Cilt 16, Sayı 1, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe ABD’nin 2003 Irak müdahalesinin uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi, 2024) Boz, Ümmügülsüm11 Eylül 2001`de Amerika Birleşik Devletleri (ABD)`ne yönelik terörist saldırılarının ABD’nin dış politikasında önemli bir değişim yaşanmasına neden olduğu dış politika kitaplarında dile getirilmektedir. Bu saldırılar sonrasında, Bush yönetimi, terörizmle savaş stratejisini benimsemiş ve güvenlik politikasını ön alıcı ve önleyici savaş kavramı ile ABD’nin yeniden 11 Eylül gibi bir saldırı yaşamasına izin vermemek iddiası üzerine oluşturmuştur. Bu bağlamda, yakın ve doğrudan bir tehdit olarak görülen Irak, terörizmle savaş stratejisi kapsamında ele alınmış ve 20 Mart 2003 tarihinde “Saddam kitle imha silahlarına sahip” ve “Irak ile 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren el-Kaide arasında bağlantı var” resmi gerekçeleri ile işgal edilmiştir. İşgalin ardından Irak’ta yapılan incelemeler ve sonrasında yayınlanan raporlar, resmi gerekçeleri boşa çıkarmış, Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olmadığı ortaya çıkmış ve 11 Eylül terör saldırılarının faili olan el-Kaide ile ilişkili olduğu net bir şekilde ortaya konulamamıştır. Bu bağlamda, çalışmanın varsayımı, ABD’nin Irak saldırısının uluslararası hukukta ciddi tartışmalara neden olan “ön alıcı ve önleyici” savaş stratejisine dayandırılması, aslında Körfez Savaşı’ndan itibaren ABD’nin Irak’a yönelik çevreleme politikasının son aşamasıdır. Bu bağlamda, ABD işgali uluslararası hukuka göre gerçekleştirdiğini iddia etse dahi BM Anlaşmasının uluslararası hukukta bir devlete karşı kuvvet kullanmaya olanak tanıyan maddelerini ihlal etmiş, ön alıcı ve önleyici meşru müdafaa kavramını genişletmiş ve ABD’nin tek taraflı kuvvet kullanımını meşrulaştırmak için kullanmıştır. Böylece çalışmada, ABD’nin Irak’la ilgili işgal politikaları, belirtilen resmi gerekçeler ile işgalin uluslararası hukuka uygunluğuna dair tartışmalar içerisinde incelenecektirÖğe İspanyolların, 1492-1902 yılları arasında sömürgeleştirdiği Latin Amerika Bölgesine demografik, sosyokültürel ve idari yapısına etkisi(Aksaray Üniversitesi, 2024) Günay, HalilLatin Amerika, 1492 yılında, yeni kıtanın keşfi ile dönemin başat güçleri tarafından potansiyel sömürge bölgesi olmuştur. Latin Amerika sömürgeleştirme dönemi, Kristof Kolomb’u destekleyen İspanyollar ile başlamıştır. İspanyollar ilk önce, Güney Amerika’nın demografik yapısını değiştirmiştir. Daha sonra İspanyollar, sömürge topraklarını kontrol altında tutabilmek için kendi yasalarını, kültürlerini, dillerini ve dinlerini empoze etmiştir. Çıkardıkları yasalarda, ırka dayalı olarak kast sistemini uygulamıştır. Bu sistem, 19. y.y ile birlikte çökmeye başlamış ve Latin Amerika halkı, sömürge düzenine karşı, toplumsal ve daha sonra askeri hareketlenmeler düzenleyerek, bağımsızlık savaşlarını başlatmıştır. Bu savaşlar, sömürge gücünün zayıflamasına neden olmuştur. Söz konusu bu durum, İspanya’nın sömürge alanları zaman içerisinde kaybetmesine yol açmıştır. Netice olarak, 1902 senesinde, İspanya’nın tek sömürge alanı olan Küba’nın bağımsızlığı kazanması ile İspanyolların Latin Amerika sömürgecilik dönemi bitmiştir. Bu bağlamda Latin Amerika, 1492-1902 yılları arasında, bölgenin sahip olduğu doğal kaynaklar nedeniyle, İspanya’nın sömürge alanlarının merkezinde olmuştur. Bu açıdan, bu çalışmada İspanya’nın Latin Amerika’yı nasıl sömürgeleştirdiği ve sömürge döneminde demografik, sosyokültürel ve idari alanlardaki etkilerin neler olduğu ortaya konulmuştur. Çalışmada, İspanya’nın siyasi ve askeri unsurlar aracılığıyla, 1492-1902 yılları arasında, Latin Amerika’yı demografik, sosyokültürel ve idari yapılarına etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda bu çalışmada, sömürgeci ve sömürülen Latin Amerika yerel halkları arasındaki tarihsel ilişkiler araştırılmıştır.Öğe Cumhuriyet Dönemi Kalkınma Planlarında Turizmin Tematik Nitel Veri Analizi İle İncelenmesi(Aksaray Üniversitesi, 2024) Tuncer, Mehmet1923 yılında cumhuriyet ilan edilen Türkiye’de, 1963 yılına kadar ciddi bir kalkınma planı ortaya konmamıştır. 1963 yılında 5 yıllık kalkınma planların olduğu bir dönem başlamıştır. Kalkınma planları, Türkiye’de ekonomik ve sosyal alanda gerçekleştirilecek büyümeyi gösteren temel politika belgeleridir. Bu belgeler içinde Türkiye’nin sosyal ve ekonomik gelişimine doğrudan katkı sağlayan turizme de yer verilmiştir. Buradan hareketle, bu çalışmada 11 kalkınma planında turizm başlığı altında yer alan veriler analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda 11 kalkınma planındaki turizm başlığı altındaki metinler kalkınma planlarından ayrılmıştır. Bu belgeler, içerik ve doküman analizi yapabilmek için nitel araştırma proğramı olan MAXQDA’ya yüklenmiştir. Bu belgelerde yer alan veriler 2 ana tema ve 20 alt tema altında incelenmiştir. Analizler sonucunda kalkınma planlarındaki turizm başlıklı belgelere yönelik kodlar ve frekansları, kelime bulutları ve kodlar arası ilişkileri gösteren kavram ağları elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında, hedef cümlelerine daha fazla rastlandığı görülmüştür. Ayrıca, kalkınma planlarında mevzuat ve kurumlara yönelik daha fazla değerlendirmelerin olduğu tespit edilmiştir.Öğe Ulusal plândan uluslararası rekabete bir karşılaştırma: Erdemir ve Posco için çalışma sermayesi etkinlik ölçümü (2011-2021)(Aksaray Üniversitesi, 2024) Ergün, Ümit Remzi; Kılınç Savrul, BurcuAşırılıklar çağı olarak da betimlenen 20’inci yüzyıl, daha önce benzeri görülmemiş felaketler ve iki kanlı savaş ile üç kuşak üzerinde silinmez izler bırakmıştır. Hiperenflasyon ve ekonomik bunalımlardan elde edilen deneyimler, normal zamanlarda erişilmesi güç özel ekonomik hedeflere erişme konusunda yeni yöntemlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da icat edilerek uygulamaya alınan planlı ekonomi de bu yöntemlerden biridir. Ekonomik kalkınmayı hedefleyen ülkelerde iktisadi sorunların giderilmesi ve yatırımcıya güven verilmesi amacını taşıyan kalkınma planları günümüzde de önemini korumaktadır. Bu çalışma, beş yıllık kalkınma plânları sonucunda iki farklı ülkede aynı dönemde kurulan ve günümüzde birbiri ile uluslararası rekabetçi konumda bulunan iki demir çelik firmasının çalışma sermayesi etkinlik düzeyini Bhattacharya tarafından geliştirilen endeks etkinlik düzeyi yöntemi ile ölçmektedir. Güney Kore’den Posco ve Türkiye’den Erdemir firmalarının 2011-2021 yılları arası yıllık verileri kullanılarak kullanım endeksi, performans endeksi ve etkinlik endeksi değerleri hesaplanmıştır. Hesaplamalar sonucunda ulaşılan bulgular her iki firmanın da etkin bir çalışma sermayesi yönetimine sahip olduklarını göstermektedir. Elde edilen sonuçların yıllara göre değişiminin küresel ve iktisadî olaylarla ilişkilendirilebilmesi çalışmanın ve yönteminin tutarlı olduğuyla desteklenmiş ve bulguların teorik beklentilerle uygun olduğu görülmüştür.Öğe Covid-19 pandemi döneminde türk bankacılık sektörünün çağrı merkezi performansı üzerine değerlendirme(Aksaray Üniversitesi, 2024) Özbek, TülayCovid-19 pandemi döneminde en çok etkilenen sektörlerin başında bankacılık sektörü gelmektedir. Bu etki müşterilerin ihtiyaç, istek ve özellikle harcama davranışlarında olmak bankacılık sektörünün çalışma modellerinde de değişim ve dönüşüme yol açmıştır. Bankacılık sektörü Covid-19 krizinde esnek, uzaktan ve hibrit çalışma modellerini yaygın olarak uygulayan sektörlerden biri olmuş ve bu çalışma modellerini belli oranda kalıcı hale getirmeyi planlamıştır. Bu süreçte bankacılık sektörünün en büyük avantajı şubeye gitme ihtiyacını ortadan kaldıran alternatif dağıtım kanallarına sahip olmasıdır. Bu çalışmanın amacı; bankacılık sektörünün alternatif dağıtım kanallarından biri olan “Çağrı Merkezlerinin” performansını ölçmek için sıklıkla kullanılan temel performans göstergelerinin (KPI’ler) salgın dönemindeki seyrini incelemektir. Bu amaçla; çalışmada çağrı merkezlerinde genel kabul görmüş temel performans göstergeleri çerçevesinde, TBB üyesi bankaların 2017-2021 yıllarındaki performans göstergelerine ilişkin parametreler ve değişim trendi açıklanmıştır. Ayrıca 2020 yılında yaşanmaya başlanan ve etkisi azalmış olmakla beraber halen devam eden Covid-19 pandemisine ilişkin değerlendirme yapılmıştır. Salgında bankaların özellikle 2020 yılında bir önceki yıla göre çağrı yoğunluğunun ve müşteri temsilcisinde kaçan çağrı sayısının arttığı gözlemlenmiştir. Fakat buna rağmen bankalar salgın dönemine hızla uyum sağlamış ve çalışmada ele alınan performans ölçütleri açısından iyi bir performansla çalıştıkları sonucuna ulaşılmıştır.