Yazar "Kaymaz, Bahar" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 4 / 4
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe 1 Numaralı Karaman Ahkam Defteri'nin transkripsiyonu (s. 61-121)(Aksaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2019) Kaymaz, Bahar; Aygün, NecmettinTarih, bir bakıma “geçmişin bilgisi”dir. Geçmişin bilgisinin fayda sağlar niteliğe kavuşması için zamana göre yeniden değerlendirmeye tâbi tutularak üretilmesi gerekmektedir. Tarihsel bilgi, “bilimsel ölçütlerden geçirilmesi hâlinde” anlam kazanır ve böylelikle âna ve geleceğe fayda sağlar. Aksi takdirde tarihsel bilginin bugünü anlamaya ve yarına katkı sağlamaya fazla bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla geçmişe ait olay ve olguların analiz edilmesi günlük yaşamın kolaylaşması bağlamında önem taşımaktadır. Bu nedenle konumuz olan ahkâm kayıtları Anadolu’nun sadece sosyal ve iktisadi geçmişine dair değil, aynı zamanda günümüzdeki yaşam şartlarının özelliklerine dair bilgi sunmasıyla da irdelenmesi gereken kayıtlardır. Osmanlı Devleti, tarih boyunca hüküm sürmüş devletler arasında haksızlığı giderme ve adaleti tesis etme konusunda nam salmış büyük devletlerden biridir. Devlet, kurmuş olduğu sistem ile ahaliye sınırsız şikâyet hakkı tanımış, ahali de tebaası olduğu devlete karşı her ortamda ve her durumda hakkını aramada serbestçe hareket etmiştir. Nitekim kişi, en alt kademede yer alan kadı mahkemesinden en yukarıda yer alan Divan-ı Hümâyûn’a veya onun da üstü olan Padişah’a başvurarak hakkını arayabilmiştir. Bu şekilde Divân-ı Hümâyûn’a intikal eden şikâyetler ve bu şikâyetler ile ilgili çözüm minvalindeki hükümler için hususi defterler oluşturulmuştur. Divân-ı Hümâyûn’a iletilen şikâyetlerin görüşülmesinden sonra verilen hükümlerin birer suretinin eyaletler ile ilgili defterlere kaydedilmesiyle Eyalet Ahkâm Defterleri ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda araştırmamız olan 1 Numaralı Karaman Ahkâm Defteri’ndeki kayıtlar üzerinden Osmanlı’da ahalinin devlete ve devletin de ahaliye olan tutumunu hukuksal boyut önceliğinde ortaya koyabilmekte, zamanla devlet sisteminde ortaya çıkan bazı bozuklukların da izini sürebilmekteyiz. Yine bu defterler vasıtasıyla Osmanlı kırsalının sosyal ve iktisadî şartlarını açığa çıkarabilmekte, vatandaşın ağırlıklı olarak hangi konularda sıkıntıya düşmüş olduğunun tespitini yapabilmekteyiz. Neticede bu çalışma Osmanlı devlet-millet örgütlenmesinin kodlarını göstermesiyle önem taşımakta olup, Karaman Eyaleti’nin tarih boyunca geçirmiş olduğu sosyal ve iktisadi sürece dair önemli veriler içermesi ve daha farklı çalışmalara kaynak teşkil edecek olmasıyla da mühim yer tutmaktadır.Öğe 1740’larda, Orta Anadolu’da yetimler İle bayanların miras paylaşımı(Aksaray Üniversitesi, 2017) Kaymaz, BaharOsmanlı toplumu mutlak egemen, patrimonyal bir hükümdara bağımlı iki büyük zümreden meydana geliyordu. Düzenli ordu mensupları, saray ve bürokrasi, ilmiye mensuplarının tamamı padişahın otoritesini temsil eden askeri sınıfı oluşturuyordu. Üretimle uğraşan ve vergi veren müslim, gayrimüslim ve bütün halk gurupları ise reaya zümresi olarak adlandırılırdı. Gayri müslimler zimmî hukukuna göre idare edilmekteydiler. Bunlar kamu görevi üstlenmezler ve buna karşılık vergi ödemekle yükümlüdürler.Öğe 323 yıl önce Avrupa’nın güneşi doğarken: Zenta Savaşı(Aksaray Üniversitesi, 2020) Keleş, Adem; Kaymaz, BaharZenta, Macarca Szenta, Sırpça Senta, bugün Sırbistan Cumhuriyeti’nin Voyvodina eyaletine bağlı bir şehirdir. Tuna Nehrinin kollarından biri olan Tisa Nehrinin sağ tarafında nehir alüvyonlarının meydana getirdiği katı bir terasta yer alır. İlk kayıtları 1216 yıllarına kadar dayanan Zenta, uzun süre Macar Krallığı idaresinde kaldı. 1241-1242 yılları arasında Moğolların akınlarına hedef oldu. Bir ara Sırp despotlarının eline geçtiyse de 1506’da serbest şehir statüsü kazandı. 1526 Mohaç Muharebesinin ardından Voyvodina bölgesini ele geçiren Çar Yovan’ın egemenliğine girdi. 1527’de Yovan’ın öldürülmesiyle Osmanlı idaresine geçti ve 1541’de de Segedin sancağına bağlandı. XVII. yüzyılın ortalarında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi, şehrin kalesini küçük bir palanga olarak tasvir ettikten sonra, içerisinde kiliseden çevrilme küçük bir camii, birkaç dükkân ve bahçelerinin olduğundan bahseder. 1596-1597 yılına kadar Osmanlı membalarında zikredilmeyen Zenta, bu tarihte Osmanlı Devleti’nin seyrini değiştirecek kadar mühim bir yenilgiye sahne olduğundan özellikle Avrupalı tarihçilerce büyük bir ehemmiyet kazandı.Öğe Kitap değerlendirme: Osmanlıda isyan iklimi erken modern dönemde Celâli İsyanları(Aksaray Üniversitesi, 2021) Kaymaz, BaharOsmanlı Devleti’nin 16. Yüzyılın ikinci yarısından sonra yaşadığı sıkıntılara, bunların nedenlerine ve çözümlerine dair çok çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir. Nitekim Mehmet Öz’ün de belirttiği gibi 1970’li yıllara kadar, XVI. Asrın ikinci yarısında başladığı varsayılan bir “Osmanlı çözülmesi”nden bahseden tarihçiler giderek bu dönemi ifade etmek üzere “buhran”, “dönüşüm” veya “değişim” tabirlerini kullanmaktadırlar. Esasen bir Osmanlı Çözülmesinden ziyade bir değişim ve dönüşümden ve bunun sonuçlarından bahsetmek daha yerinde bir yaklaşım olur. Bu bağlamda özellikle 16. Yüzyılın ikinci yarısından sonra; padişahların yetişme tarzlarının değiştirilmesi, girilen uzun soluklu savaşlar ve bunların ekonomik ve sosyal etkileri, askeri alandaki teknik yetersizlik ile birlikte Avrupa’nın gerisinde kalınması, nüfus artışı ve yaşanan ekonomik kriz gibi sıkıntılar bu değişim ve dönüşümün birer parçasıdır. Bu noktada 1596’da zuhur eden Celâli isyanları, devletin içinde bulunduğu olumsuz şartlar içerisinde yaşadığı sıkıntıların, halka yansımalarının en önemli örneklerinden bir tanesidir. Bu minvalde tanıtımını yapacağımız eser, Osmanlı Devleti’ni bu isyan ortamına sürükleyen sebepleri ve süreci ele alması açısından son derece önemlidir. Nitekim yazar devletin yaşadığı bu büyük çaplı isyanın nedenlerine farklı bir açıdan bakarak iklimin bu süreçte öncü bir rol oynadığını savunmuş, iklim şartlarında yaşanan değişiklikler ve zorkoşulların, uğraşının büyük bir bölümü tarım ve hayvancılık olan topluma yansımalarını göz önüne alarak bu süreci değerlendirmiştir. Bu bağlamda yazar, ilerleyen sayfalarda da görüleceği üzere Osmanlının bu durumunun bir gerileme ve çürüme değil bir dönüşüm olduğunu belirtmiş ve iklimin de bunda öncü bir rol oynadığını savunmuştur.