Cilt 3, Sayı 2, Makale Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Primer mesane karsinomunun karaciğer metastazı: olgu sunumu(Aksaray Üniversitesi, 2022) Ergün, UğurMesane kanseri genitoüriner sistemin en sık görülen kanserlerinden biridir. En sık lenf nodları, akciğer, karaciğer, kemik ve adrenal bezlere metastaz yapmaktadır. Daha çok lokal invazyon yaptığı bilinen mesane kanserin karaciğer metastazı oldukça nadir görülmektedir. Bu yazımızda karaciğerdeki metastatik lezyonlarından tru-cut ile biyopsisi tespit edilen primeri mesane tümörü ile uyumlu saptanan olgu sunuldu. Yaklaşık bir hafta sonra çoklu organ yetmezliği nedeniyle yaşamını kaybeden hastaya ileri tetkik ve tedavi yapılamadı. Bu sebeple erken tanı ve tedavi için metastatik karaciğer lezyonların ayırıcı tanılarında çok nadir de olsa primerin mesane tümörün olabileceği unutulmamalıdır.Öğe Penetran Toraks yaralanması olgu sunumu(Aksaray Üniversitesi, 2022) Bayarsaikhan, Goomaral; Aksoy, Sadullah; Erdoğan, AbdullahToraks travmaları 40 yaş altındaki erkeklerde rastlanılan en sık ölüm nedenidir. Penetran ve künt travma olarak ikiye ayrılabilir. Penetran toraks travmaların, birçoğunda büyük operasyonlara ihtiyaç duyulmaz. Birçok hasta tüp torakostomi + kapalı sulatı drenajı ile tedavi edilebilir. Bu olgumuzda penetran bir toraks travması sonrasında ender olarak gözüken bir cerrahi endikasyonu sunmayı amaçladık.Öğe Genetik hastalıklar ve testlere etik ilkeler açısından bakış(Aksaray Üniversitesi, 2022) Hayırlıdağ, MustafaGenetik, genlerin yapı ve işlevleriyle genetik özelliklerin kalıtımını inceleyen bilim dalıdır. Genetik bilimi Mendel’in 19. yüzyılın ortalarındaki çalışmalarından köken almaktadır. Ancak Mendel’den önce de kalıtım hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Modern anlamda genetik ise moleküler bazda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde teknolojik imkanların da gelişimiyle yapılmakta olan genetik testler de bir hayli ilerlemiştir. Bu çalışmada, genetik bilimine ve yapılan testlere genel bir bakıştan sonra etik ilkeler açısından değerlendirme yapılmıştır. Genetik hastalıklar ve onların tanısında uygulanan testler ve sonuçları, temel insan hakları ve etik ilkeler açısından bazı durumlarda etik sorunsallar oluşturabilmektedir. Bu durumlarda klinik etik devreye girmektedir. Bireyin ve toplumun haklarını gözeten bir yaklaşım ancak evrensel etik ilkeler ve temel etik rehberler ışığında mümkündür.Öğe Tularemi ilişkili deri lezyonları(Aksaray Üniversitesi, 2022) Karaayvaz, Serhat; Alkan, SevilTularemi zoonotik bir hastalık olup, sporadik vakalara veya salgınlara neden olabilir. Ülkemiz de hastalığın görüldüğü ülkelerdendir. En sık prezentasyonu boyunda lenfadenopatidir. Ancak hastalık deri bulguları dahil çeşitli klinik sunumlara neden olabilir. Bu derleme çalışmasında, tulareminin deri tutulumlarının literatür eşliğinde incelenmesi amaçlandı.Öğe COVID-19 pandemisinde ilaç tedavileri ve hastane eczacısının rolü(Aksaray Üniversitesi, 2022) Avcı, Ebru; Gürcü, Sinem; Kutsal, ÖzlemYeni Koronavirüs (SARS-CoV-2) ilk olarak Çin’de tanımlanan solunum yolları enfeksiyonuna sebep olan bir virüstür. Bu virüsün neden olduğu Covid-19 hastalığı güncel olarak 170 milyon insana bulaşmış ölümcül bir hastalıktır. Çok sayıda insanın enfekte olması sebebiyle halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Sağlık çalışanları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok büyük risk altındadır. Hastalığın önlenmesi ve tedavisinde, doktor ve hemşireler gibi eczacılar önemli sorumluluklar üstlenmişlerdir. Hastane eczacıları ise pandemi süresince ilaç yönetiminde artan iş yükü ile diğer sağlık mensupları ile beraber çalışmışlardır. Bu makalede hastane eczacılarının pandemi koşullarında görevleri, tedavide kullanılan ilaçların temini ve hazırladıkları majistral preparatlar hakkında farkındalık oluşturmak amaçlanmıştır.Öğe Aksaray illindeki gebelerde Toxoplazma Antikor Seroprevalansının değerlendirilmesi(Aksaray Üniversitesi, 2022) Bülbül, Ramazan; Bekmezci, MeryemHer yaş grubunda görülebilen, özellikle duyarlı gebe kadınlarda intrauterin enfeksiyonlara neden olarak perinatal yüksek morbidite ve mortaliteye yol açan Toksoplazmozis tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunudur.Çalışmamızda, son 3 yıl içerisinde Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesi kadın hastalıkları ve doğum polikliniklerine başvuran risk grubu kadınlarda konjenital enfeksiyona neden olabi¬len Toxoplasma gondii’ye karşı oluşan antikorların seroprevalansı araştırıldı. Gereç ve yöntemler: Çalışmamız 2018 nisan ile 2021 mart yılları arasında hastanemize başvuran risk grubunu oluşturan gebe kadınlardan alınan serum örneklerinin toxoplasma gondiiye karşı oluşan Anti toxoplazma Ig M ve Ig G antikor test sonuçları içerisinde mikropartikül Enzim Immunoassay yöntemi (Axsym Plus immünoanalizör, USA) ile çalışıldı Bulgular: 456 hastanın 3’ünde (%0,6) IgM pozitif olarak bulunmuştur. Bu 3 hastanın 2’sinde IgG negatif olarak görülürken 1 tanesinde IgG pozitif olarak bulunmuştur. Bu hastanın IgG aviditiesi de düşük olarak bulunmuştur. 456 hastanın 78’inde (%17.1) IgG pozitif olarak gelmiştir. Sonuç: Ülkemizde bölgelere göre toxoplasmosis seropozitifliği oldukça değişkenlik arzetmektedir. Çalışmamızda IgG ve IgM seropozitivitesinin ülkemizin genel ortalamasının altında olması beslenme alışkanlığıyla ya da taramanın halen yetersiz olması ile açıklanabilir.Öğe Çocuklarda D vitamini düzeylerinin bazı faktörler açısından incelenmesi(Aksaray Üniversitesi, 2022) Özdin, Mehmet; Mundan, DurhasanD vitamini yetersizliği, bebekleri ve adölesanları etkileyen sağlık problemi olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, XXX eğitim ve araştırma hastanesine kayıt yaptıran 0-18 yaş arası çocuklarda D vitamini düzeylerinin incelenmesi amaçlandı. Bununla birlikte D vitamini seviyesinin yaş, cinsiyet, yıl ve mevsim faktörlerine göre istatistik bakımından önemli bir farkın olup olmadığını belirlendi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Çocuk Hastalıkları Polikliniği'ne 01.03.2018-01.03.2021 yılları arasında başvuran 784 hasta çocuklar dahil edildi. Bu çalışmada, hastane laboratuvarımızda çocukların yaş, cinsiyet, yıl ve mevsim faktörlerine göre D vitamini değerleri tespit edildi. Otoimmun hastalıklar, diyabet, romatoid artrit, kardiyovasküler hastalıklar, multipl skleroz, kanser hastalığı olanlar ve D vitamini kullananlar çalışmaya dahil edilmedi. Veriler, SPSS 26.0 paket programı ile student t testi ve one-way anova kullanarak analiz edildi. Bulgular: Hastaneye gelen 784 hastaların 337’si erkek (%43), 447’si kız (%57) çocuklarından oluşmaktadır. Kızlarda serum D vitamini düzeyi 37,58±9,86 ng/mL, erkeklerde ise 37,18±10,58 ng/mL olarak hesaplandı. Serum D vitamini düzeyi ortalama 37,41±10,15 ng/mL olarak bulundu. Kış aylarında D vitamini yetersizliğinin görülme sıklığı %33,76±11,83 ng/mL iken, yaz aylarında ise %37,35±11,68 ng/mL olarak tespit edildi. D vitamini düzeyleri sadece yıl faktörü açısından önemli (p<0.001) bulundu. Fakat cinsiyet, yaş ve mevsime göre anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Hastanemize başvuran çocuklarda D vitamini yetersizliği tespit edildi. Cinsiyet, yaş, yıl ve mevsim faktörlerine göre çocuklarda D vitamini düzeylerinin farklı düzeylerde değişiklik gösterdiği sonucuna ulaşıldı. D vitamini seviyelerinin düşük olması, birçok kronik hastalıklar ile ilişkili olduğundan D vitamini düzeylerinin belirlenmesi ile bu hastalıkların erken teşhisi hakkında ön bilgi elde edilebilecektir.Öğe Panik bozukluğu olan bireylerde kişilik özellikleri ve bilişsel özelliklerin değerlendirilmesi: klinik ve sağlıklı grupların karşılaştırılması(Aksaray Üniversitesi, 2022) Kuru, Erkan; Bilgiç, Adnan Burak; Özdemir, İlkerPanik bozukluk, beden duyumlarının kişisel felaketlere yol açacak şekilde çarpık yorumlanması sonucu gelişen, adaptif olmayan kaçınma ve güvenlik sağlayıcı davranışlarla pekişen ruhsal bir bozukluktur. Panik bozukluk, tüm kişilik özellikleri ile görülebilmekle birlikte, c kümesi kişilik özellikleri ile daha sık görülmektedir. Kişilik özellikleri, bilişsel özellikler ve anksiyete ilişkisinin belirlenmesi, hastaların terapi sürecine katkı sağlayabilir. Bu çalışmada, panik bozukluk şiddeti ile bilişsel özelliklerin ve kişilik özelliklerinin ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 45 panik bozukluk tanılı birey ve 31 sağlıklı gönüllü katıldı. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, panik bozukluğu şiddet ölçeği, kişilik inanç ölçeği-kısa form, otomatik düşünceler ölçeği, fonksiyonel olmayan tutumlar ölçeği, durumluk ve süreklilik kaygı envanteri, Beck depresyon ölçeği ve Beck anksiyete ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Hasta grubunun tüm ölçek skorları, kontrol grubundan yüksekti. Hasta grubu, sağlıklı gruba kıyasla anlamlı düzeyde yüksek çekingen, bağımlı, pasif agresif, antisosyal, narsistik, paranoid ve borderline kişilik özellik skorlarına sahipti. Panik bozukluk şiddeti yüksek olan grupta çekingen, bağımlı, narsistik ve borderline kişilik özellikleri anlamlı düzeyde yüksekti. Sonuç: Panik bozukluğu tanılı bireyler yüksek düzeyde olumsuz otomatik düşünce ve ara inançlara sahiptir. Anksiyete özelikleri dışlandığında, durumluk kaygı ile hiçbir kişilik özelliği korelasyon göstermezken, sürekli kaygı çekingen, bağımlı, borderline kişilik ile ilişkili bulunmuştur. Bu durum kaygının, daha çok ara inançlarla ilişkili olabileceğini düşündürmüştür. Kişilik özellikleri, panik bozukluk şiddeti yüksek bireylerde daha ön plandadır.Öğe Kritik COVID-19 hastalarında kullanılan N-asetilsisteinin(NAC) klinik bulgulara, inflamatuar parametrelere böbrek fonksiyonlarına olan etkileri(Aksaray Üniversitesi 2022 Aksaray Üniversitesi Tıp Bilimleri Dergisi 3 2 2757-6655, 2022) Altınkaya Çavuş, Mine; Sipahioğlu, HilalBu çalışmada N-asetilsistein (NAC)’in COVID-19 nedeniyle üçüncü basamak yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalarda; klinik bulgulara, inflamatuar parametrelere, böbrek fonksiyonlarına olan etkileri araştırıldı. Materyal ve Metod: Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya, Nisan- Eylül 2020 tarihleri arasında COVİD-19 PCR pozitifliği doğrulanmış 190 yetişkin hasta dahil edildi. Standart tedaviye ek olarak NAC (2400mg/gün dozda intravenöz olarak günde 1 defa) alan hastalar ile tek başına standart tedavi verilen hastaların klinik ve laboratuar bulguları karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında yaş (p=0.423), cinsiyet (p=0.086), entübasyon (p=0,196), ölüm (p=0,387), hastane yatış (p=0,085) ve yoğun bakım yatış gün sayısı (p=0.584) açısından fark saptanmadı. Birinci gün, üçüncü gün, yedinci gün, onuncu gün ve onbeşinci gün bakılan CRP (C-reactive protein), ferritin, fibrinojen, nötrofil, lenfosit sayısı, D-dimer, kreatinin değerlerinde NAC alan ve almayanlar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: COVID-19 nedeniyle 3. Basamak yoğun bakım yatışı olan hastalarda NAC tedavisi ölümü, hastane yatış ve yoğun bakım yatış gün sayısını etkilememiştir. Aynı zamanda inflamatuar parametrelere böbrek fonksiyonlarına olumlu veya olumsuz bir etki göstermemiştir.