Cilt 2, Sayı 4, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Aksaray Ulu Camii(Aksaray Üniversitesi, 2015) Konyalı, İbrahim HakkıCami, Aksaray çarşısında kendi adını verdiği mahallede şehir parkının doğusundadır. Sağında Kız Sanat Okulu, solunda kütüphane vardır. Cami‘nin batı ve kuzey taraflarına birisi mumyalık damının üstüne perişan bir halde atılmış dört kitâbeli taş buldum. Bunlardan birisi evvelâ Cami‘nin içinde abdest musluğu halinde kullanılırken tamir sırasında dışarıya çıkarılan ve müezzin meşrutasının önüne yerleştirilen tarihî Roma lâhdinin üzerine gelişigüzel konmuştur. Üstünde iki satır halinde güzel bir sülüs ile şu kitâbe okunur: ??????? ??????? ? ?????? ??????? ???????? ?? ????? ??? ?????? ??? ?????? ????Öğe Dolaylı yoldan doğrudan bakışa "İnsan felsefesi"(Aksaray Üniversitesi, 2015) Çiçek, NuriYazarın önsöz‘de belirttiği üzere eserin amacı felsefe tarihindeki insan ile ilgili değerlendirmeleri ele almak ve bağımsız bir problem alanı olarak insan probleminin şekilleniş sürecini değerlendirmeye çalışmaktır.Öğe Konuşma öncesi dönem çocuklarının sosyalite değerlendirmesi(Aksaray Üniversitesi, 2015) Hamlin, J. Kiley; Wynn, Karen; Bloom, Paul; Evren, Mehmetİnsanların diğer insanları değerlendirebilme kapasitesi, sosyal dünya içerisinde yollarını bulabilmek için temel öneme sahiptir. İnsanlar, çevrelerinde bulunan diğer insanların hareketlerini ve niyetlerini yorumlayabilmek ve kimin arkadaş kimin hasım, kimin uygun bir sosyal partner olabileceği, kimin olamayacağı konularında doğru yargılarda bulunabilmek durumundadır. Gerçekte, tüm sosyal hayvanlar kendilerine yardımcı olabilecek bireysel türdeşlerini tanıma ve bu bireyleri kendilerine zarar verebilecek olan diğerlerinden ayırt edebilme kabiliyetinden faydalanmaktadır. Yetişkin insanlar diğer insanları hızla ve otomatik olarak, hem davranış hem de fiziksel özellikler temelinde değerlendirirler, fakat ontogenetik orijin ve bu kabiliyetin gelişimi iyi anlaşılmamaktadır. Burada, 6 ve 10 aylık çocukların diğerlerine karşı davranışlarını, o bireylerin sempatik mi kaçınılması gereken birimi olduğuna karar vermelerinde göz önüne alındığını gösteriyoruz.Öğe Ahlak felsefesinin krizi: Neden bu kadar belirsiz olan etik temeller aranır?(Aksaray Üniversitesi, 2015) Macintyre, Alasdair; Kader, CemzadeBazen etik temeller hakkında bilgi elde etme ihtiyacı ortaya çıkar. Bu ihtiyaç ortaya çıktığında, genellikle bu bir kültür için kriz noktasına işaret eder. Bu tür durumlarla karşı karşıya kalmış olan geçmiş kültürdeki kahinler farklı dönemlerde çeşitli türler ortaya çıkarmıştır. Helenistik inançlar, Augustus‘un etkisi, Aziz Benedict‘in kuralları bu tür krizlerin hepsine birer yanıt niteliğindedir. Ama en az üç kere mahkemeye davet edilen ahlak filozofları da olmuştur. Örneğin; 12. yüzyılda ?Ethica? bizim ?ahlak? kelimesine karşılık gelen anlamını aldı; 18. ve 19. yüzyıllara gelindiğinde ise, ahlaki gerekçelerin laik rasyonel biçimi dini otoritenin eksik bıraktığı yerleri doldurmak için gereklidir.Öğe Personalizmin iki kurucusu N. A. Berdiyaev ve Emmanuel Mounier(Aksaray Üniversitesi, 2015) Gorohov, A. V.; Mominov, KasımN. A. Berdiyayev’ın felsefi mirasının XX. Yüzyıl Batı Avrupa felsefi akımlarına aktif bir şekilde etki etmiş olduğu hiç kimse için bir sır değildir. Varoluşçu felsefenin temsilcileri, felsefi antropoloji, Yeni Tomistler ve Personalistler ya Rus düşünürlerini yakından tanıyorlardı ya da kendi yaratıcı düşüncelerinde onların orijinal fikirlerinden yararlanıyorlardı. Berdiyaev’in eserlerinin birçok dile çevrilmiş olması, onu Avrupa’nın felsefi hayatında etkili kıldığı gibi felsefe aleminde de Rus filozof figürünün önemini ortaya koymuştur. 90’lı yıllarda Berdiyaev çalışmaları ülkede yeniden gündeme gelerek okurların önemli ölçüde ilgi odağı haline gelmiştir. Berdiyaev’in eserleri üzerine yapılan araştırmalar çok ve çeşitli olmakla beraber çoğu zaman çelişkilidir.Öğe Takrir-i Sükûn kanununa dair bazı düşünceler(Aksaray Üniversitesi, 2015) Sarıay, ErcümentTürk demokrasi tarihinde Takrir-i Sükun Kanunu’nun özel bir yeri vardır. Kanunun çıkarıldığı dönemin siyasal yapısı dikkate alındığında, öncesi ve sonrasındaki gelişmeler Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde, önemli kırılmalara yol açmış, siyasal yönetim anlayışı, muhalefetsiz bir tek parti iktidarına dönüşmüştür. Takrir-i Sükun Kanununa tarihsel açıdan bakıldığında farklı yaklaşımların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu yaklaşımlar genel itibariyle, ideolojik bir bakış açısını yansıtmaktadır. Çalışma ideolojik yaklaşımlardan kaçınılarak, Takrir-i Sükun Kanunu’nun demokrasi tarihimizdeki etkileri ve dönemin siyasal anlayışını ortaya koymayı amaçlamaktadır.Öğe İngiliz Edebiyatı’nda bir mistik: William Blake(Aksaray Üniversitesi, 2015) Doğan, Ali Fahriİnsanoğlu tarih boyunca hiçbir zaman bu fani dünya ile yetinmemiştir. Belkide cennetten yeryüzüne indirilmeden mütevellid hasret ve vuslat arzusu, hem semâvî dinlerin hem de gayri semâvî dinlerin müntesiplerinin hissettikleri duygulardır. Fânî dünyadan memnun olmayan insanların ötelere olan iştiyâkıyla başlamış olan mistisizm, tek tanrı inancına sahip dinlerde Allah aşkını gaye edinmiştir. Bu makalede Hıristiyan bir mistik olan William Blake‘in hayatına kısaca göz attıktan sonra onun mistik düşünce yapısını inceleyeceğiz. Blake‘in Mistik düşüncelerini incelerken, Tasavvuf‘ta da karşılaşabileceğimiz noktalar olacaktır. Ancak bu ortak noktaların analizi başka çalışmalara bırakılmıştır.Öğe Mâturîdî’de sabır, şükür ve hikmet ilişkisi(Aksaray Üniversitesi, 2015) Oral, OsmanSabır, başa gelen sıkıntı ve belâlar karşısında, metanet gösterip olumsuzlukları olumlu kılma, şükür ise Allah‘tan veya insanlardan gelen nimet ve iyiliklerden dolayı duyulan minnettarlığını söz ve ifade ile göstermektir. Ehl-i Sünnet âlimlerinden Ebû Mansûr el-Mâturîdî (ö.333/944)‘de Şükür ve sabır kavramları aralarında nüans olmakla beraber birbirine yakın bir anlamda kullanılmışlardır. Belâ ve musibetleri kabul etmeye sabır, nimetleri kabul etmeye ise şükür denir. Yüce Allah, Hazreti Adem‘i ağaca yaklaşmamakla imtihan ettiği gibi, evlatlarını da her hal ve durumda sabır ve şükürle imtihan etmektedir. Bu imtihan da kulun belâ ve musibetlere karşı sabretmesi, nimetleri kabul etmeye ise şükür etmesiyle gerçekleşir. Çünkü hikmet dünyasında kişinin başına gelen her şey gizli bir sebep ve hikmetin gereğidir. Böylece Mâturîdî, sabır ve şükür konusundaki hikmet bakış açılarıyla kendinden sonraki bilginleri etkilemiştir. Bu çalışmada Mâturîdî‘nin sabır ve şükür kavramları hakkında görüşleri değerlendirilecektir.Öğe Cumhuriyet dönemi lise felsefe müfredatlarında din algısı ve ideolojik arka plan(Aksaray Üniversitesi, 2015) Çifçi, Osman Zahid; Ovacık, ZübeyirCumhuriyet, eğitim, felsefe ve din kavramlarının bir arada kullanıldıkları bir üst başlık Türkiye‘de çağdaş düşüncenin seyrini açıklamada anahtar kavramlar olarak konuyla ilgili olanlar açısından çok dikkat çekici olsa gerektir. Fakat bu çalışma, Tanzimat döneminde yoğun bir şekilde kendini gösteren materyalist ve idealist akımlar arasındaki tartışmaları veya lise felsefe ders kitaplarında dinin veya metafizik problemlerin nasıl tartışıldığı meselesi üzerinde yoğunlaşmamaktadır. Bu çalışma, kabataslak bir şekilde sadece müfredat üzerine dikkatleri çevirmeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte Cumhuriyet dönemindeki felsefe öğretiminde din problemini merkeze alarak geniş bir müktesebatı tartışmayı en azından gündeme getirmektedir. Ayrıca çalışmanın bir diğer amacı da programları oluşturan ideolojik altyapıyı tespit etmektir. Elbette ki müfredat üzerine kabataslak dikkat çekmek bile batılılaşma, cumhuriyet, metafizik, din, felsefe gibi kavramların ima ettiği ilgi çekici konulara zihni kışkırtmaya yetecektir.Öğe Taberî’ye yöneltilen tenkitler bağlamında yedi harf ve kıraatleri savunma refleksi(Aksaray Üniversitesi, 2015) Hanay, NecattinTaberî’ye göre yedi harf (ahruf-i seb‘a) müteradif (benzer anlamlı) ifade biçimleridir. Ne var ki Hz. Osman, yedi harfin altısını dışarıda bırakarak sadece biriyle mushafları istinsah ettirmiş, mevcut kıraat birikimi de bu bir harfin içindeki farklılıklar olarak özü itibariyle kurrâ tarafından haber-i vâhid şeklinde nakledilmiştir. Bu sebeple Taberî tefsirinde, bir kıraatin tilavet edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi için kıraat rivayetlerinin ittifak/icmâ etmesinin veya kurrânın çoğunluğu tarafından okunmasının önemine özellikle vurgu yapmaktadır. Bu anlayışı onun, Kur’an ve kıraat ayrımı yaptığı anlamına gelmektedir. Kendisinden sonra mütevatir olarak kabul edilen kıraatlerden bazılarını başta icmâa muhalefeti sebebiyle çeşitli açılardan tenkide tabi tutması da bunu göstermektedir. Geleneksel düşüncede ise bir kıraatin seb‘a veya ‘aşere kurrâsından nakledilmesi demek, onun hiçbir şekilde sorgulanamayacağı anlamına gelmekte ve böyle bir sorgulama ya da rivayet edilen metnin tenkidi çoğunlukla Kur’an’ı eleştirmekle eşdeğer kabul edilmektedir. Haliyle Taberî’nin, “mütevatir” kabul edilen kıraatleri çeşitli açılardan eleştirmesi, imanı ve aynı zamanda Kur’an’ın mevsukiyetini haleldar edeceği endişesiyle sakıncalı ve tehlikeli addedilmekte; hatta Taberî, kıraat ilmi açısından itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. İşte elinizdeki çalışma mezkûr tenkitleri belli değerlendirmeler eşliğinde ele almaktadır. Netice itibariyle Taberî’ye yöneltilen eleştirilerin yerleşik kabullerle ve savunmacı bir tepkiyle yapıldığı ortaya konulmaktadır.Öğe Yahudilik ve Hıristiyanlığın engellilere bakışı(Aksaray Üniversitesi, 2015) Baybal, Mustafa SamiÇok eski tarihlerden beri insanlığın önemli problemlerinden biri olan engellilik, her yerde ve her zaman var olan bir olgudur. Bu olgunun dinle ilişkilendirilmesi de son derece tabiîdir. Çünkü dinin konusu insandır ve insanın müdahil olduğu her konu dini de ilgilendirir. En azından bazı insanların hayatının bir parçası olarak karşımıza çıkan engelliliğin anlam alanı ile dini birbirinden koparmak oldukça zor olsa gerektir. İşte söz konusu ilişki bağlamında ilâhî dinler arasında önemli bir konuma sahip ve çok sayıda müntesibi bulunan Yahudilik ve Hıristiyanlığın engellilere nasıl baktığına ilişkin birtakım mülâhazalara, adı geçen iki dinin kutsal metinlerini de referans alarak yukarıdaki başlık altında yaptığımız çalışmada yer verilecektir.Öğe Is “Islamic fundamentalism” possible?(Aksaray Üniversitesi, 2015) Toku, NeşetFundamentalism is the religious Protestant movement that developed upon the spreading of the “millennium” belief, which belongs to the Christian theo-logy, in the USA towards the end of 19th century. Nowadays the word “funda-mentalism” is used, sometimes explicitly and sometimes implicitly, to refer to Islam as an equivalent of intolerance, pro-violence and fanaticism. This propa-ganda is so great that recognition of Islam by a Muslim raises the risk for him to be qualified as fundamentalist. In this essay, we will interrogate whether it is possible or not to establish a relation between fundamentalism, which is a wes-tern phenomenon, and Islam by examining historical and cultural background of the both.