Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe II. Abdülhamid dönemi sosyal hizmet kurumları(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Buldu, Nazik; Aslan, Taner"Toplum" kavramının ortaya çıkmasıyla beraber kimsesiz, yoksul, yetim, öksüz çocuklar, kısacası ihtiyaç sahiplerine yardım etme duygu ve arzusu sosyal hizmetin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti'nde kuruluştan itibaren gerek dini gerekse sosyal alanda pek çok sosyal hizmet faaliyet yürütülmüştür. Osmanlı Devleti'nde sosyal hizmet düzeni II. Mahmut sonrası Tanzimat Fermanı ile başlamıştır. Sosyal hizmetin gelişimi sanayi devrimi ile orantılı ilerlemiştir. Osmanlı Devleti'nde sanayileşme diğer Batılı ülkelere göre geç olduğu için sosyal hizmet de buna bağlı olarak geç gelişmiştir. Osmanlı Devleti'nde sosyal içerikli gelişmeler XIX. yüzyılın son çeyreğinde başlamıştır. Özellikle Sultan II. Abdülhamid döneminde açılan kurumlar sosyal gelişmelere önemli katkı sağlamıştır. Sosyal hizmet, Osmanlı Devleti'nde ilk olarak hayırseverler ve vakıflar tarafından verilmeye başlanmış; daha sonra Sultan II. Abdülhamid'in tahta çıkmasıyla beraber bu hizmetler, Darülaceze, Darulhayr-i Ali ve Hamidiye Etfal gibi yeni kurulan kurumlar tarafından verilmeye başlanmıştır. Tez çalışmasında II. Abdülhamid döneminde sosyal hizmetlerdeki gelişmeler ele alınmıştır.Öğe James B. Fraser'a göre Türkmenler ve Hive, Buhara, Hokand Hanlığı (1821-1822)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Durgun, Sevilay; Ükten, Selim SerkanDünya ve Türk Tarihi için önemli bir coğrafi konuma sahip olan Türkistan, başta Türklerin ana yurdu olmakla birlikte birçok devlete ev sahipliği yapmıştır. Türkistan jeopolitik konumu dolayısıyla siyasi çekişmelerin yaşandığı bir coğrafya olmuştur. Bu konuda özellikle XVIII. yüzyılda sömürgeci devletler için önemli bir konu haline gelmiştir. Özellikle Rusya ve İngiltere'nin bu topraklarda hâkimiyet kazanma çabası göze çarpmaktadır. Rusya'nın XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ilgisini yağunlaştırdığı görülmüş ve bu ilgi XIX. yüzyılda hanlıkların tamamen işgaline kadar olan süreç devam etmiştir. İngiltere'nin ise bu konuda emperyalist amaçları açısından önemli bir konuma sahip Doğu Hindistan Şirketini (East India Company) kurması ve ardından Hindistan'a tamamen hâkim olması, her iki devleti rekabet içine sürüklemiştir. Türkistan için rekabete giren her iki devlet, burada nüfuz sahibi hanlıkların siyasi varlıkları hakkında bilgi edinebilmek amacıyla farklı meslek gruplarına sahip olan kişilerin Türkistan coğrafyası hakkında keşif yapması ve bölge hakkında bilgi toplaması istemiştir. Bu açıdan da İngiltere İskoç yazar ve seyyah olan James Baillie Fraser'ı Türkistan coğrafyasına göndermiştir. Onun bu seyahati sırasında kaleme aldığı önemli eseri "Narratıve of a Journey ınto Horasan in the Years 1821 and 1822," tezin ana konusu çerçevesinde Teke, Yomut ve Göklen Türkmenleri; Türkistan'ın önemli devletleri olan Buhara, Hive, Hokand Hanlıkları ve şehirleri hakkında kapsamlı bilgiler sunmuştur. Bu konuda verdiği önemli malumatlar ışığında Türkmenlerin sosyo-kültürel yapılarını; Hive Hanlığı'nda Muhammed Rahim Han, Buhara Hanlığı'nda Şah Haydar ve Hokand Hanlığı'nda Ömer Han'ın karakteristik yapıları ve devlet yönetim usulleri hakkında detaylı bilgiler edinmekteyiz. Ayrıca Hanlıkların sınırları, siyasi, sosyal, askeri, iktisadi, kültürel yapıları ve şehirleri hakkında bilgi vermektedir. Bu açıdan tezin ana konusu ve çalışmasını belirleyen bu bilgileri, İngilizceden Türkçeye tercüme edilmiştir. Eser önemini ortaya konan malumatlar sayesinde 1821-1822 yılında Türkmenler ve Batı Türkistan Hanlıkları olan Hive, Buhara ve Hokand Hanlıkları hakkında çok kıymetli bilgiler sunmaktadır. Böylece Fraser'ın aktardığı bilgilerin Türkistan tarihi açısından ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.Öğe Filistin'e Yahudi iskânında Jewish Colonization Association'ın faaliyetleri(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Halilli, İrade; Sarı, MuhammedYahudilerin Filistin topraklarına göç ve iskanı konusu hem Yahudi hem de Filistin tarihi açısından önemli bir yer teşkil eder. Avrupa toplumundaki Yahudilerin ulusal, medeni, yasal ve siyasi statüleri zamanla Yahudi sorununu meydana getirmiştir. Hıristiyan Avrupa devletlerinde Yahudiler her zaman "öteki" olarak kabul edilmiş ve dışlanmışlardır. Bilhassa 19. Yüzyıldan itibaren Yahudilerin Avrupa'daki durumu, antisemitizmin etkisiyle daha da kötüye gitmiştir. Bu sorunun kaynağı başta teolojik sebeplerdendi. Asırlar boyunca Yahudiler Hz.İsa'nın katili olarak görülmüş, kan iftiraları, ayin cinayetleri ile suçlamalara maruz kalmışlardır. Sonraki dönemlerde ise hükümetler tarafından ekonomik krizleri yaratan suçlular olarak gösterilmişlerdi. Avrupa'da milliyetçilik hareketinin genişlemesiyle birlikte antisemitizme tepki olarak Yahudi milliyetçiliğini temsil eden siyonizm ortaya çıktı. Yahudi aydınlar ve zengin Yahudiler tarafından kurulan hayır kurumları, din kardeşlerini yaşadıkları ülkelerde zorluklardan kurtarmak için yeni girişimlere başladılar. Bunlardan birisi de Baron de Hirsch rehberliğinde örgütlenmiş olan Jewish Colonization Association (JCA) idi. Yahudilerin Avrupa'dan ve Rusya'dan Filistin'e göçünü belirli bir düzen ve destekle temin etmek, bu kurumun öcelikli vazifesiydi. Geniş kapsamlı olan bu kurumun faaliyetleri gelecekte Yahudiler için hukuki güvence sağlayacak İsrail devletinin kurulmasına götüren kolonileşme sürecini başlattı.Öğe Kültepe'de ortaya çıkarılan Anadolu üslubundaki silindir mühür ve mühür baskıları üzerinde görülen Tanrı ve Tanrıça tasvirleri(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Tektaş, Mehmet; Kuzuoğlu, RemziAnadolu, jeopolitik konumunun yanında yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle en eski zamanlardan itibaren önemli bir coğrafya olmuştur. Anadolu'nun stratejik zenginliklerinin farkında olan Asur Şehir Devleti'nin yöneticileri, MÖ. 2. Binyılın başlarında Anadolu krallarıyla yaptıkları ticaret antlaşmalarıyla hem Anadolu'yu cazip bir ticaret merkezi haline getirmişler hem de ticaret vasıtasıyla Anadolu'nun zenginliklerini Asur'a taşınmasını sağlamışlardır Anadolu ile Asur arasında gerçekleşen uluslararası ticaretin yaşandığı bu dönem, Asur Ticaret Kolonileri Çağı (MÖ. 1974-1719) olarak adlandırılmakta olup Kayseri yakınlarındaki Kültepe (Kaniş) bu faaliyetlerin Anadolu'daki gayri resmi başkentidir. Kültepe'de gerçekleştirilen kazılarda binlerce arkeolojik eser gün yüzüne çıkartılmıştır. Asur Ticaret Kolonileri Çağı Anadolu ve Asur toplumuna dair bilgi veren bu ünik eserler arasında yerlilere ve Asurlu tüccarlara ait silindir mühürler ve mühür baskıları da bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar mühürlerin pek çok yönden üslup farklılıkları taşıdığını, ayrıca başta dini ve mitolojik sahneler olmak üzere ait oldukları kültürlere dair önemli bilgiler taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Bilhassa mühürler üzerinde görülen dini ve mitolojik sahneler hem Anadolu hem de Mezopotamya panteonuna dair önemli bilgiler vermektedir. Bu çalışmada; Anadolu'nun kadim yerleşimi Kültepe'de ele geçen Anadolu üslubundaki silindir mühürler ve mühür baskıları üzerinde görülen tanrı ve tanrıça tasvirleri ele alınarak konu hakkında bazı değerlendirmeler yapılmaya çalışılmıştır.Öğe Erken Cumhuriyet dönemi İçel tarihinin mühim bir kaynağı "Taş İli Gazetesi" (1923-1927)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Karataş, Ömer; Yıldırım, Cihanİçel ilinin merkezi olan Silifke, Karamanoğulları hakimiyetinden Osmanlı Devleti'ne geçmiş ve uzun yıllar Adana vilayetine bağlı sancak olarak varlığını sürdürmüştür. Erken Cumhuriyet döneminde 1933 yılına kadar Silifke ayrı bir il statüsündedir. İl statüsünde bulunan Silifke vilayetinin kendine ait "Taş İli" ismini havi bir "vilayet gazetesi" yayınlanmaktadır. Erken Cumhuriyet Dönemi Silifke ve bağlı kazalar hakkında siyasi, iktisadi ve sosyo-kültürel alanda önemli veriler sunan Taş İli gazetesi, Silifke hakkında yapılan çalışmalarda yeterli ilgiyi görmemiş, kent hafızası olarak nitelendirebileceğimiz bu eser birincil kaynak olarak kullanılmamıştır. Çalışmamızda Erken Cumhuriyet Dönemi İçel vilayeti hakkında mühim bir kaynak olan Taş İli gazetesinin TBMM arşivinde bulunan 1923-1927 yıllarına ait 93. nüshadan 216. nüshaya kadar mevcut nüshalar transkribe edilip gazetedeki haberler, makaleler sınıflandırılarak İçel'in siyasi, idari, iktisadi ve sosyo-kültürel hayatına dair veriler gün yüzüne çıkarılmıştır.Öğe Çivi yazısı(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Kurşun, Fatıma Büşra; Kuzuoğlu, Remziİnsanoğlu var oluşundan itibaren çeşitli iletişim yolları ile anlaşarak kendisini ifade etmiştir. Bu iletişim yollarından biri ve en etkili olanı konuşma yetisidir. Bir diğeri ise mağara duvarlarına ya da kaya üzerine çizilen resimlerdir ki bu çizimler aynı zamanda yazı serüveninin ilk adımını temsil etmektedirler. Zaman içinde yerleşik hayata geçilmesi, tarımın öncelikli geçim kaynağı olması ve diğer unsurların beraberinde getirdiği bazı zorluklar, seslerin sembol ve şekillere dönüşerek yazının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Böylelikle insanoğlu hem iletişimini kalıcı hale getirmiş hem de geleneklerini, kültürlerini ve tecrübelerini gelecek kuşaklara aktararak kalıcılığını ve kanıtlanabilirliğini sağlamıştır. Yazının mucidi Sümerler olup MÖ. 5. binyılın ortalarında Güney Mezopotamya'ya gelip yerleşmişlerdir. Arkeolojik ve filolojik çalışmalar Sümerlerin MÖ. 3200'lerde yazıyı keşfettiklerini ve ilk defa Uruk kentinde yazının kullanıldığını göstermektedir. Mezopotamya'ya nereden geldikleri hususu tartışmalı olan Sümerler, yerleştikleri coğrafyayı yaşanabilir kılmışlar ardından da geliştirerek krallıklarla yönetilen şehir devletleri haline getirmişlerdir. Sümer toplumunun temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılık ile buna bağlı olarak ticarettir. Halkın ürettiği mal ve ürünler tapınak ve sarayda toplanır, sarayın ihtiyaçları karşılandıktan sonra geriye kalan ürünler halka dağıtılırdı. Tapınaklarda toplanılan mal ve ürünler, kimin ne getirdiği ya da kime ne kadar verildiğinin tespiti için tapınak görevlileri tarafından sembollerden oluşan bir listeleme sistemi ile kayıt altına alınmıştır. Ancak, zaman içinde nüfusun artması, ürünlerin çeşitliği ve miktarının çoğalması kayıt için sembollerin yetmemesine neden olmuştur. Sümerler ortaya çıkan bu problemi sembollerin yerini farklı türlerdeki resimsel çizgiler kullanarak çözmüşler, böylece çivi yazısı olarak bilinen ilk yazı doğmuştur. Bu çalışmada, Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan çivi yazısının ortaya çıkışı, çözümlenmesi ve uygulandığı diller ele alınacaktır.Öğe Akad İmparatorluğu ve Akad ordusu / Akkadian Empire and Akkadian army(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Karaketir, Melike; Kuzuoğlu, RemziSami kökenli bir topluluk olan Akadlar, Sümerler döneminde (MÖ. Üçüncü binyıl) Mezopotamya'ya gelmişler ve bir süre bu bölgede bulunan Sümerlerin hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Sümer kentleri arasında yaşanan anlaşmazlıklardan faydalanan Akadlar, bir süre sonra bölgede üstün bir güç haline gelmiş ve Sargon önderliğinde bir imparatorluk kurmuşlardır. Yapılan bu çalışmada ilk olarak Sümerler döneminden itibaren Akadların varlığı ele alınarak, yükselmeleri, bir imparatorluk kurmaları ve sırası ile kralların gerçekleştirdiği seferler değerlendirilmiştir. Bu çalışma sonucunda Akad kralı Sargon döneminde yapılan askeri harekâtların Akadları büyük bir imparatorluğa götürdüğü, oğulları zamanında imparatorluğun korunduğu, torunu Naram-Sin döneminde ise askeri faaliyetlerin devam ettiği, Şar-kali-şarri döneminde ise imparatorluğun zayıfladığı ve bir süre sonra da yıkıldığı görülmektedir. Sonuç olarak; Akadlı Sargon liderliğinde başlayıp tarihin ilk imparatorluğuna giden yolda en büyük rolün Akad Ordusu'na ait olduğu anlaşılmaktadır.Öğe Ara rejim dönemlerinde Türkiye'nin dış politikası(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024) Çöklü, Hakan; Okumuş, OsmanTürkiye'de ara rejim dönemleri, Ordu'nun idareye doğrudan veya dolaylı olarak müdahale ettiği ve ülke yönetimine hâkim olduğu dönemleri ifade eder. Bu çalışmada Cumhuriyet tarihinde yaşanan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahaleleri sonrasında yaşanan ara rejim dönemlerinde Dış Politika uygulamaları, ara rejim öncesi ve sonrasıyla irdelenmiştir. Çalışma hazırlanırken; resmi kaynaklar, arşiv belgeleri, basın kaynakları, kitaplar ve çeşitli araştırma makalelerinden faydalanılmıştır. Giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşan çalışmanın odak noktası askeri yönetimlerin dış politika uygulamalarının analiz edilmesidir. Giriş bölümünde, ordu-siyaset ilişkileri genel bir perspektiften bakılarak özetlenmiş, Türkiye'de ara rejim dönemi ve özellikleri kısaca tanımlanmıştır. Ayrıca bölümlerin konu dağılımı ve içeriği hakkında özet bilgilere yer verilmiştir. Ana bölümlerde ilgili dönemler hakkında genel bilgilerle birlikte dış politika hususları anlatılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış, ara rejim dönemlerinde dış politika uygulamalarının karakteristik analizi yapılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.Öğe 40 numaralı Kalebend Defteri'ne göre Osmanlı'da suç ve ceza (1-100. sayfalar)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Ferhan Aydın, Beyza; Satılmış, SelahattinŞer'iyye sicilleri ve mühimme defterlerinin devamı niteliğini taşıyan kalebend defterleri, Osmanlı Devleti'nde suç ve cezalara dâir hükümlerin yer aldığı bir defterdir. XVIII. yüzyıldan itibaren tutulmaya başlanan bu defterler sayesinde suçlular, işlenen suç çeşitleri, suç ve ceza mahalleri, suçluların sosyal statüleri, meslekleri, cinsiyetleri, Müslüman olup olmadıkları hakkında detaylı bilgiler elde edilmektedir. Kalebend defteri olarak Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan 40 kalebend defteri içerisinden tez konusu olarak seçilen 40 Numaralı Kalebend Defteri, H. Evâhir 1249-1256/M. Ocak 1834/Şubat 1841 tarihleri arasını kapsamaktadır. Bahsi geçen bu defterin ilk 100 sayfası incelemeye tabi tutulmuştur. Bu sayfalar içerisinde 497 hüküm ve 613 mahkûm yer almaktadır. 248 ceza hükmüyle 327 suçlu mahkûm olarak çeşitli şekillerde cezalandırılırken, 249 ıtlâk hükmü ile 286 mahkûm serbest bırakılmıştır. İncelenen kısımda kalebend, cezîrebend, manastırbend, meks ü (zorunlu) ikâmet, nefy (sürgün) ve iskân olmak üzere 6 ceza türüyle karşılaşılmıştır. Suçlar, İstanbul başta olmak üzere Osmanlı coğrafyasının çok çeşitli yerlerinde işlenmiştir. Mahkûmların önemli bir kısmı Müslüman olmakla birlikte çok sayıda gayrimüslim de suç işleyerek ceza almıştır. Seyfiye, kalemiye, ilmiye, reaya gibi her sosyal statüden ve çok çeşitli mesleklerle uğraşan mahkûmlarla karşılaşılmıştır.Öğe Safevi Devleti'nde mezhep çekişmesinin siyasete etkisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Tarın, Hasan Ali; Soofizadeh, Abdolvahidİslamiyet'i kabul ettikten sonra mezhep çatışmaları ile tanışan Selçuklular kendilerini Şii İslam'a karşı Sünni İslam'ı müdafaa ederken bulmuşlardı. Şii Büveyhiler, Şii Fatımiler ve Batıni hareketin temsilcisi olan Hasan Sabbah ile mücadele eden Selçuklu yönetici ve vezirleri bu hedef doğrultusunda birtakım sosyal ve siyasi icraatlarda bulunmuşlardı. Moğolların Anadolu ve İran coğrafyasına gelerek buralarda yapmış oldukları zulümler buralarda yaşayan toplulukları tasavvufi oluşumlara yöneltmişti. İlhanlı Devleti zamanında kurulan Erdebil Tekkesi Mevlana ve Hacı Bektaş'ın tarikatlarından sonra ortaya çıkmış olan en kuvvetli tasavvufi oluşumdu. Erdebil merkezli ve Sünni inanış ekseninde kurulan Erdebil Tekkesi Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar zamanlarında Şiilik mezhebine doğru bir dönüşüm içerisine girmişti. Anadolu ve İran'dan çok sayıda gayrı Sünni grupların desteğini alan ve iyiden iyiye kuvvetlenen Erdebil Tarikatı'nın siyasi ve mezhebi dönüşümü Şeyh İsmail'in Safevi Devleti'nin kurması ile birlikte tamamlanmıştı. Devletini kurar kurmaz Şiiliği resmi mezhep ilan eden Şah İsmail komşusu olan Sünni devletler ile çekişmeler içerisine girmişti. İran'da Şiiliği yaymak için türlü katliamlarda bulunan Safevi hükümdarı dedesi ve babası zamanında Şiiliğin yayılmasını engelleyen Sünni Şirvanşahları tepelemişti. Birbirlerine karşı olan dini suçlamalar gibi birtakım sebepler ile Osmanlılar ve Özbekler ile de çatışmalara başlayan Şah İsmail siyasi çıkarları neticesinde Sünni Babürlüler ile ittifak yapmıştı. Devletin kuruluşunda önemli bir yeri olan Kızılbaşlar Şah Tahmasb döneminden itibaren büyük bir tehlike olarak görülmeye başlanmış ve yönetimden uzaklaştırılmaları ve Şiileştirilmeleri için çeşitli çalışmalar başlatılmıştı. Özbeklerin ortadan kalmasına kadar sürekli olarak çekişmeler içerisinde bulunan iki devlet arasında Osmanlılar da önemli bir yer tutmuştu. Şii Safevilere karşı Sünni Özbekler ile ittifaklar kuran Osmanlı yöneticileri Sünniliğin en önemli temsilcisi olmaktaydı. Mezhepsel meseleler hasebiyle sürekli ihtilaf halinde bulunan Safeviler ve Osmanlılar arasında yapılan bazı antlaşmalar ile İran'da Sünni mezhebinin değerlerine karşı yapılan kötü eylemler önlenilmeye çalışılmıştı. Safevilerin Kızılbaşları siyasi ve askeri manada etkisizleştirmek için yapmış oldukları toprakların statülerinin değiştirilmesi uygulaması zamanla stratejik bölgelerde askeri açıkların oluşmasına sebebiyet vermişti. Özellikle Şah Süleyman ve Şah Hüseyin dönemlerinde tasavvuf ve tasavvufa yakın olan Kızılbaşlar gibi bazı kesimler ile İran'da bulunan Sünni, Zerdüşt ve Yahudilere karşı uygulanan sert politikalar devletin yıkılış sürecini hızlandırmıştı. Dini baskılara daha fazla dayanamayan ve Safevi Devleti'nin askeri ve siyasi anlamdaki kötü halini gören Sünni Afganlar ayaklanma çıkarmış ve bu ayaklanmayı Nadir Bey Afşar bastırabilmişti. Afgan ayaklanmalarını bastıran Nadir Bey daha sonra Safevi hanedanına son vermiş ve kendi devletini kurmuştu. Bu çalışmada Safevi-Özbek ve Osmanlı üçgeninde meydana gelmiş olan çekişmelerin dini, iktisadi ve daha başka boyutlarına değinilmiştir.Öğe Soğuk Savaş döneminde SSCB'nin Kıbrıs politikası(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Pak, Kübra; Tuğluoğlu, FatihKıbrıs, tarih sahnesine çıktığı süreden itibaren Akdeniz'deki önemli konumu ile dikkat çekmektedir. Ancak ada içerisinde iki farklı toplum olarak bulunan Türkler ve Rumların varlığı sıkıntıları da beraberinde getirmekteydi. Özellikle 1931'de ortaya çıkmaya başlayan Enosis fikri ada içerisinde Türklere karşı kanlı eylemleri de beraberinde getirmeye başlamıştır. 1948 gelindiğinde Türkiye ilk defa basın aracılığı ile Kıbrıs'ta yaşananlardan haberdar olmaya başlamıştı. Diğer taraftan da SSCB soğuk savaşın başından itibaren ile ada içerisindeki Rumlara destek vermekteydi. Çünkü Doğu Akdeniz'de söz sahibi olarak rakibi ABD'yi saf dışı bırakmak amacındaydı. 1959'da Kıbrıs'taki çatışmaları bitirmek için Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Ancak Rumların kanlı eylemleri ve darbe girişimi cumhuriyet rejimini işleyemez duruma getirmişti. Kıbrıs Türklerine yönelik devam eden terör faaliyetleri nedeniyle 20 Temmuz 1974'te Türkiye Kıbrıs'a Birinci Barış Harekâtını ve 14 Ağustos 1974 İkinci Barış Harekâtını düzenledi. Adada bulunan Türklerin güvenliği arttırmak için ilk önce Kıbrıs Türk Federe Devleti sonra 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Bu çalışmanın amacı; Soğuk Savaş döneminde SSCB'nin uyguladığı Kıbrıs politikasının 1990'lı yıllara kadar geniş bir şekilde incelemektedir. Çalışma konusu olarak tercih edilmesinin sebebi ise; Kıbrıs sorunun SSCB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde büyük bir paya sahip olması ve bu duruma karşı konu hakkında kapsamlı çalışmanın yapılmamış olmasıdır.Öğe Salnamelere göre Konya Ereğlisi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) İnce, Merve; Satılmış, SelahattinSahip olduğu coğrafi ve özel konumu neticesinde birçok medeniyete ev sahipliği yapan Ereğli, Konya vilayeti salnamelerinin yayınlandığı 1868-1914 tarihleri arasındaki dönemde, Konya vilayetine bağlı olan Konya sancağının on kazasından biridir. 1868-1869 yıllarında Ereğli kazası, kaza merkezi, Karapınar ve Divle nahiyelerinden oluşmaktadır. Bu sırada Konya sancağının en büyük kazalarından biri olan Ereğli, 1870 yılında Karapınar nahiyesinin kaza olmasıyla birlikte kapladığı alan ve nüfus bakımından küçülmüştür. Karasal bir iklime sahip olan kaza, çeşitli bağ ve bahçeleri ile ziraate uygundur. Su bakımından zengin olması sayesinde ekili araziler, akarsular ve yeraltı sularından beslenmiştir. Ereğli kazasında hayvancılık da yaygındır. Osmanlı Devleti'nde seferlerin batıya doğru yönelmesiyle birlikte gayrimüslim nüfusunun artışı Ereğli kazasının demografik yapısının değişmesinde etkili olmuştur. Bu çalışmada 1868-1914 yılları arasında Ereğli kazasının tarihi, coğrafyası, demografik, idari, eğitim ve ekonomik yapıları ortaya konulmaya çalışılmıştır.Öğe Orta Çağ İslâm dünyası'nda pozitif bilim alanına katkıda bulunan bilim insanlarının hayatları ve faaliyetleri(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Boz, Merve Meltem; Soofızadeh, AbdolvahıdTarih bilimi; geçmişte yaşamış insanların yapmış olduğu faaliyetleri ve birbiriyle olan ilişkilerini, yer ve zaman göstererek bilgi, belge, bulgu ve kanıtlara dayandırarak neden-sonuç ilişkisi gözeterek, objektif bir şekilde anlatan bir bilim dalıdır. Tarih bilimini şekillendiren en önemli unsurlardan birisi yazının keşfidir. Yazının keşfiyle birlikte tarih alanının sınırları belirlenmiştir. İnsanların ilk nefes bulduğu andan itibaren başlayan bu serüveni bir bütün olarak incelemek oldukça güçtür. Böylece tarih kendi içerisinde bölümlere ayrılmış ve bunun adına çağlar taksimi denilmiştir. Çağları taksim etmenin en önemli sebebi; tarih alanında araştırma yapan araştırmacılara yol göstermek ve işlerini kolaylaştırmaktır. Çağ taksimini iki bölümde incelemek mümkündür. Bunlar; tarih öncesi çağlar ve tarihi çağlar olarak ayrılmaktadır. Tarih öncesi çağlar, yazının keşfinden önce gerçekleşen zaman dilimine verilen isimdir. Tarih öncesi çağlar, o dönem içerisinde kullanılan araç- gereç ve döneme damgasını vuran önemli madenlerden isimlerini almıştır. Örneğin; Tunç Çağı, Bakır Çağı, Maden Çağı, Demir Çağı gibi… Tarihi Çağlar ise, yazının keşfiyle birlikte gerçekleşen zaman dilimine verilen isimdir. Tarihi çağlar; İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni- Yakın Çağ olarak ayrılmaktadır. Bu dönemlerde gerçekleşen önemli olaylar bir çağı açıp diğerini kapatmıştır. Orta Çağ Döneminde İslâm dünyası; bilim, sanat, edebiyat, cebir, astronomi, fizik, kimya, biyoloji gibi birçok alanda ilklerin mimarı olmuştur. Örneğin; Muhammed b. Mûsâ Hârizmî'nin (780-850), cebir ve sıfırı keşfi, Câbir b. Hayyân'ın (721-815), modern anlamda ilk kimya laboratuvarı kurması Orta Çağ Dönemi için yenilikçi ilerlemelere örneklerdir. Bu gibi gelişmeler sayesinde İslâm dünyası, Orta Çağ döneminde "altın çağlarını" yaşamıştır; ancak Avrupa ve Batı dünyası, Orta Çağ Döneminde "karanlık çağlarını" yaşamıştır. Bunun sebepleri şunlardır; kilisenin dominant ve baskıcı tutumu, salgın hastalıklar, depremler, seller gibi etmenlerdir. Bu sebeplerden dolayı Avrupa dönem içerisinde bilim, sanat, edebiyat, kültür gibi alanlarda gelişme sağlayamamıştır. XV. yüzyılda Rönesans Dönemi ile Avrupa devletleri geri kaldığı birçok alanda kendini geliştirmeye başlamıştır; ancak birçok ilkin mimarı olan İslâm dünyası içerisinde yer alan Mâverâhünnehir Bölgesi gerileme dönemine girmiştir. Gerilemeye girmesinde en büyük etmen ise yanlış din algısını benimsemiş kesimlerle, bilimsel olgulara önem veren kişilerin mücadele etmesi olmuştur. Bu mücadele sonucunda din kavramını yanlış yorumlayan kişiler, Mâverâhünnehir Bölgesi'nde baskın gelmiştir. Dolayısıyla bilimsel ve ilmi faaliyetler sekteye uğramıştır. Tez çalışmasını gerçekleştirme amacımız Türk milletinde milli bir bilinç uyandırmaktır. Türk-İslâm senteziyle yetişmiş bilim insanlarının yapmış oldukları faaliyetler insanlık tarihi için önemli gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeler şuan bile günümüzde kullandığımız birçok aletin mekanik alt yapısını meydana getirmiştir.Öğe Kafkasya'daki Türkler ve Türkiye'nin Kafkasya Türkleri politikası(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Ateş, Cennet; Okumuş, OsmanKafkasya; Karadeniz ile Azak denizinin doğu kesimini ayıran Anapa yarımadasından başlayarak Hazar denizi kıyısındaki Apşeron yarımadasına varan Büyük Kafkas dağlarını ve iki yanında uzanan toprakları kapsar; bölgenin adı da bu sıra dağlarından gelmektedir. Coğrafi konum olarak ve yer altı yer üstü zenginlikleri bakımından önemlidir. Bölgede nüfus dağılımını coğrafya ve doğa şartları belirlemektedir. Önemli bir konumda bulunması sebebiyle tarih boyunca bir mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kafkasya bölgesi geçmişten günümüze Türklerin yurt olarak gördükleri bir bölge olmuştur. Kafkasya'daki Türk dünyası denildiğinde akla; Nogay Türkleri, Kundurlar, Karaçaylar, Balkarlar, Kumuklar, Azerbaycan Türkleri, Ahıskalı Türkler, Gürcistan Kıpçakları, Terekemeler, İran Türkleri ve Rusya'daki Türk halkları gelmektedir. Kafkasya'daki Türklerle ilişkilerin kurulması, geliştirilmesi ve devamlılığın sağlanması açısından Kafkasya, Türkiye için çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı bölgedeki Türkleri tanıtmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Kafkasya politikasını geçmişten günümüze kadar bütüncül bir bakış açısı ile ele almaktır.Öğe 13387 numaralı temettuat defterine göre Sızır köyü(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Doğanay, Belkıs; Aslan, TanerTanzimat Fermanı'yla birlikte Osmanlı Devleti'nde hayatın birçok alanında yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Toplumsal ve askeri yeniliklerin yanında ekonomik hayata yönelik olarak da birtakım yenilikler yapılmıştır. Temettuat defterleri de sosyal ve ekonomik hayattaki düzenlemelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan kayıtlardır. En küçük yerleşim birimine kadar buralarda yaşayan ahalinin isimleri, meslekleri, gelir kaynakları, sahip oldukları emtia ve senelik gelirleri gibi oldukça detaylı kayıtların olduğu bu defterler, her yerleşim biriminin sosyo-ekonomik yapısı hakkında bilgiler veren en önemli kayıtlar olarak görülmektedir. Sivas Eyaleti, Yozgat Sancağı'na bağlı Emlak Kazası'nın bir köyü olarak Sızır Karyesi'nde 1844 (M)/1260 (H) yılında tutulan kayıtlarda 88 hane reisinin adları, sahip oldukları mal-mülk ve bunlar üzerinden alınan vergiler detaylı olarak kaydedilmiştir. Hane reisleri 86'ya kadar numaralandırılmış, son iki haneye ise numara verilmemiştir. Bunlardan biri göçebe olarak karyede bulunmakta ve muhtar yamağı olarak çalışmaktadır. Bir diğeri ise amelelikte hayatını idame ettirmektedir. Anlaşın son iki sıradaki hane reisleri Sızır Karyesi'nde geçici olarak bulunmaktaydılar. Kayıtlara genel olarak bakıldığında, Orta Anadolu'nun tipik iklim özelliklerini gösteren Sızır Karyesi'nde ahali daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Meslek erbabı olan kişi sayısı azdır. Bunlar arasında yer alan "gurabcalık" adı ile geçen bir meslek oldukça dikkat çekmektedir. Günümüzde de kısmen devam eden, muhtemelen gilaboru meyvesi ticareti yapan bu kişilerin meslekleri yerel bir kavramla anılmaktadır. Bu mesleği günümüzdeki başka bir iş koluyla bağdaştıramadık. Kayıtlarda az da olsa hesaplama hatalarının yapıldığını görüyoruz. Ancak bunlar genel durumu etkileyecek derecede büyük hatalar değildir. Büyük bir kısmı tarım ve hayvancılıkla uğraşan ahaliden kazançlarına göre vergi alınmıştır. Bu da bize en azından Sızır Karyesi'nde Tanzimatla hedeflenen kazanca göre vergi alma politikasının başarıya ulaştığını göstermektedir. Sızır Karyesi'nin mikro seviyede sosyo-ekonomik durumuna ışık tutan bu kayıtlar titizlikle Latin harflerine aktarılmış ve her başlık kendi içince ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Oluşturulan genel bir tabloya göre başlıklar belirlenmiş ve buna göre bir inceleme sistemi benimsenmiştir. Metin içinde tekrar gibi görünen bazı hususlar, ya konuya dikkat çekmek ya da konuyu tamamlayıcı kılmak içindir.Öğe Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda Anadolu'da ipotek ve kefillik uygulamaları(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2023) Yılmaz, Eda; Kuzuoğlu, RemziHukuksal ilişkiler neticesinde insanlar alacaklı ve borçlu konumuna gelmekte olup, bunun neticesinde alacaklıların bir teminat talebinde bulunmaları gerekmektedir. Bu doğrultuda teminat araçları "aynî" ve "şahsi" olmak üzere iki temel bölüme ayrılmıştır. Bugün sayıları 23.500'e yaklaşmış çivi yazılı belgeler, Anadolu ve kısmen de olsa Asur toplumlarının muhtelif yönleri hakkında bilgi veren ana kaynaklardır. Eski Asurca çivi yazılı metinler incelendiğinde, aynî ve şahsi teminat araçları olan ipotek ve kefillik uygulamalarının Anadolu'da M.Ö. II. binyılın ilk çeyreğinde var olduğu anlaşılmaktadır. Tezimizde, Eski Asurca çivi yazılı belgeler sayesinde "Asur Ticaret Kolonileri Çağı'nda Anadolu'da İpotek ve Kefillik Uygulamaları" konusu incelenmiştir. Ayrıca bugünkü ipotek ve kefillik uygulamaları hakkında bilgi verilerek günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Anadolu'da görülen bu uygulamalar ayrıntılarıyla ele alınmıştır.Öğe Buhara Özbek Hanlığı vakayinamesi "Muhitü't-Tevarih" [Vr. 430a-489a] adlı eserin transkripsiyon ve değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Şenyıl, İsmail Hulusi; Ükten, Selim SerkanTürkistan coğrafyası jeopolitik ve stratejik konumundan dolayı geçmişten günümüze Türk devletlerinin hem eski yurdu, hem de günümüz Türk dünyası için önemli yaşam alanlarından birisi olmuştur. Bu coğrafyada kurulan devletlerin büyük çoğunluğu dünya tarihine yön vermiş olsa da XVII. yüzyıla gelindiğinde Türk devletleri eski güçlerini kaybetmeye başlamıştır. Bu devletlerden birisi de Buhara Özbek Hanlığı olmuştur. Buhara Özbek Hanlığı'nın teşekkül ettiği 1500'lü yıllarda en yüksek refah seviyesi Şibanîler döneminde yaşanmıştır. Astrahan Hanlığı'nın Ruslar tarafından işgal edilmesi sonucu Maveraünnehir bölgesine gelen Astrahanlı Özbekler Şibanîler tarafından kabul görmüşlerdir. Bu kabul edilmenin yegane sebebi Çingiz soyundan gelmeleridir. Şibanîlerden sonra Buhara tahtını ele geçiren hanedanlık Astrahan'dan göç eden Özbeklerin kurduğu Astrahanlılar olmuştur. Ancak bu dönem Buhara Özbek Hanlığı için duraklama sürecinin başlandığı dönemdir. Safevîler ve Hive Hanlığı ile yapılan savaşlardan alınan yenilgiler ve tahtı ele geçirmek isteyen hanedan üyeleri arasındaki mücadeleler devleti böyle bir duruma sürüklemiştir. Özellikle Subhan Kulu Han döneminde Hive Hanlığı ile yapılan mücadele sonucu devletin ne derece yıprandığını dönemin vakayinamesi "Muhitü't-Tevarih" adlı eser o zamanı anlamak için tarihi bir harita görevi görmektedir. Eser, Subhan Kulu Han'ın çetin mücadeleleri ve bunun yanında devletin iç meselelerindeki kaosu birinci ağızdan bizlere aktarmaktadır. Muhitü't-Tevarih'in müellifi Muhammed Emin İbn Mîrza Muhammed Zaman Buharî, Hz. Muhammed'in nurunun yaratılışından başlayarak Hz. Adem gibi pek çok peygamberin hayatı, dört halife dönemi, Emeviler, Abbasiler, Samaniler, Gazneliler, Çingizliler, Emir Timur devletinden bahsetmiş ve Buhara Özbek Hanlığı'nı Subhan Kulu Han dönemi ile bitirerek bir dünya tarihi vücuda getirmiştir. Bu eser siyasi olayların yanı sıra dönemin önemli şeyhleri, ünlü hocaları, nüvisleri, ressamları, nakkerecileri, nakkaşları, müzeyyenleri gibi çeşitli sanatçılar hakkında bilgiler barındırmaktadır. Çalışmamızın merkezine vakayinamenin Taşkent'te bulunan Çağatay Türkçesi ile yazılmış olan No. 836 numaralı nüshasını alarak Türkiye Türkçesine kazandırılması hedeflenmiştir. Taşkent nüshasından farklı olarak Paris ve St. Petersburg nüshaları ile karşılaştırılma yapılarak dönemin savaşları, iç karışıklıklar, isyanlar ve elçilik ilişkileri gibi konular araştırılmış, eserin detaylı değerlendirmesi ortaya konulmaya çalışılmıştır.Öğe Osmanlı savaş sanatında tüfek (15-17.yüzyıllar)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Önsel, Nihat; Ükten, Selim SerkanOsmanlı Devleti sınırları oldukça geniş olan ve asırlar boyunca yaşayan bir devlet olarak Türk tarihinin en önemli devletleri arasında yer almaktadır. Osmanlılar bu başarılarını büyük ölçüde yapmış oldukları savaşlar neticesinde elde etmişlerdir. Bu savaşları kazanmalarında ise ateşli silahların büyük etkisi olmuştur. Tüfek; top ile birlikte en önemli ateşli silahlardan bir tanesidir. İcat edildikten bir asır kadar çok uzun olmayan bir zaman zarfında orduların vazgeçilmez bir silahı haline gelmiştir. Tüfek devletlerin kaderlerini önemli oranda etkilemiştir. Devletlerin sadece siyasi ve askeri olarak değil iktisadi ve toplumsal olarak da etkilenmelerine neden olmuştur. Osmanlılar tüfekle tanışmalarından sonra kısa bir sürede kullanmaya da başlamışlardır. Osmanlılar tüfeğin savaş meydanlarındaki önemini hızlı bir şekilde kavramış ve üretimine bile başlamışlardır. Batı kaynaklarının belirttiklerinin aksine Osmanlılar kendilerine özgü tüfekler kullanmışlardır. Osmanlı ordusu da savaş meydanlarında tüfek ile yapılacak taktiklere göre ayarlanmıştır. Bu durum Osmanlıların kendileri özgü taktikler de kullandıklarını ortaya koymaktadır. İşte bu tez çalışmasında Osmanlı ordusunun XVIII. asra kadar kullandığı tüfekler tüm yönleriyle tanıtılmaya ve Osmanlı tüfekleri ile ilgili güvenilir bir çalışma meydana getirilmeye çalışılmıştır.Öğe 7 Numaralı Trabzon Ahkâm defteri transkripsiyonu (s.1-50)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Tekin Ergin, Şebnem; Şimşek, EyyupOsmanlı Devleti'nin temeli adalete dayanmaktadır. Adalet dairesinin merkezinde ise hükümdar yer almıştır. Hükümdar halkının haksızlıklardan korunması ve adaletli bir yönetimin sağlanması için titizlikle davranmak durumundadır. Halkının şikâyetlerinin önemsenmesinde ve bu şikâyetlerin giderilmesinde hükümdarın rolü büyüktür. Bizzat kendisi ilgilenemese dahi bu alanda görevli devlet memurları, şikâyetlerin dinlenmesi ve çözüm yollarının bulunmasında önemli bir yere sahiptir. Divân-ı Hümâyûn, bu sürecin işlemesinde İmparatorluğun en önemli müesseselerinden biri olarak görev yapmaktadır. Reayanın her türlü şikâyet ve sorunları bu müessese aracılığla çözüme kavuşmuştur. Divân-ı Hümâyûn'da alınan kararlar "Mühimme" adı verilen defterlere kaydedilerek imparatorluğun arşivlerinde saklanmıştır. Zamanla mühimme defterlerinin ihtiyacı yerince karşılamada eksik kalması ile birlikte "Şikâyet" defterleri ortaya çıkmıştır. Şikâyet defterlerinin imparatorluğun bütün eyaletlerine yetişmesi mümkün olmayınca daha doğrusu sorunların hâlli için yetersiz kalınca yeni bir defter olan "Ahkâm" defterleri ihdas edilmiştir. Ahkâm defterleri, İmparatorluğun her eyaletinde kurulmuştur. Toplamda 16 adet eyaletlere ait ahkâm defteri bulunmaktadır. 1742 yılında tutulmaya başlanan ahkâm defterleri, II. Meşrutiyet ile birlikte yavaş yavaş görevini tamamlamıştır. Tez çalışmasında, Trabzon eyaletine ait olan "7 Numaralı Trabzon Ahkâm Defteri'nin (s.1-50) Transkripsiyonu" yapılarak, Trabzon eyaletinin tarihine katkıda bulunulmak amaçlanmıştır.Öğe İtilaf Devletleri'nin Mütareke Dönemi'nde İstanbul'u işgaline karşı gösterilen tepkiler ve kamuoyu (1918-1920)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2022) Erdoğdu, Beyza; Yıldırım, CihatBirinci Dünya Savaşı'ndan yenik ayrılan Osmanlı Devleti, ağır şartları olan Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Mondros Mütarekesi Osmanlı Devleti için yeni bir sürecin başlangıcını oluşturacaktı. İtilaf Devletleri, mütarekenin hemen ardından Anadolu'nun dört bir köşesinde işgallere başlamıştı. 13 Kasım 1918'de İstanbul'u fiilen işgal ederek, birçok stratejik noktayı ele geçirerek kendi işgal yönetimlerini kurdular. Esaret altında bulunan İstanbul'u yaşanan bir takım olayları kullanarak 16 Mart 1920'de resmen işgal ettiler. İtilaf Devletleri'nin, Osmanlı Devleti'ni kontrol etmeye çalışmaları ve hem Anadolu'da hem de İstanbul'da yaptıkları faaliyetler neticesinde Anadolu'da Milli Mücadele başladı. Bu süreçte İstanbul'daki hükümetlerin uyguladıkları politikalar da genelde İtilaf Devletleri'nin istekleri doğrultusunda olmuş ve ülkenin yavaş yavaş ele geçirilmesine seyirci kalmışlardı. İtilaf güçlerinin her geçen gün artan askeri ve siyasi faaliyetleri, Milli Mücadele'nin daha aktif şekilde yürütülmesini sağlamıştır. Giderek daha da güçlenen Milli Mücadele'den rahatsız olan İtilaf Devletleri, bu harekete engel olmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Mütareke sonrası gelişen yeni durumları ve başlayan Milli Mücadele'yi halka duyurmakta önemli bir unsur olan basın, sansürle İtilaf Devletleri tarafından kontrol altında tutulmaya başlanmıştı. İstanbul basınında Milli Mücadeleye destek veren ve Milli Mücadele karşıtı olarak basın ikiye ayrılmıştı. Bu tez çalışması, İtilaf Devletleri'nin İstanbul'daki faaliyetleri ve Milli Mücadele'yi destekleyen İkdam gazetesi ile Milli Mücadele karşıtı Alemdar gazetesine o dönemde İstanbul'la ilgili gelişmelerin basına nasıl yansıdığını incelemeyi amaçlamaktadır.