Cilt 2, Sayı 3, Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 14 / 14
  • Öğe
    Küresel seküler ahlakın dini mi? Dinin ahlakı mı?
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Evren, Mehmet
    Yazar kitabına Ömer Nasuhi Bilmen‘in yaşamı hakkında bilgi vererek başlıyor. Buna göre, Bilmen 1884 yılında, Erzurum‘un Ilıca (Aziziye) ilçesine bağlı, eski adı Salasor olan Sarıyayla köyünde dünyaya gelmiştir. Daha küçük yaşta babasının ölümü üzerine onun eğitimini üstlenen amcası Ahmediye medresesi müderrisidir. 20 yaşına kadar Narmanlı Hüseyin Haki Efendiden kısa bir müddet ders almıştır. 1908 yılında İstanbul‘a gitmiş ve burada Fatih Medresesi‘nde müderrislik yapmıştır. Daha sonra hukuk fakültesinin sınavlarını kazanıp hukuk okumuştur. En iyi dereceyle hukuk fakültesinden mezun olan Bilmen, 28 yaşında öğrencilik hayatını bitirmiştir. Çalışma hayatında Darüşşafaka Lisesi‘nden, İstanbul üniversitesi hukuk fakültesi öğretim üyeliği ve 1960 yılında üstlendiği Diyanet İşleri Başkanlığı kadar çok çeşitli kademelerde görev almıştır. En son Diyanet İşleri Başkanlığı görevini 10 ay sonunda 'bozulmayan dinde reform olmaz' diyerek sonlandırmıştır. Bilmen, 87 yaşında iken, 12 Ekim 1971 günü, İstanbul Fatih‘teki evinde hayata gözlerini yummuştur. Şuan mezarı İstanbul Edirnekapı Sakızağacı şehitliğindedir.
  • Öğe
    Din tabiidir
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Bloom, Paul; Çifçi, Osman Zahid
    Dikkate değer entelektüel ilgi alanı ve geniş sosyal yaygınlığına rağmen, din, çağdaş gelişim psikologları tarafından ihmal edilmiş durumdadır. Fakat son yıllarda, çocukların belli bazı evrensel dini fikirlere ilişkin kavrayışlarını araştıran, yeni ortaya çıkan bir yığın araştırma gün yüzüne çıkmış durumdadır. Bazı yeni bulgular, dini inancın iki kurucu nitelikteki bakış açılarının –ilahi aracılara/faktörlere inanç ve ruh beden düalizmine inanç- küçük çocuklara doğal bir şekilde geldiğini iddia etmektedirler. Bu araştırmada bunlar kısaca gözden geçirilip bunlara ilişkin geleceğe yönelik öneriler tartışılmaktadır.
  • Öğe
    Tanrı bir rastlantı mı?
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Bloom, Paul; Çifçi, Osman Zahid
    Oldukça fazla din olmasına rağmen, dünyadaki nerdeyse herkes aynı şeylere inanmaktadır: Ruhun ve ahiretin varlığına, mucizelere ve evrenin ilahi bir güç tarafından yaratıldığına. Son zamanlarda psikologlar, çocukların zihinleri üzerinde araştırma yaparlarken bu durumu açıklayabilecek birbiriyle alakalı iki gerçeği keşfettiler. Birincisi; insan doğaüstü olaylara inanmaya yatkın olarak dünyaya gelmektedir. İkincisi ise; bu yatkınlık, ters giden bilişsel işlevlerin tesadüfî bir yan ürünüdür.
  • Öğe
    Din, ahlak, evrim
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Bloom, Paul; Çiçek, Nuri
    Din nasıl evrimleşmiştir? Din bizlerin ahlaki inanışları ve ahlaki davranışlarımız üzerinde nasıl bir etkiye sahiptir? Bazı akademisyenler dinin özgecilik davranışını bir kimsenin ait olduğu gurubun üyelerine yönelik geliştirmek üzere evrimleştiğini ortaya attığından bu sorular bir biriyle ilişkilidir. Burada anket çalışmalarından, hazırlık deneylerinden ve dinin ırksal ön yargı üzerine etkileri üzerine korelasyon çalışmalarından edinilen verileri gözden geçirip değerlendirdim (hem ülke içi hem de diğer ülkeleri kapsayan). Bu çalışmalardan, dinin iyi ahlaki etkilere ve güçlü kötü ahlaki etkilere sahip olduğu sonucuna vardım. Ama bunlar başka insan uygulamalarıyla birlikte paylaşılan dinin boyutlarına bağlıydı. İlgi çekici bir şekilde, özellikle dini inanışlar için çok az bir delil bulunmaktaydı.
  • Öğe
    Sahabenin ravilerin zabtı konusunda yaptıkları (sebepleri ve yolları)
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) El-Hûrî, Muhammed Avde Ahmed; Karabacak, Mustafa
    Bu çalışmada sahabenin ravilerin zabtına verdiği önem incelenmiş, onların zabta önem verme sebepleri ile bu konudaki metodları üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışma hadislerin zabtı konusunda sahabenin ortaya koyduğu eksik ve fazla rivayetlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunacağı amaçlanmıştır. Bu çalışmada sahabenin zabtını te’kid için değişik yolların ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar da şunlardır: Haberi araştırmak için Kur’anî emre uymaları, Sünneti Nebeviyyeyi koruma hırsları bu konuda gevşekliğe hoşgörülü davranmamaları, ravinin hatasından veya yanlış yazma ihtimalinden dolayı yalana güvenmemeleri, kendi bilgisine aykırı bir rivayet söylendiğinde ravinin zabtını te’kid için doğrudan Hz. Peygamber’e müracaattır. Yine bu çalışmada ravinin zabtını bilmek için sahabenin dayandığı yollar tespit edilmeye çalışılmıştır: Doğrudan kaynağa müracaat, sikanın muvafakatı, sikanın şehadeti veya yemini ile, ezberindekini yazılı metinle veya yazılı metindekini ezberindeki ile kıyaslama ile veya da bir başkasının haber vermesiyle ravinin zabtını bilme.
  • Öğe
    Kıraatlerin tefsire etkisi ((İbn Âşûr örneği)
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Akkuş, Murat
    Bu çalışmada kıraatlerin tefsire etkisi ferşî kıraat farklılıkları bağlamında ele alınacaktır. Ferşî kıraat farklılıkları ise nahiv ve sarf yönünden kıraat farklılıkları başlıkları altında örneklendirilecektir. Bu örneklendirmeler son dönem müfessirlerinden İbn Âşûr’un (ö.1 393/1973) tefsiri “et-Tahrîr ve’t-Tenvîr” üzerinden gerçekleştirilecektir. Verilen örnekler mütevatir kabul edilen kıraatlerden oluşacak şaz kıraatler yer verilmeyecektir. Amacımız, kıraatlerin ayetleri anlamlandırmadaki etkisini İbn Âşûr’un tefsiri çerçevesinde ele almaktır. Yeri geldikçe diğer kaynaklardan da istifade edilecektir.
  • Öğe
    Osmanlı dönemi müfessirlerinden Mehmed Şükrullah Gelenbevî ve tefsirciliği
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Eren, Ali Cüneyt
    Vahyin nazil olduğu dönemden günümüze kadar, Kur’ân’ın anlaşılması yönünde şifahi ve kitabi olmak üzere birçok çalışma yapılmış, tefsir sahasında çok ciddi ilmî miras bırakılmıştır. Osmanlı dönemi tefsir örnekleri de bu mirasın günümüze kadar uzanan son halkasıdır. Tarihin tozlu raflarında kalıp, gün ışığına çıkmayı bekleyen bu mirasın daha yakından incelenmesi, Kur’ân-ı Ke-rim’in değer ve içerik olarak gelecek nesillere aktarılması açısından anlamlı olsa gerektir. Çalışma XIX. YY. Osmanlı İlim ve kültürünü ele alan ve özellikle Osmanlı toplumu eğitim kurumlarında Tefsirin değerlendirildiği birinci bölüm, Mehmed Şükrullah’ın hayatını ele alan ikinci bölüm ve yazarın tefsirciliğinin incelendiği üç bölümden oluşmaktadır. Tanıtımını yaptığımız Âsâr-ı Nûr adlı tek ciltlik bu eser Osmanlı son dönem tefsir örneği olarak kaleme alınmıştır. Çalışma karakteristik açıdan Osmanlı ilim geleneğini yansıtmaktadır. Kendinden sonrası ilim anlayışına referans teşkil etme niteliğinde bir örnektir. Eser, klasik tefsirlerde müşahede edilen tafsilatların bulunmadığı, daha çok toplumu irşada yönelik ‘Meâl-Tefsîr’ tarzının örneklerindendir. Çalışmada Âsâr-ı Nûr ve rivayet ve dirayet açısından tefsir metodu hakkında genel hatlarıyla bilgiler verilmiştir. Eserin tefsir yönü, tarihi, tasnif ve sunum biçiminin kendine özgü yönlerinin tespiti, makalenin temel amacını teşkil etmektedir.
  • Öğe
    Abdürrezzâk Kâşânî (ö. 730/1330) ve tefsirdeki metodu
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Kaya, Mehmet
    Abdürrezzâk Kâşânî (ö. 730/1330) otuz beş eser vermesine ve Davud-u Kayserî (ö. 751/1350), İsmail Hakkı Bursevî (ö.1137/1725), Âlûsî (ö. 1270/1854), Cemâleddin el-Kâsımî (ö. 1332/1914) gibi müfessirleri etkilemiş olmasına rağmen ilim dünyasında hak ettiği yeri alamamış, ayrıca sufi olmasına rağmen Bâtıni olmakla itham edilmiştir. Kâşânî’nin, Hakâiku’t-Te’vîl adlı tefsirinin te’vîl bölümlerinden oluşan Te’vîlâtü’l-Kur’ân’ı ise defalarca Tefsîri Şeyhi’l-Ekber adıyla İbn Arabî (ö. 638/1240)'ye nispet edilerek basılmış ve bu isimle şöhret bulmuştur. Kâşânî’ye aidiyeti kesin olan bu eserde işarî tefsir yöntemi ağır basmakla birlikte yer yer literal yorumlara da rastlanılmaktadır. Ayrıca eserde antropomorfist ve hurufi çizgide yorumlar da yapılmıştır. Biz bu çalışmada, işarî tefsirin vahdeti vücut döneminde yaşamış olan Abdürrezzâk Kâşânî ve tefsiri Te'vîlâtü'l-Kur'ân'ı inceleyeceğiz.
  • Öğe
    Arap dili belâğatında iç içe övgü pekiştirme sanatı istitbâ‘ ve Kur’ân’dan örnekler
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Uçar, Hasan
    En öz tanımıyla “birbirine bağlı ve iç içe iki övgü unsurunun birlikte bulunması” demek olan istitbâ, metnin arka planını görmeyi amaçlayan bir okuyucu için derin anlamları keşfe açan bir bedî‘ terimidir. Muzâafe, medh-i muvecceh, idmâc, ta‘lîk, tekmîl ve te’kîdu’l-medh bimâ yuşbihu’z-zem sanatlarıyla ilişkili olan istitbâ‘ terimleşme sürecinde bu kavramlardan bazılarıyla eş anlamlı olarak kullanılmış, bazılarından da nüanslarla ayrılmıştır. Özellikle âyetlerin idmâc sanatı kapsamında değerlendirmesi, istitbâ‘ teriminin kullanımını ötelemiştir. Bu anlamda istitbâ‘ sanatına dair Kur’ân-ı Kerîm’de az sayıda örnek bulunması, anlamsal iç içeliğin idmâc sanatına; sadece övgü unsurunun birlikteliğinin ise istitbâ‘ sanatına hasredilmesi sebebiyledir.
  • Öğe
    Emmanuel Levinas felsefesinde “başkalık ve aynılık” problemi
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Kader, Cemzade
    Bu makalede öncelikle Levinas felsefesinde önemli bir kavram olan Ben kavramından hareket edilerek başkalık ve aynılık problemi açıklanmaya çalışıldı. Çünkü Levinas felsefesinde Batı felsefesinden farklı olarak varlığın temelini ontoloji değil, etik ilişki oluşturmaktadır. Bu etik ilişki Ben ve başkalık arasındaki ilişkiyi de temellendireceğinden, ontoloji üzerinden hareket edildiğinde Ben ve Başka aynılaştırılmış olur. Bundan dolayı gelenekten kopuş ancak dil düzleminde gerçekleşebilir ve Levinas felsefesinin en temel noktasını da Başkası’yla kurulacak olan etiksel dil düzlemi oluşturmaktadır. Devamında, etik de beraberinde sorumluluk kavramını getireceğinden dolayı sorumluluk kavramından hareket edildi. Ben ve Başkası arasındaki sorumluluk ilişkisi koşulsuz, sınırsız ve tek yönlü olduğundan bu ilişkinin kaynağını bulmak ise mümkün değildir, çünkü bu ilişki Sonsuz’u kendi içerisinde barındırır. Ben’in kendisiyle olan özdeşliğini kıran art zamanlılık sorumluluğun sonsuzlaşması anlamına gelmektedir.
  • Öğe
    Adâlet kavramı ve Şia’da sahâbenin adâleti meselesi
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Demirel, Harun Reşit
    Sözlükte adalet, doğruluk ve dürüstlük anlamına gelirken bir hadis terimi olarak ravinin hadis rivayet ehliyetini ifade etmektedir. Hadis usûlcüleri adalet ve zabt için birtakım şartlar ileri sürerler ki adalet için ileri sürülen şartlar; kizbu’r-ravî, ittihamu’r-ravî bi’l-kizb, fısku’r-ravî, bidatu’r-ravî ve cehaletu’r-ravî olmak üzere beştir. Onlar bu ifadeleriyle kişinin adalet sahibi olabilmesini bu şartlara bağlamışlardır. Bu şartlar sahabe hariç tüm raviler için aranan şartlardır. Sahabenin hepsi adâlet sahibi kabul edildiği için Ehl-i sünnet uleması sahabenin tamamını âdil olarak görmüşler ve cerh dışı tutmuşlardır. Şia, sahabenin tanımında her ne kadar Sünnî muhaddisler gibi düşünseler de adaleti konusunda farklı düşünmektedirler. Kendi aralarında bir takım farklılıklar arz etse de sahabenin çoğunu farklı sebeplerden dolayı cerh etme yoluna gitmişler hatta daha ileri giderek bir kısmını küfürle itham ederek edaletlerine dil uzatmışlardır. Bu çalışmamızda biz; Şia’nın sahabeyi cerh ve tadil ederken ileri sürdükleri delillerini ve Ehl-i sünnetin bu konudaki itirazlarını inceleyerek bir değerlendirme yapacağız.
  • Öğe
    Turkish Sunni-Alevi dialogue methodology: A proposal for projects using Qur'an citations in classical alevi sources
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Argon, Kemal Enz
    The prospect of Sunni-Alevi inter-Muslim dialogue can be a sustained long-term project and is not a novel concept in Turkey: there has been official and academic activity in this regard. What may appear to be deficient is the existence of ideologies for inter-Muslim dialogue and reconciliation and also long-term strategies and technique for this. Ideologies for inter-Muslim dialogue can be gleaned from existing activist and academic sources, including existing material for peace-building and interfaith dialogue also borrowing from other material describing interfaith dialogue methodology. In the case of Sunni-Alevi dialogue, a strategic focus on Qur'anic content found in classical Alevi sources presents a promising option for dialogue material that could be of interest both to Sunnis and Alevis. Academia presents a major potential to foster this dialogue and to benefit from hosting it. Various existing organizational methodologies can be used in this regard and they can be augmented with additional existing methodologies, roundtables and focus groups, benefiting academic production as well as understanding between Sunnis and Alevis.
  • Öğe
    Türk dizileri üzerine kültürel ve ideolojik bır değerlendirme: “made in Turkey”
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Geçer, Ekmel
    Bu makale; Türk televizyonlarında son yıllarda artış gösteren ve aynı zamanda kültürel bir dönüşüme neden olduğu iddia edilen “Türk yapımı” (made in Turkey) dizilerin etrafında dönenen tartışmalara değinerek küresel ve yerel ölçekte oluşturduğu “popüler kültür” etkileşimini, bu etkileşim sürecini şekillendiren kültürel vurguları, ulusal ve uluslararası bir literatür taraması eşliğinde vermeyi hedeflemektedir. İdeolojik karşı çıkışlar, modernite, geleneksellik, popüler kültür, film çalışmalarındaki gelişmeler ve sosyal kimliklerin, dinin, milliyetçiliğin ve toplumsal cinsiyetçiliğin yeniden inşa edildiği medya temsilleri bu makaledeki temel öğelerdendir. Öte yandan, bu kültürel yapımların orijinleri, ekran dışındaki (yazılı basın, kamusal alan, akademik çalışmalar) temsilleri ve bu dizilere yöneltilen bilimsel ve toplumsal tepkilere de bu çalışmada değinilmiştir.
  • Öğe
    Kemal Paşazade’nin Fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî adlı risalesinde fars diline ait görüşleri
    (Aksaray Üniversitesi, 2015) Bayer, İsmail
    Bu çalışma, Yavuz Sultan Selim’e ‘kazasker’lik, Kanûnî Sultan Süleyman’a ‘şeyhulislam’lık yapmış olan, Türk, Arap ve Fars dillerinde üç yüzden fazla kitap ve risaleyi kaleme almış olan, dedesine nispetle Kemal Paşazâde ve İbn-i Kemâl (1468-1534) künyeleriyle şöhret kazanan Şemseddin Ahmed b. Süleyman’ın Arapçadan sonra en fasîh ve en gelişmiş dünya dilinin Farsça olduğunu ifâde etmek için kaleme aldığı “fî Fadîleti’l-Lisâni’l-Fârisî ale’l-Elsineti sive’l-Lisâni’l-Arabî” adlı risalesini konu edinmektedir.