Cilt 1, Sayı 2, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 13 / 13
  • Öğe
    Aksaray'ın tarihi önemi ve vakıfları
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Oral, M. Zeki
    1932-1941 senelerinde Niğde tarihi, 1942 - 1954 yıllarında Konya tarihi tetkikleri ve neşri ile meşgul olurken Niğde‘nin; Nahita, Nakita, Nikide, Niğde, Konya‘nın; İkonyom, Kuniye diye anıldığı Hititler, Kapadokyalılar, Roma ve Bizanslılar zamanında adı Kursaura, Garsaura, Archelais olan bir belde karşıma çıkıyor. Niğde, Konya tarihleri nereye kadar uzanıyorsa Kursaura, Archelais de beraber geliyordu. Selçukîler devrinde Anadolu şehirlerinden bazıları, eski adlarının biraz değişmesi ile devam eder. En yakın misali yukarıda yazdığımız Niğde ve Konya‘dır. Bazı şehirler ise eski adlarını bırakmış birer vesile ile yeni adlar almışlardır. Phiemilyum=Akşehir, Kapadokya Krallarının sonuncusu adiyle anılan Archelais= Aksaray isimleri de bu kabildendir.
  • Öğe
    Aşk'ın felsefesine dair
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Evren, Mehmet
    Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü, Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Özden tarafından yayın hayatına kazandırılan nadide eserlerden biri olan "Aşk Felsefesi, Türk ve Batı Düşüncesinden Örneklerle" adlı kitabı Arı Sanat Yayınları tarafından İstanbul‘da 2007 yılında çıkmıştı. Kitabın 2. baskısı da aynı yayınevinde 2012 yılında "Aşk‘la" adıyla yayınlandı.
  • Öğe
    Evrim ve hür irade: Darvinci doğadışılığın savunması
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Lemos, John; Çiçek, Nuri
    Otonominin Doğal Seleksiyonu adlı son kitabında, Bruce Waller, "Doğal Otonomi" olarak adlandırdığı bir görüşü savunmaktadır. Bu görüş, insanoğlunun, insan olmayan hayvanlarla paylaştığı, alternatif davranışları keşfetme kabiliyeti olan, fakat ahlaki sorumluluğu desteklemeyen bir otonomiye sahip olduğu düşüncesini içerir. Yazar aynı zamanda bu doğal otonominin, sivil girişimin etik prensip tarafından desteklenebileceğini ortaya atmaktadır. Bence sivil girişimin etik prensip tarafından desteklenmesi için, Waller'ın otonominin ya özgürlükçü teoriye ya da uyumcu teoriye ihtiyaç duyduğu görüşü tartışılabilir. Buna göre, değerlendirmeyi daha da ileri götürerek, Waller'ın aksine, özgürlükçü görüşün hem Darvinizm'le uyumlu olduğunu hem de nasıl otonom davranışların bunları gerçekleştiren faile ait olmasının mantıklılığı tartıştım. Böylece, özgürlükçü konumun Darvinciler için canlı bir konum olduğu sonucuna vardım. Fakat eğer doğacılık, çoğunlukla karşılaştığımız şekliyle, evrenin deterministik bakış açısını içerisinde barındırdığı şeklinde ele alınırsa (en azından kuantumdışı seviyede), makalem "Darvinci doğadışılığın" savunmasında yer edinmekte zorlanacaktır.
  • Öğe
    Allah'ın birliği ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbi olma konusunda kelâm ilmine ulaşmanın basamakları
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Koyuncu, Süleyman
    Eş Şeyh el Allâme Hafız b. Ahmet b. Ali el Hakemî, Ramazan‘ın 24. Gecesi Hicrî 1342, Mîladî 1924 tarihinde Madaya şehrine bağlı Selam kasabasında dünyaya gelmiştir. Mekke ulamasından birisi olan Hakemî o mıntıkada en çok bilinen meşhur bir âlimdir.
  • Öğe
    Liberal bir kültürde dini özgürlük mümkün mü?
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Crawford, David S.; Evren, Mehmet
    "Dini özgürlük kavramının ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken karşılaştığımız sorunlardan biri, siyasi ve hukuki liberalizm tarafından şekillendirilen kültürün, kabul edilebilir kamusal söylemidir."
  • Öğe
    Kendimizi tanımak ve öteki: Cemil Meriç'de avrupa medeniyetinin tekelleşmesinin eleştirisi
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Ak, Uğur
    Kendini tanımak, ötekini anlamaktan ve aradaki farkları bilmekten geçer. Batı, kendini tanırken hep bir öteki belirlemiş, onu bir düşman olarak görmüştür ve ötekine göre de konum almıştır. Bu konum, onun kendini sürekli dinamik tutmasını sağlayarak sürekli bir gelişimi de beraberinde getirmiştir. Cemil Meriç, bizim de kendimizi tanımamız gerektiğini ortaya koyar; fakat bu Batı'dan farklı olarak ötekini düşman olarak görmek değildir. Meriç için her medeniyet denktir ve her biri diğerinden faydalanmalıdır; ancak o, Batı medeniyetinin 18. asırdan itibaren elde ettiği teknik, iktisadi, askeri ve siyasi üstünlükle artık tek bir medeniyet algısı oluşturmasına karşı çıkmaktadır. Bu algı, özellikle geri kalmış medeniyetler tarafından da kabul edilen bir algı halini almasıyla sadece Batı değerlerinin kabul edilmesini de beraberinde getirmiştir. Biz bu çalışmada Meriç'in, bu algının yanlışlığını ve yeniden kendimiz olmamız için ortaya koyduğu çözümleri ele almaya çalışacağız.
  • Öğe
    Kur'an'da toplumsal çatışma
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Sarmış, Mustafa
    Kur'an insanların düşüncelerini ve dünya görüşlerini etkilemekte, böylece onların davranışlarını yönlendirmektedir. Kur'an'ın temel amacı, insanı ve toplumu Allah merkezli bir yaşamla tanıştırarak onların değişmelerini sağlamaktır. Kur'an, toplumlardaki haksızlıkların ve eşitsizliklerin önüne geçmekte ve kutsal olanın temel alınarak toplumun adaletli bir yapıya sahip olmasını istemektedir. Kur'an'a inanan mü'minler, bu düşüncelerle toplumun yapısını değiştirmek için çatışmaya girmektedirler. Kur'an, bu anlamda toplumsal çatışmaların mü'minlerin engellenmeleri nedeniyle ortaya çıktığını vurgulamaktadır. Kur'an, toplumsal çatışmalarda yöneticilerin ve gücün önemini belirterek, mü'minlere çatışma sürecinde toplumsal yasalar çerçevesinde belli bir yöntem izlemelerini istemektedir. Kur'an, sınıfsal, ekonomik ve çoğulcu toplumlardaki çatışmaları değerlendirirken toplumsal düzenin sağlanmasının yanında, çatışmaları kutsal bir zemin üzerine oturtmaktadır.
  • Öğe
    Eflâtûn ve Aristoteles'in politikaya dair görüşleri açısından İbn Haldûn'un mukaddime metni
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Özdemir, Muhammet
    Bu çalışmada, İbn Haldûn'un Mukaddime metni, siyaset felsefesine ilişkin temel Antik metinler bağlamında bir arkeolojiye tabi tutulmaktadır. Öncelikle Aristoteles'e ait Politika kitabının Ortaçağ İslâm felsefesinde bilinip bilinmediği, Arapçaya tercüme edilip edilmediği ve İbn Haldûn'un söz konusu metinden ne kadar haberdar olduğu tartışılmaktadır. İkinci olarak Antik Yunan filozofları olan Eflâtûn ve Aristoteles'in politikaya dair görüşlerinin temelleri üzerinde durulmaktadır. Üçüncü olarak Mukaddime'de yapılan politik değerlendirmelerin temel bağlamları ve iki Antik Yunanlı düşünürün fikirleriyle ilişkisine yer verilmektedir. Dördüncü olarak Mukaddime'deki politik görüşlerin özgünlüğü ve yeniliğine dair modern bulgulara değinilmektedir. Çalışmanın iddiasına göre, İbn Haldûn'un Mukaddime'de kullandığı tahlil yöntemi Aristoteles'in Politika'sındakine yakındır ve Aristoteles'in görüşlerinden habersiz olmayan Müslüman düşünür tarihi temel bir kavram yapması bakımından yenidir.
  • Öğe
    "Diyet" bir cezâ mıdır? (Cezâî ve medenî müeyyide açısından "diyet")
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Paçacı, İbrahim
    Hukuk kurallarının kabul ve tatbik edilmesini zorlamak amacıyla kanunlara konulan hükümlere hukukun müeyyideleri denir. Bu müeyyideler, mahiyetleri bakımından, cezaî ve medenî müeyyide kısımlarına ayrılır. Fıkıh kitaplarının ceza bölümünde ele alınan diyet, mağdur veya yakınlarının kaybını bir ölçüde tazmin etmeyi amaçlayan medenî müeyyidedir. Eylemin durumuna göre tek başına uygulanabileceği gibi, bir cezaî müeyyide ile birlikte de tatbik olunabilir. Diyet, aralarındaki bazı farklılıklara rağmen, günümüz hukuk sistemlerinde kabul edilen öldürme ve müessir fiillerde mahkemece takdir edilen maddî ve manevî tazminata benzemektedir. Diyetin miktarını belirlemek içtihadî bir konu olduğu için, günümüzde diyet miktarının, mahallî örf ve ülke şartları da göz önünde bulundurularak iki tarafın hakkını gözeten ölçüde bir değer olarak tespit edilmesi uygun olur.
  • Öğe
    Konu hadisleri bağlamında Mescid-i Nebevî ve orada yapılan ibadetlerin fazileti
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Örenç, Aşır
    İbadet maksadıyla ziyaret edilebilecek üç mescidden biri olan Mescid-i Nebî, İslamın on kusur yıllık Medine döneminin yönetim merkezi, istişare mekânı ve en önemlisi de ibadet merkezi gibi birçok fonksiyonu yerine getir-miştir. Ayrıca Hz. Peygamber'in kabrinin de bu mescidin içerisinde bulunması, Müslümanlar açısından daha bir önem arz etmektedir. Hz. Peygamber'in bu mescidde yapılan ibadetlerin Mescid-i Haram (Kâbe) hariç diğer bütün mekânlardan daha fazîletli olduğunu bildirmesi, kabrini ziyarete gelenlere çe-şitli müjdeleri haber vermesi sebebiyle Müslümanlar, kabr-i şerifi ziyareti tarih boyunca önemsemiş, en önemli ibadetlerden kabul etmiş ve Mescid-i Ne-bevî'yi de ziyaret ederek orada ibadet etmeye gayret göstermişlerdir.
  • Öğe
    An outline of Qunawi's reflections on divine names in terms of Oneness Of The Being/Wahdat Al-Wujûd
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Doğan, Ali Fahri
    Being one of the most important figures among the wahdat al-wujûd(oneness of the being) theoreticians, Qunawi paid a significant attention to the Divine Names, like his predecessor ibn Arabî. Unlike the authors of classical period of su fism, Qunawi tackled the issue of Divine Names not only with regard to the Dhikr/rememberance/repitition of the divine names but also to ontological concerns. He placed the Divine Names in a central position while describing his Sufistic ontology. According to him, the first things manifested/disclosured from the God are His names and attributes. Everything in the physical world is the self-disclosure of a divine name, or the loci of manifestation/madhar of that name. These divine names have got such an eminent position in Qunawi's ideas that it is almost possible to consider his reflections on the divine names paramount to his ontological views. From the point of view that Qunawi's ontology is mainly based on Divine Names, an outline of his reflections on divine names has been introduced in this study.
  • Öğe
    Ahlak felsefesi ekseninde günah kavramı
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Ocak, Hasan
    İnsanoğlunun dünyasında iki temel kavram vardır: Güzel ve çirkin, doğru ve yanlış, sevap ve günâh. Bu ikilemin varlığı insanoğlunun hürriyetinin bir neticesidir. Zira özgürlüğü olmasaydı söz konusu ikilemlerden biri olmayacak diğeri ile zorunlu olarak yetinecekti. Dini emir ve yasaklara karşı gelme ve yaratıcıya başkaldırmanın da ortak adı olan günah da, bu zıt ikilemlerden birisidir. İnsanoğlu bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Günah, bu imtihandan beklenen neticenin ortaya çıkması için imtihanın bir gereğidir. Günahların olmayışı, insanın imtihanı kaybetme ihtimalinin/hakkının olmaması demektir.
  • Öğe
    التشهير الاعلامي حقيقته وإثاره دارسة مقارنة بين الشريعة الإسلامية والقانون
    (Aksaray Üniversitesi, 2014) Abed, Adel
    Teşhirin normal ve anormal olan çeşitleri vardır. Duruma göre de hükmü değişir; mubah veya haram teşhir gibi. Hüküm değiştiği gibi ceza da değişir. Fakihler, teşhirin tazminatı konusunda üç farklı görüş ortaya koymuşlardır. Birincisi, manevi zararların tazminatının maddi şekilde ödenmesinin caiz görülmesidir. İkincisi; her durumda manevi zararların tazminin caiz olmamasıdır. Üçüncüsü ise; manevi zararların ta'zir yoluyla maddi olarak ödenmesinin caiz olmasıdır. Bu durumda iş, yargıya taşınır. Modern hukuka gelince, bazı devletler, teşhir suçuyla ilgili bazı cezalar koymuşlar, basın hürriyetini sınırlamışlar ve basına yansımış teşhir için büyük miktarda maddi tazminatlar getirmişlerdir.