Cilt 2, Sayı 2, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe A rare diagnosis of syncope: type 2 Brugada syndrome(Aksaray Üniversitesi, 2021) Güler, Sertaç; Üçöz KocaŞaban, DilberBrugada syndrome (BS) is an autosomal-dominant inherited genetic disorder characterized by mutations in cardiac sodium-channel genes, characteristic changes in electrocardiography (ECG) and associated with increased risk of ventricular arrhythmia and sudden cardiac death. BS mostly affects Asian races and its prevalence varies in different societies. Although it is a rare disease, it should be considered in patients admitted to the emergency department (ED) with the complaint of syncope. In a study, it was revealed that the main complaint in 28% of patients with BS was syncope. Here, we present a 19-year-old male patient who admitted to ED with the complaint of syncope and was diagnosed with BS.Öğe Pandemide maskelenen tanı: nüks sıtma olgusu(Aksaray Üniversitesi, 2021) Yılmaz, Mustafa; Alkan Çeviker, Sevil; Gülcan, Aynur; Dindar Demiray, Emine KübraSıtma ve COVID-19 benzer klinik şikayetlere (ateş, solunum güçlüğü, yorgunluk ve akut başlangıçlı baş ağrısı, vb) sahip olabilen iki enfeksiyon hastalığıdır. Bu vaka sunumunda; pandemi döneminde ateş yüksekliği ile başvuran ve nüks sıtma tanısı konulan, öncesinde Liberya’da sıtma tanısı konulup tedavi verilen bir olguyu sunmayı amaçladık.Öğe Covid 19 döneminde karantina uygulamalarının sağlık okuryazarlığı bakış açısıyla değerlendirmesi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Dindar Demiray, Emine Kübra; Alkan, Sevil; Öntürk, Hatice; Durgun, MehmetSağlık okuryazarlığı (SOY)kavramı,ilk kez S.K. Simond tarafından 1974 yılında kullanılmış ve 1998 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da “sağlığın korunması ve devamlılığı için kişinin sağlık bilgisine ulaşma, bu bilgiyi anlama ve kullanma becerisi” olarak olarak tanımlamıştır(1). Ancak çok uzun yıllar üzerinde durulmayan bu kavram, son yıllarda özellikle önem kazanmıştır (2). Tüm bu bilgi ve yetilerin zayıf olması durumunda, hastalar tedavilerini daha az anlamakta ve tedaviye uyum daha düşük düzeyde olmaktadır. SOY’nın düşük veya zayıf olması sadece hastalar için değil, aynı zamanda sağlık elemanları, sağlık kurum idarecileri ve hatta politikacılar açısından da önemlidir. Yine gün geçtikçe sağlık hizmeti kullanımını ve sağlık maliyetleri artmasından dolayı sağlık hizmetlerinin yeniden organize edilebilmesi ve yapılandırılmasında SOY büyük önem taşımaktadır(3-7). Özellikle salgın dönemi gibi durumlarda bu daha da önem arz etmektedir.Yine yakın zamanda COVID-19 salgını bize gösterdi ki; SOYhem bulaşıcı olmayan hem de bulaşıcı hastalıklar için oldukça önemlidir.Bireylerin, salgın durumlarında alınan kurallara (karantina gibi) uyum göstermesi için SOY düzeyinin arttırılması gerekmektedir (4,8).Türkiye’de tüm yaş gruplarında her 10 kişiden 7 ‘sinin yetersiz ya da sınırlı SOY seviyesinde olduğu ifade edilmektedir. COVID-19mortalitesinin daha yüksek olduğu kronik hastalıkları daha çok olan, 65 ve üzeri yaş insanlarda ise her 10 kişiden 9’unun sınırlı SOY bulunmaktadır(9). Bir ülkenin sağlık politikalarının esas hedeflerinden biri SOY’nın geliştirilmesi olmalıdır (6,7)Öğe Tedavi alan erkek eroin bağımlılarında sosyodemografik ve klinik özellikler(Aksaray Üniversitesi, 2021) Gıynaş Ayhan, Medine; Yıldızgören, EmineAmaç: Eroin bağımlılığı somatik, psikolojik ve davranışsal belirtileri olan, süreğenlik ve yineleme gösteren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda eroin bağımlılığı nedeniyle tedavi alan erkeklerin sosyo-demografik ve klinik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem:Çalışmaya AMATEM polikliniğinde ayaktan tedavi gören ve DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre eroin bağımlılığı tanısı almış ardışık 18 yaş üstü 75 erkek hasta alındı. Klinisyenler tarafından oluşturulan yarı-yapılandırılmış sosyo-demografik görüşme formu dolduruldu. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 27.24±4.65 (yıl), ortalama eğitim süresi 9.76±2.83 (yıl) olarak saptandı. Hastaların %33.3’ü (n=25) evli, %76’sı (n=57) herhangi bir işte çalışmaktaydı. Sigara kullanmaya başladıkları yaş ortalama 14.67±3.29 (yıl), herhangi bir madde kullanmaya başladıkları yaş ortalama 18.23±4.26 (yıl) olarak saptandı. Hastaların %12’sinde (n=9) ailede madde kullanma öyküsü, %12’sinde (n=9) herhangi bir yolla intihar girişimi öyküsü mevcuttu. İlk kullanılan madde %72’sinde (n=54) esrar, %14.7’sinde (n=11) eroindi. Sonuç: Sonuç olarak bu popülasyonda madde kullanmaya başlama yaşının oldukça düşük olduğu, ilk kullanılan maddenin çoğunlukla esrar olduğu, eroin bağımlılığı tedavi süresinin uzun olduğu saptanmıştır. Bulgularımızın ülkemizin diğer bölgelerinde eroin bağımlılığı nedeniyle tedavi alan kişilerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmüştür.Öğe Erişkinlerde üriner sistem enfeksiyonları gelişiminde altta yatan risk faktörler, etkenlerin dağılımı ve antibiyotik duyarlılıklarının araştırılması(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kürklü Bozkır, Filiz; Çelik, İlhami; Sönmez Yıldırım, SevalAmaç: Üriner sistem infeksiyonları günümüzde en sık görülen bakteriyel infeksiyonlardır. Üriner sistem infeksiyonlarından sorumlu etkenler ve antibiyotik duyarlılıkları hastaneler hatta klinikler arasında farklılık göstermekte olup kültür sonuçları beklenirken başlanacak ampirik antibiyotik seçimi için o hastanedeki mikroorganizmaların antibiyotik duyarlılık durumlarını yansıtan raporların dikkate alınması gerekir. Bu çalışmada enfeksiyon hastalıkları kliniğinde yatarak tedavi edilen semptomatik üriner sistem enfeksiyon tanılı hastalarda risk faktörleri, en sık görülen etkenler ve bu etkenlerin antibiyotik duyarlılıklarının saptanması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışmada idrar kültüründe 105koloni/mL ve üzerinde üremesi olan idrar yolu infeksiyon tanısı konmuş, yatarak takip ve tedavi edilen 100 hasta çalışmaya alındı. Hastaların demografik bilgileri, semptomları, bilinen risk faktörleri, idrar kültür örneklerinden izole edilen etkenler ve antibiyotik duyarlılıkları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Bu çalışmaya üriner sistem infeksiyon tanısıyla yatan 100 hasta dahil edilmişti. Hastaların, yaş ortalaması 62.9±20.8 olarak tespit edildi.Hastaların %46’sı kadın, %54’ü erkekti.Hipertansiyon ve diabetes mellitus altta yatan en sık kronik hastalık olarak tespit edildi.Hastaların %43 ’ünde son bir ay içinde antibiyotik kullanım öyküsü olup en sık siprofloksasin (%15) kullanıldığı saptandı.ÜSE için risk faktörleri incelendiğinde en sık benign prostat hipertrofisi (%34), geçirilmiş üriner sistem cerrahisi (%24) ve üriner kateter (%18) tespit edilmişti.İdrar örneklerinden en sık izole edilen mikroorganizma literatür verileri ile uyumlu olarak Escherichia coli (E.coli) (%71) bulunmuştu.E.coli, Klebsiella, Pseudomonas aeroginosa ve Proteus türlerinin karbapenem duyarlılıkları %100 saptandı.E.coli izolatlarında fosfomisin direnci saptanmamıştı. Sonuç: Üriner sistem infeksiyon sıklığı ile birlikte tedavide kullanılan antibiyotiklere de direnç artmaktadır. Üriner enfeksiyonların ampirik tedavisinde en sık kullanılan antibiyotikler kinolonlar ve trimetoprim-sulfametoksazol olup çalışmada bunlara yüksek direnç saptanmıştır.Bu yüzden ampirik tedavide kullanırken dikkatli olunmalıdır.Bu çalışmayla; genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (extented spectrum beta-lactamase-ESBL) üreten ve üretmeyen E.coli izolatlarında fosfomisin direnci saptanmamış olup, özellikle ESBL üreten E.coli’nin neden olduğu komplike üriner enfeksiyonların ayaktan tedavisine de imkan verebilecek etkili bir antimikrobiyal olabileceği ortaya çıkmaktadır.Öğe Acil servise hasta müracaatı çalışan doktorlara göre değişiyor mu : özgün bir çalışma(Aksaray Üniversitesi, 2021) Şahin, Taner; Aslaner, Hümeyra; Korkmaz, Zübeyde; Altuntaş , Mükerrem; Erkan, Mustafa; Çelik, MuratGiriş/Amaç: Acil servisler hastanelerde hasta yoğunluğunun en fazla olduğu birimlerin başında gelmektedir. Nöbetlere göre değişmekle beraber acil servis çalışanları arasında özellikle bazı doktorların çalışma gününde acil servise daha fazla veya daha sıkıntılı hasta geldiği inanışı yaygındır. Bu doktorlar çalışanlar arasında literatürde “ black cloud”, ülkemizde ise “ uğursuz”, “şanssız“ veya ”düztaban“ olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca haftanın belli günlerinde acil servise hasta giriş sayısının daha fazla olduğuna inanılmaktadır. Bu çalışmamızdaki birincil amacımız; Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğini eğitim biriminde görevli acil tıp uzmanı ve asistanları arasında 1 Ocak 2017- 30 Haziran 2018 tarihleri arasında hasta müracaatının çalışan doktorlara göre değişip değişmediğini araştırmak, ikincil amacımız ise; haftanın günlerine göre hasta müracaatının değişip değişmediğini tespit etmektir. Gereç/Yöntem: Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniğinde görevli tüm çalışanlara anket yöntemiyle acil servisin birimlerinde hangi doktorun çalıştığında daha fazla hasta geldiği ve daha yoğun hasta gelişi olduğu, yani kendilerine göre hangi doktorun “düztaban” olduğu anket yöntemi ile sorulmuştur. Ayrıca çalışanlarına göre; haftanın hangi gününün daha yoğun olduğunu düşündükleri de sorulmuştur. Elde edilen anket sonuçları ile HBYS üzerinden 1 Ocak 2017-30 Haziran 2018 tarihleri arasındaki sayısal veriler kıyaslanarak SPSS 22 programı yardımı ile verilerin analizleri yapılmıştır. Tartışma ve Sonuç: Literatürde çalışanların “black cloud” algıları genellikle algıdan ibarettir. Çalışmamızda; çalışanların algılarına göre nöbeti en yoğun geçen ve en ağır hasta kabulü yapan acil tıp uzmanı ile nitel veriler arasında fark vardır. Ancak nitel verilere göre tüm ATU’lar iş yükünü eşit paylaşmaktadır. Acil servise en çok hasta kabulünün yapıldığı gün pazartesidir.Öğe The new epidemic disease of the digital age: are the computers enemy to our eyes(Aksaray Üniversitesi, 2021) Gürlevik, Uğur; Yaşar, ErdoğanAim: Many people work, especially due to the recent covid 19 pandemic lockdown, at home. These people are progressively increasingly exposed to digital screen use. This situation may express an explanation for the get a bigger ratio of myopia. Methods: In this prospective study, we evaluated the eye measurements of medical secretaries who use computers for 8 hours a day. Volunteers were followed before/after the work shift. (8am and 4pm) Refraction, intraocular pressure, axial length and lens thickness measurement, measurement of anterior segment parameters (central corneal thickness, horizontal visible iris diameter, corneal volume, anterior chamber depth, anterior chamber volume, anterior chamber angle, pupil diameter) mean were recorded. Result: 110 eyes of 110 volunteers were included in the study. The mean age of the volunteers was between 25 and 47 and the mean was 35.8 ± 5.8. There were 95 (86%) female and 15 (14%), male volunteers, by gender. Comparing before and after the work shift spherical refraction ( pre-shift -0,29±1,46 / post-shfit -0,54±1,57 )(p<0,001), lens thickness ( pre-shift 3,71±0,35 / post-shift 3.74±0,30)(p=0,006) and pupil diameter (pre-shfit 3,43 ±0,41 / post-shfit 3,23±0,54 )( p<0,001) were detected. No significant change was found in other parameters. (p> 0.05) Conclusıon: Considering the one day period, there are some changes in corneal biomechanics in long-term computer users and this situation may explain the development of myopia.Öğe Acil serviste yapay zeka kullanımı(Aksaray Üniversitesi, 2021) Ertürk, Zamir Kemal; Ertürk, BahadırYapay zeka, bir bilgisayarın veya bilgisayar kontrollü bir makinenin akıl yürütme, anlamlandırma, genelleme ve deneyimlerden öğrenme gibi daha yüksek zihinsel süreçlerle ilgili görevleri yerine getirme yeteneğidir. 80’ler ve 90’larda yapay zeka üzerine bir çok çalışma yapıldı ancak toplumların aktif olarak kullanımı 2000’li yıllarda olabildi. Yapay zeka uygulamalarının ve derin öğrenme algoritmalarının tıp alanında özellikle acil servislerde kullanımı hızla artış göstermektedir. Bu yazıda yapay zekanın acil servislerde potansiyel kullanım alanları tartışıldı.Öğe İnönü Üniversitesi beden eğitimi ve spor öğretmenliği öğrencilerinin fiziksel aktivite durumları, beslenme bilgi ve davranış düzeyleri(Aksaray Üniversitesi, 2021) Oktay, Berfin; Gökçe, Ayşe; Özer, AliAmaç Sağlıklı yaşamın temelini yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte düzenli fiziksel aktivite oluşturmaktadır. Özellikle sporla uğraşan bireylerde yetersiz ve dengesiz beslenme performansı etkilemekle kalmayıp ciddi sakatlıklara neden olabilir. Bu araştırmanın amacı; beden eğitimi ve spor öğretmenliği öğrencilerinin fiziksel aktivite durumlarını, beslenme bilgi ve davranış düzeylerini belirlemektir. Yöntemler Kesitsel tipteki bu çalışma 110 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için Spor Bilimleri Fakültesinden ve Bilimsel Araştırmalar ve Yayın Etiği Kurulundan yazılı izin alınmıştır. Veri toplama aracı olarak oluşturulan anketlerde sosyo-demografik sorular, öğrencilerin fizik aktivite durumunu ölçen sorular ve beslenme bilgi ve alışkanlıkları ile ilgili sorular yer almaktadır. İstatistiksel analizlerde ki-kare testi, kullanılmış, tüm değerlendirmelerde p<0.05 düzeyi anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular Çalışmaya katılan öğrencilerin %66,4’ü günde 3 ana öğün, %20’si günde 3 ara öğün tüketmektedir. Öğrencilerin %64,5’i öğün atlamadığını ifade ederken, antrenman yaptığı günde özel bir beslenme programı uygulayanların oranı %26,4’tür. Öğrenciler sporcu beslenmesi konusundaki bilgilerini %36’sı okuldan, %31’i ise antrenörden edinmektedir. Sonuç Öğrencilerin büyük kısmı ana öğün atlamıyorken, ara öğünleri atlayanların oranı daha yüksektir. Çalışmaya katılan öğrencilerin büyük bir kısmı spor yaptıkları günlerde özel bir beslenme programı uygulamamaktadır. Öğrencilerinin eğitim müfredatlarında sporcu beslenmesi konularına yer verilmelidir.Öğe Sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu öğrencilerinin tıbbi atık bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin incelenmesi(Aksaray Üniversitesi, 2021) Öntürk, Hatice; Alkan Çeviker, Sevil; Dindar Demiray, Emine KübraAmaç: Çalışmamızda, sağlık programlarında eğitim almakta olan ön lisans öğrencilerinin tıbbi atık kontrolü sürecinde tıbbi atıkların toplanması, ayrıştırılması ve yönetimi konusunda, bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi, eğitimde eksiklik tespit edilen başlıklar konusunda, sonrasında eğitim verilmesi amaçlandı. Yöntem: Tanımlayıcı tipte olan çalışmamızın evrenini; sağlık programlarında öğrenim görmekte olan, klinik uygulamalarda yer alan (hastane, Aile Sağlığı Merkezleri, 112 Komuta Merkezleri) 640 öğrenci oluşturdu. Veriler araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyal medya/ elektronik mail ile katılımcılara ulaştırılan Google Forms web uygulaması kullanılarak toplandı. Çalışmaya dahil edilme kriteri; gönüllülük ve ve öğrencilerin klinik uygulamalarda yer alması idi. Bulgular: Çalışmaya %82,7’si (n=329) kadın, %17,3’ü (n=69) erkek cinsiyette olmak üzere 398 gönüllü öğrenci katıldı. Çalışmaya en sık; 21-24 yaş aralığındaki (%50,8) ve çocuk gelişimi (%%30,2) bölümlerinde öğrenim görenlerin katıldığı saptandı. Çalışmamızda çalışmaya katılanların öğrencilerin tıbbi atık konusundaki eğitim alma oran %44,2 olarak saptandı. Bilgi düzeyini ölçen soruların değerlendirilmesinde ise; öğrencilerin çoğunun bilgi formundan aldıkları puanların, eğitim almadıklarını belirtmelerine rağmen diğer çalışmalara göre yüksek olduğu saptandı. Sonuç: Sonuç olarak, çalışmaya katılanların öğrencilerin tıbbi atık konusundaki eğitim alma oranlarının oldukça düşük olduğu saptandığından ivedilikle öğrencilerin tıbbi atık konusunda eğitim faaliyetlerinin başlanması gerektiği düşünülmektedir.