Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Atıksu arıtımında mikroplastik uzaklaştırma potansiyelinin araştırılması: Ankara örneği(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Bayraktar, Hatice; Erkmen, Belda; Yazgan Tavşanoğlu, Ülkü NihanArtan plastik kullanımı ile sucul ekosistemlerde endişe verici kirletici olarak değerlendirilen mikroplastiklerin (MP) farklı kaynaklarının belirlenmesi önemli hale gelmiştir. MP'lerin hem alıcısı hem de kaynağı olarak değerlendirilen atıksu arıtma tesislerinde bu endişe verici kirleticilerin giderim verimliliklerine dair çalışmalar son yıllarda önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında; Türkiye'nin en büyük atıksu arıtma tesisi olan Ankara İli Merkezi Atıksu Arıtma Tesisi'nin (Tatlar-AAT) MP yükü ve giderim verimliliğinin belirlemesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında giriş, deşarj ve geliş hattı üzerinde seçilen üç istasyon olmak üzere beş farklı noktadan yağışlı (Nisan-2022) ve kurak (Ağustos-2022) dönemi temsilen örneklemeler yapılmıştır. Ayrıca tüm istasyonlardan suyun fiziko-kimyasal parametreleri değerlendirilmek üzere numuneler alınmıştır. MP'lerdeki boyut çeşitliliğinin de belirlenmesi amacıyla alınan numuneler farklı göz açıklıklarına sahip elek sisteminden geçirilmiş ve steril cam şişelere aktarılarak laboratuvar ortamına alınmıştır. Örneklemeler organik giderim işlemine tabi tutulmuştur. Ardından stereo mikroskop altında şekil, boyut ve renklerine göre sınıflandırılmıştır. MP miktarı yağışlı dönemde arıtma tesisi giriş noktasında (MP4) 191,3 MP/L iken deşarj suyunda (MP5) 38,7 MP/L, kurak dönemde ise giriş noktasında 175 MP/L, deşarj suyunda 24,1 MP/L olarak tespit edilmiştir. Tespit edilen MP tipleri fiber, fragment, film, mikroboncuk ve köpük olurken yağışlı ve kurak dönemde tüm istasyonlarda baskın MP tipi fiber (%79,50-%69,80) olarak belirlenmiştir. MP'lerin yağışlı ve kurak dönemde baskın renklerin sırasıyla siyah ve mavi, baskın boyut aralığının ise 10-100 µm (%77,42-%72,46) olduğu belirlenmiştir. Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (FTIR) spektroskopisiyle polimer yapıları karakterize edilerek 13 farklı tür saptanmış ve her iki dönemde de baskın türlerin polietilen (PE) polipropilen (PP) ve polistiren (PS) olduğu tespit edilmiştir. Tatlar-AAT'de MP giderim verimliliği yağışlı dönemde %80, kurak dönemde ise %86 olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında elde edilen bulgular, Tatlar-AAT'deki MP kirliliğinin azaltılmasına yönelik inovatif çözümlere ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.Öğe TNF?-doksorubisin yüklü altın nanopartiküllerin sentezi, karakterizasyonu ve meme kanseri tedavisinde kullanılabilirliğinin in vitro koşullarda araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2024) Jawad, Marwa Hassan Jawad; Öztürk, KamileBu çalışmada, meme kanseri tedavisinde inovatif bir yaklaşım olarak kullanılabilecek nanoteknolojik bir ilaç taşıyıcı geliştirildi. Altın nanopartiküller (GNP), tümör hücrelerini spesifik olarak hedeflemek amacıyla tümör nekroz faktör-? (TNF) ile modifiye edildi ve ardından doksorubisin (Dox) ile yüklenerek bir terapotik molekül oluşturuldu. Geliştirilen bu yeni ilaç taşıyıcı nanopartikülün anti-kanser etkisi, MCF-7 ve AMJ-13 meme kanseri hücre hatları ile sağlıklı hücre hattı olan REF hücrelerinde test edildi. Oluşturulan ilaç taşıyıcı nanopartikülün karakterizasyonu, ultraviyole-görünür spektroskopi (UV-Vis spektroskopi), transmisyon elektron mikroskobu (TEM) ve ELISA teknikleri kullanılarak gerçekleştirildi. MTT test ve klonojenite testi kullanılarak, TNF?, GNP, Dox, GNP-TNF? ve GNP-TNF?-Dox test bileşiklerinin meme kanseri hücrelerindeki sitotoksik etkisi saptanarak IC50 dozları saptandı. Test bileşiklerinin MCF-7, AMJ-13 ve REF hücrelerinde apotosisi indükleme potansiyeli AO/EtBr ile boyama sonrası fluoresans mikroskopta nüklear morfolojinin gözlemlenmesiyle araştırıldı. Ayrıca test bileşiklerini otofajiyi indükleme potansiyeli LC3 protein seviyesinin akışkan hücre sitometrisinde ölçülmesiyle değerlendirildi. Yapılan çalışmlar sonucunda, hazırlanan nanopartiküllerden GNP-TNF?-Dox kompleksinin diğer nanopartiküllere göre, özellikle bugün klinikte kullanılan Dox tedavisine göre daha etkin bir sitotoksisiteye ve antikanser etkiye sahip olduğu bulundu. Ayrıca GNP-TNF?-Dox komplekslerinin meme kanseri hücre hatlarında, kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde hücre çoğalmasını baskıladığı, bunu hem apoptosis hem de otofaji indüksiyonunu sağlayarak gerçekleştirdiği saptandı. Bu sonuçlar tezin en önemli amaçlarından birisi olan hedefe özgü kanser tedavisi yaklaşımının GNP-TNF?-Dox kompleksleri ile sağlanabileceğini ve etkin bir anikanser tedavisi oluşturabileceğini gösterdi.Öğe Türkiye'de yayılış gösteren 5 farklı bitki türünden (Festuca valesiaca L., Stipa pulcherrima subsp. epilosa (martinovsky) tzvelev, Asphodeline taurica (pall. ex m. bieb) endl., Juncus compressus jacq. ve Verbascum helianthemoides hub-mor.) selüloz izolasyonu ve karakterizasyonu(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2023) Metin, Harun; Karaman, Seher; Kaya, MuratBu çalışmada, Türkiye' de geniş yayılış gösteren ve doğal olarak yetişen dört bitki türü olan Festuca valesiaca, Stipa pulcherrima subsp. epilosa, Asphodeline taurica, Juncus compressus türleri ve endemik Verbascum helianthemoides türünden selülozik lif izolasyonu gerçekleştirilmiştir. İzole edilen selüloz liflerinin kimyasal, fiziksel ve morfolojik özellikleri FT-IR, TGA, XRD, SEM, elemental analiz yapılarak belirlenmiştir. Bitki türlerinin selüloz oranları Festuca valesiaca kök %57.7, Festuca valesiaca sap %44.49, Asphodeline taurica %73.91, Juncus compressus %43.51, Stipa pulcherrima subsp. epilosa %59.36 ve Verbascum helianthemoides %78.34 olarak bulunmuştur. Termogravimetrik analiz selülozik liflerinin bozunmasının üç aşamada gerçekleştiğini ortaya koymuş, maximum bozunma sıcaklıklarının 316.1 °C ile 337 °C arasında gerçekleştiği belirlenmiştir. XRD sonuçlarına göre kristallik indeksleri Festuca valesiaca kök %28.3, Festuca valesiaca sap %30.7, Asphodeline taurica %27.2, Juncus compressus %27.2, Stipa pulcherrima subsp. epilosa %26.7 ve Verbascum helianthemoides %25.5 olarak hesaplanmıştır. Lif yüzeylerinin pürüzlü yapıya sahip olduğu görülmüştür. Elemental analiz sonuçlarına göre liflerde sıra ile en fazla oksijen, karbon ve hidrojen elementlerinin varlığı saptanmıştır. Bu çalışmanın sonuçları tez konusu bitki türlerinden elde edilen selüloz liflerinin kimyasal, fiziksel ve morfolojik olarak benzer özelliklerde olduğunu göstermiş ve selüloz kaynaklı potansiyel uygulamalar için ve biyokompozit malzemelerin geliştirilmesi için uygun olduklarını göstermiştir.Öğe İç Ege Bölgesi sucul coleoptera (Dryopidae, Elmidae, Heteroceridae, Hydraenidae) takımı üzerine sistematik çalışmalar(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Güven, Mesud; Darılmaz, Mustafa Cemal2007-2009 yılları arasında Afyon, Denizli, Kütahya, Uşak ve 2019 yılında Burdur, Isparta illerinde gerçekleştirilen arazi çalışmaları sonucu Coleoptera takımına ait Dryopidae, Elmidae, Heteroceridae ve Hydraenidae familyalarından 1330 örnek toplanarak değerlendirilmiştir. Teşhis işlemleri sonucunda, 4 familyadan 10 cinse ait 34 tür ve 6 alttür tespit edilmiştir. Bu taksonlardan bilim dünyası için yeni olduğu değerlendirilen Hydraena cinsine ait 3 yeni tür ilk kez bu çalışma ile tanımlanmıştır. Çalışmada ele alınan taksonlardan 19 takson (Dryops caspius (Menetries, 1832), D. lutulentus (Erichson, 1847), D. rufipes (Krynicki, 1832), D. similaris Bollow, 1936, D. sulcipennis Costa, 1883, Heterocerus obsoletus Curtis, 1828, Elmis maugetii maugetii Latreille, 1802, E. rioloides (Kuwert, 1890), Grouvellinus caucasicus (Motschulsky, 1839), Limnius opacus opacus P. W. J. Müller, 1806, L. perrisi perrisi (Dufour, 1843), L. satanus Jäch, 1982, Riolus cupreus (P. W. J. Müller, 1806), R. nitens (P.W.J. Müller, 1817), Hydraena attaleiae Ferro, 1984, H. cata Orchymont, 1943, H. schoenmanni Jäch, 1988, Ochthebius maxfischeri Jäch, 1999, O. viridis viridis Peyron,1858) çalışma bölgesi için yeni kayıttır. Dryops similaris Bollow, 1936 türüne ait Denizli'den verilen kayıt bu tür için ülkemizden verilmiş ilk kesin lokalite kaydıdır. Çeşitlilik indeksleri kullanılarak yapılan değerlendirme sonucunda araştırma alanında Isparta Yazılı Kanyon Tabiat Parkı ve Denizli Süleymanlı Gölü'nün tür çeşitliliği açısından en zengin istasyonlar olduğu tespit edilmiştir.Öğe Antimikrobiyal etkiye sahip nanofiber tasarımlı yara yanık örtü materyali üretimi(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2022) Altındağ, Serap; Şam, Mesutapılan bu tez ile ipek kozasından elde edilecek saf ipek elektrospin tekniği ile nanofiber membranlara dönüştürülecek ve membranlara antibakteriyel etki kazandırmak amacı ile sipinlenecek polimer çözeltisine lizozim eklenerek lizozim ve ipek polimerinin beraber püskürtülmesi sağlanmıştır. Lizozim içeren ipek nanofibermembran üzerine selenyum çöktürülerek antimikrobiyal etkinin arttırılması sağlanmıştır. Bu sayede Gram pozitif hücrelerin peptidoglikan yapısına etki ederek antimikrobiyal etkiye sahip olan fakat gram negatif hücrelerin hücre duvarındaki lipopolisakkarit tabaka nedeni ile lizozimin antimikrobiyal etki gösterememesinden dolayı lipopolisakkarit tabakaya zarar verdiği literatürde rapor edilmiş olan selenyum membran üzerine çöktürülerek hem gram negatif hem gram pozitif mikroorganizmalara karşı etkili bir yara yanık örtü materyali sentezi gerçekleştirilmiştir. Klasik yara yanık örtü materyallerinin antimikrobiyal etkiye sahip olmaması nedeniyle yara bölgesinde oluşan enfeksiyonlar yaralı dokunun iyileşme sürecini geciktirmektedir. Tez kapsamında yapılan çalışmalar ile sistem ile hem yaralı bölge sentezlenen membran ile bir sargı bezi gibi sarılarak yaralı bölgenin izole edilmesi sağlanmıştır. Ayrıca sargı bezi olarak kullanılacak materyalin anti bakteriyel özellikte olması sağlanarak iyileşme sürecinin hızlanması için yeni bir materyalin sentezi gerçekleştirilmiştir.Öğe Taşeli Platosu ve Ermenek Vadisinin briyofit florasının (Antalya, Karaman, Mersin) araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2021) Uygur, Ahmet; Karaman Erkul, Seher; Tezer, TülayBu çalışma ile Taşeli Platosu ve Ermenek Vadisi'nin briyofit florası araştırılmıştır. 2018-2021 yılları arasında vejetasyonun farklı zamanlarında 77 istasyondan toplanan briyofit örnekleri teşhis edilerek 44 familya ve 102 cinse ait 262 takson tespit edilmiştir. Anthocerotophyta şubesi 1 familya ve 1 cinse ait 1 takson, Marchantiophyta şubesi 18 familya ve 21 cinse ait 26 takson ile, Bryophyta şubesi ise 25 familya ve 80 cinse ait 235 takson ile temsil edilmektedir. Bu taksonlardan Fissidens celticus Paton ve Ptychostomum marratii (Hook.f. & Wilson) J.R. Spence Türkiye'den ilk kez, Dicranella crispa (Hedw.) Schimp, Fissidens gymnandrus Büse ve Schistidium confusum H.H. Blom ise ikinci kez rapor edilmiştir. Henderson Türkiye kareleme sistemine göre 63 takson C12 karesi için yenidir. İçerdiği takson sayısı bakımından ilk üç familya Pottiaceae (59 takson), Brachytheciaceae (34 takson) ve Grimmiaceae (23 takson) olurken, en yaygın cinsler Ptychostomum (16 takson), Grimmia (13 takson) ve Orthotrichum (13 takson)'dur. Floristik listede taksonlar sistematik hiyerarşiye uygun olarak, toplanma lokaliteleri, Türkiye ve dünya dağılımları, bazı ekolojik özellikleri ve hayat formlarına ait bilgiler birlikte sunulmuştur.Öğe Çocukluk çağı astım etiyolojisi ile ilişkili genetik özelliklerin hastalık fenotipine etkisinin araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Atçeken, Nazente; Karaca, MehmetAstım, çocukluk çağının en sık görülen inflamatuar hastalığıdır. Astımın gelişiminde genetik, çevresel risk faktörleri ve epigenetik mekanizmalar birlikte rol oynamaktadır. Bu çalışmada GWAS (Genom Çapı İlişkilendirme Çalışmaları) ile doğrulanan 7 genetik lokusun (IL18R1 rs3771166, IL33 rs1342326, SMAD3 rs744910, GSDMA rs3894194, IL2RB rs2284033, ORMDL3/GSDMB rs2305480 ve RAD50 rs6871536) çocukluk çağı astımı ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışma kapsamında ISAAC (Çocuklarda Astım ve Alerjiler Uluslararası Çalışması) Faz II anketi ile değerlendirilen bireylere ait DNA örnekleri (n=920) KASP (Kompetatif Allel-Spesifik PCR) yöntemi kullanılarak genotiplenmiştir. Sonuçlar, Türk pediatrik gruba ait 114 farklı klinik ve kişisel karakteristikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Tek varyantilişki analizi rs6871536, rs2284033, rs2305480 varyantlarının astımla ilişkili fenotipler için risk faktörü olduğunu göstermiştir. Verilerin PheWAS analizi ile genetik özelliklerden 6'sının (IL33 rs1342326 hariç) 44 farklı astım fenotipi ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Genotip-Doku İfadesi (Genotype-Tissue Expression) analizi ile alellerin astım ve akciğer fonksiyonları ile ilişkili dokular dahil 48 farklı dokuda gen ifadesi üzerine etkisi araştırılmış, bakılan genetik özelliklerin genom çapı öneme sahip 237 eQTL ile ilişkili olduğu ve birçok genin transkripsiyonel regülasyonunu etkilediği belirlenmiştir. Genetik özelliklerin poligenik etkisini belirlemek amacıyla PRS (Poligenik Risk Skoru) hesaplanmış, RAD50 rs6871536 ve IL2RB rs2284033 arasında kombine etki gözlenmiştir. Bu araştırmanın sonuçları astım ve onların komorbiditelerine ilişkin yeni veriler ortaya koymakta, astım ile ilişkili lokusların genetik karakterizasyonuna dair bilgiler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Astım fenotipleri, Astım genetiği, PheWAS, GTEx, Genotipfenotip korelasyonu.Öğe Multiple myeloma kanser hücrelerinde bortezomibe karşı oluşan çoklu ilaç direnç mekanizmasının araştırılması(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Kozalak, Gül; Öksüzoğlu, EmineMultiple Myeloma (MM), kemik iliğinde malign plazma hücrelerinin birikmesiyle karakterize olan hematolojik bir kanserdir. Bortezomib myeloma tedavisinde kullanılan en etkin kemoterapötik ilaçtır. Fakat tedavi sürecinde bortezomibe karşı gelişen ilaç dirençliliği, kemoterapide başarıya ulaşmayı engellemektedir. Kanser hücrelerinde çoklu ilaç dirençlilik genlerinin (MDR) ifadesinin artması ilaç dirençliliğine sebep olan en önemli faktörlerden birisidir. Bu nedenle tez çalışmasında, MM hücrelerinde ilaç dirençliliğiyle ilişkili olan P-gp, MRP-1, MRP-2, MRP-3, MRP-6, MRP-7 ilaç taşıyıcı protein genlerinin ve GSTP1'in ifade düzeyleri araştırılmıştır. Bu çalışmada, multiple myeloma KMS20 (bortezomibe dirençli) ve KMS28 (bortezomibe hassas) hücre hatlarına MTT testi uygulanarak bortezomibin IC50 değerleri belirlenmiştir. Her iki hücre hattından RNA izolasyonları yapılarak cDNA'lar elde edilmiştir. Çalışılan genlerin ifade düzeyleri qRT-PCR ile analiz edilmiştir. Gen ifade analizleri sonucunda MM'de bortezomib dirençliliğinden esas sorumlu taşıyıcının P-gp (MDR-1) olduğu bulunmuştur. Bortezomibin büyük olasılıkla GSTP1 ile glutatyonlanarak MRP taşıyıcılarıyla hücreden atıldığı düşünülmektedir. MRP-7'nin bortezomib dirençliliğinden sorumlu olduğu ilk kez bu çalışmayla açığa çıkmıştır. Ayrıca uzun süre yüksek bortezomib dozuna maruz kalmayla MRP-1 ifadesinin ortaya çıktığı ve bu durumdaki MRP-2'nin bortezomib dirençliliği gelişiminde kısmen etkili olduğu da tespit edilmiştir. MRP-6 ifadesinin bortezomib dirençliliğiyle ilişkisinin olmadığı ilk kez bu çalışmayla gösterilmiştir. MRP-3 ifadesi kullanılan her iki hücre hattında da tespit edilmemiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ifadesi yüksek olan genler uygun siRNA'lar veya baskılayıcı moleküller kullanılarak engellenebilir. Multiple myeloma için bu çalışmayla birlikte diğer tüm dirençlilik mekanizmalarının aydınlatılmasıyla tedavi şekillerinin kişiye özel olarak geliştirilmesi de mümkün olabilecektir.Öğe Azadirachtin pestisitinin sazan balığı (Cyprinus carpio L. 1758)'nda hormonal, hematolojik, antioksidan ve histopatolojik etkileri(Aksaray Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018) Korkmaz, Nuh; Örün, İbrahimBu çalışmada azadirachtin'in ticari formlarından biri olan Neemazal-T/S'nin (10g/L AZA) farklı doz (1,20 ppm ve 2,40 ppm) ve süreye (4 gün ve 30 gün) bağlı olarak Cyprinus carpio'daki hormonal, hematolojik, antioksidan ve histopatolojik etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda hormonal parametreler değerlendirildiğinde; kontrol grubuna göre serum BH, IGF-1, TT3 ve TT4 düzeylerinde meydana gelen azalma ile TSH, ST3, ST4, ACTH, kortizol, TNF-?, IL-1? ve IL-6 düzeylerinde meydana gelen artışlar hem akut hem de subkronik sürede doza bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Süreler arası karşılaştırmada ise her iki doz grubunda akut ve subkronik sürelerde serum TSH, ST3, ACTH, kortizol, TNF-?, IL-1? ve IL-6 düzeylerinde istatistiksel olarak artış anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ancak süreler arası karşılaştırmada 2,40 ppm doz grubunda akut ve subkronik sürelerde serum ST4 düzeylerinde istatistiksel olarak artış anlamlı bulunmasına rağmen (p<0,05) serum TT3 ve TT4 düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0,05). BH ve IGF-1 düzeylerinin süreler arası karşılaştırılmasında ise akut ve subkronik sürelerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Hematolojik parametrelerin analizinde elde edilen bulgulara göre WBC, granülosit sayısı, Hct, Hb, MCV ve MCH değerleri, sadece AZA 2,40 ppm grubunda istatistiksel olarak azalmıştı. MCHC ve monosit oranlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Süreye bağlı karşılaştırmalar ise WBC, lenfosit ve granülosit oranları subkronik dönemde ve sadece 2,40 ppm doz grubunda istatistiksel olarak anlamlı iken Hb konsantrasyonu ve Hct değerleri, 2,40 ppm doz grubunda istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Antioksidan parametrelerin değerlendirilmesinde, solungaç ve karaciğer dokularında MDA düzeylerindeki artış; SOD, CAT ve GSH-Px enzim aktivitelerinde ise azalma her iki doz grubunda da kontrol grubuna göre anlamlı bulunmuştur. Süreye bağlı olarak karaciğer ve solungaç dokularında subkronik dönemde MDA düzeyindeki artış istatistiksel olarak anlamlı iken SOD, CAT ve GSH-Px enzim aktivitelerindeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlıdır. Solungaç dokusu histopatolojisinde subkronik dönemde epitellerde ayrılma, sekonder epitel lamelde düzleşme ve kısalma doza bağlı olarak artmıştır. Subkronik dönemde karaciğer histopatolojisinden elde edilen bulgular, sinüzoidal boşlukta vakuolar dejenerasyon, mononükleer infiltrasyon ve hidropik dejenerasyondur. NeemAzal-T/S organik bir insektisit olan azadirachtin içermesine rağmen, Cyprinus carpio'da hormonal parametreler, hematolojik parametreler, antioksidan enzim sistemi, solungaç ve karaciğer histopatolojisi üzerine doz ve süreye bağlı olarak toksikolojik etkiye sahiptir.