen teaddî kavramı ve kavramın muhtevası, üzerinde ihtilaf edilen konulardan biridir. Teaddî kavramı, neticede İslâm hukukunun sorumluluk anlayışını, bu konuda benimsediği felsefeyi tam olarak anlamamıza yardımcı olacak derecede önemlidir. Günümüz çalışmalarında kavram üzerinde fikir ayrılığının bulunma sebebi, konuyla alakalı klasik literatürdeki örneklerin farklı yorumlanmasıdır. Bu örnekler genel olarak incelendiğinde, azımsanmayacak derecede örnek içerisinde örfün de sorumluluğa etki ettiği görülmüştür. Çalışmada teaddî kavramı ve kavramın günümüz çalışmalarında ele alınışı üzerinde durulmuştur. Akabinde teaddî unsurunun tespitinde sıkça başvurulan örf terimi ele alınmıştır. Teaddînin tespitinde objektif nitelikteki örfün kullanılması, teaddînin tam olarak hukuka aykırılık anlamına geldiğini göstermektedir